Bir toplum yalnızca bilim, ilerleme ve maddi güçle ayakta kalabilir mi? İnsan, manevi değerlerden uzaklaştığında aklın ve vicdanın sunduğu imkânlar huzura ulaşması için yeterli olur mu?
Fatma Aliye, İstilâ-yı İslâm’da bu sorulardan hareketle dinin insan ve toplum hayatındaki yerini inceler. Batı dünyasında dinsizliğin giderek yaygınlaştığı bir dönemde kaleme aldığı eserinde, insanlığın yalnızca maddi gelişmeye değil, ortak değerler etrafında kurulmuş manevi bir düzene de ihtiyaç duyduğunu savunur. Ona göre din, insanı yalnızca inanç bakımından değil; ahlak, sorumluluk ve toplumsal dayanışma bakımından da şekillendiren temel bir kuvvettir.
Yazar, Avrupa’da İslamiyet hakkında yerleşmiş önyargıları ele alırken Doğu ile Batı arasındaki düşünsel mesafeyi de sorgular. İslam’ın farklı toplumlarda gördüğü ilgiyi, Batılı araştırmacıların ve din adamlarının değerlendirmelerini, misyonerlerin ve gezginlerin gözlemlerini kendi döneminin tartışmaları içinde ele alır. Böylece “istilâ” kavramını askerî bir yayılmadan çok, düşüncenin ve inancın sınırları aşan etkisi üzerinden yorumlar.
Fatma Aliye’nin dikkat çektiği meselelerden biri de toplumsal ilerlemenin yalnızca erkeklerin eğitimiyle sağlanamayacağıdır. Kadınların öğrenim görmesi, düşünce hayatına katılması ve toplumun gelişiminde etkin bir yer edinmesi gerektiğini vurgulayan yazar, İslam dünyasındaki yenileşmenin kadınları dışarıda bırakamayacağını ortaya koyar.