İnsan aklı neyi tasarlayabilir, neyi gerçeğe dönüştürebilir? Bir makine yalnızca demirden, çarklardan ve hesaplardan mı oluşur; yoksa onu harekete geçiren asıl güç insanın hayalleri, tutkuları ve hırsları mıdır?
İhsan Oktay Anar, Kitab-ül Hiyel’de Osmanlı’nın eski zaman mucitlerinin dünyasına uzanıyor. Yâfes Çelebi’den Calud’a, Lalezar Necef Bey’den birbirinden tuhaf hiyelkârlara kadar pek çok karakterin yolu; makineler, sıra dışı icatlar ve gerçekleşmesi neredeyse imkânsız görünen tasarımlarla kesişiyor. Roman boyunca mekanik bilginin sınırları kadar insanın doğaya hükmetme arzusu da sorgulanıyor.
Gerçekle hayalin, bilimle tutkunun ve yaratıcılıkla iktidar arzusunun iç içe geçtiği anlatıda Anar, tarihsel atmosferi kendine özgü mizahı ve zengin diliyle yeniden kuruyor. İcatların ve makinelerin ardında ise giderek daha büyük hayaller kuran insanların zaafları, tutkuları ve dünyayı değiştirme istekleri beliriyor.
Kitab-ül Hiyel, eski zamanların garip mucitlerini anlatırken insanın yaratma, hükmetme ve imkânsızı gerçekleştirme arzusuna da bakan; tarih, hayal ve mekanik arasında kendine özgü bir dünya kuran sıra dışı bir roman.