Bir zamanlar işleri yolunda giden Topal Eskici’nin dükkânı artık ailesini geçindirmeye yetmez. Değişen hayat şartları, azalan müşteriler ve giderek ağırlaşan yoksulluk, onu geçmişin rahat günlerine duyduğu özlemle baş başa bırakır. Huysuzluğu arttıkça evin içindeki huzur azalır; babayla oğulları arasındaki anlaşmazlıklar her geçen gün biraz daha büyür.
Ailenin önünde iki seçenek vardır: Ya daralan dükkânda yokluğa boyun eğecekler ya da başka bir umut arayacaklardır. Pamuk toplama mevsimi, içinde bulundukları çıkmazdan kurtulmak için bir fırsat gibi görünür. Çukurova’nın bereketli topraklarına yönelen aile, alın teriyle para kazanıp yeniden ayağa kalkacağına inanır. Fakat uzaktan bolluk vadeden tarlalarda onları ağır çalışma koşulları, hastalık, çaresizlik ve yeni çatışmalar beklemektedir.
Orhan Kemal, **Eskici ve Oğulları**’nda aynı yoksulluğu paylaşmalarına rağmen birbirlerine yaklaşmak yerine giderek uzaklaşan bir ailenin hikâyesini anlatır. Topal Eskici’nin kırılan gururu, oğullarının kendi hayatlarını kurma isteği ve kadınların bütün anlaşmazlıkların arasında aileyi ayakta tutma çabası, romanın insanî ve sarsıcı dünyasını oluşturur.
Canlı diyalogları ve yalın anlatımıyla ilerleyen roman, ekonomik koşulların insan karakteri üzerindeki etkisini bütün açıklığıyla ortaya koyar. Sevginin öfkeye, dayanışmanın hesaplaşmaya, umudun ise hayal kırıklığına dönüşebildiği bir dünyada herkes yalnızca ekmeğini değil, onurunu da korumaya çalışır.
**Eskici ve Oğulları**, yoksulluğun bir aileyi nasıl sınadığını, kuşaklar arasındaki çatışmayı ve daha iyi bir hayata ulaşma umudunun taşıdığı ağır bedeli anlatan güçlü bir romandır. Çünkü geçim derdi kapıdan içeri girdiğinde, en sağlam görünen aile bağları bile ayakta kalmak için büyük bir mücadele vermek zorunda kalır.