Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
12 Gösterim

Bir zamanlar şehirler milyonlarca insanla doluydu.
Üniversiteler vardı.
Kitaplar vardı.
Bilim, teknoloji, fabrikalar, ulaşım sistemleri ve insanlığın yüzyıllar boyunca biriktirdiği bilgi vardı.
İnsan kendisini doğaya hükmedecek kadar güçlü sanıyordu.

Sonra Kızıl Veba geldi.

Hastalık öylesine hızlı yayılır ki modern dünyanın bütün kurumları birkaç gün içinde çaresiz kalır. İnsanların yüzlerini kızıla çeviren ateş, çok kısa sürede ölüme götürür.
Şehirler boşalır.
Yollar sessizleşir.
Devletler çöker.
Ve insanlığın yüzyıllar boyunca kurduğu uygarlık, onu koruyacak insanların ortadan kalkmasıyla birlikte dağılmaya başlar.

Aradan altmış yıl geçmiştir.
Yıl 2073.

Eski dünyanın kalıntıları arasında artık bambaşka bir insanlık yaşamaktadır.
Bir zamanlar San Francisco Körfezi çevresinde yükselen yapıların yerinde harabeler vardır. Bilgi unutulmuş, dil değişmiş, insanların hayatı yeniden avcılık ve hayatta kalma mücadelesine indirgenmiştir.

Bu dünyanın içinde yaşlı bir adam dolaşmaktadır.
O, salgından önceki hayatı hatırlayan son insanlardan biridir.
Bir zamanlar profesördür.
Şimdi ise torunlarına artık inanılması güç gelen hikâyeler anlatan yaşlı bir adam.

Onlara insanların gökyüzünde uçabildiğini, şehirlerde milyonlarca kişinin yaşadığını, kitaplarla dolu kütüphanelerin bulunduğunu anlatır.

Çocuklar ise bütün bunları neredeyse bir masal gibi dinler.
Çünkü onlar için uygarlık, hiç görmedikleri bir geçmişten ibarettir.
Jack London, Kızıl Veba’da yalnızca ölümcül bir salgının hikâyesini anlatmıyor.

Daha temel bir sorunun peşine düşüyor:
Uygarlık sandığımız kadar sağlam mı?
İnsanlığın binlerce yılda oluşturduğu bilgi, düzen ve kültür; onu taşıyan toplum ortadan kalktığında ne kadar süre yaşayabilir?

Bilgi aktarılmazsa unutulur.
Teknoloji kullanılmazsa işe yaramaz hâle gelir.
Dil değişir.
Kitaplar çürür.
Ve insan, birkaç kuşak içinde kendisini başladığı yere yakın bir dünyada bulabilir.

Kızıl Veba, salgın, uygarlık, sınıf, bilgi ve insan doğası üzerine kısa fakat çarpıcı bir kıyamet sonrası anlatısı.
İnsan dünyayı değiştirebilir.
Şehirler kurabilir.
Bilgiyi kuşaktan kuşağa aktarabilir.
Ama bütün bunların sonsuza kadar süreceğinin garantisi yoktur.

Çünkü uygarlığın yıkılması için bazen yüzyıllar gerekmez.
Birkaç hafta yeterli olabilir.