Şerif Mardin, 1927 yılında İstanbul’da doğdu. Babası, Türk dışişlerinde çeşitli görevler üstlenen diplomat Şemsettin Mardin’di. Osmanlı bürokrasisi ve diplomasi geleneğiyle ilişkili bir aile çevresinde yetişmesi, ilerleyen yıllarda devlet, siyasal seçkinler, düşünce hareketleri ve toplumsal yapı arasındaki ilişkiler üzerine geliştirdiği araştırmaların tarihsel arka planlarından birini oluşturdu.
Ortaöğrenimine Galatasaray Lisesi’nde başladı. Öğreniminin kalan bölümünü Amerika Birleşik Devletleri’nde sürdürerek liseyi 1944 yılında tamamladı. Stanford Üniversitesinde siyaset bilimi eğitimi aldı ve 1948 yılında lisans derecesini kazandı. Johns Hopkins Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde yaptığı lisansüstü öğrenimini 1950 yılında tamamladı.
Türkiye’ye döndükten sonra 1954 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde asistan olarak akademik yaşamına başladı. Siyaset bilimi, düşünce tarihi, Osmanlı yenileşmesi ve çağdaş Türk siyasal hayatı üzerine çalıştı. Fakültedeki akademik özgürlük tartışmaları sırasında bazı öğretim üyeleriyle birlikte görevinden ayrıldı.
Bu dönemde Demokrat Parti’den ayrılan siyasetçiler tarafından kurulan Hürriyet Partisi çevresinde bulundu ve partinin çalışmalarına katıldı. 1957 seçimlerinde milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. Akademik yaşamının yanında yürüttüğü bu kısa siyasal faaliyet, siyasal örgütler, seçkinler, fikir hareketleri ve demokratik kurumlar arasındaki ilişkiyi doğrudan gözlemlemesini sağladı.
Forum dergisinin yazarları arasında yer aldı. Dergide demokrasi, siyasal özgürlükler, toplumsal değişme, iktisadi gelişme ve Türkiye’nin düşünce hayatı üzerine yazılar yayımladı. Forum çevresi, farklı disiplinlerden akademisyenlerin ve aydınların Türkiye’nin siyasal ve toplumsal sorunlarını tartıştığı başlıca düşünce ortamlarından biriydi.
Stanford Üniversitesinde yürüttüğü doktora çalışmasını 1958 yılında tamamladı. Yeni Osmanlı hareketinin düşünsel yapısını konu edinen doktora tezi, Osmanlı siyasal düşüncesini yalnızca kişilerin görüşleri üzerinden değil, fikirlerin ortaya çıktığı tarihsel, kurumsal ve toplumsal koşullar içinde inceleyen bir araştırmaydı.
1958 ile 1961 yılları arasında Princeton Üniversitesi Şarkiyat Bölümünde doktora sonrası araştırmacı olarak bulundu. Harvard Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezinde de çalışmalar yürüttü. Osmanlı tarihi, modernleşme, İslam toplumları ve siyasal düşünce üzerine uluslararası akademik literatürle bu dönemde daha yakın ilişki kurdu.
1961 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesindeki görevine döndü. Jön Türklerin düşünsel kaynakları üzerine hazırladığı çalışmayla 1964 yılında doçent, 1969 yılında profesör oldu. Siyaset biliminin yanında sosyoloji, tarih, antropoloji, sosyal psikoloji ve kültür araştırmalarından yararlanan disiplinler arası bir çalışma yöntemi geliştirdi.
1965-1966 akademik döneminde Columbia Üniversitesi Orta Doğu Enstitüsünde misafir öğretim üyesi olarak görev yaptı. Sonraki yıllarda Princeton, Harvard, California, Berkeley ve Oxford üniversiteleri ile École des Hautes Études en Sciences Sociales gibi kurumlarda dersler verdi ve araştırmalar yürüttü.
1973 yılında Boğaziçi Üniversitesine geçti. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin kuruluş sürecinde görev aldı; fakültenin kurucu dekanlığını ve Sosyoloji Bölümünün başkanlığını üstlendi. Siyaset bilimi, sosyoloji, Türk modernleşmesi, din sosyolojisi ve düşünce tarihi alanlarında dersler verdi.
Boğaziçi Üniversitesinde sosyal bilimlerin kurumsallaşmasına ve farklı disiplinlerin aynı araştırma çerçevesinde buluşmasına katkıda bulundu. Türkiye’nin toplumsal yapısının yalnızca hukuk, devlet kurumları veya ekonomik gelişme üzerinden açıklanamayacağını; kültürün, dinin, sembollerin, gündelik ilişkilerin ve tarihsel hafızanın da siyasal davranışı biçimlendirdiğini savundu.
