Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 26-02-1802
Doğum yeri Besançon
Ölüm tarihi 22-05-1885

Victor-Marie Hugo, 26 Şubat 1802’de Fransa’nın Besançon kentinde doğdu. Babası Joseph Léopold Sigisbert Hugo, Fransız Devrimi ve Napolyon dönemlerinde görev yapan bir subay; annesi Sophie Trébuchet ise monarşi yanlısı bir aileden gelen Fransız bir kadındı. Victor, Abel ve Eugène adlı üç erkek kardeşin en küçüğüydü.

Babasının askerî görevleri nedeniyle çocukluğunun bir bölümünü İtalya ve İspanya’da geçirdi. Ailesiyle Madrid’de bulunduğu sırada Colegio Imperial de San Antón’da öğrenim gördü. Anne ve babasının anlaşmazlıkları nedeniyle çocukluk yılları, farklı ülkeler ve değişen aile düzenleri arasında geçti.

Annesi ve kardeşleriyle Paris’e döndükten sonra eski Feuillantines Manastırı çevresindeki evde yaşadı. Bu dönemde tanıdığı Adèle Foucher, daha sonra eşi olacaktı. Hugo genç yaşta şiir yazmaya başladı ve edebî yeteneğiyle çeşitli yarışmalarda dikkat çekti.

1819’da Toulouse’daki Académie des Jeux Floraux tarafından şiir ödülüne değer görüldü. Aynı yıl kardeşleriyle birlikte kraliyetçi ve edebî çizgideki Le Conservateur littéraire adlı dergiyi çıkarmaya başladı. Dergide şiirlerinin yanı sıra edebiyat eleştirileri ve siyasal görüşlerini yansıtan yazıları yayımlandı.

İlk şiir kitabı Odes et Poésies diverses 1822’de yayımlandı. Aynı yıl çocukluk arkadaşı Adèle Foucher ile evlendi. Çiftin beş çocuğu dünyaya geldi; ilk çocukları Léopold doğumundan kısa süre sonra öldü, Léopoldine, Charles, François-Victor ve Adèle ise yetişkinlik dönemine ulaştı.

İlk romanlarından Han d’Islande 1823’te, gençlik yıllarında tasarladığı Bug-Jargal ise kitap biçiminde 1826’da yayımlandı. Bu eserlerde tarih, siyasal çatışma, şiddet, adaletsizlik ve toplumun dışında kalan kişilere duyulan ilgi belirginleşmeye başladı.

Cromwell adlı tiyatro eserinin 1827’de yayımlanan geniş önsözü, Fransız romantizminin başlıca bildirilerinden biri hâline geldi. Hugo bu metinde klasik tiyatronun katı tür ve biçim kurallarına karşı çıktı; yüce ile groteskin, trajik ile gülüncün aynı eser içinde bir arada bulunabileceğini savundu.

Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, özgün adıyla Le Dernier Jour d’un condamné, 1829’da yayımlandı. Eser, idam edilmesine saatler kalan kimliği belirsiz bir mahkûmun düşüncelerini birinci şahıs anlatımıyla aktarır. Mahkûmun adı, geçmişi ve işlediği suç açıklanmaz; anlatının odağı ölüm cezasının insan üzerinde oluşturduğu korku, çaresizlik ve ruhsal parçalanmadır.

Victor Hugo, 1832 baskısına eklediği önsözde ölüm cezasına karşı görüşünü doğrudan açıkladı. Böylece eser yalnızca bir mahkûmun son saatlerini anlatan psikolojik bir metin olmaktan çıkarak devlet eliyle öldürmeye karşı hazırlanmış açık bir edebî ve siyasal müdahale niteliği kazandı.

Les Orientales adlı şiir kitabı da 1829’da yayımlandı. Doğu, savaş, özgürlük ve Yunan bağımsızlık mücadelesi çevresinde gelişen şiirler, romantik şiirin renk, ses, hareket ve egzotik mekânlara yönelik ilgisini yansıttı.

