Edmondo De Amicis, 21 Ekim 1846’da Sardinya Krallığı’na bağlı Oneglia’da, günümüzde İtalya’nın Ligurya bölgesindeki Imperia kentinin bir parçası olan yerleşimde doğdu. Babası Francesco De Amicis, devletin tuz tekeliyle bağlantılı bir görevde çalışıyor; annesi Teresa Busseti ise ailenin çocuklarının eğitimiyle yakından ilgileniyordu.
Aile 1848’de Cuneo’ya taşındı. De Amicis ilk öğrenimini burada gördü, daha sonra Torino’daki Collegio Candellero’da eğitimine devam etti. Genç yaşlarından itibaren şiire, tiyatroya ve gazeteciliğe ilgi duydu.
1863’te Modena’daki askerî okula kabul edildi. İki yıllık eğitimin ardından asteğmen olarak mezun oldu ve henüz yirmi yaşına gelmeden 1866 savaşına katıldı. Bu dönem, İtalya’nın siyasi birliğinin henüz tamamlanmadığı ve yeni devletin ortak bir ulusal kimlik kurmaya çalıştığı yıllardı.
1867’de Floransa’da yayımlanan Italia militare dergisinde yazmaya başladı ve kısa süreliğine derginin yöneticiliğini de yaptı. Askerlerin gündelik yaşamını konu alan yazıları daha sonra La vita militare. Bozzetti adıyla 1868’de kitaplaştırıldı.
Bu ilk eserlerinde orduyu yalnızca savaşan bir kurum olarak değil, farklı bölgelerden gelen İtalyanları ortak bir kimlik altında birleştirebilecek ulusal bir yapı olarak ele aldı. Dayanışma, görev duygusu, fedakârlık ve vatan sevgisi daha sonraki eserlerinde de farklı biçimlerde tekrar edecekti.
1870’te Roma’nın İtalya Krallığı’na katılmasıyla sonuçlanan askerî harekâtı gazeteci olarak izledi. Ertesi yıl ordudan ayrılarak kendisini bütünüyle edebiyat ve gazeteciliğe verdi.
1870’ler De Amicis’in yoğun seyahat dönemidir. Gazeteler ve dergiler adına İspanya, Hollanda, İngiltere, Fransa, Fas ve Osmanlı İmparatorluğu’na seyahat etti; izlenimlerini kitaplaştırdı.
Spagna, Olanda, Ricordi di Londra, Marocco, Costantinopoli ve Ricordi di Parigi bu dönemin başlıca gezi kitaplarıdır. De Amicis tarih, mimari, gündelik hayat, insanlar ve sokak gözlemlerini gazeteci anlatımıyla birleştirerek geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı.
Costantinopoli 1877–1878 yıllarında yayımlandı. İstanbul’u sokakları, Boğaziçi, pazarları, mezarlıkları, dinî yapıları ve farklı topluluklarıyla ayrıntılı biçimde anlattı. Kitap, on dokuzuncu yüzyıl İstanbul’una ilişkin zengin gözlemler içermekle birlikte dönemin Avrupalı gezginlerinde yaygın olan egzotikleştirici ve genelleyici bakışın izlerini de taşır.
De Amicis’in yayıncılık yaşamında Milano’daki Treves yayınevi belirleyici oldu. Yayıncı Emilio Treves ile uzun yıllar çalıştı ve kitaplarının önemli bölümü Treves tarafından çok sayıda baskıyla yayımlandı.
Çocuk Kalbi fikrini yayıncısına daha 1878’de anlatmış olmasına rağmen kitabı yıllarca yazmadı. Çalışmayı ancak 1886’nın Şubat ve Mayıs ayları arasında yoğun biçimde tamamladı.
Cuore, Ekim 1886’da yayımlandı. Türkçede Çocuk Kalbi adıyla bilinen kitap, Torino’da ilkokul üçüncü sınıfa giden Enrico Bottini adlı öğrencinin bir okul yılı boyunca tuttuğu günlük biçiminde düzenlenmiştir.
