Üstün Dökmen, 1954 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve ortaokul öğrenimini Erzurum’da gördü; lise eğitimini Ankara’da tamamladı. 1971 yılında Ankara Cumhuriyet Lisesinden mezun oldu.
Liseden sonra Hacettepe Üniversitesi Fizik Bölümüne kaydoldu. Fizik eğitimini üçüncü sınıfa kadar sürdürdükten sonra ilgi alanını değiştirerek aynı üniversitenin Psikoloji Bölümüne geçti ve lisans öğrenimini burada tamamladı.
Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümündeki lisans eğitiminin ardından Uygulamalı Psikoloji alanında yüksek lisans yaptı. Yüksek lisans çalışmaları özellikle klinik psikoloji ve insan davranışının uygulamalı yönleri çevresinde gelişti.
Akademik yaşamını Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde sürdürdü. Üniversitenin Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında 1986’da doktor, 1988’de doçent ve 1995’te profesör oldu.
Üstün Dökmen, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde 1982-2008 yılları arasında görev yaptı. Psikolojik danışma ve rehberlik, kişilerarası iletişim, empati, sosyometri, psikodrama ve eğitim psikolojisi başlıca çalışma alanları arasında yer aldı.
Akademik çalışmalarında insanların birbirleriyle kurdukları iletişimi, çatışmaların ortaya çıkış biçimlerini, empati süreçlerini ve grup içindeki ilişkileri inceledi. Kuramsal kavramları günlük yaşamdan alınan durumlarla ilişkilendirmesi, sonraki popüler psikoloji ve deneme kitaplarının da temel anlatım özelliklerinden biri oldu.
İletişim Çatışmaları ve Empati, Dökmen’in akademik çalışmalarıyla geniş okur kitlesine yönelik yazarlığını bir araya getiren başlıca eserlerinden biridir. Kitapta kişilerarası iletişimin temel yapıları, iletişim sırasında ortaya çıkan çatışmalar, empati kurma biçimleri ve aile, okul ile iş yaşamındaki iletişim sorunları incelenir.
Sosyometri ve Psikodrama adlı kitabında grup içindeki kişilerarası tercihleri ve ilişkileri inceleyen sosyometri ile yaşantıların dramatik canlandırmalar yoluyla ele alındığı psikodrama yöntemlerini değerlendirdi. Kuramsal açıklamaları, yönettiği psikodrama oturumlarından ve gerçekleştirilen araştırmalardan örneklerle destekledi.
Varolmak, Gelişmek, Uzlaşmak adlı çalışmasında insanın kendisiyle, diğer insanlarla, toplumla ve çevresiyle kurduğu ilişkiye odaklandı. Bireysel gelişimi yalnızca başarı veya kişisel mutluluk üzerinden değil, uyum, sorumluluk, üretkenlik ve birlikte yaşayabilme becerisiyle ilişkilendirdi.
Dökmen’in geniş okur kitlesi tarafından tanınmasında Küçük Şeyler adlı televizyon programı belirleyici oldu. Programı sekiz yıl boyunca hazırlayıp sundu ve toplam doksan dört bölüm gerçekleştirdi. Programda iletişim sorunlarını, aile ilişkilerini, gündelik davranışları ve insanın çoğu zaman fark etmeden tekrarladığı tutumları kısa örneklerle anlattı.
TRT Radyo 3’te opera sanatçısı Murat Akar ile birlikte Biz Kim Opera Kim adlı programı da hazırladı. Bu programda opera sanatıyla gündelik yaşam ve genel kültür arasında bağlantılar kuruldu.
Televizyon programıyla aynı adı taşıyan Küçük Şeyler, ilk kez 2004’te kitap olarak yayımlandı. Eserin ilk on bir baskısı 2004-2007 yılları arasında Sistem Yayıncılık tarafından yapıldı. Kitap daha sonra Küçük Şeyler 1: Deniz Kabukları adıyla Remzi Kitabevinin yayın programına alındı.
Küçük Şeyler’de insan ilişkileri, iletişim hataları, yaşama sevinci, çocuklarla ve eşlerle iletişim, toplumsal roller ve kadın-erkek eşitliği gibi konular ele alındı. Dökmen, gündelik hayatta önemsiz görünen davranışların kişinin kendisi ve çevresi üzerinde kalıcı etkiler oluşturabileceğini kısa anlatılar ve gözlemlerle gösterdi.