Hernani’nin 1830’da Comédie-Française’de sahnelenmesi, Fransız edebiyat tarihindeki romantizm-klasisizm tartışmasının simgesel olaylarından biri oldu. “Hernani Savaşı” olarak anılan gösterimler sırasında klasik tiyatro taraftarlarıyla genç romantikler karşı karşıya geldi. Oyunun başarısı, Hugo’nun romantik hareket içindeki konumunu güçlendirdi.

Notre-Dame de Paris 1831’de yayımlandı. Roman, 1482 Paris’inde Notre-Dame Katedrali çevresinde gelişen Esmeralda, Quasimodo, Claude Frollo ve Pierre Gringoire’nin iç içe geçen hikâyelerini anlattı. Mimari miras, toplumsal dışlanma, tutku, iktidar ve adalet romanın temel konuları arasında yer aldı.

Hugo, 1830’lu yıllarda Marion de Lorme, Le Roi s’amuse, Lucrèce Borgia, Marie Tudor, Angelo ve Ruy Blas gibi tiyatro eserleri yazdı. Bazı oyunları sansürlendi veya kısa süre içinde yasaklandı. Bu deneyimler, ifade özgürlüğü ve siyasal baskı konularına ilgisini artırdı.

1833’te Lucrèce Borgia’nın hazırlıkları sırasında oyuncu Juliette Drouet ile tanıştı. Drouet, uzun yıllar boyunca Hugo’nun yakın yol arkadaşı ve yazıştığı başlıca kişilerden biri oldu. Hugo’nun seyahatlerinde ve sürgün döneminde yanında bulundu.

Claude Gueux 1834’te kitap olarak yayımlandı. Gerçek bir mahkûmun yaşamından hareket eden anlatı; yoksulluk, suç, hapishane düzeni, eğitim yoksunluğu ve ölüm cezası arasındaki ilişkiyi inceledi. Eser, Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’nde geliştirilen ölüm cezası karşıtı düşüncenin toplumsal nedenlere yönelen devamı niteliğindedir.

Victor Hugo 1841’de Fransız Akademisine seçildi. Bu üyelik, romantizmin uzun süre karşı çıktığı klasik edebiyat kurumlarından biri tarafından kabul edilmesi anlamına geliyordu. Hugo, Akademinin 14 numaralı koltuğunda yer aldı.

Kızı Léopoldine, 1843’te eşi Charles Vacquerie ile birlikte Seine Nehri’nde boğularak öldü. Hugo haberi bir seyahat sırasında gazeteden öğrendi. Bu kayıp, yaşamında ve şiirinde derin bir kırılmaya yol açtı; Léopoldine’nin hatırası özellikle Les Contemplations’ın yas, ölüm ve hatırlama bölümlerinin merkezine yerleşti.

1845’te Fransa Kralı Louis-Philippe tarafından Fransa soylular meclisinin üyesi anlamına gelen pair de France unvanına getirildi. 1848 Devrimi’nin ardından Paris milletvekili seçildi. Başlangıçta siyasal düzeni korumaya yakın bir tutum benimsemesine rağmen zaman içinde cumhuriyetçi, demokratik ve toplumsal reform yanlısı bir çizgiye yöneldi.

Parlamentoda yoksulluk, basın özgürlüğü, eğitim, genel oy hakkı ve ölüm cezası üzerine konuşmalar yaptı. Toplumsal sefaletin yalnızca bireysel kusurlarla açıklanamayacağını, siyasal kurumların ve ekonomik düzenin de yoksulluk üretiminde sorumluluk taşıdığını savundu.

Louis-Napoléon Bonaparte’ın 2 Aralık 1851’de gerçekleştirdiği hükûmet darbesine karşı direniş örgütlemeye çalıştı. Hakkında tutuklama kararı çıkarılması üzerine Fransa’dan ayrıldı. Önce Brüksel’e, ardından Jersey Adası’na ve 1855’te Guernsey’e geçti.

Hugo’nun sürgünü yaklaşık on dokuz yıl sürdü. Bu dönemde Napoléon le Petit ve Les Châtiments gibi eserlerle Napolyon III yönetimini eleştirdi. Sürgünü yalnızca kişisel bir mağduriyet olarak değil, siyasal bağımsızlığını ve muhalif kimliğini korumasını sağlayan bir konum olarak değerlendirdi.