1989 ile 1999 yılları arasında Washington’daki American University’de öğretim üyesi olarak çalıştı ve üniversite bünyesindeki İslam Araştırmaları Merkezinin başkanlığını yürüttü. İslam, modernleşme, sekülerleşme, siyasal kültür ve toplumsal değişme üzerine uluslararası araştırma ve eğitim faaliyetleri gerçekleştirdi.
1999 yılında Sabancı Üniversitesine katıldı. Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesinin kuruluş çalışmalarında yer aldı ve siyaset bilimi alanında dersler verdi. Tanzimat dönemi Türk düşüncesi, Osmanlı modernleşmesi, din ve toplum ilişkileri üzerine yürüttüğü araştırmaları burada sürdürdü. 2011 yılında Sabancı Üniversitesi tarafından emeritus profesör unvanına değer görüldü.
2013 yılından yaşamının sonuna kadar İstanbul Şehir Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Sosyoloji, tarihsel sosyoloji, siyasal düşünce ve Türkiye araştırmaları alanlarında dersler vermeyi ve akademik çalışmalarını sürdürmeyi devam ettirdi.
Şerif Mardin’in erken dönem çalışmalarından Türkiye’de İktisadi Düşüncenin Gelişmesi 1838-1918, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde iktisadi düşüncenin oluşumunu inceler. Tanzimat’tan İkinci Meşrutiyet dönemine uzanan süreçte iktisat fikirlerinin devlet yönetimi, modernleşme, ticaret, sanayileşme ve Batı düşüncesiyle ilişkisi ele alınır.
Çalışmada iktisadi fikirler yalnızca teknik ekonomi kuramları olarak değerlendirilmez. Bu fikirlerin Osmanlı bürokratları, aydınları ve siyasal hareketleri tarafından hangi toplumsal sorunlara cevap vermek amacıyla benimsendiği üzerinde durulur. Ekonomi düşüncesi, daha geniş modernleşme ve siyasal dönüşüm sürecinin parçası hâline gelir.
The Genesis of Young Ottoman Thought, 1962 yılında yayımlandı ve Türkçeye Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu adıyla çevrildi. Eser, Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi Yeni Osmanlı düşünürlerinin siyasal görüşlerini ve bu görüşlerin tarihsel kaynaklarını inceler.
Yeni Osmanlıların anayasa, meşveret, temsil, özgürlük, vatan, kamuoyu ve siyasal iktidarın sınırlandırılması konularındaki yaklaşımları ele alınır. İslam siyaset düşüncesinden gelen kavramlarla Avrupa liberalizmi ve anayasal yönetim düşüncesi arasındaki ilişkiler araştırılır.
Eser, Yeni Osmanlı düşüncesini Batı’dan alınmış fikirlerin doğrudan aktarımı biçiminde açıklamaz. Osmanlı aydınlarının Avrupa düşüncesinden gelen kavramları kendi siyasal dilleri, tarihsel deneyimleri ve İslamî kavram dünyaları içinde yeniden yorumladıklarını gösterir.
Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908, İkinci Meşrutiyet öncesindeki muhalif düşünce hareketlerini inceler. Ahmet Rıza, Mizancı Murad, Abdullah Cevdet, Prens Sabahaddin, Beşir Fuad ve dönemin diğer düşünürleri üzerinden Jön Türk siyasal düşüncesinin başlıca yönelimleri ele alınır.
Jön Türklerin pozitivizm, bilim, ilerleme, merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik, seçkin yönetimi, toplumsal dayanışma ve anayasal düzen hakkındaki görüşleri karşılaştırılır. Dönemin siyasal düşüncesi, Osmanlı Devleti’nin dağılmasını önleme ve devlet yapısını yeniden düzenleme amacıyla ilişkilendirilir.
Mardin, Jön Türk düşüncesinde kapsamlı ve sistemli siyasal kuramların sınırlı olduğunu; Avrupa’daki fikirlerin çoğu zaman siyasal sorunlara doğrudan çözüm sağlayacak araçlar olarak benimsendiğini ortaya koyar. Düşüncenin oluşumunda devletin korunması ve toplumsal düzenin sürdürülmesi kaygısı belirleyici yer tutar.
