Aoko Matsuda, Japonca adıyla 松田青子, romancı, öykücü, denemeci ve edebiyat çevirmenidir. 1979’da Japonya’nın Hyōgo bölgesinde doğdu. Çağdaş Japon toplumundaki toplumsal cinsiyet beklentilerini, çalışma hayatını, kadınlara yüklenen rolleri, aileyi, bedeni, anneliği ve gündelik dilin içinde saklanan eşitsizlikleri mizah, ironi, fantastik kurgu ve deneysel anlatım aracılığıyla ele alan yazarlardan biridir.
Doshisha Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. İngilizce edebiyatla kurduğu akademik ilişki ilerleyen yıllarda yalnızca kendi yazarlığında değil, edebiyat çevirmenliği çalışmalarında da belirleyici oldu.
Matsuda profesyonel edebiyat kariyerine 2013’te yayımlanan Stacking Kanō (スタッキング可能 / Stackable) ile başladı. Bir öykü ve kısa anlatı toplamı olan kitap, modern Japon toplumundaki çalışma hayatını, kişilerin birbirinin yerine geçirilebilir hâle gelmesini, kadınlara yönelik davranış kalıplarını ve gündelik hayatın görünüşte sıradan fakat rahatsız edici yönlerini ironik bir dille ele aldı.
Stacking Kanō aynı yıl Mişima Yukio Ödülü ile Noma Edebiyat Yeni Yazar Ödülüne aday gösterildi. Kitap ayrıca 2014’te düzenlenen dördüncü Twitter Edebiyat Ödülü’nün Japon edebiyatı bölümünde birinci seçildi.
İlk kitabındaki işyeri, dil ve toplumsal rol ilgisi Matsuda’nın sonraki eserlerinde farklı biçimlerde devam etti. İnsanların nasıl konuşmaları, davranmaları, çalışmaları, evlenmeleri veya kadın ve erkek olarak nasıl görünmeleri gerektiğine ilişkin sessiz kurallar onun kurmacasının sürekli sorguladığı alanlardan biri oldu.
2014’te ikinci kurmaca kitabı Eiko no Mori (英子の森) yayımlandı. Kitap farklı kadın karakterleri, gündelik dildeki tuhaflıkları, toplumsal beklentileri ve gerçeklikle hafifçe yer değiştiren dünyaları konu alan anlatıları bir araya getirdi.
Eiko no Mori ile Matsuda'nın gerçekçi görünen gündelik dünyanın içinde ansızın beliren fantastik veya absürt kırılmalara yönelik ilgisi daha görünür hâle geldi. Bu kırılmalar fantastik macera yaratmaktan çok günlük yaşamın zaten ne kadar garip kurallar üzerine kurulu olduğunu göstermek için kullanıldı.
Matsuda yalnızca kurmaca değil deneme alanında da düzenli üretim gerçekleştirdi. Yome yo, Saraba Urei Nashi, okuma ve kitap kültürüne ilişkin yazılarını bir araya getirirken 2016 tarihli Romantic Agenai gündelik hayat, popüler kültür, kadınlık ve toplumda normal kabul edilen davranışlar üzerine denemeler içerdi.
2016’da Wildflower no Mienai Ichinen (ワイルドフラワーの見えない一年) yayımlandı. Çok kısa anlatılar, deneysel metinler ve öykülerden oluşan kitap; kadınlara biçilen rollerden popüler kültüre, teknoloji ve tüketim alışkanlıklarından anlatılarda kadınların nasıl temsil edildiğine kadar geniş bir alanı ele aldı.
Bu kitaptaki Onna ga Shinu (女が死ぬ / The Woman Dies) adlı kısa metin, sinema ve kurmacada kadın karakterlerin erkek karakterlerin gelişimi, acısı veya intikam motivasyonu için kolaylıkla öldürülmesini ve şiddete maruz bırakılmasını hicveder.
The Woman Dies, Polly Barton çevirisiyle Granta’da İngilizce yayımlandı ve 2019’da Shirley Jackson Awardın kısa kurmaca kategorisinde finale kaldı.
