Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 28-05-1887
Doğum yeri İstanbul
Ölüm tarihi 18-05-1952

Sermet Muhtar Alus, 28 Mayıs 1887’de İstanbul’un Saraçhanebaşı semtinde doğdu. Asıl adı Osman Sermet’tir. Babası, Askerî Müze’nin kuruluşunda ve gelişmesinde görev alan topçu feriği Ahmed Muhtar Paşa; annesi, Osman Âbid Paşa’nın kızı ve Hanımlara Mahsus Gazete’de F. K. imzasıyla yazılar yayımlayan Fatma Kevser Hanım’dı. İlk yazılarında Osman Sermet Muhtar adını kullandı; daha sonra Sermet Muhtar adıyla tanındı.

Çocukluk yılları, dedesi Âbid Paşa’nın Saraçhanebaşı ve Göztepe’deki konaklarında geçti. Bu çevrede eski İstanbul’un konak hayatını, aile ilişkilerini, gündelik alışkanlıklarını, misafirlik geleneklerini ve eğlence kültürünü yakından gözlemledi. İlerleyen yıllarda roman, anı ve gazete yazılarında anlattığı İstanbul dünyasının önemli bir bölümü bu çocukluk ve gençlik deneyimlerinden beslendi.

İlk eğitimini Sultanahmet’teki Fîruz Ağa Camii imamı Mustafa Efendi ile Muhacir Ârif Efendi’den aldığı özel derslerle sürdürdü. Ailesinin Göztepe’ye taşındığı dönemde Taş Mektep’e devam etti. Küçük yaşlarda Fransızca ve Almanca öğrendi; resim ve müzik dersleri aldı. On yaşındayken sürgünde bulunan dedesi Âbid Paşa’nın yanına Halep’e gitti.

İstanbul’a dönüşünün ardından Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi’ne devam etti ve 1906 yılında mezun oldu. Aynı yıl girdiği Mekteb-i Hukuk’u 1910 yılında birincilikle tamamladı. Avrupa’da hukuk doktorası yapmayı tasarladı, ancak bu plan gerçekleşmeyince Askerî Müze’nin açtığı sınava katıldı.

Sınavı kazanarak Askerî Müze’de Umûr-ı Fenniyye ve Târîhiyye kâtibi olarak göreve başladı. Müzenin koleksiyonlarının kaydedilmesi, tarihî silahların tanıtılması ve ziyaretçilere yönelik yayınların hazırlanması üzerinde çalıştı. Müze için Türkçe ve Fransızca olarak hazırladığı Askerî Müze Rehberi üç cilt hâlinde yayımlandı.

Çocukluk yıllarından itibaren tiyatroya yoğun ilgi duydu. Şehzadebaşı’ndaki tiyatroları, Kadıköy yakasındaki gösterileri, Karagöz oyunlarını, orta oyunlarını ve semai kahvelerini takip etti. Kel Hasan, Kavuklu Hamdi, Abdi, Küçük İsmail, Kâtip Salih, Peruz Hanım ve Minyon Virjini gibi geleneksel sahne sanatçılarını izledi; Karagöz tasvirleri topladı.

Batı edebiyatından Jules Verne’in romanlarını, Fransızca felsefe yayınlarını ve Avrupa’nın resimli dergilerini okudu. Servet-i Fünûn edebiyatına ilgi duydu. Galatasaray’daki öğrenimi sırasında Ahmet Haşim, İzzet Melih Devrim, Ercüment Ekrem Talu, Tahsin Nahit, Müfit Ratip ve Refik Halit Karay gibi isimlerin bulunduğu edebiyat çevresinde yer aldı.

Resim sanatına da ilgi gösterdi ve 1904 yılında Hoca Ali Rıza ile çalışmalar yaptı. Yağlı boya tablolar hazırladı; gazete tefrikalarını, romanlarını ve bazı araştırma eserlerini kendi çizimleriyle destekledi. Fotoğrafçılıkla ilgilenerek evinde bir karanlık oda kurdu ve İstanbul’un farklı bölgelerinde şehir fotoğrafları çekti.

İlk yazılarını 1907 yılında Çocuklara Mahsus Gazete’de Samiha Necat ve Necat imzalarıyla yayımladı. II. Meşrutiyet’in ilanının ardından arkadaşlarıyla birlikte Elüfürük adlı kısa ömürlü mizah gazetesini çıkardı. 1909 yılında Davul için yazılar ve karikatürler hazırladı.

Hukuk öğrenimi sırasında gazeteciler, edebiyatçılar ve mizah yazarlarıyla ilişkisini geliştirdi. Hanımlara Mahsus Gazete’de yazıları yayımlandı. Mizah, tiyatro, hikâye, gündelik hayat ve İstanbul kültürü üzerine hazırladığı ilk metinlerinde farklı imzalar kullandı.

