Zerdüşt on yıl boyunca dağdaki yalnızlığında yaşamıştır.
İnsanlardan uzaklaşmış, düşünmüş, öğrenmiş ve kendi bilgeliğiyle baş başa kalmıştır. Fakat bir sabah artık elindekileri paylaşması gerektiğine karar verir.
Dağdan aşağı iner.
Ve insanlara seslenir.
Eski değerlerin çöktüğü bir dünyada insan neye inanacaktır? İyi ile kötüyü kim belirler? Başkalarının doğrularıyla yaşamak yerine kendi değerlerini yaratmak mümkün müdür? Ve insan, olduğu hâliyle tamamlanmış bir varlık mıdır; yoksa aşılması gereken bir geçiş mi?
Nietzsche, **Böyle Buyurdu Zerdüşt**’te bu soruların peşinden giderken insanı kendisini aşmaya çağırır. Zerdüşt’ün sözlerinde insan, ulaşılmış son nokta değil; aşılması, dönüştürülmesi ve yeniden yaratılması gereken bir varlıktır. **Üstinsan** düşüncesi de tam burada belirir: Başkalarının kendisine sunduğu değerlerle yetinmeyen, kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenen ve kendi değerlerini yaratabilecek insan.
Fakat bunun için önce eski dayanakların yıkılması gerekir.
“Tanrı’nın ölümü”, yalnızca dine yöneltilmiş bir meydan okuma değildir. İnsanların yüzyıllardır doğruyu, yanlışı ve hayatın anlamını belirlemek için başvurduğu mutlak değerlerin gücünü kaybetmesinin yarattığı büyük boşluktur. Zerdüşt, bu boşluğu umutsuzlukla değil, yeni değerler yaratma cesaretiyle karşılamaya çalışır.
Yolculuğu boyunca öğrenciler, yalnızlar, bilginler, rahipler ve türlü insanlarla karşılaşır. Onlarla konuşurken erdemi, sevgiyi, yalnızlığı, dostluğu, devleti, savaşı, merhameti ve ölümü sorgular. Öğrettiklerinin kolayca başka bir inanca dönüşmesini de istemez; insanın kendisine bağlanmasını değil, sonunda kendi yolunu bulmasını bekler.
Ve bütün bu düşüncelerin ardında en ağır sorulardan biri belirir:
Ya yaşadığınız hayatı, bütün sevinçleri ve acılarıyla, sonsuz kez yeniden yaşamak zorunda olsaydınız?
**Ebedî dönüş** düşüncesi, insanı kendi yaşamıyla radikal bir hesaplaşmaya çağırır. Yaşadığımız hayatı yalnızca kabullenmek değil, onun tekrarını bile isteyebilecek kadar ona “evet” diyebilmek mümkün müdür?
**Böyle Buyurdu Zerdüşt**, hazır cevapların değil, büyük soruların kitabıdır. Nietzsche; felsefeyi şiirle, düşünceyi alegoriyle ve eleştiriyi güçlü imgelerle bir araya getirerek okuru kendisine miras kalan değerleri sorgulamaya çağırır.
Zerdüşt insanlara rahatlatıcı bir hakikat sunmaz.
Tam tersine, ellerindeki hakikatleri ellerinden alır.
Çünkü Nietzsche’ye göre insanın önündeki en büyük görev dünyayı olduğu gibi kabul etmek değil, önce kendisini aşabilmektir.
Ve belki insanın çıkması gereken en yüksek dağ, kendi içinde yükselendir.
- Çevirmen
- Mustafa Tüzel
- Çevirmen
- Meral Harzem