Wildflower no Mienai Ichinen daha sonra gözden geçirilerek ve başlığı değiştirilerek 2021’de Onna ga Shinu adıyla yayımlandı. Bu baskıda elliden fazla kısa ve çok kısa anlatı bir araya getirildi.
Kitap 2025’te Polly Barton çevirisiyle İngilizcede de The Woman Dies adıyla yayımlandı. Böylece Matsuda’nın erken dönem kısa kurmacasındaki toplumsal cinsiyet, popüler kültür, dil ve gündelik ayrımcılık eleştirileri uluslararası okura daha geniş biçimde ulaştı.
Matsuda’nın en bilinen eserlerinden Obāchan-tachi no Iru Tokoro (おばちゃんたちのいるところ) 2016’da yayımlandı. Birbirine bağlanan öykülerden oluşan kitap, Japon halk anlatıları ve hayalet hikâyelerindeki kadın figürleri çağdaş dünyaya taşıdı.
Oiwa, Okiku, Yaoya Oshichi ve Japon halk anlatılarındaki başka kadın hayaletleri Matsuda’nın yorumunda yalnızca korku kaynağı değildir. Geleneksel anlatılarda kıskançlığı, öfkesi veya tutkusu nedeniyle korkutucu biçimde temsil edilen kadınlar, modern dünyada kendi iradeleriyle yaşayan aktif karakterlere dönüşür.
Kitapta hayaletler ve yaşayan insanlar aynı gündelik dünyada yan yana bulunur. Ruhlar temizlik yapabilir, çocuk bakabilir, çalışabilir, satış yapabilir veya başka insanların sorunlarına müdahale edebilir.
Matsuda böylece geleneksel kaidan ve halk hikâyelerini bütünüyle ortadan kaldırmadan onların bakış açısını değiştirir. Geçmişte korkulması gereken kadın figürü, çağdaş anlatıda başkalarına yardım eden veya kendi özgürlüğünü kazanan karakter hâline gelebilir.
Kitap 2019’da Japonya’da cep kitabı baskısına geçerken Japonca başlığının yanında Where the Wild Ladies Are İngilizce adı da kullanıldı.
Polly Barton’ın İngilizce çevirisi 2020’de yayımlandı. Kitap TIME tarafından 2020’nin öne çıkan kurmaca eserleri arasında gösterildi ve uluslararası eleştirmenlerin dikkatini çekti.
Where the Wild Ladies Are 2021’de World Fantasy Award for Best Collection ile Firecracker Award kazandı ve Ray Bradbury Prize for Science Fiction, Fantasy & Speculative Fiction için kısa listeye kaldı.
Eserin İtalyanca çevirisi de 2023’te Japon edebiyatının İtalya’da tanıtılmasını amaçlayan Japonya-İtalya Kotoba no Kakehashi Ödülüne değer görüldü.
Kitap Türkiye’de Vahşi Kadınlar adıyla 2023’te İthaki Yayınları tarafından yayımlandı. Japoncadan Türkçeye Nilay Çalşimşek çevirdi.
2017 tarihli Tokyo: Shirushi no Aru Fūkei, Matsuda’nın Tokyo sokaklarını posta damgaları ve kentteki küçük işaretler üzerinden dolaştığı deneme ve gezi yazılarından oluşur. Kent, burada büyük turistik yapılar yerine gündelik ayrıntılar aracılığıyla okunur.
2019’da yayımlanan Jajauma ni Sasetoite, popüler kültürden gündelik davranışlara, kadınlardan beklenen rollerden dildeki kalıplara kadar farklı konular üzerine yazılmış denemeleri bir araya getirdi.
Matsuda 2020’de ilk uzun romanı Jizoku Kanō na Tamashii no Riyō (持続可能な魂の利用 / The Sustainable Use of Our Souls)nu yayımladı.
Romanın merkezindeki Keiko, erkek egemen iş ortamında yaşadığı olayların ardından işini kaybeder. Daha sonra bir kadın idol grubuna ilgi duymaya başlar ve kendisini çevreleyen toplumun kadınları nasıl gördüğünü farklı bir açıdan değerlendirmeye başlar.
