Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 01-08-1975
Doğum yeri İzmir

Serdar Özkan, 1 Ağustos 1975’te İzmir’de doğdu. İlkokul öğreniminin ardından ortaokul ve liseyi İstanbul’daki Robert Kolej’de tamamladı. Üniversite eğitimi için Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Lehigh Üniversitesinde İşletme Yönetimi ve Psikoloji alanlarında lisans eğitimi aldı.

Üniversiteden mezun olduktan sonra Türkiye’ye döndü ve bir süre halkla ilişkiler alanında çalıştı. 2002 yılında meslek yaşamını roman yazarlığı üzerine kurdu. İstanbul’da sürdürdüğü yazarlık çalışmalarında insanın kendisini tanıması, yaşamın anlamı, sevgi, ruhsal bütünlük ve bireyin iç dünyası üzerinde yoğunlaştı.

İlk romanı Kayıp Gül 2003 yılında yayımlandı. Bu eseri Hayatın Işıkları Yanınca, Ölümsüz Kalp, Kayıp Gül: Ekim Yağmurları, Aşkın Resmi, Rûmî’nin Bildiği Aşk, Mevlânâ Çağırınca, Rûmî’nin Kitabı, Sen Ancak Sevdiğinsin, Sarıl Bana, Şimdi Hayal Et, Göklerin Ötesi, Sev, Cennette Hüzün, Aziz Sultan, Mutlu Son, Bir Tek Sen Varsın ve Mutluluk Yeniden izledi. Geleceği Özlerken adlı şiir kitabı da eserleri arasında yer aldı.

Kayıp Gül, San Francisco’da yaşayan Diana adlı genç bir kadının, annesinin ölümünün ardından varlığından haberdar olduğu ikiz kardeşini aramasını konu edinir. Diana’nın izleri İstanbul’a uzanan yolculuğu, başkalarının beğenisine göre biçimlendirdiği yaşamıyla ve kendi değerlerinden uzaklaşmasıyla yüzleşmesini sağlar.

Romanın anlatı dünyasında güller, bahçe, ikizlik, yolculuk, mektup ve ayna gibi simgesel unsurlar kullanılır. Diana’nın aradığı ikiz, yalnızca kayıp bir aile üyesi değil, insanın bastırdığı veya unuttuğu içsel kimliğinin karşılığı hâline gelir. Başkalarının övgüsüne duyulan ihtiyaç ile kişinin kendi varlığını kabul etmesi arasındaki çatışma anlatının merkezinde yer alır.

San Francisco, Rio de Janeiro ve İstanbul gibi farklı şehirlerde gelişen olaylar, Doğu ve Batı kültürlerine ait düşünce ve sembolleri aynı kurmaca yapı içinde buluşturur. Güllerle konuşulan İstanbul bahçesi, karakterin dış dünyadaki arayışının içsel bir keşfe dönüştüğü temel mekândır.

Kayıp Gül, 44 dile çevrildi ve altmış beşten fazla ülkede yayımlandı. İngilizce baskısı The Missing Rose adıyla yayımlanan eser, Penguin, Random House, Hachette, Bertelsmann ve RCS Libri gibi uluslararası yayınevlerinin kataloglarında yer aldı. Roman, çağdaş fabl ve içsel yolculuk anlatısı özellikleriyle farklı kültürlerden okurlara ulaştı.

Hayatın Işıkları Yanınca, yaşamla ilişkisi zayıflamış ve hayata kırgın bir yetişkin ile bir yunus arasında gelişen dostluk çevresinde ilerler. Karşılıksız sevgi, umut, niyet, iyileşme ve insanın yaşamla yeniden bağ kurması romanın temel konularını oluşturur. Gerçek dünyanın içinde gelişen olaylar, masalsı ve simgesel unsurlarla genişletilir.

Ölümsüz Kalp, Kayıp Gül evreninden hareketle kalbin içinde gelişen simgesel bir arayışı anlatır. Diana adlı küçük bir kızın ikizi Mary’yi bulmak amacıyla kendi kalbinin içine yönelmesi, insanın kendisinde eksik gördüğü parçayı dış dünyada değil, kendi ruhsal varlığında araması düşüncesiyle birleşir. Çocuk bakışı, düşsel yolculuk ve içsel keşif romanın anlatı yapısını belirler.