Roman üç ayrı anlatı katmanını bir araya getirir. Enrico’nun okul günlüğünün arasına ailesinin ona yazdığı ahlaki öğütler ve öğretmeninin her ay anlattığı kahramanlık öyküleri yerleştirilir.
Bu aylık öyküler arasında Küçük Lombardiyalı Gözcü, Sardunyalı Küçük Trampetçi, Floransalı Küçük Yazıcı ve Apeninlerden And Dağları’na gibi daha sonra kitaptan bağımsız olarak da yayımlanacak anlatılar bulunur.
Çocuk Kalbi’nin merkezinde okul yalnızca eğitim verilen bir bina değildir. Yeni kurulmuş İtalya’nın farklı toplumsal sınıflardan ve farklı bölgelerden gelen çocukları ortak yurttaşlık düşüncesi altında bir araya getirebileceği sembolik bir alan olarak sunulur.
Enrico’nun sınıf arkadaşları işçi, esnaf, memur ve daha varlıklı ailelerin çocuklarından oluşur. De Amicis bu farklılıkları kullanarak dayanışma, çalışkanlık, dürüstlük, merhamet, fedakârlık, aile sevgisi ve vatanseverlik gibi değerleri çocuk okura aktarmaya çalışır.
Eser olağanüstü bir yayın başarısına ulaştı. Yayımlanmasından iki ay sonra kırk birinci baskıya gelmiş ve çok sayıda yabancı dil için çeviri talebi alınmıştı. Sonraki yıllarda Çocuk Kalbi, İtalyan çocuk edebiyatının dünya çapında en tanınmış eserlerinden biri hâline geldi.
Çocuk Kalbi’nin başarısına rağmen De Amicis yalnızca çocuk edebiyatına yönelmedi. Arkadaşlık, eğitim, öğretmenlik, kent yaşamı, dil ve toplumsal sorunlar üzerine yazmayı sürdürdü.
1889’da yayımlanan Sull’Oceano, onun düşünsel gelişiminde önemli bir dönüm noktasıdır. De Amicis, Galileo adlı gemiyle Güney Amerika’ya giden yaklaşık bin altı yüz İtalyan göçmenin Atlantik yolculuğunu gözlemleyerek yoksulluk, göç ve sınıfsal eşitsizlik üzerine yoğunlaştı.
1890’da yayımlanan Il romanzo d’un maestro öğretmenlik mesleğini, eğitim sisteminin sorunlarını ve öğretmenlerin çalışma koşullarını ele aldı. Okul, De Amicis’in edebiyatında böylece yalnızca çocuklara erdem öğreten bir kurum değil, toplumsal eşitsizliklerin açık biçimde görülebileceği bir alan hâline geldi.
De Amicis 1892’de sosyalizme katıldığını kamuoyu önünde açıkladı. Daha önceki yıllarda sosyalist düşünceye yaklaşmaya başlamıştı; bundan sonra gazetelerde, toplantılarda ve konferanslarda işçi hakları, toplumsal eşitsizlik ve reform üzerine aktif biçimde konuştu ve yazdı.
Onun sosyalizmi devrimci bir kopuştan çok kademeli toplumsal reformu, sınıflar arasında yakınlaşmayı ve eğitim yoluyla ilerlemeyi savunan reformcu bir çizgiye yakındı. Yazarlığı ve gazeteciliği toplumsal bir görev olarak görme eğilimi bu dönemde daha açık bir siyasal biçim kazandı.
1899’da La carrozza di tutti yayımlandı. Torino’daki bir tramvay hattında bir yıl boyunca gözlemlediği insanlardan hareket eden eser, farklı toplumsal sınıfların aynı kamusal mekânda karşılaşmasını günlük hayatın küçük sahneleri üzerinden anlattı.
Aynı yıl yayımlanan Memorie’de yaşamındaki ağır kişisel kayıpları da yazıya dönüştürdü. Annesinin ölümünün yanı sıra oğlu Furio’nun 1898’de intihar etmesi, yaşamının son dönemindeki en büyük kişisel kırılmalardan biri oldu.