Romanda “ojisan” sözcüğü yalnızca orta yaşlı erkek anlamında kullanılmaz; ataerkil değerleri, erkek merkezli bakışı ve kadınların yaşamını denetleyen toplumsal sistemi temsil eden daha geniş bir kavrama dönüşür.
Romanın spekülatif bölümünde kız çocukları ve genç kadınlar belirli erkeklerin gözlerine görünmez hâle gelir. Bu fiziksel görünmezlik, kadınların sürekli gözlemlenme ve değerlendirilme baskısından kurtulabilecekleri alternatif bir toplumsal ihtimali gündeme getirir.
Jizoku Kanō na Tamashii no Riyō, Matsuda’nın kısa öykülerde ve denemelerde uzun süredir ele aldığı toplumsal cinsiyet meselelerini geniş hacimli bir roman yapısı içinde bir araya getirdi.
2021’de Otoko no Ko ni Naritakatta Onna no Ko ni Naritakatta Onna no Ko (男の子になりたかった女の子になりたかった女の子) adlı öykü kitabı yayımlandı.
On bir anlatıdan oluşan kitapta çocuklukta öğretilen kadınlık ve erkeklik kalıpları, beden, adet görmek, çalışma hayatı, annelik, aile, COVID-19 dönemi ve gündelik yaşamın insanları belirli rollere sıkıştıran tarafları ele alınır.
Matsuda fantastik ve absürt unsurları burada da gündelik sorunları görünür hâle getirmek için kullanır. Konuşan yiyecekler, alışılmadık nesneler veya gerçekliğin küçük ölçüde değişmesi, karakterlerin karşı karşıya kaldığı toplumsal sınırların başka açıdan görülmesine imkân verir.
Aynı yıl Jibun de Nazukeru (自分で名付ける) adlı deneme kitabını yayımladı. Matsuda bu kitapta hamilelik, doğum, annelik, evlilik, soyadı, emzirme, tek başına çocuk bakımı ve annelerden beklenen davranışları kendi deneyimi üzerinden değerlendirdi.
Kitabın temel düşüncelerinden biri, toplumun kişilerin deneyimlerini hazır kavramlarla tanımlaması yerine insanların yaşadıkları şeylere kendi adlarını verebilme hakkıdır. “Anne”, “aile” ve “annelik” gibi kavramların tek bir doğru yaşam biçimine indirgenmesine karşı çıkar.
Matsuda’nın çevirmenlik çalışmaları kendi yazarlığı kadar geniş bir alan oluşturur. Karen Russell’ın St. Lucy's Home for Girls Raised by Wolves ve Vampires in the Lemon Grove, Amelia Gray’in AM/PM, Jackie Fleming’in The Trouble with Women gibi eserlerini Japoncaya çevirdi.
Carmen Maria Machado’nun Her Body and Other Parties kitabının Japonca çevirisine de birden fazla çevirmenle birlikte katkıda bulundu. Fantastik, tekinsiz, deneysel ve feminist İngilizce kurmacayla kurduğu bu uzun süreli ilişki Matsuda’nın hem çevirmen hem yazar kimliğinin önemli parçalarından biridir.
2023’te Karen Russell’ın Orange World and Other Stories kitabının Japonca çevirisini yayımladı. Çeviri çalışmaları sayesinde çağdaş İngilizce kısa kurmacanın farklı anlatım biçimlerini Japon okurla buluşturmayı sürdürdü.
2024’te O-Satō Hitosaji de (お砂糖ひとさじで) adlı deneme kitabı yayımlandı. Kitap giyim, çay, yemek, okuma, kırtasiye, oyuncaklar ve gündelik yaşamda küçük sevinç yaratan nesneler üzerinden kişinin kendi yaşam alanını nasıl kurduğuna odaklandı.
Matsuda’nın denemelerindeki toplumsal eleştiri yalnızca büyük siyasal veya kurumsal meselelerde ortaya çıkmaz. Bir mağazada, toplu taşımada, ebeveynlik sırasında veya gündelik bir konuşmada kullanılan tek bir söz bile eşitsizliğin nasıl normalleştirildiğini incelemek için başlangıç noktası olabilir.
