İrem Uzunhasanoğlu, 27 Ağustos 1983'te İstanbul'da doğdu. Roman, öykü, yaratıcı yazarlık ve çeviri alanlarında üretim yaptı; eğitimcilik ve edebiyat yazarlığı da mesleki yaşamının önemli parçalarını oluşturdu.
İlk, orta ve lise öğrenimini Işık Okullarında tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde filoloji eğitimi aldı. Bölüm adı kaynaklarda farklı biçimlerde aktarılmaktadır: güncel yayınevi biyografileri “Amerikan Filolojisi”, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü ise “İngiliz Filolojisi” kaydını kullanmaktadır.
Cambridge Üniversitesinde Uluslararası Öğretmenlik eğitimi aldı. Ardından New York Üniversitesinde Eğitim alanındaki yüksek lisansını tamamladı.
Yaklaşık on yıl boyunca Işık Lisesi ve Robert Kolejde İngiliz Edebiyatı dersleri verdi. Daha sonraki yıllarda Acıbadem Üniversitesi ve Kapadokya Üniversitesinde Toplumsal Cinsiyet, Edebiyat Kuramları ve Amerikan Edebiyatı dersleri de verdi.
Uzunhasanoğlu'nun edebiyatla profesyonel ilişkisi öğretmenlik, çevirmenlik ve yazarlığın birlikte geliştiği bir çizgi izledi. İlk öyküsü Cebimde Senfoni 2015'te Varlık dergisinde yayımlandı.
İlk romanı Gitme, Gül Yanakların Solar da 2015'te yayımlandı. Roman, 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi'nin bir aile üzerindeki kuşaklar arası etkisini kadınların yaşamları, göç, yurt kaybı, suskunluk ve aile hafızası üzerinden anlatır.
Eserin çıkış noktasında yazarın kendi aile geçmişinden dinlediği mübadele hikâyeleri bulunur. Nafia, Mediha ve Leman gibi kadınların yaşamları üzerinden göçün yalnızca bir yer değiştirme değil, sonraki kuşaklara taşınan bir hafıza ve aidiyet sorunu olduğu gösterilir.
2016'da 365, Her Güne Bir Yazı yayımlandı. Yaratıcı yazmayı ve eleştirel düşünmeyi desteklemek amacıyla hazırlanan kitap, okura her gün farklı bir yazma başlangıcı sunan etkileşimli bir çalışma niteliğindedir.
İkinci romanı Ufkun Öte Yanı 2018'de yayımlandı. Roman; bireysel hikâyelerle azınlık sorunları, kadınların toplumdaki konumu ve 6-7 Eylül olayları gibi tarihsel ve toplumsal meseleleri aynı anlatı alanında buluşturdu.
Uzunhasanoğlu'nun ilk iki romanında tarih, yalnızca olayların gerçekleştiği bir arka plan değildir. Göç, toplumsal kırılmalar ve bastırılmış geçmiş, karakterlerin kimliğini, aile ilişkilerini ve bugünkü seçimlerini etkileyen unsurlar olarak kullanılır.
Üçüncü romanı Evvel Bahar Ağustos 2020'de Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Romanın merkezinde çocukluk ve gençlik yıllarını yatılı okulda birlikte geçiren Öykü ile Firuze adlı iki kadın bulunur.
Öykü ve Firuze'nin dostluğu, eksik ebeveynlerin ve yalnız yatakhane günlerinin gölgesinde gelişir. Aradan yaklaşık yirmi yıl geçtikten sonra yeniden karşılaştıklarında çocukluklarının, gençliklerinin, yarım kalan ilişkilerin ve gerçekleştiremedikleri hayatların ağırlığıyla yüzleşirler.
Evvel Bahar, iki kadının kişisel geçmişini 1990'ların toplumsal belleğiyle ilişkilendirir. Gençlik, dostluk, kadınlık, annelik, kayıp, yarım kalmış aşklar ve geçmişi yeniden anlatabilme ihtimali romanın başlıca temalarıdır.
Romanın masallarla kurduğu ilişki de önemlidir. Masal, karakterlerin gerçeklikten kaçması için kullanılan bir alan olmaktan çok geçmişi yeniden yorumlama ve kişinin kendi hikâyesini başka bir biçimde kurabilme ihtimalinin anlatısal aracına dönüşür.
