İnsan, ismiyle mi var olur?
Yoksa ismini taşıyan hikâyeyle mi?
Bir isim, bir insanın kim olduğunu gösterebilir. Bir askerin bağlılığını, bir padişahın dünyada bırakmak istediği izi, bir âşığın sevdiği karşısındaki varlığını taşıyabilir.
Fakat isim silindiğinde geriye ne kalır?
Osmanlı’nın geniş tarihinin içinde yeniçeriler yalnızca bir askerî gücün mensupları değildir. Padişaha bağlılıkları, taşıdıkları isimler, sahip oldukları ayrıcalıklar ve ateşle sınanan kaderleriyle büyük bir düzenin parçalarıdırlar. Fakat tarihin hükmü değiştiğinde en güçlü görünen bağlar bile bir anda çözülmeye başlayacaktır.
Bu dünyanın içine Numan girer.
Satın aldığı bir esame, başlangıçta yalnızca hayatını değiştirecek bir imkân gibi görünür. Oysa Numan, bir isimle birlikte kendisine ait olmayan bir geçmişin, bağlılığın ve kaderin içine de adım atmıştır.
Sonra aşk gelir.
Ve aşk da isim gibi insanı var eden, fakat aynı zamanda onu yok oluşa sürükleyebilecek kadar güçlü bir bağa dönüşür.
Numan’ın kalbindeki yangınla yeniçeri ocağının içindeki ateş birbirine yaklaşırken kişisel olanla tarihsel olanın sınırları silinir. Bir tarafta padişahlar, askerler, isyanlar ve büyük dönüşümler; diğer tarafta seven, bekleyen, kaybeden ve kendi küçük hayatını anlamlandırmaya çalışan insanlar vardır.
Nazan Bekiroğlu, İsimle Ateş Arasında’da tarihe yalnızca büyük olayların ve resmî hükümlerin içinden bakmaz. Tarihin altında kalan bireysel hayatlara, unutulan isimlere ve büyük dönüşümlerin insan kalbinde bıraktığı izlere yönelir.
Çünkü tarih bir olayın nasıl sona erdiğini söyleyebilir.
Ama o sona doğru yürüyen insanların ne hissettiğini her zaman anlatmaz.
İsimle Ateş Arasında, aşkın, bağlılığın, iktidarın ve kimliğin birbirine karıştığı; bireyin hikâyesiyle Osmanlı tarihinin aynı ateşin çevresinde buluştuğu şiirsel ve katmanlı bir roman.
İsim insanı var eder.
Ateş sınar.
Aşk ise ikisinin arasında insanın gerçekten kim olduğunu ortaya çıkarır.