Babası Ahmed Muhtar Paşa’nın 1926 yılında ölmesinin ardından Askerî Müze’deki görevinden ayrıldı. Yaşamının kalan bölümünde geçimini büyük ölçüde gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarından sağladı. Düzenli gazetecilik çalışmalarına 1931 yılında Akşam gazetesinde başladı.

Akşam’ın yanında Cumhuriyet, Vakit, Vatan, Tan, Tasvir-i Efkâr, Yeni Sabah ve Son Posta gibi gazetelerde yazdı. Akbaba, Aydede, Yedigün, Yeni Mecmua, Amcabey, Resimli Tarih Mecmuası, Tarih Hazinesi, Ayda Bir ve Şair gibi dergilerde roman, hikâye, anı, sohbet, tarih yazısı, mizah metni ve karikatürleri yayımlandı. 1943 yılında kısa bir süre Amcabey dergisinin imtiyaz sahipliğini üstlendi.

Reşat Ekrem Koçu’nun hazırladığı İstanbul Ansiklopedisi’ne maddeler yazdı ve bazı maddelere notlarıyla katkıda bulundu. Ansiklopediye yaptığı katkıların toplamı yüz otuz beş maddeye ulaştı. İstanbul’un eski kişileri, semtleri, yapıları, gelenekleri, eğlence yerleri ve toplumsal tipleri üzerine sahip olduğu ayrıntılı bilgi bu maddelere yansıdı.

Sermet Muhtar Alus’un kitaplaşan ilk romanları Kıvırcık Paşa ve Pembe Maşlahlı Hanım 1933 yılında yayımlandı. Bu eserleri Harp Zengininin Gelini, Eski Çapkın Anlatıyor ve Onikiler izledi. Romanlarının yanında gazetelerde tefrika hâlinde kalan çok sayıda kurmaca eser kaleme aldı.

Kıvırcık Paşa, Osmanlı’nın son dönemindeki yüksek bürokrasi, konak hayatı, aile ilişkileri ve toplumsal görünüş merakı çevresinde gelişen mizahi bir romandır. Paşa ailelerinin gündelik yaşamı, evlilik ilişkileri, hizmetliler, akrabalar ve çevredeki çıkar hesapları konuşma dili ve karikatürleştirilmiş tipler aracılığıyla anlatılır. Roman 1941 yılında sinemaya uyarlandı.

Pembe Maşlahlı Hanım, eski İstanbul’un mahalle ve konak çevrelerinde yaşayan kadınları, evlilik düzenini, aile içi çekişmeleri ve toplumsal görünüş kaygısını konu edinir. Giysiler, ev eşyaları, ziyaretler, dedikodular ve gündelik konuşmalar karakterlerin toplumsal konumlarını görünür kılan ayrıntılara dönüşür.

Harp Zengininin Gelini, Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan yeni zenginleri ve savaş koşullarını kişisel çıkarları için kullanan çevreleri hicveder. Servetin hızla el değiştirmesi, eski ailelerle sonradan zenginleşen kişiler arasındaki ilişkiler, gösteriş, evlilik ve toplumsal yükselme arzusu romanın temel konularıdır.

Eski Çapkın Anlatıyor, geçmiş dönemlerin aşk, eğlence ve gece hayatını yaşlanmış bir anlatıcının hatıraları üzerinden aktarır. Beyoğlu, mesire yerleri, tiyatrolar, meyhaneler ve konaklar çevresinde gelişen olaylarda eski çapkınlık kültürü, değişen ahlak anlayışı ve kaybolan şehir hayatı mizahi bir söyleyişle işlenir.

Onikiler, 1935 yılında Cumhuriyet gazetesinde “Büyük Halk Romanı” tanımıyla tefrika edildi. Roman, II. Abdülhamid döneminin son yılları ile Meşrutiyet sonrasının İstanbul’unda ün kazanmış kaldırım kabadayılarını, tulumbacıları, semai kahvelerini, eğlence çevrelerini ve mahalle hayatını konu edinir.

Romanın merkezinde, Onikiler adıyla bilinen kabadayı topluluğunun reisi Arap Abdullah bulunur. Arap Abdullah’ın çevresindeki kişilerle yaşadığı çatışmalar, mahalleler arasındaki mücadeleler, aşk ilişkileri, eğlenceler, baskınlar ve yangınlar İstanbul’un geniş toplumsal manzarası içinde anlatılır.

Onikiler’de Galata balozları, Çiçekçi’deki koltuklar, Çukurçeşme’deki semai kahveleri, Ortaköy’ün yangın yerleri, meyhaneler, sokaklar ve mahalle kahveleri olayların başlıca mekânlarını oluşturur. Bu mekânlar yalnızca olayların geçtiği dekorlar değildir; farklı meslek, inanç, dil ve toplumsal çevrelerin karşılaştığı şehir alanlarıdır.

