Refik Durbaş, 10 Şubat 1944’te Erzurum’un Pasinler ilçesinde doğdu. Ailesi 1954’te İzmir’e yerleşti. İlkokulu İzmir Necatibey İlkokulu’nda, ortaokulu Karataş Ortaokulu’nda, lise öğrenimini İzmir Namık Kemal Lisesi’nde tamamladı. Çocukluk ve gençlik yıllarını İzmir’in Halil Rıfat Paşa semtinde geçirdi. Küçük yaşlardan itibaren gazoz satıcılığı, işportacılık, araba yıkama ve su tesisatçılığı gibi farklı işlerde çalışması, daha sonra şiirinde emekçilerin, çarşıların, pazar yerlerinin, çay evlerinin ve kenar mahalle insanlarının görünür hâle gelmesinde etkili oldu.
1965’te İstanbul’a gitti ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne yazıldı; ancak öğrenimini tamamlamadı. 1967’de Yeni İstanbul gazetesinde gazeteciliğe başladı. Cumhuriyet gazetesinde uzun yıllar düzeltmenlik yaptı; daha sonra Sabah gazetesinin kitap ve sanat sayfalarını hazırladı, Yeni Yüzyıl gazetesinin kültür-sanat bölümünü yönetti. Yeni Yüzyıl, Ateş ve BirGün gibi gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. 1992’de Cumhuriyet gazetesinden emekli oldu; ancak gazetecilik ve yazarlık faaliyetini yaşamının son dönemine kadar sürdürdü.
Yazı hayatına hikâye ile başladı. İlk imzası 1962’de Çocuk Haftası dergisinde yayımlanan Karanlık adlı hikâyede görüldü. Aynı yıl şiire yöneldi; ilk şiirleri Ege Ekspres ve Yeni Asır gibi İzmir gazetelerinde yayımlandı. İzmir Radyosu’nda genç şairler için hazırlanan programlarda şiirlerinin okunması, onun edebiyata bağlılığını güçlendirdi. 1962-1964 yılları arasında arkadaşlarıyla Evrim adlı dergiyi çıkardı. 1967’de Alan 67 dergisinin sahipliğini ve yazı işleri müdürlüğünü üstlendi. 1972-1974 yılları arasında Yeni a dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Devinim, Soyut, Papirüs, Gösteri, Sanat Olayı ve benzeri dergilerde şiirleriyle dikkat çekti.
İlk şiir kitabı Kuş Tufanı 1971’de yayımlandı. Ardından Hücremde Ayışığı, Çırak Aranıyor, Çaylar Şirketten, Nereye Uçar Gökyüzü, Siyah Bir Acıda, Geçti mi Geçen Günler, Menzil, Düşler Şairi, İstanbul Hatırası, Bağışla Ziyanımı, Kırık Ayna ve Şayeste gibi şiir kitapları geldi. Çırak Aranıyor, Refik Durbaş’ın şiirinde özel bir yere sahiptir; çıraklar, işçiler, yoksullar, emekçiler ve kenar mahalle insanları bu kitapta güçlü bir şiirsel görünürlük kazanır. Bu eser, 1979’da Yeditepe Şiir Armağanı’na değer görüldü.
Refik Durbaş’ın şiiri, başlangıçta İkinci Yeni’nin imgeci havasıyla temas etmiş; zamanla toplumcu gerçekçi duyarlığa, gündelik hayatın somut ayrıntılarına ve halkın konuşma diline açılmıştır. Nâzım Hikmet, Atillâ İlhan, Kemal Özer ve Cemal Süreya gibi şairlerle kurduğu şiirsel akrabalık, onun şiirinde toplumcu duyarlıkla estetik kaygının birlikte bulunmasına katkı sağladı. Şiirlerinde yalnızca politik tavır değil; aşk, hüzün, yalnızlık, çocukluk, yoksulluk, İstanbul, İzmir, çarşılar, pazar yerleri, kahvehaneler, çay ocakları, işçi kızlar, çıraklar ve unutulan insanlar da belirgin yer tutar.
Çocuk edebiyatı alanında da eser verdi. Denizler Sincabı, Kırmızı Kanatlı Kartal, Barış Koyun Çocukların Adını, Çırak Çıktı Çocukluğum, Gazeteci Çocuk, Yaramaz Şiirler ve Tilki Tilki Saat Kaç? gibi kitaplarıyla çocuk okura yönelik şiir, hikâye ve masal türlerinde metinler kaleme aldı. Bu eserlerde de çocukluk, barış, doğa, oyun ve gündelik hayat duyarlığı öne çıkar.
Şiirin yanında deneme, anı, söyleşi, inceleme, antoloji ve röportaj türlerinde de üretken oldu. Anılarımın Kardeşi İzmir, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını; Güneşli Rüzgarı Nâzım’ın, Nâzım Hikmet çevresindeki tanıklıkları; Kalbim Dinamit Kuyusu, Ahmet Arif’le yapılan uzun söyleşiyi; Red Şair ve Şiir Yazıları ile Şiirin Gizli Tarihi, şiir üzerine düşüncelerini; Edebiyat Anılarda Yaşar ise edebiyat dünyasına ilişkin anı ve değerlendirmelerini içerir. Türk Yazınından Seçilmiş Cezaevi Şiirleri ve Kanatları Yelken Ettik Gemiye gibi antoloji çalışmaları da hazırladı.