Uzunhasanoğlu'nun sonraki romanı Uzak Bir Masal Ocak 2023'te yayımlandı. Güncel bazı yazar biyografilerinde 2024 tarihi yer alsa da kitabın kendi künyesi ve yayınevi kitap sayfası ilk baskıyı Ocak 2023 olarak kaydeder.
Uzak Bir Masal'ın merkezindeki Neylan, Levent'le kurduğu yıpratıcı ilişkinin ardından ailesinden öğrendiği bir gerçekle geçmişinin izini sürmeye başlar. Yolculuğu onu köklerine, kendisinden saklanan aile hikâyelerine ve kendi kimliğini yeniden kurma sürecine götürür.
Romanda hafıza ile hayal, yaşanmış olanla anlatılan hikâye ve aile geçmişiyle kişinin kendisini yeniden yaratması iç içe geçer. Masalsı anlatım, yolculuk ve kadın karakterin kendi hikâyesini geri kazanması eserin belirgin unsurlarıdır.
Bir Aşkın On Günü Temmuz 2025'te yayımlandı. Roman Aylin ile Aykut'un yıllara yayılan ilişkisini, aşka tanıklık eden on nesne ve kritik on günlük bir zaman düzeni üzerinden anlatır.
Aylin'in yaşamında ayrılık tekrar eden bir deneyimdir. Kendisini ilk kez aşka inandıran Aykut'u kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kaldığında geçmişindeki aile ilişkileri, sırlar, yalanlar ve terk edilme deneyimleri de yeniden açılır.
Bir Aşkın On Günü'nün merkezinde yalnızca romantik aşk bulunmaz. Kadının kendisini kurması, aileden devralınan ilişki biçimleri, ayrılık korkusu, sessizlik, hafıza, sabır ve geçmişin bugünkü ilişkilere etkisi romanın aşk anlatısını genişletir.
Uzunhasanoğlu yazarlığının yanında kapsamlı bir çeviri üretimi de gerçekleştirdi. George Orwell, Virginia Woolf, F. Scott Fitzgerald, John Berger, William Shakespeare, Spencer Holst ve başka İngilizce yazan yazarların eserlerini Türkçeye çevirdi.
Çeviriyle uzun süreli ilişkisi, İngiliz ve Amerikan edebiyatı eğitimiyle birlikte yazarlık dünyasının başka bir yönünü oluşturur. Edebiyat kuramı ve İngilizce edebiyat öğretmenliği deneyimi de romanlarında anlatıcı, yapı ve metinler arası göndermelere duyduğu ilgiyi besleyen mesleki arka planın parçalarıdır.
Edebiyat üzerine yazmayı da sürdüren Uzunhasanoğlu, Oksijen gazetesinde Kitabın Nabzı başlığı altında haftalık yazılar kaleme almaktadır. Böylece romancılık ve çevirmenliğin yanında çağdaş edebiyatı izleyen eleştirel yazılar da üretmektedir.
Gitme, Gül Yanakların Solar'dan Bir Aşkın On Günü'ne uzanan romanlarında kadınların yaşamları, aile içinde aktarılan suskunluklar, geçmişin bugünde bıraktığı izler ve insanın kendi hikâyesini yeniden kurma arzusu süreklilik gösterir. Göç ve toplumsal bellekle başlayan romancılığı, dostluk, kökler, kadın kimliği ve aşk gibi temaları da içine alarak genişlemiştir.
#İremUzunhasanoğlu #BirAşkınOnGünü #EvvelBahar #GitmeGülYanaklarınSolar #UfkunÖteYanı #UzakBirMasal #Roman #TürkEdebiyatı #Hafıza #Kadın #Göç #Aşk
İrem Uzunhasanoğlu'nun Bibliosfer profili edebî roman, tarihsel ve toplumsal arka planlı roman, kadın merkezli anlatı, aile, hafıza, göç, aidiyet, dostluk, aşk, ayrılık, kuşaklar arası aktarım ve masalsı anlatım eksenlerinde şekillenir. Romanları farklı dönem ve olay örgülerine yönelse de geçmişin bugünkü insan üzerindeki etkisi üretiminin süreklilik gösteren temel meselelerinden biridir.