Kabadayılar, tulumbacılar, mahalle sakinleri, esnaf, eğlence dünyasının çalışanları ve sokak çocukları romanın geniş karakter çevresini oluşturur. Karakterler giyim biçimleri, lakapları, konuşmaları, meslekleri ve şehir içindeki ilişkileri aracılığıyla birbirinden ayrılır.

Onikiler’in anlatımında dönemin konuşma dili, İstanbul argosu, deyimler, kalıplaşmış sözler, lakaplar, mani ve semai söyleyişleri yoğun biçimde kullanılır. Farklı toplumsal grupların konuşma biçimleri, şehrin çok katmanlı dil ve kültür yapısını yansıtır.

Sermet Muhtar Alus’un tefrika için hazırladığı çizimler romanın anlatı yapısını tamamlar. Kişilerin görünüşleri, kıyafetleri, sokak sahneleri ve eğlence mekânları görsel ayrıntılarla desteklenir. Metin ile resim, eski İstanbul’un kişilerini ve gündelik hayatını birlikte kayda geçirir.

Rüküş Hanımlar, Dünün Genci Anlatıyor, Kırkından Sonra, Anasını Gör Kızını Al, Nanemolla, Şahende Hala, Banker Arif, Bebek Emine ve Molla Beyin Baldızı, gazetelerde tefrika hâlinde kalan romanları arasındadır. Bu eserlerde aile, evlilik, moda, miras, toplumsal yükselme, yaşlılık, sonradan görmelik ve mahalle hayatı gibi konular işlenir.

Sülün Bey’in Hatıraları, Agob’un Kazı ve Havalanmalar da tefrika edilen kurmaca çalışmaları arasında yer alır. Tefrika düzeni, hareketli olay örgüsü, merak unsuru, konuşma dili ve bölüm sonlarındaki devam duygusuyla romanlarının anlatım biçimini etkiledi.

İstanbul Yazıları, eski İstanbul’un gündelik hayatı üzerine farklı tarihlerde kaleme aldığı yazılardan oluşan bir seçkidir. Semtler, sokaklar, tarihî yapılar, eğlenceler, mesireler, ulaşım araçları ve toplumsal tipler kişisel hatıralar ve şehir gözlemleriyle birlikte anlatılır.

İstanbul Kazan Ben Kepçe, 1938 ile 1939 yılları arasında Akşam gazetesinde yayımlanan yazılarından oluşur. İstanbul’un farklı semtlerini dolaşan anlatıcı; sokakları, insanları, esnafı, ulaşım biçimlerini, kahvehaneleri, lokantaları ve eğlence yerlerini ayrıntılarıyla aktarır. Şehir, yürüyerek ve gözlemleyerek tanınan canlı bir kültürel alan olarak ele alınır.

Masal Olanlar, 1932 yılında Akşam gazetesinde yayımlanan yazıların bir araya getirilmesiyle oluştu. Düğünler, kına geceleri, doğum gelenekleri, hamamlar, meyhaneler, maskeli balolar, bayram yerleri, mahalle baskınları, kayık yarışları, ziyafetler, meczuplar ve mirasyediler kitabın konu çevresini oluşturur.

Masal Olanlar’da geçmiş, tarihsel olayların kronolojik sıralanmasıyla değil, o hayatı yaşamış kişilerin sesleri ve hatırladıkları ayrıntılar aracılığıyla kurulur. Günlük eşyalar, yiyecekler, giysiler, müzikler, kokular, deyimler ve davranış biçimleri şehir belleğinin parçaları hâline gelir.

Eski Günlerde, 1939 ile 1940 yılları arasında Akşam gazetesinde yayımlanan yazılarından oluşur. Ramazan günleri ve geceleri, sofralar, eğlenceler, ulaşım, yemek kültürü, ev hayatı ve mahalle ilişkileri kitabın temel konularıdır. Kişisel tanıklık ile kültür tarihi aynı anlatı içinde birleşir.

30 Sene Evvel İstanbul, 1931 yılında Akşam gazetesinde yayımlanan elli altı yazıyı bir araya getirir. Yirminci yüzyılın başlarındaki İstanbul; konakları, tiyatroları, sokak satıcıları, mesireleri, toplu taşıma araçları, gece hayatı ve gündelik alışkanlıklarıyla anlatılır.

Eski Defterdekiler, Bir Varmış Bir Yokmuş, Eski Konaklar Bize Neler Anlatıyor, Kırk Yıl Evvelkiler, 35 Yıl Evvelki Demlerinde, Gördüklerim Duyduklarım, Eski Ramazan Geceleri, Pazar Sohbetleri, Dünden Bugünden ve Bugünden Dünden, gazete ve dergilerde yayımlanan başlıca yazı dizileridir.