2025’te Kanojotachi ni Mamorarete Kita (彼女たちに守られてきた) yayımlandı. Kitap 2015 ile 2024 arasında yazılmış denemeleri bir araya getirir.
Çocuk edebiyatı, manga, kadın yazar ve karakterler, yemek, aile anıları ve gündelik hayattaki küçük rahatsızlıklar üzerinden Matsuda’nın kendisini yaşama bağlayan kitapları, kadınları ve kültürel deneyimleri ele alır.
Matsuda’nın yazarlığının önemli özelliklerinden biri mizah ile toplumsal eleştiriyi birbirinden ayırmamasıdır. Ataerkillik, kadınlara yönelik şiddet veya kurumsal eşitsizlik gibi ağır meseleler çoğu zaman kuru mizah, tekrar, kelime oyunu ve absürt durumlarla birlikte anlatılır.
Fantastik unsur da benzer işleve sahiptir. Hayaletlerin işe girmesi, kadınların görünmez olması veya gündelik nesnelerin konuşması gerçeklikten kaçmak için değil, gerçek dünyadaki kabul edilmiş düzenin ne kadar garip olabileceğini göstermek için kullanılır.
Yazarın çeviri, öykü, roman ve deneme çalışmaları birbirlerinden ayrı alanlar olarak ilerlese de hepsinde dilin insanları nasıl sınıflandırdığına ve belirli davranışları nasıl normalleştirdiğine yönelik güçlü bir dikkat görülür.
Aoko Matsuda çağdaş Japon edebiyatında toplumsal cinsiyet ve feminist meseleleri doğrudan ele alırken bunları yalnızca gerçekçi toplumsal romanla sınırlamayan; halk anlatısı, hayalet hikâyesi, spekülatif kurgu, deneysel kısa anlatı, mizah ve denemeyi birlikte kullanan özgün yazarlardan biridir.
#AokoMatsuda #JaponEdebiyatı #FantastikKurgu #Öykü #FeministEdebiyat #ToplumsalCinsiyet #KadınEdebiyatı #WhereTheWildLadiesAre #Stackable #TheWomanDies #SpekülatifKurgu #Çeviri
Aoko Matsuda’nın Bibliosfer profili çağdaş Japon edebiyatı, feminist kurgu, toplumsal eleştiri, fantastik kurgu, spekülatif kurgu, hayalet anlatısı, deneysel öykü, deneme, toplumsal cinsiyet, çalışma hayatı, beden, annelik, aile ve dil eksenlerinde şekillenir.
Matsuda’nın yazarlığında en sürekli hareket, normal kabul edilen bir şeyi birkaç derece yerinden oynatmaktır.
Çalışanların birbirinin yerine konulabilmesi, kadınlardan belirli biçimde davranmalarının beklenmesi veya popüler kültürde kadın karakterlerin sürekli aynı işlevlerle kullanılması gündelik hayat içinde olağan görünebilir.
Matsuda bu olağanlığı doğrudan açıklamak yerine onu abartır, tekrarlar veya fantastik bir dönüşüme uğratır.
Böylece okur alışılmış davranışı ilk kez yabancı bir şeymiş gibi görmeye başlayabilir.
Stacking Kanōnun temel metaforu bu yöntemi erken dönemde ortaya koyar.
“Stackable”, yani üst üste konulabilir veya değiştirilebilir olmak, modern işyerinin çalışanları birbirinden ayırt edilemeyen işlevlere dönüştürme biçimini çağrıştırır.
Kimlik bir şirketteki görev, cinsiyet veya sosyal statü tarafından kolayca belirlenebilir.
Matsuda’nın kurmacasında kişi tam da bu sınıflandırmanın içinden kendi sesini bulmaya çalışır.
Eiko no Mori, şehirde dolaşan dil kalıplarının insan davranışını biçimlendirmesine yönelik ilgiyi genişletir.
Matsuda için dil nötr değildir.
Bir kadına nasıl hitap edildiği, hangi davranışın “kadınca” veya “normal” sayıldığı ya da bir işyerindeki alışılmış ifadeler insanların kendilerini nasıl görebileceklerini etkileyebilir.
