Kaho Nashiki, Japonca adıyla 梨木香歩, roman, çocuk ve gençlik edebiyatı, deneme, doğa yazısı, resimli kitap ve çeviri alanlarında eser veren Japon yazardır. 1959’da Kagoshima’da doğdu. Doğa ile insan ruhu arasındaki ilişkiyi, bireyin kendi kimliğini kurma sürecini, ölüm ve yaşam döngüsünü, farklı kültürlerin karşılaşmasını ve gündelik dünyanın içinde hissedilen görünmez varlıkları kendine özgü bir edebî dille ele aldı.
Doshisha Üniversitesinden mezun olduktan sonra İngiltere’de bulundu ve çocuk edebiyatı yazarı Betty Morgan Bowen’ın yanında çalıştı. İngiliz çocuk edebiyatıyla kurduğu ilişki, özellikle doğanın yalnızca fon olmadığı, karakterlerin iç dünyasıyla birlikte yaşayan bir alan hâline geldiği eserlerinde etkisini gösterdi.
Japonya’ya döndükten sonra psikolog Hayao Kawai’nin çevresinde çalışma fırsatı buldu. Yazmak Nashiki için çocukluk ve gençlik yıllarından beri önemli bir ifade alanıydı; ilk romanının yayımlanmasında da Kawai ile kurduğu ilişki belirleyici oldu.
Profesyonel edebiyat kariyerindeki büyük çıkışı Nishi no Majo ga Shinda ile gerçekleşti. 1994’te yayımlanan eser, okula gitmek istemeyen Mai adlı genç kızın İngiliz kökenli büyükannesinin yanında geçirdiği dönemi anlatır.
Mai’nin büyükannesi aile içinde “Batı’nın Cadısı” olarak anılır. Ancak romandaki cadılık olağanüstü güçlerden çok yaşamı dikkatle gözlemlemek, kendi kararlarını verebilmek, günlük işleri bilinçli biçimde yapmak ve doğayla ilişki kurmak üzerinden tanımlanır.
Eser çocukluk ve yetişkinlik arasındaki geçişi, okuldan uzaklaşmayı, yas, ölüm, doğa ve bireysel iradeyi birlikte ele aldı. Nishi no Majo ga Shinda, Japon Çocuk Edebiyatçıları Derneği Yeni Yazar Ödülü, Niimi Nankichi Çocuk Edebiyatı Ödülü ve Shogakukan Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü.
Roman uzun süre geniş bir okur kitlesine ulaştı ve 2008’de Shunichi Nagasaki yönetmenliğinde sinemaya uyarlandı.
1996’da yayımlanan Uraniwa, Nashiki’nin fantastik çocuk ve gençlik edebiyatındaki önemli eserlerinden biridir. Roman, geçmişte İngiliz bir ailenin yaşadığı eski evin gizemli arka bahçesine giren Terumi adlı genç kızın yolculuğunu anlatır.
Terumi’nin fantastik dünyadaki macerası yalnızca dışsal tehlikelerle mücadele değildir. Kardeş kaybı, aile içindeki mesafe ve çocuklukta oluşan yaralarla yüzleşme, fantastik yolculuğun psikolojik karşılığını oluşturur.
Uraniwa, ilk Çocuk Edebiyatı Fantastik Büyük Ödülü’nü kazandı. Eser, Nashiki’nin gerçek dünya ile masal, mit ve bilinçdışı arasında geçirgen sınırlar kurduğu anlatı anlayışının önemli örneklerinden biri oldu.
1990’ların sonunda yayımlanan Rika-san ile Karakuri Karakusa birbirleriyle bağlantılı eserlerdir. Rika-san’da genç Yōko’ya armağan edilen eski Japon bebeği Rika, geçmişteki sahiplerinin anılarını ve duygularını taşıyan özel bir varlık olarak anlatıya girer.
Karakuri Karakusa 1999’da yayımlandı. Eski bir evde birlikte yaşayan dört genç kadın; dokuma, boyama, bitkiler ve Rika adlı eski oyuncak bebek çevresinde birbirlerinin yaşamlarına bağlanırlar.