Son yıllarında dil konusuna yoğunlaştı. 1905 tarihli L’idioma gentile’de İtalyancanın kullanımı ve ortak edebî dil üzerine görüşlerini ortaya koydu. Dil anlayışında Alessandro Manzoni’nin etkisi belirgindi ve anlaşılır, temiz, geniş okur kitlesine ulaşabilen bir İtalyanca savundu.
Edmondo De Amicis 11 Mart 1908’de İtalya Krallığı’nın Ligurya kıyısındaki Bordighera kentinde öldü. Ardında askerî anlatılardan gezi yazısına, çocuk edebiyatından eğitim romanına ve sosyalist düşünce yazılarına uzanan geniş bir külliyat bıraktı.
De Amicis bugün en çok Çocuk Kalbi ile hatırlansa da yazarlığının bütünü İtalya’nın on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki dönüşümüyle yakından ilişkilidir. Ulusal birlik, okul, ortak dil, göç, sınıf farklılıkları ve yurttaşlık, farklı dönemlerde farklı cevaplar verdiği temel meseleler oldu.
#EdmondoDeAmicis #ÇocukKalbi #Cuore #İtalyanEdebiyatı #ÇocukEdebiyatı #Eğitim #Okul #İtalyaTarihi #GeziEdebiyatı #SullOceano #Costantinopoli #ToplumsalRoman
Edmondo De Amicis’in Bibliosfer profili çocuk edebiyatı, eğitim, okul, yurttaşlık, ulusal kimlik, gezi yazısı, askerî yaşam, göç, sınıf, dayanışma ve toplumsal reform eksenlerinde şekillenir.
De Amicis’i yalnızca Çocuk Kalbi’nin yazarı olarak tanımlamak, yaklaşık kırk yıllık üretiminin büyük bölümünü görünmez bırakır. Askerî anlatı, gazetecilik, seyahat edebiyatı, eğitim romanı, toplumsal gözlem ve siyasi yazı onun külliyatının diğer temel alanlarıdır.
Bununla birlikte Çocuk Kalbi, yazarlığının çeşitli dönemlerinde tekrar eden düşüncelerin en yoğun biçimde bir araya geldiği eserdir.
Kitabın temel mekânı okulun seçilmesi tesadüf değildir. İtalya Krallığı 1861’de kurulmuş, ülkenin siyasal birliği henüz çok yenidir ve farklı bölgelerin dilleri, gelenekleri ve ekonomik koşulları arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır.
Okul bu koşullarda yeni devlet için yalnızca okuma yazma öğreten bir kurum değildir. Ortak dilin, ortak tarih anlatısının ve ortak yurttaşlık duygusunun oluşturulabileceği başlıca alanlardan biridir.
Çocuk Kalbi bu uluslaşma projesinin edebî karşılıklarından biri olarak okunabilir.
Enrico’nun sınıfında farklı toplumsal kökenlerden çocukların bulunması, ideal İtalyan toplumunun küçük bir modeli oluşturur. Zengin ile yoksul, başarılı ile başarısız, güçlü ile güçsüz aynı sınıfta karşılaşır.
De Amicis bu farklılıkların bütünüyle ortadan kalktığını ileri sürmez. Tam tersine sınıfsal eşitsizliği sürekli görünür kılar.
Yoksul çocukların çalışmak zorunda oluşları, hasta aile bireyleri, yetersiz ekonomik koşullar ve varlıklı ailelerin sahip olduğu imkânlar okul anlatısının içine girer.
Ancak eserin çözümü sınıf çatışmasından çok ahlaki dayanışmadır. Daha güçlü olanın zayıfa yardım etmesi, varlıklının yoksulu küçümsememesi ve herkesin çalışması gerektiği düşüncesi öne çıkar.
Bu tutum De Amicis’in daha sonraki reformcu sosyalizminde de tamamen ortadan kalkmayacaktır. Toplumsal sorunlara duyarlılığı artmasına rağmen sınıflar arasında uzlaşmanın mümkün olduğuna inanmaya devam eder.
Çocuk Kalbi’nin ikinci temel ekseni vatanseverliktir.
Öğretmenin anlattığı aylık öyküler İtalya’nın farklı bölgelerinden çocuk kahramanlar yaratır. Lombardiya, Sardinya, Floransa, Padova, Romagna ve başka bölgeler tek bir ulusal anlatının parçalarına dönüşür.