Bu nedenle kelime oyunu Matsuda’nın yalnızca mizah tekniği değildir.
Dilin ideolojik yükünü ortaya çıkarma aracıdır.
Wildflower no Mienai Ichinen / Onna ga Shinu, yazarın kısa formdaki deneysel yönünü en belirgin biçimde gösterir.
Birçok metin birkaç sayfa, hatta kimi zaman bundan da kısadır.
Bu yoğunluk belirli bir toplumsal klişeyi tek bir fikir etrafında büyütmesine imkân verir.
The Woman Dies bunun en açık örneğidir.
Film ve romanlarda kadın karakterin öldürülmesi çoğu zaman başka bir karakterin hikâyesinin başlangıcı olarak kullanılır.
Matsuda bu yöntemi tekrar tekrar görünür hâle getirerek anlatı tekniğinin arkasındaki cinsiyetçi varsayımı ortaya çıkarır.
Kadının ölümü trajedinin kendisi olmaktan çıkar ve erkek karaktere gelişim sağlayan araç hâline gelir.
Matsuda’nın eleştirisinin önemli tarafı yalnızca gerçek dünyadaki cinsiyetçiliğe değil, hikâyelerin nasıl kurulduğuna da yönelmesidir.
Dolayısıyla onun feminist yaklaşımı konu seçiminde olduğu kadar anlatı biçiminin sorgulanmasında bulunur.
Bir hikâyede kimin konuştuğu, kimin susturulduğu ve kimin yalnızca başka karakteri geliştirmek için kullanıldığı önemlidir.
Obāchan-tachi no Iru Tokoro / Vahşi Kadınlar bu yöntemi Japon kültürel mirasına uygular.
Geleneksel hayalet hikâyelerinde kadın ruhları çoğu zaman kıskançlık, öfke veya intikam yüzünden korkunç varlıklara dönüşür.
Matsuda ise aynı karakterlere başka bir hayat imkânı verir.
Ölü olmaları onların hikâyelerinin sona erdiği anlamına gelmez.
Hatta bazı karakterler ancak hayalet olduktan sonra kendilerinden beklenen kadınlık biçimlerinden kurtulabilir.
Bu nedenle kitabın hayaletleri gotik korkudaki klasik canavar değildir.
Çalışabilirler, yardım edebilirler, arkadaşlık kurabilirler veya kendilerine yeni bir amaç bulabilirler.
“Vahşi kadın” ifadesi de böylece olumsuz anlamından çıkarılır.
Kontrol edilemeyen, fazla öfkeli, fazla istekli veya fazla bağımsız olduğu için geçmişte korkutucu bulunan kadın özellikleri yeni anlatıda güç kaynağına dönüşebilir.
Matsuda folkloru reddetmez.
Okiku, Oiwa veya Yaoya Oshichi gibi karakterleri ortadan kaldırmak yerine hikâyenin bakış açısını değiştirir.
Bu nedenle eser yeniden anlatım kadar yeniden yetkilendirme biçimidir.
Geçmişten gelen kadın karakter kendi hikâyesinin öznesi hâline gelir.
Kitaptaki ortak şirket ve karakter bağlantıları, öyküleri bütünüyle bağımsız metinler olmaktan çıkarır.
Farklı hayaletler aynı geniş dünyada bulunur ve ilerledikçe kitapta görünmez bir topluluk oluşur.
Bu yapı bireysel özgürleşmeyle kolektif dayanışmayı birbirine bağlar.
Matsuda’nın dünyasında sorun yaşayan insanın tek başına her şeyi çözmesi gerekmez.
Yaşayanlar, ölüler ve birbirini daha önce tanımayan kadınlar arasında küçük dayanışmalar kurulabilir.
Bu yaklaşım The Sustainable Use of Our Soulsda daha açık siyasal ölçeğe ulaşır.
Buradaki “ojisan”, biyolojik bir erkek kategorisinden çok ataerkil düzenin zihniyetidir.
Bu ayrım önemlidir.
Matsuda sorunu belirli yaştaki bütün erkeklerin kişisel kötülüğüne indirgemez.
