Gerçek dediğimiz şeyden ne kadar eminiz?
Gördüğümüz bir insanın gerçekten karşımızda olduğundan…
Hatırladığımız bir olayın gerçekten yaşandığından…
Ya da zihnimizin bize anlattığı hikâyenin yalnızca bize ait bir kurgu olmadığından?
Tamer bir doktordur.
Kanserle mücadele etmek, hastalığa karşı yeni yollar bulmak ve insanların hayatını kurtarmak onun için yalnızca mesleki bir uğraş değildir.
Neredeyse bir saplantıdır.
Fakat geçmişinde yaşanan trajik bir olay, hayatının yönünü bütünüyle değiştirir.
Genç bir hastanın ölümünün ardından mesleği, ailesi ve kendi zihniyle kurduğu ilişki sarsılır. Yaşadığı psikolojik sorunlar, bir süre sonra Tamer’in karşısına çok daha tehlikeli bir soru çıkarır:
Ya gördüklerinin hepsi gerçek değilse?
Hayatını yeniden kurmaya çalışırken karşısına yeni bir fırsat çıkar.
Kanser tedavisi üzerine çalışmalarına devam edebileceği bir ortam…
Belki geçmişte yapamadıklarını telafi edebileceği yeni bir başlangıç…
Fakat Tamer araştırmalarında ilerledikçe çevresindeki dünya da tuhaflaşmaya başlar.
İnsanlar değişir.
Olaylar birbirini tutmaz.
Daha dün var olduğuna emin olduğu şeyler bugün hiç yaşanmamış gibi görünür.
Ve kendisine anlatılanlarla kendi hatırladıkları arasındaki mesafe giderek büyür.
Birileri ona yalan mı söylemektedir?
Yoksa zihni yeniden kendi oyununu mu oynamaktadır?
İşte Sanrı tam olarak bu belirsizliğin içinde ilerliyor.
Okur da Tamer’le birlikte gördüğü şeylerden kuşkulanmaya başlıyor. Gerçeği ararken yalnızca insanların söylediklerini değil, anlatıcının algısını da sorgulamak gerekiyor. Okur değerlendirmelerinde de romanın özellikle gerçek ile halüsinasyon arasındaki bu kararsızlığı gerilim unsuru olarak kullandığı öne çıkıyor.
Tuğba Sarıünal, tıp dünyasını, psikolojik kırılmaları ve polisiye unsurları aynı hikâyede buluştururken insan zihninin güvenilirliğini sorguluyor.
Çünkü zihin yalnızca gerçekliği algılamaz.
Onu yorumlar.
Eksik parçaları tamamlar.
Hatırlamak istediğini hatırlar.
Bazen de gerçeğin yerine inanabileceği başka bir dünya koyar.
Kitabın zaman vurgusu da bu sorgulamayı genişletir. Yayıncı tanıtımında zaman, insanı aşk, para, kariyer ve aile gibi arzularla meşgul ederken içinde bulunduğu anı gözden kaçırmasına neden olan büyük bir “illüzyonist” olarak betimlenir.
Sanrı, psikolojik gerilim, polisiye ve tıbbi kurgu unsurlarını bir araya getirerek gerçekliğin insan zihninde ne kadar kolay değişebileceğini sorgulayan sürükleyici bir roman.
Bazen gerçeği bulmanın önündeki en büyük engel yalan söyleyen insanlar değildir.
Kendi zihninizdir.
Çünkü herkes sizi kandırabilir.
Ama en kusursuz sanrı,
insanın gerçek olduğuna bütün kalbiyle inandığıdır.