Bu çocukların cesareti ve fedakârlığı aracılığıyla “İtalyan olmak” soyut bir siyasi kimlikten ahlaki davranış modeline çevrilir.
Bugünün okuru açısından bu bölümlerde milliyetçi ve militarist bir ton hissedilebilir. Özellikle çocukların vatan uğruna acı çekmesi veya ölmesi kahramanlaştırılır.
Fakat bunu faşizm döneminin milliyetçiliğiyle doğrudan özdeşleştirmek tarihsel olarak yanlış olur. Çocuk Kalbi, Mussolini döneminden onlarca yıl önce, Risorgimento’nun hemen sonrasındaki liberal İtalya’nın ulusal bütünleşme sorunları içinde yazılmıştır.
De Amicis’in kendi askerlik deneyimi bu vatanseverlik anlayışının arka planında yer alır. Gençliğinde orduyu yeni İtalya’nın farklı bölgelerini birleştiren kurum olarak görmüştür.
Bu nedenle ilk askerî yazıları ile Çocuk Kalbi arasında düşünsel bir süreklilik vardır: her ikisinde de farklı toplumsal ve bölgesel kökenlerden insanların ortak görev etrafında birleşmesi idealize edilir.
Ancak De Amicis’in düşüncesi yaşamı boyunca değişmez değildir.
Sull’Oceano’da ulusal devletin başka bir yüzüyle karşılaşır: kendi yurttaşlarına yeterli ekonomik gelecek sunamadığı için yüz binlerce insanın ülkeyi terk etmek zorunda kalması.
Atlantik’i geçen göçmenlerin kalabalığı, Çocuk Kalbi’ndeki uyumlu ulusal topluluk fikrine daha karanlık bir toplumsal gerçeklik ekler.
De Amicis burada İtalyanlığı terk etmez; aksine yoksul İtalyan göçmenlerle dayanışmayı ulusal ve insani sorumluluğun parçası olarak görür.
1892’de sosyalizme katılması bu dönüşümün siyasal ifadesidir.
Bu nedenle De Amicis’i yalnızca “çocuklara itaat ve vatan sevgisi öğreten muhafazakâr yazar” olarak tanımlamak eksik olur.
Aynı kişi, yaşamının ilerleyen döneminde işçilerin koşullarını savunan, sosyalist gazetelere yazan ve ekonomik eşitsizlikleri tartışan aktif bir kamusal entelektüele dönüşmüştür.
Çocuk Kalbi’nin anlatı yapısı da dikkate değerdir.
Kitap yalnızca Enrico’nun günlüğünden oluşmaz. Çocuğun sesi, ebeveynlerin yetişkin sesi ve öğretmenin aylık hikâyeleri sürekli birbirinin içine girer.
Bu durum romanın çocuk bakışını bütünüyle özgür bırakmadığını gösterir. Enrico’nun dünyası sürekli yetişkinler tarafından yorumlanır, düzeltilir ve ahlaki bir çerçeveye yerleştirilir.
Dolayısıyla eser günümüzdeki anlamıyla çocuğun bağımsız bireyselliğini merkeze alan çocuk romanından farklıdır.
Çocuk, geleceğin yurttaşı olarak eğitilmesi gereken kişidir.
Bu didaktik yapı kitabın hem büyük başarısının hem de en çok eleştirilen yönünün kaynağıdır.
De Amicis duyguyu bir eğitim aracı olarak kullanır. Okurun doğru davranışı yalnızca anlamasını değil, ona karşı güçlü bir duygusal tepki geliştirmesini ister.
Yoksul çocuk, hasta anne, fedakâr öğrenci, yaralı asker veya özverili öğretmen üzerinden okurun acıma, hayranlık ve vicdan duyguları harekete geçirilir.
Bu nedenle Çocuk Kalbi sıklıkla “aşırı duygusal” veya “gözyaşı üretmeye çalışan” bir eser olarak eleştirilmiştir.
Treccani’nin biyografik değerlendirmesi de eserdeki didaktizm, karakterlerin şematikliği ve yoğun duygusallığın edebî eleştirinin başlıca tartışma konuları olduğunu belirtir.
