avaş başlamadan önce onlar yalnızca gençti.
Aynı şehirde yaşıyor,
aynı okullara gidiyor,
aynı sokaklardan geçiyor,
geleceklerini düşünüyorlardı.
Kimsenin birkaç yıl sonra insanların isimlerinin, dinlerinin ve kimliklerinin yaşamla ölüm arasındaki sınırı belirleyeceğini bilmediği günlerdi.
Suada da onlardan biriydi.
Gençti.
Güzeldi.
Müziğe ve hayata bağlıydı.
Ve kalbinde sevdiği bir adam vardı.
Fakat aynı genç kadına âşık iki erkeğin hikâyesi, çok geçmeden kişisel bir aşk meselesi olmaktan çıkacaktır.
Çünkü takvimler 1992’yi gösterdiğinde Bosna’da savaş başlar.
Düne kadar yan yana yaşayan insanlar artık birbirlerinin kimliklerini sorgulamaktadır.
Komşulukların yerini korku alır.
Evler terk edilir.
Aileler dağılır.
Şehirler kuşatılır.
Ve Suada, bütün hayatını birkaç ay içinde değiştirecek bir şiddetin ortasında kalır.
Onun için savaş yalnızca uzaktan duyulan silah sesleri değildir.
Sevdiği insanı kaybetme korkusudur.
Ailesini korumaya çalışmaktır.
Kaçmaktır.
Saklanmaktır.
Hayatta kalabilmek için her sabah yeniden mücadele etmektir.
Ve bir zamanlar kendisine aşkını ilan eden, karşılık bulamayan bir adamın savaşla birlikte bambaşka bir güç ve kimlik kazanması, Suada’nın hayatındaki en karanlık kırılmalardan birine dönüşür.
Sinan Akyüz, İncir Kuşları’nda savaşın tarihini cephelerden anlatmıyor.
Onu bir kadının hayatına indiriyor.
Bir evin içine…
Bir ailenin sofrasına…
Bir aşkın ortasına…
Çünkü savaş başladığında yalnızca askerler ölmez.
İnsanların gelecek hayalleri de yok olur.
Daha dün sıradan olan bir gün, birkaç ay sonra geri dönülmez bir hatıraya dönüşebilir.
Romanın en ağır taraflarından biri de savaş sırasında kadınlara yönelik sistematik şiddeti ve insanların bedenlerinin savaşın araçlarından birine dönüştürülmesini Suada’nın yaşadıkları üzerinden görünür kılmasıdır. Kitabın çıkış noktası da yazarın, savaşın doğrudan tanığı olan Suada’nın öyküsünü öğrenmesine dayanır.
Ama İncir Kuşları yalnızca acının romanı değildir.
Aşk vardır.
Bağlılık vardır.
İnsanın her şeyini kaybettiğini düşündüğü anda bile yaşamak için bir neden araması vardır.
Ve bütün karanlığın içinde, insanın başka bir insana tutunarak ayakta kalabilme ihtimali…
Sinan Akyüz, yakın tarihin büyük trajedilerinden birini rakamların ve siyasi açıklamaların arkasından çıkarıp tek bir insanın hayatına yaklaştırıyor.
Çünkü tarih binlerce kişinin öldüğünü söyleyebilir.
Ama bir roman bize o insanlardan birinin nasıl yaşadığını gösterebilir.
İncir Kuşları, aşk ile savaşın, umut ile vahşetin aynı hayatın içinde karşı karşıya geldiği; Bosna Savaşı’nın yıkımını Suada’nın gerçek yaşamından esinlenen hikâyesi üzerinden anlatan sarsıcı bir roman.
Bir zamanlar aynı gökyüzünün altında yaşayan insanlar vardı.
Sonra savaş geldi.
Ve bazı kuşların şarkısı,
bir daha hiç eskisi gibi duyulmadı.