Dizi, Küçük Şeyler 2: Tulumbacı Sendromu, Küçük Şeyler 3: Yaşama Yerleşmek ve Küçük Şeyler 4: Eşitler Evi ile devam etti. Bu kitaplarda başkalarının sorunlarını üstlenme, kendi yaşamında etkin olma, aile ve iş ortamındaki hiyerarşiler, özgürlük, eşitlik ve kişisel sorumluluk gibi konular öne çıktı.
Küçük Şeyler, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2008 yılında deneme dalında Yılın Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları Ödülü’ne değer görüldü. Eser, Dökmen’in akademik kavramları genel okurun anlayabileceği bir anlatı biçimine dönüştüren başlıca çalışmalarından biri oldu.
Üstün Dökmen’in akademik ve popüler psikoloji kitaplarının yanında roman, tiyatro, şiir, masal ve çocuk edebiyatı alanlarında eserleri de bulunmaktadır. Edebî eserlerinde insan ilişkileri, toplumsal roller, dürüstlük, önyargılar, farklılıklarla birlikte yaşama, tarihsel bellek ve bireysel sorumluluk gibi temalara yöneldi.
Ladesçi adlı romanında, çocukluğunda öğrendiği lades oyununu yaşam anlayışına dönüştüren Cemil Usanmaz’ın hikâyesini anlattı. Roman, kandırma isteğini ve dürüstlük sorununu yalnızca bireysel bir davranış olarak değil, toplum içinde yaygınlaşan bir ilişki biçimi olarak ele aldı.
Kelebekler ve İnsanlar ilk kez 2011’de yayımlandı. Roman, birbirine âşık iki engelli gencin hikâyesiyle renkli fakat kısa ömürlü iki kelebeğin hikâyesini yan yana getirir. İnsanlarla kelebekler arasında kurulan paralellik üzerinden aşk, yaşamın süresi, yaşamın niteliği, önyargılar ve kişinin kendi hayatı hakkında karar verebilme hakkı sorgulanır.
Romandaki gençlerin birlikteliği, ailelerinin koruma isteğiyle onların kendi seçimlerini yapma arzusu arasında gelişir. Dökmen, fiziksel farklılıklardan çok toplumun ve yakın çevrenin engelleyici tutumlarına odaklanarak okuru kendi önyargılarıyla yüzleşmeye yöneltir.
Kelebekler ve İnsanlar’ın ilk Remzi Kitabevi baskısı 2011 tarihlidir. Eser daha sonraki yıllarda farklı baskılar yaptı; 2024’te hazırlanan Remzi Kitabevi baskısı kitabın on üçüncü baskısı olarak yayımlandı.
Dökmen’in romanları arasında toplumsal ilişkilerdeki dürüstlük sorununu işleyen Ladesçi, insan davranışlarını kurt ve kuzu rolleri üzerinden değerlendiren Kuzular Vadisi, toplumsal kahramanlık ve kolektif bellek kavramlarını mizahi bir anlatıyla ele alan Yorgun Heykel ve tarihsel mekânla güncel çıkar ilişkilerini buluşturan Metrestepe yer alır.
Yorgun Heykel’de Sergen adlı hayalî bir kasabanın sakinleri, kendilerine ait bir kahraman ve heykel arayışına girer. Kasabanın romancısı Narlı Nine’nin heykeli çevresinde gelişen olaylar; kahraman yaratma, toplumsal itibar, ortak hafıza ve insanların simgelere yükledikleri anlamları görünür kılar.
Metrestepe’de Kurtuluş Savaşı’nın önemli alanlarından Metristepe ile modern dönemde aynı bölgede gelişen yapılaşma ve çıkar ilişkileri arasında bağ kurulur. Tarihsel bellek, mekânın dönüşümü ve geçmişin güncel yaşam içinde nasıl kullanıldığı kurmaca aracılığıyla sorgulanır.
Ankara Destanı adlı eserinde Ankara’nın tarihini, Cumhuriyet’in kuruluş sürecini, kentin toplumsal değişimini ve kişisel yaşamından izleri şiirsel bir anlatıda bir araya getirdi. Toplu Şiirler, farklı dönemlerde kaleme aldığı şiir çalışmalarını bir araya getirdi.
Tiyatro alanında yetişkinler, çocuklar ve gençler için sahnelenebilir oyunlar yazdı. Komşu Köyün Delisi, Otoyolda Piknik, Padişah-ı Hali Osman ve çocuklar için hazırladığı çeşitli oyunlarda toplumsal davranışları, otorite ilişkilerini ve insanların birbirleri hakkında oluşturdukları yargıları mizah yoluyla ele aldı.