Roman, modern bireyin yalnızlığına karşı geleneksel el sanatlarını, ortak yaşamı, bitkilerle ilişkiyi ve kuşaklar arasında aktarılan belleği öne çıkarır. Rika-san ile Karakuri Karakusa aynı kurmaca çevrenin parçaları olarak okunabilir.
Nashiki’nin deneme alanındaki önemli dönemeçlerinden biri 2002 tarihli Haru ni Nattara Ichigo o Tsumi ni oldu. İngiltere’de geçirdiği dönemlerden, farklı kültürlerle karşılaşmalarından ve insanlar arasındaki farklılıkların nasıl birlikte yaşayabileceğinden hareket eden eser, yazarın kurmacasında görülen kültürler arası bakışın deneme biçimindeki karşılığıdır.
2004’te yayımlanan Iemori Kitan, Nashiki’nin en karakteristik kurmaca dünyalarından birini kurdu. Yaklaşık yüz yıl önce yaşayan genç yazar Watanuki Seishirō, ölen arkadaşı Takadō’nun ailesinden kalan eski bir evin bakımını üstlenir.
Bu evde insan dünyasıyla doğaüstü dünya arasında kesin sınırlar bulunmaz. Kappa, denizkızı, ejderha, ölü insanlar, bitkiler ve başka varlıklar Watanuki’nin gündelik yaşamının olağan parçaları hâline gelir.
Aynı yıl yayımlanan Murata Efendi Taitoroku, Iemori Kitan ile bağlantılı bir başka anlatıdır. Watanuki’nin arkadaşı Murata bu kez romanın merkezine geçer.
Roman 1899’da Osmanlı İmparatorluğu’nda geçer. Japonya’dan arkeoloji araştırmaları yapmak üzere İstanbul’a gelen Murata, İngiliz bir kadının işlettiği pansiyonda Alman Otto, Yunan Dimitris ve farklı toplumsal geçmişlerden insanlarla birlikte yaşamaya başlar.
Murata İstanbul’da Osman Hamdi Bey’in müzesi çevresinde arkeoloji araştırmaları yürütür. Eski uygarlıkların kalıntıları, dinî inançlar, Osmanlı toplumunun çok kültürlü yapısı ve dönemin siyasal gerilimleri onun gözlemlerinin parçalarına dönüşür.
Romanın temel meselelerinden biri insanın milliyetinin, dininin veya devletinin başka insanlarla kurduğu kişisel bağların önüne geçip geçmemesi gerektiğidir. Farklı halkların temsilcileri aynı sofrayı ve gündelik yaşamı paylaşırken devletler arasındaki siyasal ilişkiler onları birbirinden ayırmaya başlar.
Eserin Türkçe baskısı Murata Efendi'nin Türkiye Seyahatnamesi adıyla 2026’da Can Yayınları tarafından yayımlandı. Japoncadan Türkçeye Vaner Alper çevirdi.
Türkçe başlıktaki “seyahatname” sözcüğüne rağmen eser yazarın kendi Türkiye gezisini anlattığı bir gezi kitabı değildir. Murata adlı kurmaca bir Japon araştırmacının Osmanlı topraklarında geçirdiği yılları anlatan tarihsel ve fantastik özellikler taşıyan romandır.
2005 tarihli Numachi no Aru Mori o Nukete, Nashiki’nin yaşam, beden ve doğa hakkındaki düşüncelerini daha yoğun fantastik ve biyolojik imgelerle geliştirdi.
Roman, aileden kalan eski bir fermente pirinç kepeği yatağında ortaya çıkan tuhaf oluşumlarla başlar. Fermentasyon, mikroorganizmalar, çoğalma ve kuşaklar arasındaki bağ giderek daha geniş bir yaşam düşüncesine dönüşür.
Eser 2005 Sense of Gender Ödülü’nün büyük ödülüne, ardından 2006’da Murasaki Shikibu Edebiyat Ödülüne değer görüldü.
Nashiki’nin doğaya ilişkin ilgisi yalnızca kurmacayla sınırlı kalmadı. Mizube nite, Tori to Kumo to Yakusōbukuro, Estonia Kikō ve başka denemelerinde su, kuşlar, bitkiler, coğrafya ve seyahat deneyimini kişisel düşüncelerle bir araya getirdi.