Kadınların ve genç insanların hayatını belirlemeye hakkı olduğunu varsayan bir iktidar biçimini görünür kılar.
Kadın idol sistemi romanda bu bakışın önemli araçlarından biridir.
Bir yandan kadınların sahnedeki enerjisi başka kadınlara güç verebilir.
Öte yandan görüntülerinin ve davranışlarının erkek yöneticiler tarafından şekillendirilmesi aynı sistemin çelişkisini ortaya çıkarır.
Matsuda bu nedenle popüler kültürü yalnızca baskı aracı olarak görmez.
İçinde hem sömürü hem dayanışma ihtimali bulunabilir.
Kızların belirli erkeklerin gözlerine görünmez hâle gelmesi, romanın en açık spekülatif hamlesidir.
Görünmezlik geleneksel kurmacada çoğunlukla güç kaybı anlamına gelebilir.
Burada ise erkek bakışından görünmez olmak özgürleştirici hâle gelir.
Kızlar artık sürekli gözlenmek, değerlendirilmek veya cinselleştirilmek zorunda değildir.
Bu tersine çevirme Laura Mulvey’nin “male gaze” kavramıyla ilişkilendirilebilecek bir alan açsa da roman akademik feminist teori metni değildir.
Fikir, gündelik yaşam ve fantastik olay örgüsü üzerinden kurulur.
Otoko no Ko ni Naritakatta Onna no Ko ni Naritakatta Onna no Ko çocuklukta başlayan cinsiyet sınıflandırmasına yönelir.
Bir çocuğa oyuncaktan renge, kıyafetten davranışa kadar sürekli olarak “kız” veya “erkek” kodları öğretilir.
Matsuda karakterlerini bu kategorilerden tamamen bağımsız ideal bireyler hâline getirmez.
Onların kategorilerin içindeki kararsızlıklarını ve değişen kimliklerini korur.
Bu nedenle kitapta toplumsal cinsiyet meselesi tek bir kimlik tanımına bağlanmaz.
İnsanların ne olmak istediklerini kendilerinin belirleyebilmesi daha temel ilkedir.
Aynı düşünce deneme kitabı Jibun de Nazukeruda açık biçimde ortaya çıkar.
Başlığın “kendin adlandırmak” anlamı Matsuda’nın bütün yazarlığı için kullanılabilecek bir ilke gibidir.
Toplum bir kişiyi “anne”, “eş”, “kadın” veya “çalışan” olarak tanımlayabilir.
Matsuda ise kişinin kendi deneyimine kendi sözcüğünü verebilmesini savunur.
Annelik kitabında bu özellikle önemlidir.
Hamilelik ve çocuk bakımı çoğu kültürel söylemde doğal, içgüdüsel ve idealize edilmiş deneyimler olarak sunulur.
Matsuda fiziksel zorlukları, bürokratik süreçleri, yalnız kalma korkusunu ve toplumsal beklentileri de anlatıya dâhil eder.
Böylece “annelik” tek bir yüce duyguya indirgenmez.
Birbirine zıt duyguların aynı anda yaşanabileceği karmaşık deneyim olarak kalır.
O-Satō Hitosaji de ilk bakışta daha hafif bir gündelik deneme kitabıdır.
Ancak Matsuda’nın genel edebî çizgisi içinde küçük zevklerin önemi büyüktür.
Kendi sevdiği kıyafeti, yiyeceği, oyuncağı veya kitabı seçmek, toplumsal beklentilerin karşısında küçük bir özerklik alanı oluşturabilir.
Bu nedenle onun yazarlığında direniş her zaman büyük devrim biçiminde ortaya çıkmaz.
Kişinin sevdiği şeyi utanmadan sevmesi de politik anlam kazanabilir.
Kanojotachi ni Mamorarete Kita bu yaklaşımı geçmişte kendisine yol göstermiş kitaplara, kadınlara ve karakterlere yöneltir.
Matsuda’nın edebiyat anlayışında okurluk pasif değildir.
Bir kitap kişinin kendi yaşamına alternatif bir davranış biçimi sunabilir.
Bu durum onun çevirmenliğiyle de bağlantılıdır.