Çocuklara ve Büyüklere Masallar adlı kitabında masalın yalnızca çocuklara ait bir tür olmadığı düşüncesinden hareket etti. Gerçek yaşam sorunlarını hayal gücü, semboller ve masal kişileri üzerinden hem çocuklara hem yetişkinlere seslenecek biçimde anlattı.
Duru ile Doruk dizisinde çocukların doğa, aile, arkadaşlık, sorumluluk, paylaşma ve öğrenme süreçlerini konu aldı. Çocuk karakterleri yalnızca öğüt verilen kişiler olarak değil, çevrelerini gözlemleyen, soru soran ve kendi sonuçlarına ulaşan özneler biçiminde kurdu.
Üstün Dökmen’in yazarlığı akademik araştırma, popüler psikoloji, deneme, roman, tiyatro, şiir, masal ve çocuk edebiyatını kapsar. Farklı türlerdeki eserlerini birleştiren temel çizgi, insanın kendisini ve başkalarını anlaması, iletişim sorumluluğu üstlenmesi ve farklılıklarla birlikte yaşayabilmesidir.
#ÜstünDökmen #KüçükŞeyler #KelebeklerVeİnsanlar #İletişim #Empati #PsikolojikDanışma #Sosyometri #Psikodrama #Roman #Deneme #Tiyatro #ÇocukEdebiyatı
Üstün Dökmen’in Bibliosfer profili psikolojik danışma ve rehberlik, iletişim psikolojisi, empati, sosyometri, psikodrama, popüler psikoloji, deneme, toplumsal roman, tiyatro, şiir ve çocuk edebiyatı eksenlerinde şekillenir.
Dökmen’in yazarlığı üç ana alanda gelişir. Birinci alan, iletişim, empati, grup ilişkileri, sosyometri ve psikodrama konularındaki akademik çalışmalarıdır. İkinci alan, psikolojik kavramları gündelik yaşamdan örneklerle anlatan deneme ve popüler psikoloji kitaplarıdır. Üçüncü alan ise roman, tiyatro, şiir, masal ve çocuk kitaplarından oluşan edebî üretimidir.
Akademik eserleriyle popüler psikoloji kitapları amaç ve yöntem bakımından birbirinden ayrılır. İletişim Çatışmaları ve Empati ile Sosyometri ve Psikodrama, kavramsal sınıflandırmalar, araştırmalar ve uygulama örnekleri üzerinden ilerler. Küçük Şeyler dizisi ise aynı bilgi birikimini günlük olaylar, kısa hikâyeler, benzetmeler ve gözlemler aracılığıyla genel okura taşır.
Dökmen’in iletişim anlayışında çatışma, yalnızca insanların farklı görüşlere sahip olmasından doğmaz. Kişilerin birbirlerini nasıl algıladıkları, hangi rolleri üstlendikleri, karşılarındaki kişiyi ne ölçüde dinledikleri ve kendi beklentilerini nasıl ifade ettikleri de çatışmanın biçimini belirler.
Empati, eserlerinde karşıdaki kişinin düşüncesini onaylamakla aynı anlama gelmez. Kişinin kendi bakış açısını bütünüyle kaybetmeden, diğer insanın duygusunu ve dünyayı algılama biçimini anlamaya çalışmasıdır. Bu nedenle empati hem kişilerarası iletişimin hem de birlikte yaşama kültürünün temel unsurlarından biri hâline gelir.
Dökmen, psikolojik kavramları açıklarken günlük dilde karşılığı bulunan örneklerden yararlanır. Aile içindeki küçük bir konuşma, iş yerindeki bir anlaşmazlık, çocukla yetişkin arasındaki iletişim veya sıradan bir toplumsal davranış daha geniş bir psikolojik örüntünün göstergesi olarak değerlendirilir.
Küçük Şeyler dizisinin temel yöntemi, önemsiz görülen davranışların altında bulunan ilişki biçimlerini görünür kılmaktır. Bir sözün söyleniş biçimi, karşıdaki kişiye ayrılan zaman, dinleme alışkanlığı veya gündelik bir nezaket davranışı insan ilişkilerinin yönünü değiştirebilir.
Dizinin ilk kitabı Küçük Şeyler 1: Deniz Kabukları, insan ilişkileri, iletişim hataları, yaşama sevinci, çocuklarla iletişim, eşler arasındaki ilişkiler ve toplumsal roller üzerinde yoğunlaşır. Metin, kuramsal bir psikoloji kitabının düzeninden çok kısa denemeler ve gözlemler hâlinde ilerler.