2010 tarihli Watari no Ashiato, göçmen kuşların yolculuklarını izleyen bir doğa ve seyahat kitabıdır. Eser 62. Yomiuri Edebiyat Ödülünün deneme ve seyahat yazısı dalını kazandı.
2010 tarihli Pistachio, Nashiki’nin doğa, ölüm ve farklı coğrafyalar arasındaki ilişkiyi Afrika’ya taşıdığı romanıdır. Gazeteci Tana’nın Afrika yolculuğu; hastalık, göçmen kuşlar, su, kayıp ve yaşamın sürekliliğiyle bağlantılı bir anlatıya dönüşür.
2011’de yayımlanan Boku wa, Soshite Bokutachi wa Dō Ikiru ka, on dört yaşındaki bir çocuğun düşünsel ve duygusal dünyasına yöneldi. Gençlik romanı, insanın çevresindeki topluma nasıl bakacağı ve kendi yaşamını hangi ilkeler üzerine kuracağı sorularını ele aldı.
2012 tarihli Yuki to Sango to, yirmi bir yaşındaki genç anne Sango’nun yaşamını yeniden kurma mücadelesini anlatır. Bebek bakımı, ekonomik güçlükler, yemek ve kadınlar arasındaki dayanışma romanın temel parçalarıdır.
Nashiki Tōchūkasō ile Iemori Kitan dünyasına 2013’te geri döndü. Watanuki, kaybolan köpeği Gorō’yu aramak için Suzuka dağlarına doğru yolculuğa çıkar. Eser Iemori Kitan’ın doğrudan devamıdır.
2014 tarihli Umiuso, Shōwa döneminin ilk yıllarında güney Kyūshū yakınlarındaki hayalî bir adaya araştırma için giden genç coğrafyacının anlatısıdır. Ada yaşamı, yerel inançlar, doğa ve zamanla ortadan kaybolan kültürel çevre romanın temelini oluşturur.
Nashiki’nin çocuk edebiyatındaki önemli uzun soluklu projelerinden biri Kishibe no Yābi ile başlayan Madguide Water serisidir.
2015 tarihli Kishibe no Yābi, göl ve nehir çevresinde yaşayan küçük, insan dışı canlılardan Yābi ile bir öğretmenin karşılaşmasını anlatır. İnsanlar ile küçük canlıların dünyaları birbirine yaklaşırken doğayı sahip olunan bir nesne olarak değil, farklı yaşamların ortak alanı olarak görme düşüncesi öne çıkar.
Seri Yābi no Fukai Aki ile 2019’da devam etti. Üçüncü kitap Yābi to Hyōjū ise 2025’te yayımlandı.
Nashiki yetişkinler için yazdığı romanlarla çocuk ve gençlik eserlerini kesin biçimde birbirinden ayıran bir yazar değildir. Fantastik unsurlar, bitkiler, hayvanlar, ölüm, yas, bireysel büyüme ve görünmeyen dünyalar her iki okur grubuna yönelik eserlerinde de farklı yoğunluklarda ortaya çıkar.
Eserlerinde insan merkezli olmayan bir doğa anlayışı belirgindir. Ağaçların, kuşların, mikroorganizmaların, hayvanların ve hatta eski evlerin kendi varoluş biçimleri olduğu hissi, insanların doğa üzerindeki üstünlüğünü sorgular.
İnanç ve din de eserlerinde önemli yer tutar. Ancak belirli bir inanç sistemini savunmaktan çok, farklı kültürlerin dünyayı anlamlandırma biçimleriyle ilgilenir.
Kaho Nashiki’nin roman, çocuk kitabı ve denemelerden oluşan külliyatı; doğayı, insan psikolojisini, kültürel belleği ve görünür dünyanın ardındaki hayatı birbirinden ayırmadan ele alan uzun soluklu bir edebî çizgi oluşturur.
#KahoNashiki #NashikiKaho #JaponEdebiyatı #ÇocukEdebiyatı #FantastikKurgu #DoğaYazını #TarihselKurgu #IemoriKitan #KishibeNoYabi #Bellek #Doğa #Aidiyet
Kaho Nashiki’nin Bibliosfer profili çağdaş Japon edebiyatı, çocuk ve gençlik edebiyatı, fantastik kurgu, edebî kurgu, tarihsel kurgu, doğa yazını, büyüme anlatısı, bellek, yas, aidiyet, kültürler arası karşılaşma, animistik doğa anlayışı ve insan-insan dışı ilişkiler eksenlerinde şekillenir.