Din ve İdeoloji, dinin modern toplumdaki konumunu sosyoloji, sosyal psikoloji ve siyaset bilimi kavramlarıyla inceler. Din, yalnızca bireysel inançların veya ibadetlerin toplamı olarak değil, kişinin dünyayı anlamlandırmasını ve kendisini toplumsal düzen içinde konumlandırmasını sağlayan bir anlam sistemi olarak ele alınır.
Kitapta dinin kimlik, kişilik, dayanışma, toplumsallaşma ve değer üretme işlevleri üzerinde durulur. Modernleşme sürecinin dinî düşünceyi bütünüyle ortadan kaldırmadığı; dinin yeni toplumsal koşullar içinde farklı örgütlenme ve ifade biçimleri geliştirebildiği açıklanır.
Türkiye’de modernleşmenin geleneksel kurumları ve değerleri dönüştürürken farklı toplumsal kesimlerde anlam ve kimlik sorunları oluşturduğu ele alınır. Dinî semboller ve inançlar, bu dönüşüm karşısında kişilere toplumsal aidiyet ve hayatı anlamlandırma imkânı sağlayan kaynaklardan biri hâline gelir.
Siyasî Fikir Çatışmalarında Muhteva Analizi, siyasal düşüncelerin ve tartışmaların sistemli biçimde incelenmesine yönelik yöntemsel bir çalışmadır. Siyasal metinlerde kullanılan kavramlar, semboller, tekrarlar ve karşıtlıklar aracılığıyla farklı düşünce çevrelerinin zihinsel yapıları araştırılır.
İdeoloji, ideoloji kavramının ortaya çıkışını, değişen anlamlarını ve toplumsal hayattaki işlevlerini ele alır. İdeolojiler yalnızca siyasal partilerin resmî programları veya düşünürlerin geliştirdiği kuramlar olarak değerlendirilmez. Gündelik hayatı, kimlikleri, değerleri ve insanların olayları algılama biçimlerini etkileyen düşünce düzenleri olarak incelenir.
Eserde Karl Marx, Karl Mannheim, sosyal psikoloji, bilgi sosyolojisi ve modern siyaset biliminin ideoloji yaklaşımları karşılaştırılır. İdeolojinin toplumsal çıkarlarla, sınıflarla, siyasal örgütlerle ve tarihsel koşullarla ilişkisi açıklanır.
İdeolojilerin yalnızca gerçekliği gizleyen yanlış düşünceler olmadığı üzerinde durulur. İdeoloji, kişilerin karmaşık toplumsal dünyayı açıklamalarına, olayları sınıflandırmalarına ve ortak davranış geliştirmelerine imkân veren sembol ve anlam sistemlerini de içerir.
Siyasal semboller, sloganlar, mitler, tarih anlatıları ve ortak kimlikler ideolojinin toplumsal dolaşımını sağlayan araçlar arasında yer alır. İdeolojik düşüncenin etkinliği yalnızca kuramsal tutarlılığından değil, insanların gündelik hayatları ve duygusal ihtiyaçlarıyla kurduğu ilişkiden kaynaklanır.
Türkiye’de Toplum ve Siyaset, Şerif Mardin’in farklı dönemlerde Türkçe ve yabancı dillerde yayımlanmış makaleleriyle söyleşilerinden oluşan sistematik bir derlemedir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet dönemine uzanan süreçte sivil toplum, siyasal kültür, merkez-çevre ilişkileri, toplumsal yapı ve aydınlar ele alınır.
Kitaptaki merkez-çevre yaklaşımı, Osmanlı ve Türkiye siyasetindeki temel ayrımlardan birini açıklamak için kullanılır. Merkez; devlet kurumlarını, bürokrasiyi, yönetici seçkinleri ve resmî kültürü temsil ederken çevre, merkezin dışında veya uzağında kalan yerel, dinî, kültürel ve toplumsal grupları kapsar.
Merkez ile çevre birbirinden bütünüyle kopuk ve değişmez iki yapı değildir. Siyasal partiler, eğitim, kentleşme, seçimler, toplumsal hareketlilik ve devlet politikaları bu iki alan arasındaki ilişkileri dönüştürür. Çevreden gelen grupların merkeze katılması, yeni siyasal seçkinlerin ve farklı temsil biçimlerinin ortaya çıkmasını sağlar.
Türkiye’de Toplum ve Siyaset’te sivil toplum, devlet ile birey arasında bulunan toplumsal kurumlar ve özerk ilişki ağları üzerinden incelenir. Osmanlı toplumunda devletin güçlü merkezi yapısı ile yerel toplulukların, dinî kurumların, esnaf örgütlerinin ve gündelik dayanışma biçimlerinin konumu araştırılır.