Tulumbacı Sendromu, insanın başkalarının sorunlarını çözmeye çalışırken kendi yaşamındaki sorumlulukları ihmal edebilmesini tartışır. “Tulumbacı” imgesi, çevredeki her yangına yetişmeye çalışan fakat kendi evindeki yangını fark etmeyen kişiyi temsil eder.
Yaşama Yerleşmek, kişinin yaşamın dışında duran bir gözlemci gibi davranmasıyla kendi hayatına etkin biçimde katılması arasındaki farkı öne çıkarır. Farkındalık, duygu, zaman, gündelik deneyim ve kişinin bulunduğu ortama zihinsel olarak katılabilmesi başlıca konular arasında yer alır.
Eşitler Evi’nde aile, iş yeri ve toplumdaki otorite ilişkileri ele alınır. Dökmen, insanların birbirlerini yöneten ve yönetilen kişiler biçiminde sınıflandırdığı ilişkiler yerine, hakları ve sorumlulukları bulunan eşit bireyler olarak iletişim kurabilmelerine odaklanır.
Küçük Şeyler kitaplarının dili konuşma üslubuna yakındır. Kavramlar teknik tanımlarla sınırlı bırakılmaz; kısa olaylar, sorular, mizahi gözlemler ve benzetmelerle somutlaştırılır. Bu yapı, kitaplarla aynı adı taşıyan televizyon programının anlatım biçimiyle de ilişkilidir.
Bu eserler klinik psikoloji tedavi kılavuzları değildir. İletişim, aile ilişkileri, yaşam tutumları ve kişisel farkındalık üzerine psikolojik bilgi ile gözlemi birleştiren popüler psikoloji ve deneme metinleridir.
İletişim Çatışmaları ve Empati, Dökmen’in düşünsel çerçevesinin daha sistematik yönünü temsil eder. İletişimin yalnızca bilgi aktarımı olmadığını; kişinin benlik algısının, sosyal rollerinin, beklentilerinin ve karşısındaki kişiye ilişkin varsayımlarının iletişime katıldığını gösterir.
Sosyometri ve Psikodrama’da birey, içinde bulunduğu gruptan bağımsız ele alınmaz. Grup üyelerinin birbirlerini seçme, reddetme veya yakınlık kurma biçimleri, grubun görünmeyen ilişki yapısını oluşturur. Psikodrama ise bu ilişkilerin ve yaşantıların hareket, rol değişimi ve canlandırma yoluyla görünür hâle gelmesini sağlar.
Dökmen’in akademik çalışmalarıyla tiyatro yazarlığı arasında da yöntemsel bir yakınlık bulunur. Psikodramadaki rol, sahne, canlandırma ve bakış açısı değiştirme kavramları; tiyatro eserlerinde toplumsal davranışların mizah ve çatışma içinde gösterilmesiyle farklı bir anlatı alanına taşınır.
Romanlarında psikoloji bilgisi doğrudan kuramsal açıklamalar biçiminde kullanılmaz. Karakterlerin seçimleri, aile ilişkileri, toplumsal beklentiler ve gündelik çatışmalar aracılığıyla anlatının içine yerleştirilir. Roman kişileri çoğu zaman belirli bir toplumsal tutumun veya ilişki biçiminin temsilcisi hâline gelir.
Ladesçi’de lades oyunu, insanlar arasındaki kandırma ve kandırılmama mücadelesinin simgesine dönüşür. Cemil Usanmaz’ın oyunu bir yaşam anlayışı hâline getirmesi, dürüstlüğün zayıfladığı bir toplumsal çevrede güven ilişkisinin nasıl aşındığını gösterir.
Romanın anlatımında mizah ile toplumsal eleştiri birlikte kullanılır. Karakterlerin davranışları zaman zaman abartılı görünse de bu abartı, gündelik hayatta normalleştirilen kandırma, çıkar sağlama ve karşıdakini alt etme isteğini görünür kılar.
Kelebekler ve İnsanlar, iki insanın aşkıyla iki kelebeğin yaşamını paralel biçimde ilerletir. Kelebeklerin renkli fakat kısa yaşamı, romanın insan karakterlerinin güvenli fakat başkaları tarafından belirlenmiş bir hayat ile riskler içeren kişisel seçimleri arasındaki gerilimi simgeler.
Romandaki engellilik, yalnızca bireylerin fiziksel özellikleri üzerinden kurulmaz. Ailelerin aşırı korumacı tutumları, toplumun önyargıları ve engelli bireylerin kendi yaşamları hakkında karar verebilme haklarının sınırlandırılması anlatının temel çatışmasını oluşturur.