Nashiki’nin eserlerini birbirine bağlayan en temel unsur doğadır. Ancak doğa, karakterlerin duygusal hikâyelerinin arkasında duran güzel manzara değildir.
Bahçe, orman, sulak alan, kuş göçü, ada, dağ, bitki, hayvan ve mikroorganizma kendi varoluş biçimine sahip anlatı unsurlarıdır.
Bu yaklaşım Nishi no Majo ga Shindada gündelik yaşam üzerinden kurulur. Mai’nin büyükannesi ona doğayı romantik bir kaçış alanı olarak değil, dikkat, sabır ve özdisiplin gerektiren bir yaşam alanı olarak öğretir.
Bahçe işleri yapmak, yemek hazırlamak veya bitkilerin büyümesini izlemek karakterin kendi iradesini geliştirmesinin parçalarıdır.
Bu nedenle romandaki “cadılık eğitimi” sihir öğretisinden çok insanın kendi zihnini ve gündelik yaşamını düzenleme pratiğidir.
Nashiki’nin çocuk ve gençlik edebiyatında fantastik unsur çoğu zaman karakterin psikolojik büyümesiyle bağlantılıdır.
Uraniwa bunun daha açık fantastik örneğidir. Terumi’nin arka bahçenin diğer tarafına geçişi aynı zamanda geçmişteki kayıplarıyla ve ailesinin çözülememiş duygusal yaralarıyla karşılaşması anlamına gelir.
Fantastik dünya karakterin gerçek hayattan kaçtığı alan değil, gerçek hayatta yüzleşemediği meselelerin farklı biçimde görünür hâle geldiği alandır.
Bu yönüyle Nashiki’nin fantastik edebiyatı psikolojik büyüme anlatısıyla sık sık birleşir.
Rika-san ve Karakuri Karakusada nesneler ve el sanatları bellek taşıyıcısına dönüşür.
Rika adlı oyuncak bebeğin geçmiş sahiplerle kurduğu bağ, cansız nesnenin yalnızca maddi eşya olmadığını düşündürür.
Karakuri Karakusa’da dokuma ve boyama gibi geleneksel işler zaman, emek ve kuşaklar arasında devamlılık kurar.
Nashiki’nin dünyasında eski bir ev, oyuncak bebek, kumaş veya bahçedeki bitki geçmişin sessiz tanığı olabilir.
Bu düşünce Iemori Kitanda daha geniş bir ontolojiye dönüşür.
Watanuki’nin yaşadığı evde insanlar, ölüler, hayvanlar, bitkiler, kappa, ejderha ve başka varlıklar arasında kesin kategorik ayrımlar yoktur.
Nashiki doğaüstünü gerçekliğin karşıtı olarak kurmaz. Gerçekliğin insanların her zaman algılayamadığı başka bir katmanı gibi kullanır.
Bu nedenle Iemori Kitan “fantastik mi gerçekçi mi?” sorusuna kesin cevap vermeye ihtiyaç duymaz.
Bitkilerin bölümlere ad vermesi de yazarın insan merkezli olmayan yaklaşımını biçimsel düzeye taşır.
İnsan karakterin yaşamı mevsimler ve bitkilerin zamanıyla birlikte ilerler. İnsan takvimi doğanın takviminden bağımsız değildir.
Tōchūkasō bu dünyayı ev ve bahçeden dağlara taşır.
Watanuki’nin kayıp köpeğini araması, fiziksel yolculuğun yanında insanın kendi sınırlarının dışındaki yaşam biçimleriyle karşılaşmasına dönüşür.
Iemori Kitan ile Tōchūkasō açık biçimde devamlılık ilişkisi taşır.
Murata Efendi Taitoroku ise aynı kurmaca çevreyi bütünüyle farklı coğrafyaya taşır.
Watanuki’nin arkadaşı Murata’nın İstanbul’daki yaşamı sayesinde Nashiki’nin doğaüstü ve kültürel sınırlar hakkındaki ilgisi Japonya dışındaki bir tarihsel dünyada sınanır.
