Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
11 Gösterim

İstanbul’a gelen her tren, Anadolu’nun dört bir yanından kopup büyük şehre savrulan yeni insanlar getirir. Ellerinde birkaç parça eşya, ceplerinde sınırlı para, içlerinde ise daha iyi bir hayat kurma umudu vardır. Ancak uzaktan bakıldığında fırsatlarla dolu görünen İstanbul, kendisine sığınan herkese aynı kapıları açmaz.

İflahsızın Memet de çalışmak, para kazanmak ve köyde bıraktığı hayatın dışına çıkmak için İstanbul’a gelir. Şehri tanımadığı gibi, burada ayakta kalmanın kurallarını da bilmez. Hemşerilerinin, işçilerin, küçük esnafın ve gecekondu mahallelerinde tutunmaya çalışan insanların arasına karıştıkça büyük şehrin görünmeyen yüzüyle karşılaşır. İş bulabilmek, başını sokacak bir yer edinmek ve kimseye boyun eğmeden yaşayabilmek düşündüğünden çok daha zordur.

Bir yanda yoksulluk içinde dayanışmayla ayakta kalanlar, diğer yanda yeni gelenlerin çaresizliğini kazanca dönüştürenler vardır. Arsa ve inşaat işleriyle büyüyen çıkar ilişkileri, siyasetin mahallelere kadar uzanan hesapları ve emeğin değersizleştirildiği çalışma düzeni, İstanbul’un çehresini değiştirirken insanların hayatlarını da yeniden biçimlendirir. Şehir büyüdükçe umutlarla hırslar, dayanışmayla sömürü yan yana ilerler.

Orhan Kemal, **Gurbet Kuşları**’nda köyden kente göçü yalnızca bir yer değiştirme olarak anlatmaz. Geleneklerinden kopmaya çalışanları, şehirli görünerek geçmişini saklayanları ve değişirken kendisini kaybetmemek için direnenleri canlı diyaloglar ve güçlü insan gözlemleriyle ele alır. Romanın kişileri, büyük şehrin içinde kendilerine bir yer açmaya çalışırken yalnızca ekmeklerini değil, kimliklerini ve onurlarını da korumak zorundadır.

**Gurbet Kuşları**, İstanbul’un büyümesinin ardında kalan emekçileri, gecekonduların kuruluşunu ve göçün insan hayatında yarattığı derin dönüşümü anlatan güçlü bir romandır. Çünkü gurbet kuşları bir şehre yalnızca umutlarını taşımaz; değiştirirken değişecekleri yeni bir dünyanın bütün yükünü de kanatlarında getirir.