Bir insan yıllar önce sona ermiş birkaç haftalık bir aşkın hatırasına neden bütün hayatını adayabilir?
Ölümün yaklaştığını bilen biri neden hâlâ yaşamak yerine kendisinden kaçmayı seçer?
Ve bir terapist, karşısındaki insanı gerçekten anlayabilmek için kendi korkularıyla ne kadar yüzleşmek zorundadır?
Irvin D. Yalom, **Aşkın Celladı**’nda terapi odasının kapısını okura açıyor. Karşısına gelen insanların yalnızca anlattıklarını değil, sözlerinin ardında saklanan korkuları, arzuları ve hayat boyunca kaçmaya çalıştıkları gerçekleri de görünür kılıyor.
Kitaba adını veren öykünün merkezinde Thelma vardır. Yetmiş yaşındaki bu kadın, yıllar önce terapistiyle yaşadığı kısa ama yoğun ilişkinin anısına hâlâ sıkı sıkıya bağlıdır. Hayatının büyük bölümünü geçmişte yaşanmış birkaç haftanın gölgesinde geçirmiştir. Yalom’un görevi onu aşktan vazgeçirmek değildir; bu aşkın ardında neyin saklandığını anlamasına yardım etmektir.
Ancak kitap yalnızca Thelma’nın hikâyesinden oluşmaz.
Ölümcül hastalığıyla yüzleşenler, bedenlerinden nefret edenler, yaşlanmayı kabul edemeyenler, kaybettiklerinin ardından yaşamaya çalışanlar ve kendileri hakkında yıllardır kurdukları hikâyelerin içinde sıkışıp kalan insanlar aynı terapi odasından geçer.
Yalom onları uzaktan inceleyen kusursuz bir uzman gibi davranmaz. Kimi danışanına karşı sabırsızlığını, kimi zaman önyargılarını, başarısızlıklarını ve kendi içindeki çelişkileri de anlatının parçası hâline getirir. Böylece terapi, doktorun doğru cevapları bildiği tek yönlü bir süreç olmaktan çıkar; iki insanın birlikte bilinmeyene doğru ilerlediği gerçek bir karşılaşmaya dönüşür.
Her öykünün ardında aynı temel meseleler vardır: ölüm, yalnızlık, özgürlük ve hayatın anlamı.
**Aşkın Celladı**, insan ruhunun en savunmasız hâllerine yaklaşan, psikoterapiyi klinik kavramlardan çıkarıp gerçek hayatların içine taşıyan etkileyici bir eser. Yalom, değişmenin neden bu kadar zor olduğunu gösterirken insanın en güçlü savunmalarının bile bazen kendisini korumak yerine yaşamaktan uzaklaştırdığını hatırlatıyor.
Çünkü insan bazen acısını bırakmak istemez.
Acı gitmiş bir insanla, kaybolmuş bir aşkla ya da geçmişteki benliğiyle kurduğu son bağ olabilir.
Ve bazen iyileşmek, acıdan vazgeçmekten önce onun bize neden bu kadar gerekli olduğunu anlamakla başlar.
- Çevirmen
- Handan Saraç