İlk romanı Gitme, Gül Yanakların Solar, bu yaklaşımın en açık başlangıç noktasıdır. Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi tarihsel zemini oluştururken anlatının asıl ağırlığı göçü yaşayan ve göçün sonuçlarını sonraki kuşaklara taşıyan insanların hayatındadır.
Romanın dört kuşağa yayılan kadın karakterleri, tarihsel bir olayın tek bir dönemde sona ermediğini gösterir. Yerinden edilme, suskunluk, kaybedilen evler ve yeni bir yere ait olma çabası sonraki kuşakların aile hafızasında yaşamaya devam eder.
Bu nedenle Uzunhasanoğlu'nun tarih anlayışında geçmiş tamamlanmış bir zaman değildir. Aile içinde anlatılan veya hiç anlatılmayan hikâyeler, bugünkü karakterlerin kimliklerini ve kendileri hakkında bildiklerini biçimlendirmeyi sürdürür.
Ufkun Öte Yanı bu tarihsel ve toplumsal ilgiyi farklı bir alana genişletir. Azınlıklar, 6-7 Eylül olayları, kadınların toplum içindeki konumu ve bireysel kimlik arayışları romanın geniş arka planında bir araya gelir.
Uzunhasanoğlu tarihsel konuları doğrudan akademik tarih anlatısına dönüştürmez. Tarih, karakterlerin ilişkileri, kayıpları, aile bağları ve kişisel hafızaları üzerinden kurmacaya katılır; dolayısıyla romanları tarihsel malzemeden yararlanan edebî eserlerdir.
Kadınların hikâyeleri bütün romanlarında belirgin bir ağırlık taşır. Kadın karakterler yalnızca başlarına gelen olayların taşıyıcısı değil, kendilerine anlatılmış hayatla kendi kurmak istedikleri hayat arasındaki farkı sorgulayan öznelerdir.
Evvel Bahar'da bu yönelim iki kadın arasındaki dostluk üzerinden yoğunlaşır. Öykü ve Firuze'nin çocuklukta kurduğu bağ, ailelerinden eksik kalan yakınlığın yerine geçen bir dayanışma alanı olarak gelişir.
Yatılı okul bu romanda yalnızca eğitim mekânı değildir. Hafta sonlarının boş yatakhaneleri, eksik anneler ve babalar, çocukların birbirine tutunması ve yetişkinlikte taşınan yalnızlık duygusu mekânla psikolojiyi birbirine bağlar.
İki kadının yirmi yıl sonra yeniden karşılaşması, romanı doğrusal bir gençlik hikâyesinden çıkarır. Yetişkinlik, geçmişte yaşananların başka bir gözle yeniden değerlendirilmesini sağlar; çocuklukta anlam verilemeyen olaylar yıllar sonra yeni anlamlara kavuşur.
Evvel Bahar'da 1990'ların toplumsal belleği kişisel yaşamla yan yana ilerler. Dönemin atmosferi karakterlerin hikâyesinden bağımsız bir tarih dersi oluşturmaz; gençliklerinin ve dünyayı algılayışlarının içinde yer alır.
Masal motifi de Evvel Bahar'ın önemli yapısal unsurlarındandır. Uzunhasanoğlu masalı yalnızca mutlu sona ulaşan geleneksel bir anlatı olarak değil, daha önce anlatılmış hikâyelerin yeniden yazılabileceği fikriyle ilişkilendirir.
Bu düşünce yazarın sonraki eserlerinde daha da belirginleşir. Kişiye aileden veya toplumdan hazır olarak verilen hikâye ile kişinin kendisi için kurduğu hikâye arasındaki gerilim, Uzunhasanoğlu'nun kadın karakterlerinin temel sorunlarından biridir.
Uzak Bir Masal'ın Neylan'ı bu bakımdan önemli bir örnektir. Başlangıçta kendisini büyük ölçüde Levent'le kurduğu ilişki içinden tanımlayan karakter, ailesinden öğrendiği bir gerçekle birlikte kendi geçmişinin peşine düşer.
