Yolun nereye gittiğini bilmeden yola çıkabilir misiniz?
Cebinizde paranız yoksa…
Gece nerede uyuyacağınızı bilmiyorsanız…
Ve bir sonraki öğünü nasıl bulacağınıza dair hiçbir fikriniz yoksa?
Genç Jack London için yolculuk tam olarak böyle başlar.
Amerika ekonomik bunalımın içindedir. İş bulmak zordur; binlerce insan şehirden şehre dolaşarak günü kurtarmaya çalışmaktadır. London da onların arasına karışır.
Evi artık bazen bir yük vagonudur.
Bazen bir istasyon.
Bazen açık hava.
Bazen de geceyi geçirebildiği herhangi bir köşe.
Para olmadığında seyahat etmenin başka yolları vardır.
Hareket hâlindeki yük trenlerine tutunmak…
Demiryolu görevlilerinden saklanmak…
Bir sonraki kasabada yiyecek bulabilmek için kapı kapı dolaşmak…
Ve gerektiğinde, karşısındaki insanı kendisine yardım etmeye ikna edecek kadar iyi bir hikâye anlatmak.
London bütün bunları romantik bir özgürlük masalına dönüştürmez.
Yol tehlikelidir.
Açlık vardır.
Soğuk vardır.
Şiddet vardır.
Polis vardır.
Bir yük treninin altında kalma ihtimali, bir gecede tutuklanmak ya da kilometrelerce yürümek gündelik hayatın parçasıdır. London’ın tren yolculuklarını anlattığı bölümlerde, hareket hâlindeki vagonların arasında yaptığı son derece tehlikeli kaçak yolculuklar da bütün çıplaklığıyla yer alır.
Sonra özgürlük sandığı yol onu cezaevine götürür.
Serserilik suçlamasıyla yakalanır.
Mahkemede kendisini savunmasına neredeyse fırsat verilmeden otuz gün hapis cezası alır. Erie County Cezaevi’nde karşılaştıkları, ona yalnızca hapishanenin karanlık yüzünü değil, adalet ile yoksulluk arasındaki ilişkinin ne kadar acımasız olabileceğini de gösterir.
Fakat Yol, yalnızca Jack London’ın başından geçen maceraların kitabı değildir.
Trenlerin üzerinde, hapishanelerde ve işsizlerin arasında dolaşırken gördüğü Amerika’nın da hikâyesidir.
Çalışmak isteyen ama iş bulamayanlar…
Yoksulluk nedeniyle yollara düşenler…
Polisin sürekli peşinde olduğu evsizler…
Hayatta kalmak için kendi kurallarını geliştiren insanlar…
London, daha sonra romanlarında sık sık karşımıza çıkacak sınıf, yoksulluk, emek, adaletsizlik ve hayatta kalma meselelerini burada doğrudan kendi gençlik deneyimleri üzerinden anlatır.
Üstelik bütün bu sertliğin içinde mizahını da kaybetmez.
Bir trene nasıl binileceğini,
bir görevliden nasıl kaçılacağını,
açken nasıl yemek bulunacağını
ve yolun kendi insanlarını nasıl tanıyacağını anlatırken, gençliğinin gözü karalığına yıllar sonra belli bir ironiyle bakar.
Yol, özgürlüğün romantik görüntüsüyle onun gerçek bedelini yan yana koyan; macera, otobiyografi ve toplumsal gözlemi bir araya getiren güçlü bir Jack London kitabı.
Yol ona dünyayı göstermiştir.
Ama yalnızca uzak şehirleri değil.
Yoksulluğu.
Adaletsizliği.
İnsanların birbirlerine karşı acımasızlığını ve bazen hiç tanımadıkları bir yabancıya gösterebildikleri merhameti de.
Çünkü insan yola çıktığında yalnızca başka yerlere gitmez.
Dünyanın nasıl bir yer olduğunu da öğrenir.
- Çevirmen
- Levent Cinemre
- Çevirmen
- Nalan Türkan
- Çevirmen
- Nurgül Polat