Romanın 1899’u seçmesi önemlidir. Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa devletleri ve Japonya modern ulus-devlet ve imparatorluk ilişkilerinin hızlı biçimde değiştiği bir dönemdedir.
İngiliz pansiyon sahibesi, Japon Murata, Alman Otto ve Yunan Dimitris aynı gündelik mekânı paylaşabilir.
Buna karşılık devletler, dinler ve milliyetçilikler insanları birbirinden ayıran başka kimlikler üretir.
Roman böylece “kişisel dostluk” ile “kolektif kimlik” arasındaki gerilimi merkezine alır.
Bir insan önce dost mudur, Alman mıdır, Yunan mıdır, Japon mudur, Hristiyan mıdır, Müslüman mıdır?
Nashiki bu soruları teorik siyaset tartışmasıyla değil aynı sofrayı paylaşan insanların yaşamlarının değişmesi üzerinden gösterir.
Arkeoloji de romanda güçlü bir anlatı aracıdır.
Murata geçmiş uygarlıkların kalıntılarını araştırırken bugünün dinleri ve devletleri kendilerini kalıcı yapılar gibi sunar.
Ancak arkeolojik bakış bütün uygarlıkların bir gün geçmişe dönüşebileceğini hatırlatır.
Eski tanrıların anlatıya girişi de bu tarih anlayışıyla bağlantılıdır. Bir zamanlar mutlak kabul edilen inançlar zamanla arkeolojik nesneye dönüşebilir.
Bu nedenle Murata Efendi Taitoroku tarihsel romanın yanında inanç, kimlik ve medeniyet üzerine düşünsel bir kurgu olarak da okunabilir.
Türkçe baskının “seyahatname” başlığı eserin sınıflandırılmasında yanıltıcı olmamalıdır.
Eser gezi yazısı, tarih araştırması veya gerçek bir Japon seyyahın anıları değildir. Tarihsel arka plan kullanan bir romandır.
Bibliosfer’de temel türü tarihsel kurgu / edebî kurgu / fantastik kurgu olarak tutulması daha uygundur.
Nashiki’nin denemeleri ise doğa ile kurduğu ilişkiyi kurmacadaki simgesel düzeyden gözleme dayalı yazıya taşır.
Watari no Ashiatonda kuş göçünü izlemek aynı zamanda hareket, yön bulma ve yaşanılan yeri terk etme üzerine düşünmeye dönüşür.
Göçmen kuş bireysel bir hayvandır fakat aynı zamanda binlerce kilometrelik daha büyük bir biyolojik döngünün parçasıdır.
Bu bakış Nashiki’nin insan karakterlerine yaklaşımıyla da benzerdir: birey kendi yaşamına sahiptir ancak aile, toplum, tarih ve doğanın daha geniş hareketleri içinde bulunur.
Numachi no Aru Mori o Nukete insan-doğa sınırını mikroorganizmalara kadar indirir.
Fermentasyon ve çoğalma, yaşamın yalnızca bireysel beden içinde başlamadığı ve sona ermediği fikrini üretir.
Kuşaktan kuşağa aktarılan şey yalnızca aile hikâyesi değildir; maddi, biyolojik ve kültürel yaşam da aktarılır.
Bu yüzden Nashiki’nin eserlerinde “soy” veya “miras” kavramları tek anlamlı değildir.
Pistachioda Afrika’ya yapılan yolculuk, coğrafi uzaklığı ölüm, göç ve yaşam döngüsüyle ilişkilendirir.
Batılı veya Japon turistin egzotik Afrika’ya bakışından çok, farklı yaşamların ortak doğa sistemleri içinde birbirine bağlanması önem kazanır.
Umiuso ise coğrafya, ada kültürü ve kaybolan yerel yaşam üzerinden kültürel belleğe yönelir.
Bir yerin yok olması yalnızca fiziksel coğrafyanın değişmesi değildir. O yere ait inançların, insanların, hikâyelerin ve ilişkilerin de kaybolması anlamına gelebilir.
Bu yönüyle Nashiki’nin doğa yazarlığı aynı zamanda bellek yazarlığıdır.
Doğanın korunması yalnızca ekolojik mesele değil, insanın geçmişiyle kurduğu ilişkinin korunmasıdır.
Yuki to Sango to başka bir alanda benzer dayanışma düşüncesi kurar.