Sivil toplum kavramı, yalnızca modern dernek ve örgütlerle sınırlandırılmaz. Devletin doğrudan yönetimi dışında kalan toplumsal ilişkilerin, grupların ve kültürel alanların siyasal gelişme içindeki işlevleri üzerinde durulur.
Kitapta Türk aydınının devletle ve toplumla kurduğu ilişki de ele alınır. Osmanlı ve Cumhuriyet aydınlarının toplumu dönüştürme çabaları, devlet merkezli modernleşme projeleri ve halk kültürüyle aralarında oluşan mesafe tarihsel bir sorun olarak incelenir.
Siyasal ve Sosyal Bilimler, Mardin’in sosyal bilim yöntemi, siyasal düşünce, ideolojik semboller, metin çözümlemesi ve Türkiye’nin siyasal kültürü üzerine yazılarını bir araya getirir. Sosyoloji ile tarih, kavramsal model ile somut tarihsel araştırma arasındaki ilişkinin nasıl kurulabileceği kitabın temel meselelerinden biridir.
Kitaptaki yöntemsel yazılarda, Batı toplumları için geliştirilmiş sosyal bilim kavramlarının Türkiye’ye doğrudan uygulanması sorgulanır. Kavramların tarihsel bağlama göre yeniden ele alınması ve Türkiye’nin kendi toplumsal kurumlarıyla ilişkilendirilmesi gerektiği üzerinde durulur.
Türkiye’de Din ve Siyaset, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet Türkiye’sine uzanan süreçte dinî düşünce, laiklik, İslamcılık, modernleşme ve siyasal örgütlenme arasındaki ilişkileri inceler. Din, siyasetin dışında kalan değişmez bir inanç alanı olarak değil, toplumsal dönüşümlere göre yeniden biçimlenen bir kurum ve anlam sistemi olarak ele alınır.
Eserde Cumhuriyet’in laiklik politikaları, dinî eğitimin dönüşümü, halk İslamı, tarikatlar, cemaatler ve dinî sembollerin kamusal alandaki yeri incelenir. Devletin din üzerindeki düzenleyici rolü ile dinî hayatın gündelik toplumsal ilişkiler içindeki devamlılığı arasındaki gerilim üzerinde durulur.
Türk Modernleşmesi, Türkiye’de modernleşme ve Batılılaşma üzerine kaleme alınmış makaleleri bir araya getirir. Tanzimat, Yeni Osmanlılar, Jön Türkler, Cumhuriyet reformları, gençlik hareketleri, kültür, eğitim ve siyasal katılım kitabın başlıca çalışma alanlarıdır.
Modernleşme, geleneksel toplumdan modern topluma doğru ilerleyen tek yönlü ve kesintisiz bir süreç olarak açıklanmaz. Devlet kurumları, yerel kültürler, dinî değerler, aile yapıları ve gündelik hayat arasındaki etkileşimlerin oluşturduğu çok katmanlı bir dönüşüm olarak ele alınır.
Batılılaşma politikalarının kurumlarda yaptığı değişikliklerle toplumun farklı kesimlerinde oluşturduğu karşılıkların aynı olmadığı gösterilir. Yeni kurumların benimsenmesi, uyarlanması veya gündelik kültür içinde farklı anlamlar kazanması modernleşmenin temel dinamikleri arasında yer alır.
Religion and Social Change in Modern Turkey: The Case of Bediüzzaman Said Nursi, Türkçede Bediüzzaman Said Nursi Olayı: Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim adıyla yayımlandı. Eser, Said Nursi’nin hayatını, düşüncelerini ve Nurculuk hareketinin gelişimini modern Türkiye’nin din ve toplum ilişkileri içinde inceler.
Said Nursi’nin Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e uzanan yaşamı; eğitim, modern bilim, iman, devlet, laiklik ve toplumsal değişme meseleleriyle birlikte ele alınır. Risale-i Nur çevresinde oluşan okuma grupları ve cemaat ilişkileri, modern toplumdaki dinî örgütlenme biçimlerinden biri olarak araştırılır.
Mardin, Nurculuğu yalnızca siyasal tepki veya geleneksel dinin devamı olarak açıklamaz. Modernleşmenin oluşturduğu kültürel kırılmalar, anlam arayışları ve yeni iletişim ağları içinde gelişen bir toplumsal hareket olarak ele alır.
