Savaş başlamadan önce onlar komşuydu.
Aynı sokaklarda yürür,
birbirlerinin evlerine girer,
aynı sofralara otururlardı.
Çocukluklarını birlikte geçirmiş, aynı şehirde gelecek hayalleri kurmuşlardı.
Sonra bir gün insanların isimleri önem kazanmaya başladı.
Kim oldukları…
Hangi dine mensup oldukları…
Hangi taraftan sayıldıkları…
Ve dün birbirlerine selam veren insanlar, kısa süre içinde birbirlerinden korkar hâle geldi.
Meyra, bütün bunların ortasında sıradan bir hayat sürmek isteyen genç bir kadındır.
Sevmek ister.
Ailesinin yanında olmak ister.
Geleceğini kurmak ister.
Ama 1990’ların Bosna’sında savaş başladığında insanların kendi hayatları üzerindeki söz hakkı giderek ellerinden alınır.
Şehirler kuşatılır.
Evler boşaltılır.
Aileler parçalanır.
Komşulukların yerini kuşku, dostlukların yerini korku alır.
Ve savaş, cephedeki askerlerle sınırlı kalmayarak insanların evlerine ve en özel hayatlarına kadar girer. Romanın odağındaki kişisel hikâyeler de Bosna Savaşı sırasında yaşanan gerçek acılardan beslenir.
Meyra’nın dünyası da adım adım değişir.
Bir zamanlar tanıdığı insanlar artık başka yüzlerle karşısındadır.
Güvenmek tehlikeli hâle gelir.
Kaçmak bazen kurtuluş değildir.
Kalmak ise her geçen gün daha büyük bir risktir.
Ama savaşın en ağır yüklerinden birini yine kadınlar taşır.
Şiddet yalnızca insanları öldürmek için değil, onları aşağılamak, korkutmak ve bir topluluğun hafızasında kalıcı yaralar açmak için de kullanılır.
Meyra yaşadıklarının içinde yalnızca hayatta kalmaya değil, insanlığından geriye kalanları korumaya çalışır.
Sinan Akyüz, Meyra’da büyük siyasi gelişmeleri anlatının arka planında tutarken gözünü bireylere çeviriyor.
Bir savaş başladığında eski bir arkadaş neye dönüşür?
Yıllarca yan yana yaşamış iki komşuyu birbirine düşman eden şey nedir?
İnsan sevdiği kişiyi kaybettiğinde ne kadar değişir?
Ve savaş sona erdiğinde, hayatta kalanlar için savaş gerçekten sona ermiş olur mu?
Yazarın Meyra’yla ilgili anlattığı bir cümle romanın ağırlığını da özetler. Savaş sonrasındaki hâlini sorduğunda Meyra’nın duygularının öldüğünü söylediğini aktarır. Böylece romanın asıl meselesi yalnızca hayatta kalmak değildir; yaşananlardan sonra insanın yeniden yaşayabilip yaşayamayacağıdır.
Meyra, Bosna Savaşı’nın istatistiklerinin ardındaki insanlara yaklaşan; kayıp, korku, sevgi, ihanet ve hayatta kalma üzerine kurulmuş sarsıcı bir roman.
Savaşlar bir gün resmen biter.
Silahlar susar.
Sınırlar yeniden çizilir.
Ama bazı insanların içinde savaş çok daha uzun sürer.
Çünkü insan bazen ölümden kurtulur.
Fakat yaşadıklarından kurtulması çok daha zordur.