Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
11 Gösterim

Kimsin?
Adın mı?
Doğduğun ülke mi?
Konuştuğun dil, inandığın din, ait olduğun millet, cinsiyetin, mesleğin?
Yoksa bütün bunları çıkardığımızda geriye kalan kişi mi?

Gündüz Vassaf, Kimliğimi Kaybettim, Hükümsüzdür! kitabında insanın kendisini tanımlamak için kullandığı en temel kavramlardan birini sorguluyor:

Kimlik.
Doğduğumuz andan itibaren üzerimize isimler konur.
Bir ülkenin vatandaşı oluruz.
Bir aileye, kültüre ve topluma ait sayılırız.
Biz daha seçim yapabilecek yaşa gelmeden dünya bize kim olduğumuzu anlatmaya başlamıştır.

Sonra biz de bu kimliklere sarılırız.
“Ben” deriz.
“Biz” deriz.
Ve bir noktadan sonra kaçınılmaz olarak “onlar” ortaya çıkar.

Vassaf’ın asıl itirazı da burada başlar.

İnsanı dünyada bir yere ait kılan kimlikler, aynı zamanda onu başka insanlardan ayıran duvarlara dönüşebilir mi?

Milliyet, din, cinsiyet ya da ideoloji insanın kendisini anlamasına yardım ederken bir süre sonra onun nasıl düşünmesi gerektiğini belirlemeye başlayabilir mi?

Ve insan sahip olduğu kimliği korumak uğruna, hiç tanımadığı başka insanları düşman olarak görebilir mi?

Vassaf; savaşlardan milliyetçiliğe, ırkçılıktan toplumsal rollere kadar pek çok meseleye bu soruların içinden bakıyor. Yayıncının da vurguladığı üzere kitap, kimliklerin insanı kan davalarından savaşlara kadar uzanan çatışmaların içine çekebilmesini ve aynı zamanda kişiyi ırkçıların, dalkavukların ya da fırsatçıların hedefi hâline getirebilmesini tartışıyor.

Ama Kimliğimi Kaybettim, Hükümsüzdür! kimliksiz bir dünyayı tarif eden hazır bir manifesto değil.

Daha çok rahatsız edici sorular soran bir deneme kitabı.
İnsan gerçekten kendi düşüncelerini mi düşünüyor?
Yoksa doğduğu toplumun düşüncelerini mi tekrar ediyor?
Bir insan yalnızca doğduğu yer nedeniyle başka bir insandan daha değerli olabilir mi?
Sınırlar insanları mı korur, yoksa birbirlerinden mi ayırır?
Kendimizi tanımlamak için kullandığımız sözcükler ortadan kalksa, geriye nasıl bir insan kalır?

Vassaf bütün bunları ciddi meselelerin ağırlığı altında ezilen bir dille değil; ironi, gözlem ve zaman zaman kışkırtıcı sorularla ele alıyor.

Çünkü onun derdi okura yeni bir kimlik vermek değil.
Elindeki kimlikleri biraz olsun sorgulatmak.
Belki insan bütün aidiyetlerinden vazgeçemez.
Belki buna gerek de yoktur.

Ama insanın taşıdığı kimlikle kendisini bütünüyle aynı şey sanması başka bir meseledir.

Kimliğimi Kaybettim, Hükümsüzdür!, bireyin kendisine ve yaşadığı dünyaya dışarıdan bakmasını isteyen; aidiyet, özgürlük, önyargı ve dünya vatandaşlığı üzerine düşündüren, yer yer sivri ve huzursuz edici bir denemeler toplamı.

Çünkü bazen insanın kendisini bulması için önce şu soruyu sorması gerekir:
Bana kim olduğumu kim söyledi?