İki genç arasındaki aşk, kişinin bağımsızlık isteğiyle çevresinin güvenlik kaygıları arasındaki sınırı tartışmaya açar. Sevgi adına alınan kararların, sevilen kişinin iradesini geçersiz kılabileceği gösterilir. Böylece koruma ile denetim arasındaki fark görünür hâle gelir.
Kelebeklerin dönüşümü, renkli ve anlamlı yaşamakla uzun ve güvenli yaşamak arasında sembolik bir karşıtlık kurar. Roman bu karşıtlığı tek bir doğru cevaba bağlamak yerine yaşamın değeri, süresi ve kişinin kendi risklerini seçme hakkı üzerine düşünsel bir soru olarak kullanır.
Dökmen’in romanlarında hayvanlar, oyunlar, heykeller, kasabalar ve tarihsel mekânlar sıklıkla simgesel işlev üstlenir. Bu unsurlar yalnızca olay örgüsünün parçaları değildir; karakterlerin davranışlarını ve toplumun ortak kabullerini açıklayan anlatı araçlarına dönüşür.
Yorgun Heykel’de heykel, toplumsal hafıza ve kahramanlık ihtiyacının merkezine yerleştirilir. Sergen halkının kendisine bir kahraman bulma çabası, toplumların geçmişlerini ve ortak kimliklerini simgeler yoluyla oluşturma biçimlerini mizahi bir anlatımla görünür kılar.
Heykelin ortadan kaybolmasından sonra kasabalıların kaidede sırayla durması, kahramanlığın tek bir kişiye ait olmak zorunda olmadığı düşüncesini ortaya çıkarır. Anlatı böylece kalıcı ve dokunulmaz kahraman imgesini gündelik insanların ortak katılımına açar.
Metrestepe’de tarihsel mekân ile güncel yaşam arasındaki ilişki öne çıkar. Kurtuluş Savaşı’nın hafızasını taşıyan bir alanın ekonomik çıkarlar ve yapılaşma karşısındaki durumu, geçmişe saygı ile bugünün beklentileri arasındaki çatışmayı oluşturur.
Dökmen’in tiyatro eserlerinde toplumsal roller daha belirgin ve yoğun biçimde sahneye taşınır. Komşu Köyün Delisi gibi oyunlarda bir kişiye veya topluluğa yapıştırılan etiketlerin, gerçek davranışlardan daha etkili olabileceği gösterilir.
Tiyatro metinlerinin dili konuşma ritmine dayanır. Yanlış anlamalar, rol değişimleri, tekrarlar ve mizahi karşılaşmalar aracılığıyla kişilerarası iletişim sorunları sahnede görünür kılınır. Seyircinin yalnızca olayları izlemesi değil, kendi gündelik davranışlarıyla karşılaştırması amaçlanır.
Çocuklara ve Büyüklere Masallar’da masalın simgesel anlatımıyla güncel insan ilişkileri arasında bağlantı kurulur. Çocuk ve yetişkin okura aynı metin içinde farklı anlam katmanları sunulur; öğüt doğrudan verilmek yerine olayın ve masal kişisinin davranışından çıkarılır.
Duru ile Doruk kitaplarında öğrenme, çevreyi gözlemleme ve soru sorma süreçleri belirgindir. Çocukların yetişkinlerin belirlediği hazır cevapları kabul etmeleri yerine deneyim yoluyla kendi çıkarımlarına ulaşmaları önem kazanır.
Dökmen’in şiirlerinde ve Ankara Destanı’nda kent, tarih, Cumhuriyet, doğa, sevgi ve kişisel hafıza iç içe geçer. Şiirsel anlatı, akademik eserlerindeki açıklayıcı dilden ayrılırken insanın çevresiyle ve geçmişiyle kurduğu ilişkiyi sürdürür.
Yazarlığının türler arasında değişmeyen temel özelliği öğretici anlatıyla hikâyeleştirmeyi birleştirmesidir. Akademik metinde kavramlarla açıkladığı bir ilişki sorununu, denemede gündelik bir örnekle, romanda karakter çatışmasıyla, tiyatroda sahne hareketiyle ve masalda simgeyle aktarır.
Üstün Dökmen’in Bibliosfer’deki temel sınıflandırma alanları psikolojik danışma ve rehberlik, iletişim psikolojisi, empati, sosyometri, psikodrama, popüler psikoloji, deneme, toplumsal roman, tiyatro, şiir, masal ve çocuk edebiyatıdır. Eserlerini ayırt eden temel özellik, psikoloji ve iletişim kavramlarını gündelik insan ilişkileriyle buluşturarak farklı yaş gruplarına ve farklı edebî türlere taşımasıdır.