Neylan'ın fiziksel yolculuğu aynı zamanda kimlik yolculuğudur. Uzak bir kasabaya gitmek, yalnızca başka bir coğrafyaya ulaşmak değil, aile tarafından gizlenmiş hikâyelere ve kendisi hakkında bilmediği gerçeklere yaklaşmak anlamına gelir.
Uzak Bir Masal'da gerçeklik ile hikâye arasındaki sınır özellikle geçirgendir. Hatırlanan olayların, rüyaların, aile anlatılarının ve kişinin kendisine anlattığı hikâyelerin birbirine karışması, hafızanın değişmez bir kayıt olmadığı düşüncesini destekler.
Bu nedenle romandaki masalsılık bütünüyle fantastik bir dünya kurmak anlamına gelmez. Gerçek yaşamın içine yerleşen hikâye, mit ve sembol unsurları, karakterin kendi hayatını yeniden anlamlandırmasını sağlayan anlatısal araçlar hâline gelir.
Bir Aşkın On Günü, Uzunhasanoğlu'nun tarihsel ve aile belleğiyle ilgisini daha doğrudan aşk ve ilişki alanına taşır. Aylin ile Aykut arasındaki ilişki romanın görünen merkezidir; ancak Aylin'in geçmişi açıldıkça aşk hikâyesi aile ve terk edilme deneyimlerine bağlanır.
Romanın on gün üzerinden kurulması anlatıya belirgin bir zaman sınırlaması getirir. Bu kısa şimdiki zamanın karşısında geçmiş yıllara yayılan anılar bulunur; böylece anlatı birkaç günlük bekleyiş ile bütün bir ilişkinin tarihini aynı yapıda birleştirir.
On nesne kullanımı da hafızanın maddi taşıyıcılarına dikkat çeker. Eşyalar yalnızca dekor değildir; Aylin ile Aykut'un ortak geçmişinin belirli anlarını çağıran ve anlatının farklı dönemlere açılmasını sağlayan hafıza düğümlerine dönüşür.
Bu yapı Uzunhasanoğlu'nun genel olarak nesne, mekân ve aile hikâyeleriyle kurduğu ilişkiyle uyumludur. Geçmiş soyut bir bilgi şeklinde değil, evler, eşyalar, yolculuklar ve kişilerin birbirinden sakladığı hikâyeler aracılığıyla bugüne taşınır.
Bir Aşkın On Günü'nde ayrılık kişisel bir korkudan daha geniş bir motiftir. Aylin'in hayatındaki farklı erkeklerle ilişkileri, kaybetme ve terk edilme duygusunun tekrarlanmasına yol açar; Aykut'la ilişkisi bu döngüyü kırıp kıramayacağı sorusunu ortaya çıkarır.
Bu nedenle romanı yalnızca romantik aşk romanı olarak sınıflandırmak eksik kalır. Aşk, kadın karakterin kendi geçmişiyle ve kendisi hakkındaki düşünceleriyle karşılaşmasını sağlayan temel anlatı alanıdır.
Uzunhasanoğlu'nun kadın karakterlerinde tekrar eden meselelerden biri “kendi hikâyesinin sahibi olmak”tır. Göçle parçalanan aile hikâyesini araştırmak, çocukluk arkadaşlığına yıllar sonra yeniden bakmak, gizlenen kökleri bulmak veya aşk içinde kendisini kaybetmeden var olabilmek aynı sorunun farklı biçimleridir.
Aile bu anlatılarda hem aidiyetin hem de yaranın kaynağı olabilir. Karakterlerin önemli bir bölümü kendilerinden önce verilen kararların, saklanan gerçeklerin veya dile getirilmeyen acıların sonuçlarını taşır.
Kuşaklar arası aktarım özellikle Gitme, Gül Yanakların Solar'da açık tarihsel biçimde görülür; ancak sonraki romanlarda da başka biçimlerde devam eder. Çocuklukta öğrenilen ilişki kalıpları, aile sırları ve ebeveynlerle kurulan bağ yetişkin karakterlerin davranışlarını etkilemeye devam eder.
Sessizlik de Uzunhasanoğlu'nun tekrar eden anlatı araçlarından biridir. Bazı aileler geçmişi konuşmayarak korumaya çalışırken bu suskunluk sonraki kuşaklar için yeni sorular üretir. Söylenmeyen, çoğu zaman söylenenden daha uzun süre etkili olur.