Les Contemplations 1856’da yayımlandı. Şairin gençliğinden sürgün yıllarına uzanan şiirleri içeren kitap; aşk, aile, doğa, inanç, ölüm, yas ve insanın evrendeki yeri çevresinde gelişti. Léopoldine’nin ölümü, kitabın önce ve sonra biçimindeki yapısal ayrımını belirleyen temel olay oldu.

La Légende des siècles’in ilk bölümü 1859’da yayımlandı. Hugo bu geniş şiir projesinde insanlık tarihini efsaneler, dinler, savaşlar, devrimler ve ahlaki mücadeleler üzerinden anlatmaya yöneldi. Eserin yeni bölümleri sonraki yıllarda yayımlandı.

Les Misérables 1862’de yayımlandı. Türkçede Sefiller adıyla tanınan roman; eski mahkûm Jean Valjean, polis müfettişi Javert, Fantine, Cosette, Marius ve Paris barikatlarında mücadele eden gençler çevresinde gelişti. Hukuk ile adalet, suç ile vicdan, yoksulluk, eğitim, merhamet ve toplumsal dönüşüm romanın temel sorunlarıdır.

Les Travailleurs de la mer 1866’da yayımlandı. Türkçede Deniz İşçileri adıyla bilinen eser, Guernsey Adası’nın doğası ve deniz yaşamıyla insan emeğini bir araya getirdi. Romanın kahramanı Gilliatt’ın deniz ve makineler karşısındaki mücadelesi, insan iradesi ile doğanın gücü arasındaki ilişkiyi görünür kıldı.

L’Homme qui rit 1869’da yayımlandı. Çocukken yüzü kalıcı biçimde değiştirilmiş Gwynplaine’in hikâyesini anlatan roman; beden, kimlik, aristokrasi, gösteri kültürü ve siyasal eşitsizlik konularını işledi. Kahramanın yüzündeki sürekli gülümseme, toplumsal düzenin insan acısını eğlenceye dönüştürmesinin simgesi hâline geldi.

Napolyon III yönetiminin yıkılması ve Üçüncü Cumhuriyet’in ilan edilmesinin ardından 1870’te Fransa’ya döndü. Paris’te geniş halk toplulukları tarafından karşılandı. Fransa-Prusya Savaşı ve Paris Kuşatması sırasında kentte kaldı.

1871’de yeniden milletvekili seçildi ancak kısa süre sonra görevinden ayrıldı. Paris Komünü sonrasında baskıya uğrayan komünarlara yönelik şiddete karşı çıktı ve sürgündekilere sığınma hakkı verilmesini savundu. Bu tutumu nedeniyle Brüksel’den de ayrılmak zorunda kaldı.

Quatrevingt-treize 1874’te yayımlandı. Türkçede Doksan Üç İhtilali adıyla bilinen son romanı, Fransız Devrimi sırasında cumhuriyetçilerle monarşi yanlıları arasındaki çatışmayı konu aldı. Devrimci şiddet, tarihsel zorunluluk, vicdan, bağışlama ve siyasal sorumluluk arasındaki gerilim romanın merkezindedir.

1876’da senatör seçilen Hugo, siyasal mahkûmlar ve Paris Komünü üyeleri için genel af talebini sürdürdü. Yaşamının son döneminde yazarlığıyla siyasal kimliği birbirinden ayrılmaz hâle geldi.

Victor Hugo, 22 Mayıs 1885’te Paris’te öldü. Kendisi için ulusal cenaze töreni düzenlendi; naaşı Zafer Takı altında halkın ziyaretine açıldıktan sonra Panthéon’a götürüldü. Şair, romancı ve siyasal mücadele insanı olarak bıraktığı miras, Fransız edebiyatının yanı sıra ölüm cezası, yoksulluk, özgürlük ve insan onuru tartışmalarında yaşamayı sürdürdü.

#VictorHugo #BirİdamMahkûmununSonGünü #Sefiller #NotreDamedeParis #FransızRomantizmi #Şiir #Tiyatro #ToplumsalRoman #ÖlümCezası #Adalet #SürgünEdebiyatı #İnsanOnuru