Bu yazı dizilerinde şehir tarihinin resmî kayıtlarda sınırlı yer bulan alanlarına yöneldi. Mahalle kabadayıları, tulumbacılar, meddahlar, tiyatro oyuncuları, sokak satıcıları, musikişinaslar, esnaf, hizmetliler, paşalar, mirasyediler ve meczuplar İstanbul’un toplumsal hafızasının parçaları olarak anlatıldı.

Tiyatro alanında Derd, Zincirleme, Kof Ramiz ve İnci Sultan adlı oyunları yazdı. At Martini, Ev İlacı ve Helâl Mal gibi uyarlamalar hazırladı. Sevk-i Tabiî’yi Faruk Nafiz Çamlıbel, Kalem Efendileri’ni ise Yusuf Ziya Ortaç ile birlikte çalıştı.

Oyunlarında aile ilişkileri, evlilik, miras, bürokrasi, yanlış anlaşılma, sonradan görmelik ve toplumsal görünüş kaygısı mizah yoluyla ele alındı. Geleneksel tiyatroya ilişkin gözlemleri ile Fransız tiyatrosundan edindiği teknikler, sahneye yönelik çalışmalarında bir araya geldi.

Yeniçeriler ve Eski Türk Ordusu, Osmanlı askerî teşkilatını, yeniçerileri, kıyafetleri, silahları ve askerî gelenekleri tanıtan çalışmasıdır. Askerî Müze’de edindiği bilgi ve belge birikimi, eserin tarihsel ve görsel içeriğinin temelini oluşturdu.

Türkçe-Fransızca Yeni Lugat, iki dil arasındaki kelime karşılıklarını bir araya getiren sözlük çalışmasıdır. Fransızca bilgisi, çeviri faaliyeti, müze rehberleri ve gazete yazarlığı bu çalışmanın dilsel arka planını oluşturdu.

Meşrutiyet Tarihi, 1916 yılında Ebüzziya takviminde yayımlandı. II. Meşrutiyet’in ilanına giden süreç ve dönemin siyasal gelişmeleri üzerine tarihsel bilgiler içerir. Küçük İstanbul Rehberi adlı çalışması ise kitap hâlinde yayımlanmadı.

Sermet Muhtar Alus’un eserlerinde İstanbul başlı başına bir anlatı kişisi niteliği kazanır. Konaklar, köşkler, yalılar, apartmanlar, kahvehaneler, meyhaneler, tiyatrolar, mesireler, yangın yerleri, iskeleler ve sokaklar şehir yaşamındaki değişimlerle birlikte ele alınır.

Yazılarındaki kişiler yalnızca seçkin çevrelerden oluşmaz. Paşalar ve konak sakinlerinin yanında esnaf, mahalle kadınları, hizmetliler, kabadayılar, tulumbacılar, oyuncular, satıcılar ve gündelik işlerde çalışan insanlar da anlatının merkezinde yer alır.

Anlatımında konuşma dili, İstanbul ağzı, argo, deyim, lakap, taklit, abartı, ironi ve karikatürleştirme kullanılır. Kişilerin toplumsal konumları ve karakter özellikleri, çoğu zaman konuşma biçimleri üzerinden belirginleşir. Sözcükler ve kalıplaşmış ifadeler, anlatılan dönemin dil belleğini koruyan unsurlara dönüşür.

Mizahı yalnızca güldürü amacı taşımaz. Savaş zenginleri, gösteriş meraklıları, mirasyediler, rüküşler, çıkarcı akrabalar ve toplumsal konumunu olduğundan farklı göstermeye çalışan kişiler üzerinden değişen İstanbul toplumunun çelişkilerini görünür kılar.

Anı, şehir yazısı, roman, mizah, tiyatro, tarih, sözlük ve resim alanlarındaki üretimi birbiriyle bağlantılıdır. Çizimleri metinlerdeki kişileri ve mekânları görsel olarak tamamlar; müze ve tarih çalışmaları kurmacalarındaki eşya, kıyafet ve şehir ayrıntılarının belirginleşmesini sağlar.

Sermet Muhtar Alus, 18 Mayıs 1952’de İstanbul’da öldü. Eski İstanbul’un gündelik hayatını, konuşma biçimlerini, toplumsal tiplerini ve eğlence kültürünü kişisel tanıklık, mizah ve ayrıntılı gözlemle kayda geçiren yazarlar arasında yer aldı.

#TürkYazar #İstanbulEdebiyatı #Roman #Anı #Mizah #ŞehirYazıları #Tiyatro #GündelikHayat #Eskiİstanbul #KonuşmaDili #KültürelBellek #Karikatür