Çalışmada dinî metinlerin çoğaltılması, okunması ve küçük topluluklar içinde yorumlanması, hareketin devamlılığını sağlayan temel pratikler arasında gösterilir. Dinî fikirlerin gündelik hayattaki ilişkiler ve iletişim kanalları aracılığıyla nasıl toplumsal güç kazandığı incelenir.
Etik, Din ve Laiklik, ahlak, din, sekülerleşme, birey ve toplumsal değerler arasındaki ilişkileri konu edinir. Laiklik yalnızca devlet ile dinin hukuki ayrılığı olarak değil, modern toplumda değerlerin, kimliklerin ve kamusal hayatın yeniden düzenlenmesi süreci içinde ele alınır.
Religion, Society and Modernity in Turkey, Mardin’in Türkiye’de din, modernleşme, sekülerleşme, milliyetçilik ve toplumsal değişme üzerine İngilizce çalışmalarını bir araya getirir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarihsel süreklilikler ile modern kurumların oluşturduğu dönüşümler karşılaştırılır.
Türkiye, İslam ve Sekülarizm, din, laiklik, modernleşme, milliyetçilik, toplumsal cinsiyet ve gündelik hayat üzerine yazılmış makalelerden oluşur. İslam’ın modern Türkiye’deki yeri, devlet politikalarının yanında aile, mahalle, eğitim, kültür ve toplumsal ilişkiler üzerinden incelenir.
Şerif Mardin’in din sosyolojisi çalışmalarında “büyük gelenek” ve “küçük gelenek” ayrımı önemli yer tutar. Büyük gelenek, eğitimli din âlimlerinin ve yazılı kaynakların oluşturduğu sistemli din anlayışını; küçük gelenek ise yerel pratiklerin, halk inançlarının ve gündelik dinî kültürün oluşturduğu alanı ifade eder.
Bu iki gelenek birbirinden kesin biçimde ayrılmaz. Eğitim, göç, basılı yayınlar, tarikatlar, cemaatler ve modern iletişim araçları aracılığıyla birbirlerini etkiler. Modernleşme, küçük geleneği ortadan kaldırmaktan çok dinî düşüncenin farklı toplumsal alanlar arasında yeniden dolaşmasını sağlar.
“Mektep” ve “mahalle” ilişkisi, modern eğitim kurumlarının aktardığı resmî bilgi ve değerlerle gündelik toplumsal çevrenin ürettiği davranış kalıpları arasındaki gerilimi ifade eder. Okulda öğretilen modern ve seküler değerlerle mahallede sürdürülen geleneksel ilişkiler aynı kişinin toplumsallaşmasında birlikte etkili olabilir.
Mardin’in 2007 yılında kullandığı “mahalle baskısı” ifadesi, toplumsal çevrenin bireylerin davranışları üzerinde kurduğu görünür veya örtük denetimi açıklayan bir kavram olarak geniş tartışma yarattı. Kavram, yalnızca doğrudan zorlama veya resmî yasakları değil, kişinin çevresinden dışlanmamak için davranışlarını ortak normlara göre düzenlemesini de kapsar.
Mahalle baskısı, belirli bir siyasal partiye veya tek bir toplumsal gruba özgü değişmez bir durum olarak kurulmaz. Yakın toplulukların, gündelik gözetimin ve ortak değerlerin bireysel tercihler üzerinde etkili olduğu sosyolojik bir ilişki biçimini ifade eder.
Şerif Mardin’in çalışmalarında Max Weber’in anlamacı sosyolojisi belirgin bir düşünsel kaynak oluşturur. Toplumsal eylemler, yalnızca maddi çıkarların veya ekonomik yapıların sonucu olarak açıklanmaz. İnsanların eylemlerine verdikleri anlamlar, değerler, inançlar ve kültürel yönelimler araştırmanın merkezinde yer alır.
Karl Mannheim’ın bilgi sosyolojisi, ideolojilerin toplumsal konumlarla ilişkisini çözümlemesinde etkili oldu. Edward Shils’in merkez ve çevre yaklaşımından, Clifford Geertz’in kültür ve sembol çözümlemelerinden ve sosyal psikolojinin kişilik ile toplumsallaşma araştırmalarından yararlandı.
Mardin’in yönteminde tarihsel belgeler, siyasal metinler, biyografiler, gazete ve dergiler, dinî eserler, kurumlar ve gündelik hayat gözlemleri birlikte kullanılır. Soyut kavramlar, belirli tarihsel kişiler ve toplumsal oluşumlar üzerinden sınanır.