Kayıp Gül: Ekim Yağmurları, Kayıp Gül çevresinde oluşan kurmaca dünyayı sevgi, kendini tanıma ve insanın hayat karşısındaki tutumu üzerinden sürdürür. Ekim yağmurları ve sonbahar, değişim, geçicilik, kayıp ve yeniden doğuş düşüncelerini taşıyan simgesel unsurlar olarak kullanılır.

Aşkın Resmi, aşkı resmetmek için uzun yıllar çalışan esrarengiz bir kişi ile yaşamı ve aşkı anlamaya yönelen genç ressam Mathias’ın kesişen hikâyelerini konu edinir. Kaliforniya, Yunan adaları, İstanbul ve Efes arasında gelişen yolculukta resim, güzellik, arayış ve sevginin görünür hâle getirilmesi düşüncesi işlenir.

Rûmî’nin Bildiği Aşk, Mevlânâ’nın düşünce ve ruh dünyasının izini süren İtalyan sufi Fabio’nun hikâyesi çevresinde gelişir. Benlikten uzaklaşma, hiçlik, tasavvuf, insan sevgisi ve görünen kimliğin ötesindeki hakikati arama romanın temel alanlarıdır. Mevlânâ’nın sözleri ve tasavvuf geleneği çağdaş bir arayış anlatısı içinde kullanılır.

Mevlânâ Çağırınca, Mevlânâ’nın günümüz İstanbul’una gelerek kalbi yaralanmış genç bir kadının yaşamına dokunması düşüncesi üzerine kuruludur. Tarihsel bir kişiliğin çağdaş zaman içinde yeniden kurgulanması, geçmişte söylenen sözlerle günümüz insanının ruhsal sorunları arasında bağ kurulmasını sağlar.

Rûmî’nin Kitabı, kayıp bir kitap ve manevi bir hazine çevresinde gelişen arayış romanıdır. Mevlânâ’nın düşünce dünyasına yönelen anlatıda birlik, hiçlik, insan ruhunun ortaklığı ve dışarıda aranan hazinenin insanın kendi varlığında bulunması temaları işlenir. Hazine avı biçimindeki olay örgüsü, tasavvufi anlam katmanlarıyla birleşir.

Sen Ancak Sevdiğinsin, Fransız Rivierası’nda karşılaşan genç bir yazar ile Nice Garı’nda kendisine bir kitap verilen genç kadının hikâyesini anlatır. Çok kısa süren bir karşılaşma, birbirlerini bütünüyle tanımadan aralarında bağ kuran iki kişinin yalnızlık, ruh eşi, kader ve sevgi arayışına dönüşür.

Sarıl Bana, insanların farklı bedenler ve kimlikler içinde görünmelerine rağmen ortak bir ruha sahip oldukları düşüncesi çevresinde gelişir. Ayrışma, ötekileştirme, birlik, bağlılık ve sevgi romanın temel konularıdır. Sarılma eylemi, insanın karşısındaki kişide kendi varlığından bir parça bulmasını anlatan simgesel bir harekete dönüşür.

Şimdi Hayal Et, hayal ile gerçek, delilik ile bilgelik ve insanın yaşamındaki olaylarla kurduğu anlam ilişkisi üzerine kuruludur. Hayatın bir film veya kendisine özgü bir anlatı olarak görülmesi, kişinin yaşadığı olayların ardındaki anlamı kavrama arayışıyla birleşir. Hayal kurma, gerçeklikten kaçışın değil, iyileşmenin ve kendini anlamanın yollarından biri olarak işlenir.

Göklerin Ötesi, dünyevi güzelliklerin, hedeflerin ve başarıların insanın içsel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemesi düşüncesini ele alır. Darlık ile genişlik, yeryüzü ile gökyüzü ve maddi başarı ile ruhsal bütünlük arasında karşıtlıklar kurulur. Karakterlerin dış dünyadaki kazanımları, yaşamlarında aradıkları anlamla birlikte değerlendirilir.

Sev, insan ilişkilerinde koşulsuz sevgi, bağlılık ve ruhsal bağımsızlık üzerinde yoğunlaşır. İki insanın birbirine yakınlaşması ile birbirinin sahibi hâline gelmesi arasında ayrım kurulur. Sevgi, kişiliklerin ve ruhların gelişmesini engelleyen bir bağımlılık değil, birbirlerinin içsel yolculuklarına alan açan bir ilişki biçimi olarak işlenir.