Karen Russell, Amelia Gray ve Carmen Maria Machado gibi yazarların kurmacalarında fantastik, grotesk, feminist ve deneysel tekniklerin güçlü biçimde bulunması dikkat çekicidir.
Bu eserleri Japoncaya çevirmek Matsuda’yı yalnızca başka dillerdeki hikâyeleri aktaran kişi yapmaz.
Çevirmen, iki farklı edebî sistem arasındaki anlatım biçimlerini birbirine ulaştırır.
Bibliosfer’de Matsuda için çevirmen alanının yazar kimliğinin yanında ayrıca tutulması bu nedenle önemlidir.
Ancak çeviri yaptığı yazarlarla kendi eserleri arasında doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurmak doğru olmaz.
Benzer estetik ilgi alanlarının bulunduğunu söylemek daha isabetlidir.
Matsuda’nın mizahı çoğunlukla kuru ve doğrudandır.
Bir karakter son derece olağanüstü bir durumla karşılaşabilir fakat anlatıcı bunu gündelik bir ayrıntı gibi sunabilir.
Bu ton, fantastik olayın komikleşmesini sağlarken gerçek dünyanın da fantastik olay kadar tuhaf görünmesine neden olur.
Özellikle Vahşi Kadınlarda bu teknik belirgindir.
Hayalet görmek şaşırtıcı değildir; kadınların gündelik hayatta karşılaştığı cinsiyetçi beklentiler bazen hayaletten daha tuhaf görünür.
Bu nedenle eser korku kategorisine girse bile temel amacı korkutmak değildir.
Fantastik kurgu, feminist yeniden anlatım, çağdaş halk anlatısı ve bağlantılı öykü sınıflandırmaları daha açıklayıcıdır.
Matsuda’nın öykülerinde beden de önemli bir alandır.
Kadın bedeni başkalarının baktığı, değerlendirdiği veya kontrol ettiği nesne olmaktan çıkarılmaya çalışılır.
Adet, hamilelik, doğum, yaşlanma ve fiziksel görünüş utandırıcı veya gizlenmesi gereken konular olarak sunulmaz.
Bedenin gündelik gerçekliği ideal kadın imgesine karşı kullanılır.
Popüler kültür, manga, televizyon, idol grupları ve filmler de eserlerinde sık görülür.
Matsuda yüksek kültür ile popüler kültürü kesin biçimde ayırmaz.
Bir televizyon dizisindeki cinsiyetçi klişe de klasik bir hayalet öyküsü kadar edebî incelemenin konusu olabilir.
Bu yaklaşım çağdaş kültürün insanlara kadınlık ve erkeklik hakkında sürekli anlatılar sunduğunu kabul eder.
Matsuda bu anlatıları yeniden yazar.
Çalışma hayatı da ilk kitabından itibaren devam eden temel konudur.
Şirket düzeni, güvencesiz çalışma, yöneticiler ve işyerindeki cinsiyetçi davranışlar bireysel problemler kadar sistemik meseleler olarak görülür.
Karakterin “daha güçlü olması” her zaman sorunu çözmez.
Bazen problem kişinin değil kurumun kendisidir.
Bu nokta Matsuda’nın eserlerini klasik kişisel gelişim anlatılarından ayırır.
Bireyin sisteme daha iyi uyum sağlaması yerine sistemin neden bu biçimde kurulduğu sorgulanır.
Aoko Matsuda’nın Bibliosfer’deki temel sınıflandırma alanları çağdaş Japon edebiyatı, feminist kurgu, toplumsal eleştiri, fantastik kurgu, spekülatif kurgu, hayalet anlatısı, folklor yeniden yazımı, deneysel öykü, deneme, toplumsal cinsiyet, çalışma hayatı, beden, annelik, aile, popüler kültür ve çeviri şeklindedir. Eserlerini ayırt eden temel özellik, toplumun normal kabul ettiği cinsiyet ve davranış kalıplarını mizah, kelime oyunu, fantastik dönüşüm ve bakış açısı değişikliğiyle yabancılaştırarak özellikle susturulmuş veya kalıplaştırılmış kadın karakterlere yeni anlatı alanları açmasıdır.