Türkiye’de modernleşme, din ve siyaset üzerine yerleşmiş kesin karşıtlıklara mesafeli yaklaştı. Gelenek-modernlik, laiklik-din, devlet-toplum ve merkez-çevre ayrımlarını değişmez kutuplar olarak değil, tarih içinde sürekli yeniden kurulan ilişkiler olarak değerlendirdi.
1993 yılında Tekin Dereli ile birlikte ODTÜ Prof. Dr. Mustafa Parlar Eğitim ve Araştırma Vakfı Yılın Bilim İnsanı Ödülü’nü aldı. 2016 yılında Türkiye’de din ve modernleşme, sivil toplum, ideoloji, merkez-çevre ve mektep-mahalle üzerine yaptığı çalışmalar nedeniyle TÜBA Akademi Ödülü’ne değer görüldü ve Türkiye Bilimler Akademisi şeref üyeliğine seçildi.
Şerif Mardin, 6 Eylül 2017’de İstanbul’da öldü. Osmanlı siyasal düşüncesi, Türk modernleşmesi, din sosyolojisi, ideoloji, siyasal kültür ve merkez-çevre ilişkileri üzerine geliştirdiği tarihsel ve disiplinler arası yaklaşımıyla Türkiye’de sosyal bilimlerin temel isimlerinden biri olarak yer aldı.
#TürkSosyolog #SiyasetBilimi #TarihselSosyoloji #TürkModernleşmesi #DinSosyolojisi #İdeoloji #MerkezÇevre #SivilToplum #OsmanlıDüşüncesi #JönTürkler #Sekülarizm #SiyasalKültür
Şerif Mardin, Bibliosfer’de sosyoloji, siyaset bilimi, tarihsel sosyoloji, siyasal düşünce tarihi, din sosyolojisi, Türk modernleşmesi, ideoloji, siyasal kültür ve Osmanlı araştırmaları alanlarında yer alır. Düşünsel üretiminin merkezinde devlet ile toplum, merkez ile çevre, modern kurumlarla gündelik kültür ve din ile sekülerleşme arasındaki ilişkiler bulunur.
Türkiye’de İktisadi Düşüncenin Gelişmesi 1838-1918; Osmanlı iktisat düşüncesi, Tanzimat, modernleşme, devlet yönetimi ve Batı düşüncesinin aktarımı alanlarını kapsar. İktisadi kavramlar, ortaya çıktıkları siyasal ve toplumsal sorunlardan bağımsız biçimde ele alınmaz.
Ekonomik düşüncenin Osmanlı bürokratları ve aydınları tarafından benimsenme biçimi, devletin korunması ve modern kurumların kurulması amacıyla ilişkilendirilir. Böylece iktisat tarihi ile siyasal düşünce tarihi aynı araştırma çerçevesinde birleşir.
Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu; düşünce tarihi, Yeni Osmanlılar, anayasal yönetim, meşveret, özgürlük, vatan ve İslam siyaset düşüncesi alanlarında yer alır. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi’nin fikirleri tarihsel ve kavramsal bağlantıları içinde incelenir.
Avrupa liberalizmi ile Osmanlı-İslam siyasal kavramları arasındaki ilişki, tek yönlü bir etkilenme olarak kurulmaz. Yeni Osmanlıların farklı düşünce geleneklerinden gelen kavramları birleştirerek yeni bir siyasal dil oluşturmaları eserin temel çözümleme alanıdır.
Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908; Jön Türkler, pozitivizm, merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik, bilim, ilerleme ve seçkinler alanlarını kapsar. Farklı Jön Türk çevrelerinin ortak siyasal hedefleri ile düşünsel ayrılıkları karşılaştırmalı biçimde ele alınır.
Jön Türklerin düşünceleri yalnızca soyut kuramlar olarak değil, Osmanlı Devleti’nin çözülmesini önlemeye yönelik siyasal arayışlar olarak incelenir. Devletin korunması, düşünsel tercihlerin ve reform tasarılarının belirleyici çerçevesini oluşturur.
Din ve İdeoloji; din sosyolojisi, toplumsallaşma, kimlik, değerler, kişilik ve modernleşme alanlarını bir araya getirir. Din, modernleşme sonucunda zorunlu olarak ortadan kalkacak bir kalıntı biçiminde tanımlanmaz.
Dinî düşüncenin insanlara dünyayı açıklayan bir anlam haritası, toplumsal aidiyet ve kişisel kimlik sağladığı üzerinde durulur. Dinin devamlılığı, yalnızca kurumların gücüyle değil, gündelik hayat ve kişilik oluşumundaki işlevleriyle açıklanır.