Cennette Hüzün, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in ortak bir sevgi ve birlik düşüncesi içinde tasvir edilmesiyle başlar. Farklı dinî kimliklerin insanlığın ortak ruhunda birleşmesi, romanın temel düşünsel alanını oluşturur. Din, ayrışma ve üstünlük kurma aracı olarak değil, insanları aynı kaynağa bağlayan farklı yollar biçiminde ele alınır.

Aziz Sultan, Sultan I. Ahmed ile Aziz Mahmud Hüdayi çevresinde gelişen tarihî ve manevi bir romandır. Sultan Ahmed’in yaşamı, ölüm düşüncesi, Allah’a yönelişi ve kalıcı bir eser bırakma arzusu anlatının merkezinde yer alır. Sultanahmet Camii’nin ortaya çıkış süreci, hükümdarlık, maneviyat ve gönül rehberliğiyle ilişkilendirilir.

Mutlu Son, insanın yaşam yolunda karşılaştığı güçlükler ile sevgi, inanç ve teslimiyet arasındaki ilişkiyi ele alır. Kişinin hayatı yalnızca kendi gücüyle yönetmeye çalışması ile kendisini daha büyük bir varoluş düzeninin parçası olarak görmesi karşılaştırılır. Sevgi, insanı dönüştüren ve yaşam yolculuğuna anlam kazandıran temel güç olarak işlenir.

Bir Tek Sen Varsın, insanın düşüncelerinin, duygularının ve davranışlarının kendisine geri dönmesi düşüncesi çevresinde gelişir. Bumerang simgesi, bencillik, sevgi, öfke ve iyiliğin karşılıklı insan ilişkilerindeki sonuçlarını anlatmak için kullanılır. Yaşamı bilinçli biçimde sürdürme, ölümle yüzleşme ve davranışların sorumluluğunu üstlenme romanın temel konularıdır.

Mutluluk Yeniden, kayıp zamanın izini süren bir adamın geçmişte kalmış anılar ve ilişkiler aracılığıyla sevginin anlamını araştırmasını konu edinir. Hatırlama, unutma, zaman, kayıp ve geçmişte saklı kalan mutluluk anlatının merkezinde bulunur. Hafıza, yalnızca yaşananları geri çağıran değil, bugünkü hayatın anlamını yeniden kuran bir alan hâline gelir.

Serdar Özkan’ın romanlarında yolculuk, kişinin bir yerden başka bir yere gitmesinin yanında kendi iç dünyasına yönelmesini sağlayan temel anlatı biçimidir. İstanbul, San Francisco, Rio de Janeiro, Fransız Rivierası, Yunan adaları ve Anadolu’nun tarihî mekânları, karakterlerin ruhsal dönüşümleriyle bağlantılı olarak kullanılır.

Gül, bahçe, kalp, ışık, gökyüzü, ayna, kitap, resim, hazine, yağmur ve yol gibi simgeler eserlerinde tekrar eder. Bu unsurlar, gündelik anlamlarının yanında sevgi, benlik, arayış, geçicilik, umut ve ruhsal bütünlüğü temsil eden anlatı araçlarına dönüşür.

Romanlarının karakterleri çoğunlukla dış dünyadaki başarı, kabul veya sevgi arayışından içsel bir sorgulamaya yönelir. Kendini başkalarının bakışıyla tanımlama, yalnızlık, eksiklik duygusu, ruh eşi arayışı, koşulsuz sevgi ve insanlığın ortaklığı eserlerinde tekrar eden temalardır.

Anlatımında sade cümleler, kısa bölümler, diyalog, iç konuşma, masalsı olaylar, semboller ve özlü ifadeler kullanılır. Roman, fabl, manevi anlatı ve kişisel arayış türlerinin özellikleri aynı kurmaca yapı içinde birleşir. Psikoloji eğitiminin izleri karakterlerin benlik, kabul görme, yalnızlık ve kimlik arayışlarının ele alınışında görülür.

Serdar Özkan, çağdaş Türk edebiyatında içsel yolculuk, mistik kurgu, sembolik anlatı ve çağdaş fabl özelliklerini bir araya getiren romancılar arasında yer alır. Eserleri, Doğu ve Batı kültürlerinden gelen düşünceleri insanın kendisini tanıması, sevgi ve ruhsal bütünlük çevresinde ortak bir anlatı alanında buluşturur.

#TürkYazar #Roman #ÇağdaşTürkEdebiyatı #Fabl #MistikRoman #KendiniKeşfetme #Sevgi #Tasavvuf #İçselYolculuk #SembolikAnlatı #Maneviyat #KültürlerarasıEdebiyat