Genç bir annenin ekonomik ve duygusal güçlüklerden çıkışı tek başına bireysel iradeyle gerçekleşmez; başka insanlarla kurulan bakım ve destek ilişkileri önemlidir.
Nashiki’nin eserlerinde bağımsızlık ile karşılıklı bağımlılık birbirine karşıt kavramlar değildir.
Kişinin kendi hayatını kurması bazen başkalarından yardım kabul edebilmesiyle mümkündür.
Bu özellik yazarın “topluluk” anlayışında belirgindir.
Topluluk bireyin kendisini eritmesi gereken bir kalabalık değil, farklı varlıkların kendi özelliklerini koruyarak yan yana yaşayabilecekleri alan olarak düşünülebilir.
Kishibe no Yābi serisi bu düşünceyi çocuk edebiyatı düzeyinde doğrudan görünür hâle getirir.
Yābi ve onun halkı insanlardan farklı bir canlı topluluğudur. İnsan dünyası onların yaşam alanının tek sahibi değildir.
Seride doğa küçük canlılardan büyük ekosistemlere kadar çok katmanlı biçimde anlatılır.
2015 tarihli Kishibe no Yābi, 2019 tarihli Yābi no Fukai Aki ve 2025 tarihli Yābi to Hyōjū, mevsimlerin değişimini de serinin yapısına katar.
Çocuk okur için oluşturulan fantastik macera aynı zamanda farklı türlerin bir arada yaşaması ve insanların bilmediği yaşam biçimlerine saygı duyması üzerine kuruludur.
Nashiki’nin İngiltere deneyimi de külliyatında doğrudan veya dolaylı biçimde izlenebilir.
İngiliz bahçe kültürü, çocuk edebiyatı geleneği ve farklı kültürlerin birlikte yaşaması ilk dönem eserlerinden denemelerine kadar farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkar.
Ancak yazar Batı edebiyatını Japon folklorunun yerine geçirmez. İki gelenek arasında geçirgen bir edebî alan kurar.
Japon halk inanışları, animistik düşünceler, Budist çağrışımlar, Avrupa çocuk edebiyatı ve modern psikoloji aynı eserde yan yana bulunabilir.
Nashiki’nin dili çoğunlukla sakin ve gözlemcidir.
Büyük dramatik sonuçlara ulaşan olayları dahi doğrudan duygusal baskıyla anlatmak yerine bitki, hava, yiyecek, hayvan veya küçük bir gündelik hareket üzerinden hissettirebilir.
Mevsim ve duyular özellikle önemlidir.
Koku, ses, bitkilerin dokusu, yiyeceklerin tadı ve hava değişimleri karakterlerin psikolojik durumlarından bağımsız değildir.
Bu yüzden eserleri zaman zaman “iyileştirici edebiyat” biçiminde pazarlansa da yalnızca huzur veren metinler olarak değerlendirmek eksik kalır.
Ölüm, yas, savaş, milliyetçilik, aile yaraları, çevresel kayıp ve yalnızlık külliyatının sürekli konularıdır.
Doğa bu sorunları sihirli biçimde çözen bir ilaç değildir; insanın yaşadığı kaybı daha geniş bir yaşam döngüsü içinde anlamlandırabileceği alan sağlar.
Nashiki’nin fantastik anlatısının güçlü yönü de buradadır. Olağanüstü varlıklar gerçek hayatın sorunlarını ortadan kaldırmaz; onları başka bir bakış açısıyla görmeyi sağlar.
Kaho Nashiki’nin Bibliosfer’deki temel sınıflandırma alanları çağdaş Japon edebiyatı, çocuk ve gençlik edebiyatı, fantastik kurgu, edebî kurgu, tarihsel kurgu, büyüme anlatısı, doğa yazını, seyahat denemesi, kültürler arası karşılaşma, bellek, yas, aidiyet, inanç ve insan-insan dışı ilişkiler şeklindedir. Eserlerini ayırt eden temel özellik, insan yaşamını doğadan ayrı bir alan olarak görmek yerine bitkileri, hayvanları, eski evleri, ruhları, kültürel belleği ve farklı inanç biçimlerini aynı geniş yaşam dünyasının birbirine bağlı parçaları olarak anlatmasıdır.