İdeoloji; ideoloji kuramı, bilgi sosyolojisi, siyasal semboller, toplumsal çıkarlar, kimlik ve ortak davranış alanlarını kapsar. İdeoloji, yalnızca gerçeğin bozulması veya siyasal propaganda olarak ele alınmaz.
İdeolojik yapılar, karmaşık toplumsal olayları sınıflandıran ve insanlara ortak bir siyasal dil sağlayan anlam sistemleridir. Sembol, mit, slogan ve tarih anlatısı, ideolojinin gündelik hayata taşınmasında belirleyici araçlar hâline gelir.
Siyasî Fikir Çatışmalarında Muhteva Analizi ile Siyasal ve Sosyal Bilimler; araştırma yöntemi, içerik analizi, siyasal metin, sosyal bilim kavramları ve disiplinler arası inceleme alanlarını taşır. Siyasal düşüncelerin yalnızca açık biçimde dile getirilen görüşleri değil, tekrar eden sembolleri ve kavramsal karşıtlıkları da çözümlenir.
Türkiye’de Toplum ve Siyaset; merkez-çevre, sivil toplum, siyasal kültür, toplumsal yapı, aydınlar ve devlet-toplum ilişkisi alanlarında yer alır. Kitap, farklı tarihlerde yazılmış makaleleri Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan ortak bir toplumsal çözümleme içinde birleştirir.
Merkez-çevre yaklaşımında devlet ve bürokrasi çevresinde oluşan resmî merkez ile yerel, dinî ve kültürel topluluklar arasındaki tarihsel mesafe incelenir. Bu mesafe, Türkiye’de siyasal temsilin, parti yapılarının ve toplumsal hareketliliğin gelişimini açıklayan bir model oluşturur.
Merkez ve çevre değişmez toplumsal sınıflar değildir. Çevrede bulunan gruplar siyasal katılım, eğitim, kentleşme ve bürokratik hareketlilik aracılığıyla merkeze yaklaşabilir; merkez de yeni grupların katılımıyla dönüşebilir.
Sivil toplum, devletin karşısında bulunan tek ve bütünlüklü bir güç biçiminde ele alınmaz. Devlet ile birey arasında yer alan cemaatler, yerel topluluklar, meslek örgütleri, dinî yapılar ve kültürel ilişki ağları sivil toplumun tarihsel biçimlerini oluşturur.
Türk aydınının toplumu dönüştürme amacı ile toplumun gündelik kültürü arasındaki mesafe, Türkiye’de Toplum ve Siyaset’in başlıca araştırma alanlarından biridir. Aydınlar çoğu zaman devlet merkezli modernleşme projelerinin taşıyıcısı olurken yerel kültürlerin anlam dünyasını sınırlı biçimde kavrayabilir.
Türkiye’de Din ve Siyaset; din, laiklik, İslamcılık, tarikat, cemaat, devlet politikası ve kamusal alan başlıklarını taşır. Dinî hayatın modern kurumlarla karşılaşması, ortadan kalkma yerine dönüşüm ve yeniden örgütlenme süreci olarak incelenir.
Devletin dinî kurumları düzenleme çabası ile dinin aile, mahalle, eğitim ve gündelik ilişkiler içindeki sürekliliği arasında karşılıklı etkileşim bulunur. Laiklik ile din, birbirini bütünüyle dışlayan ve değişmeyen iki alan olarak kurulmaz.
Türk Modernleşmesi; Tanzimat, Batılılaşma, Cumhuriyet reformları, eğitim, kültür, gençlik ve siyasal katılım alanlarını kapsar. Modernleşme, geleneksel kurumların yerini modern kurumların doğrudan alması biçiminde açıklanmaz.
Yeni kurumlar, toplumun farklı kesimlerinde farklı biçimlerde benimsenir ve yerel kültürün içinde yeni anlamlar kazanır. Modernleşme süreci, tarihsel sürekliliklerle kurumsal kırılmaların birlikte bulunduğu çok katmanlı bir dönüşümdür.
Bediüzzaman Said Nursi Olayı: Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim; Said Nursi, Nurculuk, dinî hareketler, modernleşme, cemaat, metin ve iletişim ağları alanlarında yer alır. Bireysel biyografi ile geniş toplumsal dönüşüm aynı araştırma yapısı içinde birleştirilir.