Hafızanın karşısında unutma yer alır. Uzunhasanoğlu'nun karakterleri kimi zaman geçmişten kurtulmak ister; ancak unuttuklarını düşündükleri olayların yeni ilişkiler, mekânlar veya nesneler aracılığıyla tekrar ortaya çıktığını görürler.
Mekân kullanımı da bu hafıza anlayışıyla ilişkilidir. Mübadele coğrafyaları, yatılı okul, uzak kasaba veya bir aşkın nesnelerle çevrili gündelik dünyası karakterlerin geçmişiyle bağlantı kurduğu fiziksel alanlardır.
Çevirmenlik geçmişi Uzunhasanoğlu'nun Bibliosfer profilinde ayrı bir çalışma alanıdır. Virginia Woolf, George Orwell, F. Scott Fitzgerald, John Berger ve Shakespeare gibi farklı anlatı geleneklerinden yazarlarla çeviri yoluyla kurduğu uzun süreli ilişki, onun edebiyat üretiminin kültürel arka planının bir bölümünü oluşturur.
Ancak romanlarını doğrudan bu yazarların etkisinin sonucu olarak sınıflandırmak için yalnızca çeviri faaliyeti yeterli değildir. Daha güvenli olan, Uzunhasanoğlu'nun İngiliz ve Amerikan edebiyatıyla hem akademik hem öğretmenlik hem de çevirmenlik düzeyinde uzun süreli bir ilişkiye sahip olduğunu belirtmektir.
Üslubunda geniş tarihsel veya toplumsal meseleleri karakter merkezli anlatma eğilimi öne çıkar. Romanlar büyük kavramları doğrudan açıklamak yerine aile, dostluk, aşk, göç ve kadınların gündelik yaşamı üzerinden somutlaştırır.
Masal ve hikâye fikrinin zaman içinde güçlenmesi, yazarlığının dönemsel gelişiminde dikkat çekicidir. İlk romanlarda tarih ve toplumsal bellek daha görünürken Evvel Bahar'dan itibaren hikâyeyi yeniden yazmak, Uzak Bir Masal'da gerçek ile masalın karışması ve Bir Aşkın On Günü'nde ilişkinin nesneler üzerinden yeniden anlatılması anlatının kendisini de önemli bir temaya dönüştürür.
Bu yöntemin güçlü yönlerinden biri, bireysel hayatla geniş toplumsal belleği birbirinden koparmamasıdır. Göç veya toplumsal çatışma gibi konular, karakterlerin günlük yaşamında ve sonraki kuşakların duygusal dünyasında somut karşılık bulur.
Bir başka güçlü yön, kadın karakterlerin yalnızca tarihsel veya toplumsal sorunların örneği hâline getirilmemesidir. Dostlukları, arzuları, aşkları, hataları, öfkeleri ve kendi yaşamlarını yeniden kurma çabalarıyla bağımsız anlatı kişileri olarak işlenirler.
Yöntemsel sınır ise tarihsel veya toplumsal malzemenin romanın duygusal ve aile merkezli yapısına göre seçilip düzenlenmesidir. Bu eserler tarih, sosyoloji veya toplumsal cinsiyet alanında akademik çalışmalar değildir; tarihsel ve toplumsal gerçekliği kurmacanın ihtiyaçları doğrultusunda kullanan romanlardır.
İrem Uzunhasanoğlu'nun Bibliosfer'deki temel sınıflandırma alanları edebî roman, tarihsel ve toplumsal arka planlı roman, kadın merkezli anlatı, aile romanı, aşk ve ilişki romanı, hafıza, göç, aidiyet, dostluk, kuşaklar arası aktarım, geçmişle yüzleşme ve masalsı anlatımdır. Eserlerini ayırt eden temel özellik, kadınların kişisel hikâyelerini aileden ve toplumdan devralınan geçmişle ilişkilendirerek insanın kendisine verilmiş hikâyeyi değiştirip kendi anlatısını kurma çabasını farklı dönem ve anlatı yapıları içinde sürdürmesidir.
Bir Aşkın On Günü
Gitme Gül Yanakların Solar
Evvel Bahar
Uzak Bir Masal
365 - Her Güne Bir Yazı