Ancak aynı özellikler kitabın geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır. Karakterlerin kolay tanınan ahlaki tipler hâlinde kurulması, çocuk okurun anlatıdaki iyi ve kötü davranışları hızla ayırt edebilmesini sağlar.
Garrone ile Franti bu karşıtlığın en belirgin örneğidir. Garrone yardımseverlik ve koruyuculuğun, Franti ise topluluk normlarını reddeden davranışın karşı kutuplarına yerleştirilir.
Özellikle Franti karakteri sonraki eleştirmenlerin ilgisini çekmiştir. Çünkü romanın herkesin ortak ahlaki düzen içine alınabileceği varsayımına direnen tek güçlü figürlerden biridir.
De Amicis’in dil anlayışı da eğitim düşüncesinden ayrı değildir.
Birleşme sonrasında İtalya siyasi bakımdan tek devlet olmuş olsa da nüfusun büyük bölümü gündelik hayatında bölgesel lehçeler konuşuyordu.
De Amicis anlaşılır ve ortak bir İtalyancanın yaygınlaşmasını ulusal birlik ve eğitim açısından önemli görüyordu.
Manzoni’den etkilenen bu yaklaşım L’idioma gentile’de açık bir dil programına dönüşür.
Bu nedenle Çocuk Kalbi yalnızca ortak değerleri değil, ortak dili de yaygınlaştıran kitlesel bir okuma metni olarak tarihsel önem taşır.
Gezi kitapları De Amicis’in başka bir yazarlık yönünü gösterir.
İspanya, Hollanda, Londra, Fas, Paris ve İstanbul’u anlatırken güçlü bir gözlem yeteneği, ayrıntıya merak ve kolay okunabilir gazeteci dili kullanır.
Özellikle Costantinopoli, on dokuzuncu yüzyıl İstanbul’unun gündelik hayatına ilişkin canlı sahneleri nedeniyle bugün de tarihsel ve edebî ilgi taşır.
Bununla birlikte bu kitapların anlatıcısı modern antropolojik tarafsızlık taşımaz. De Amicis gördüğü toplumları kendi çağının İtalyan ve Avrupalı burjuva değerleri üzerinden yorumlar.
Dolayısıyla farklı halklara ilişkin kimi genellemeleri veya egzotik tasvirleri bugünün nesnel kültürel bilgisi olarak kullanılmamalıdır.
Bunlar aynı zamanda on dokuzuncu yüzyıl Avrupalısının Osmanlı dünyasına ve başka toplumlara nasıl baktığını gösteren tarihsel metinlerdir.
La carrozza di tutti ise De Amicis’in gözlemciliğini uzak ülkelerden kendi kentinin içine taşır.
Bir tramvay, farklı sınıflardan insanların kısa süreliğine aynı mekânı paylaştığı hareketli bir toplum modeline dönüşür.
Bu yönüyle De Amicis’in yazarlığındaki temel ilgi süreklidir: insanlar birbirlerinden ne kadar farklı olursa olsun hangi ortak mekânlarda karşılaşabilir ve hangi değerlerle birlikte yaşayabilir?
Askerlikte bu ortak mekân ordu, Çocuk Kalbi’nde okul, Sull’Oceano’da göçmen gemisi, La carrozza di tutti’de tramvaydır.
Bu tekrar, onun eserlerini birbirine bağlayan en güçlü yapılardan biridir.
Edmondo De Amicis’in Bibliosfer’deki temel sınıflandırma alanları çocuk edebiyatı, eğitim romanı, İtalyan edebiyatı, Risorgimento sonrası toplum, ulusal kimlik, gezi edebiyatı, göç, okul, askerî yaşam, sosyal sorunlar ve reformcu sosyalizmdir.
Onu ayırt eden temel özellik, edebiyatı yalnızca estetik bir alan olarak değil insanların birbirlerini nasıl görmeleri ve ortak bir toplum içinde nasıl yaşamaları gerektiğini öğretebilecek kamusal bir araç olarak kullanmasıdır.
Çocuk Kalbi