Risale-i Nur metinlerinin çoğaltılması, okunması ve küçük topluluklar içinde yorumlanması, dinî hareketin toplumsal sürekliliğini sağlayan pratikler olarak ele alınır. Metin ile topluluk arasındaki ilişki, dinî düşüncenin modern iletişim biçimleri içindeki dolaşımını gösterir.
Nurculuk, yalnızca Cumhuriyet reformlarına karşı gelişen siyasal tepki olarak değerlendirilmez. Kültürel değişme, kimlik sorunu, bilim ile inanç ilişkisi ve gündelik anlam arayışı hareketin ortaya çıktığı daha geniş toplumsal çevreyi oluşturur.
Etik, Din ve Laiklik ile Türkiye, İslam ve Sekülarizm; etik, laiklik, sekülerleşme, toplumsal cinsiyet, kamusal alan ve gündelik din alanlarını kapsar. Hukuki kurumlarla kültürel değerler arasındaki ilişki, sekülerleşmenin farklı düzeyleri üzerinden ele alınır.
Sekülerleşme, dinin bütünüyle ortadan kalkması anlamına gelmez. Dinî düşüncenin kurumlar, kimlikler ve gündelik davranışlar içindeki konumunun değişmesini ifade eder. Devletin laiklik politikaları ile toplumdaki dinî anlam üretimi farklı hız ve biçimlerde gelişebilir.
Büyük gelenek-küçük gelenek ayrımı, yazılı ve sistemli din öğretisiyle yerel ve gündelik dinî kültür arasındaki ilişkiyi açıklar. İki gelenek eğitim, göç, yayıncılık ve dinî örgütlenme aracılığıyla birbirine geçer.
Mektep-mahalle ilişkisi, resmî eğitim ile yakın toplumsal çevrenin bireye aktardığı değerler arasındaki farklılığa dayanır. İnsanların davranışları yalnızca okulda öğrendikleri kurallarla değil, aile ve mahalle içinde kabul gören normlarla da biçimlenir.
Mahalle baskısı, toplumsal normların bireysel tercihler üzerinde kurduğu gündelik denetim alanını ifade eder. Baskının işlemesi için resmî yasak veya açık zorlama gerekmez; kabul görme ve dışlanmama isteği davranışların ortak normlara uyarlanmasını sağlayabilir.
Şerif Mardin’in tarihsel sosyoloji yaklaşımı, geçmişi yalnızca olayların kronolojik aktarımı olarak kullanmaz. Kurumların, kavramların ve kültürel kodların zaman içinde nasıl oluştuğunu ve sonraki dönemlerde nasıl farklı işlevler kazandığını araştırır.
Düşünce tarihine yaklaşımında fikirler, toplumsal bağlamlarından bağımsız metinler olarak ele alınmaz. Bir düşünürün kullandığı kavramlar; eğitim sistemi, siyasal kurumlar, okuma çevresi, tarihsel sorunlar ve iletişim ağlarıyla birlikte incelenir.
Max Weber’in anlamacı sosyolojisi, eylemlerin kültürel ve dinî anlamlarını çözümlemesinde belirgindir. Karl Mannheim’ın bilgi sosyolojisi ideoloji incelemelerine; Edward Shils’in merkez-çevre yaklaşımı siyasal yapı araştırmalarına; Clifford Geertz’in sembolik kültür çözümlemesi din ve gündelik hayat çalışmalarına katkı sağlar.
Mardin’in araştırmalarında tarih, sosyoloji, siyaset bilimi, antropoloji ve sosyal psikoloji birlikte kullanılır. Disiplinler arası yaklaşım, siyasal kurumlarla kişilik, inanç, kültür ve gündelik davranış arasındaki bağlantıların kurulmasını sağlar.
Anlatımında kavramsal çözümleme, tarihsel örnek, biyografik ayrıntı ve karşılaştırmalı araştırma bir arada bulunur. Soyut modeller, Osmanlı aydınları, siyasal hareketler, dinî topluluklar ve modern kurumlar gibi somut araştırma alanları üzerinden açıklanır.
Şerif Mardin’in Bibliosfer profili; sosyoloji, siyaset bilimi, tarihsel sosyoloji, Türk modernleşmesi, din sosyolojisi, ideoloji, merkez-çevre, sivil toplum, siyasal kültür, Yeni Osmanlılar, Jön Türkler, laiklik, sekülerleşme ve düşünce tarihi başlıklarından oluşur. Akademik konumu, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal dönüşümünü tarih, kültür, din ve gündelik hayatı aynı çözümleme çerçevesinde birleştirerek incelemesiyle belirginleşir.