Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 01-11-1906
Doğum yeri Sakarya
Ölüm tarihi 11-05-1954

Sait Faik Abasıyanık, asıl adıyla Mehmet Sait, 18 Kasım 1906’da Adapazarı’nın Semerciler Mahallesi’nde doğdu. Babası tüccarlık yapan ve bir dönem Adapazarı Belediye Başkanlığı görevinde bulunan Mehmet Faik Bey, annesi Makbule Hanım’dı.

Çocukluğunu Adapazarı ve babasının görevi nedeniyle bir süre Karamürsel’de geçirdi. Rehber-i Terakki Mektebinde başladığı öğrenimini Adapazarı İdadisinde sürdürdü; ailesinin İstanbul’a taşınmasının ardından İstanbul Erkek Lisesine kaydoldu.

İstanbul Erkek Lisesindeki sınıfının topluca cezalandırılması üzerine Bursa Erkek Lisesine gönderildi ve 1928’de bu okuldan mezun oldu. “İpekli Mendil” ve “Zemberek” adlı ilk öykülerini Bursa’daki öğrencilik yıllarında yazdı.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde bir süre öğrenim gördü. Ardından yükseköğrenim amacıyla İsviçre’ye, oradan da Fransa’nın Grenoble kentine gitti; burada Fransızca öğrendi, edebiyat derslerine katıldı ve Avrupa edebiyatını yakından tanıdı.

İlk yayımlanan yazısı “Uçurtmalar”, 9 Aralık 1929’da Milliyet gazetesinde çıktı. Fransa’daki öğreniminden sonra 1934’te Türkiye’ye döndü; Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebinde kısa süre Türkçe öğretmenliği yaptı ve babasının açtığı ticarethaneyi yönetmeyi denedi.

1942’de Haber-Akşam Postası gazetesinde kısa bir süre adliye muhabiri olarak çalıştı. Düzenli bir meslek hayatından çok yazarlığa yöneldi; öykü, röportaj, şiir ve edebiyat yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı.

İlk öykü kitabı Semaver 1936’da yayımlandı. Kitaptaki öykülerde işçiler, küçük esnaf, çocuklar ve İstanbul’un kenar mahallelerinde yaşayan insanlar gündelik uğraşları, sevinçleri ve kayıplarıyla anlatıldı. Kitaba adını veren “Semaver”, fabrika işçisi Ali ile annesi arasındaki sevgi bağını hayatın sıradan ayrıntıları üzerinden kurdu.

Sarnıç 1939’da, Şahmerdan ise 1940’ta yayımlandı. Bu kitaplardaki gözleme dayalı öykülerde Adapazarı, Bursa ve İstanbul çevresindeki işçiler, göçmenler, yoksullar ve geçimini gündelik emekle sağlayan insanlar öne çıktı.

Babasının ölümünden sonra annesiyle birlikte yaşamaya başlayan Sait Faik, yazlarını Burgazada’daki köşkte, kışlarını İstanbul’da geçirdi. Ada hayatı, deniz, balıkçılar, kıyı kahveleri, kayıklar, kuşlar ve doğa, öykü dünyasının temel mekân ve varlıkları arasına girdi.

İlk romanı Medar-ı Maişet Motoru 1944’te yayımlandı. Geçimlerini denizden ve küçük işlerden sağlayan insanların yaşamlarını konu alan eser, 1952’den itibaren Birtakım İnsanlar adıyla basıldı.

Lüzumsuz Adam 1948’de yayımlandı ve öykücülüğünde yeni bir dönemi belirginleştirdi. Olay örgüsünün geri çekildiği bu öykülerde sokaklarda, kahvelerde ve kıyılarda dolaşan birinci kişi anlatıcı; yalnızlık, yaşama sevinci, insanlarla yakınlık kurma isteği ve toplumla uyuşmazlık duygusu üzerinde yoğunlaştı.

Mahalle Kahvesi 1950’de yayımlandı. Kitapta kahvehaneler, sokaklar ve mahalleler farklı yaş ve mesleklerden insanların karşılaştığı toplumsal mekânlara dönüştü; çocuklar, işçiler, işsizler, esnaf ve mahalle sakinleri gündelik davranışları içinde görünür kılındı.

Havada Bulut ve Kumpanya 1951’de, Havuz Başı ise 1952’de yayımlandı. Bu kitaplarda birinci kişi anlatım, izlenim, çağrışım ve iç konuşma öne çıkarken şehir hayatı, yalnızlık, sevgi arayışı ve insanlarla kurulan kısa süreli yakınlıklar anlatının merkezine yerleşti.

1952’de yayımlanan Son Kuşlar, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi kuşlar, deniz, adalar ve değişen İstanbul üzerinden işledi. Doğal çevrenin bozulması, canlılara yönelen zarar ve kentleşmenin dönüştürdüğü hayat, öykülerde erken bir çevre duyarlılığıyla anlatıldı.

İkinci romanı Kayıp Aranıyor 1953’te yayımlandı. Roman, çevresinin kendisine biçtiği hayatla kendi özgürlük arayışı arasında kalan Nevin’in toplum, aile, evlilik ve aidiyetle ilişkisini merkeze aldı.

Farklı dönemlerde yazdığı şiirleri Şimdi Sevişme Vakti adıyla 1953’te kitaplaştırıldı. Georges Simenon’un Yaşamak Hırsı adlı romanını Fransızcadan Türkçeye çevirdi; çeviri 1954’te yayımlandı.

Alemdağ’da Var Bir Yılan ile Az Şekerli 1954’te yayımlandı. Özellikle Alemdağ’da Var Bir Yılan içindeki öykülerde gerçek ile düş, hatıra ile şimdi ve anlatıcı ile yazar arasındaki sınırlar belirsizleşti; parçalı kurgu, çağrışım ve gerçeküstü imgeler anlatımın temel unsurlarına dönüştü.

Ölümünden sonra röportaj-öyküleri Tüneldeki Çocuk adıyla 1955’te, adliye muhabirliği döneminin gözlemleri ise Mahkeme Kapısı adıyla 1956’da yayımlandı. Daha sonraki yıllarda dergilerde kalan öyküleri, yazıları, mektupları ve konuşmaları farklı derlemelerde bir araya getirildi.

1945’te siroz teşhisi konulan Sait Faik’in sağlık sorunları yaşamının son yıllarında ağırlaştı. Mayıs 1953’te modern edebiyata katkıları nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Uluslararası Mark Twain Derneğinin onur üyeliğine seçildi.

5 Mayıs 1954’te yemek borusundaki kanama nedeniyle hastaneye kaldırıldı ve 11 Mayıs 1954’te İstanbul’da öldü. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Annesi Makbule Hanım, oğlunun edebî mirasının korunması amacıyla Burgazada’daki evin müzeye dönüştürülmesini ve bir öykü armağanı verilmesini sağladı. Sait Faik Abasıyanık Müzesi 1959’da açıldı; Sait Faik Hikâye Armağanı ise Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülerek Türk öykücülüğündeki etkisini yaşattı.

Sait Faik’in öyküleri sinemaya da uyarlandı. “Menekşeli Vadi” öyküsü Lütfi Akad tarafından “Vesikalı Yarim”, “Mahpus” öyküsü “Irmak”, Medar-ı Maişet Motoru ise “Ağlayan Melek” adıyla sinemaya aktarıldı.

#SaitFaikAbasıyanık #Semaver #MahalleKahvesi #AlemdağdaVarBirYılan #TürkÖykücülüğü #ModernÖykü #İstanbul #Burgazada #İnsanSevgisi #Yalnızlık #Doğa #Küçükİnsan