Refik Durbaş, Nereye Uçar Gökyüzü ile 1983 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü, Menzil ile 1993 Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü, 2014’te PEN Şiir Ödülü’nü, Bağışla Ziyanımı ile 2015 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü aldı. 2011’de TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı Onur Konuğu seçildi. 2018’de yayımlanan Şayeste, ölümünden kısa süre önce Ahmet Muhip Dıranas ve Behçet Aysan şiir ödüllerine değer görüldü. Refik Durbaş, 30 Kasım 2018’de vefat etti. Çağdaş Türk şiirinde emekçilerin, çırakların, yoksulların, çarşıların, pazarların ve unutulan insanların sesini şiire taşıyan; şiiri, gazetecilik ve çocuk edebiyatıyla birlikte sürdüren önemli şair-yazarlardandır.
#edebiyat #okuma #yazar
Refik Durbaş’ı okurken ilk fark edilen şey, şiirin onda hayatın kenarlarında kalmış insanlara doğru açılmasıdır. Onun şiirinde büyük salonlardan çok çarşılar, pazar yerleri, kahvehaneler, çay ocakları, işçiler, çıraklar, pazarcılar, işçi kızlar, yoksullar ve unutulan insanlar vardır. Bu nedenle Durbaş’ı yalnızca “toplumcu şair” diye sınıflandırmak doğru ama eksik olur. O, toplumcu duyarlığı gündelik hayatın ayrıntıları, konuşma dili, hüzün, aşk ve insan sevgisiyle birleştiren bir şairdir.
Kuş Tufanı, Refik Durbaş’ın şiir serüveninin başlangıç kitabıdır. Bu kitapta gençlik yıllarının izleri, İzmir çevresi, ilk şiirsel arayışlar ve İkinci Yeni’den gelen imgeci duyarlık hissedilir. Ancak Durbaş kısa süre içinde şiirini daha somut bir hayat alanına taşır. Çırak Aranıyor, bu dönüşümün en güçlü kitabıdır. Kitap, işçi çocukları, çıraklar ve emek dünyasını şiirin merkezine alır. Bu yönüyle yalnızca bir şiir kitabı değil, Türkiye’de emekçi hayatının şiire taşınışında önemli bir eşiktir.
Çaylar Şirketten, Nereye Uçar Gökyüzü ve Siyah Bir Acıda, Durbaş’ın şiirindeki toplumcu damar ile bireysel duyarlığın birlikte yürüdüğü kitaplardır. Bu şiirlerde yalnızca politik tavır değil, insanın kırgınlığı, aşkı, yalnızlığı, bekleyişi ve gündelik hayat içindeki küçük umutları da yer alır. Durbaş’ın güçlü yanı, halkı ve emeği soyut bir kavram olarak değil, belirli yüzler, belirli mekânlar ve belirli sesler üzerinden şiire taşımasıdır.
Menzil, Refik Durbaş’ın şiirinde halk edebiyatı ve gelenekle kurduğu ilişkiyi daha görünür kılar. Bu kitapta dil daha yerli, daha içten ve daha türküye yakın bir tona yaklaşır. Düşler Şairi, Bağışla Ziyanımı, Kırık Ayna ve Şayeste gibi sonraki kitaplarında ise yaşlılık, geçmişe bakış, kayıp, hüzün, ölüm ve şiirin kendi hafızası öne çıkar. Durbaş’ın geç dönem şiiri, hayatın acı ve yalın gerçeklerini abartısız fakat etkili bir dille işler.
Denizler Sincabı, Kırmızı Kanatlı Kartal, Barış Koyun Çocukların Adını, Gazeteci Çocuk, Yaramaz Şiirler ve Tilki Tilki Saat Kaç?, onun çocuk okura da seslenen üretken bir yazar olduğunu gösterir. Bu metinlerde çocukluk, oyun, barış, doğa ve özgürlük duyarlığı vardır. Durbaş’ın çocuk edebiyatındaki varlığı, şiirindeki insan sevgisinin başka bir alana açılması olarak okunabilir.
Deneme, anı, söyleşi ve antoloji çalışmaları da Refik Durbaş’ın yazarlığını genişletir. Anılarımın Kardeşi İzmir, onun çocukluk ve gençlik hafızasını; Kalbim Dinamit Kuyusu, Ahmet Arif’le kurduğu edebî yakınlığı; Güneşli Rüzgarı Nâzım’ın, Nâzım Hikmet çevresindeki tanıklıkları; Şiirin Gizli Tarihi ve Red Şair ve Şiir Yazıları, şiir üzerine düşüncelerini gösterir. Bu nedenle onu yalnızca şiir kitaplarıyla değil, edebiyat hafızası, söyleşi, anı ve şiir üzerine yazılar alanlarında da değerlendirmek gerekir.
Gazetecilik, Durbaş’ın şiirinden ayrı düşünülemez. Gazete sayfalarında çalışması, kitap ve sanat sayfaları hazırlaması, röportajları ve köşe yazıları onun dilini hayata yakınlaştırmıştır. Bu yakınlık şiirinde de hissedilir: Durbaş, soyut insanı değil, gerçek hayatta karşılığı olan insanları yazar. Çırak, pazarcı, işçi, uykusuz, mülksüz ve yoksul onun şiirinde dekor değil, şiirin asıl kişisidir.
Üslup bakımından Refik Durbaş; yalın, sıcak, konuşma diline yakın, yer yer türkü ve halk söyleyişinden beslenen, toplumsal fakat lirik bir şiir dili kurar. İkinci Yeni’nin imge duyarlığından, toplumcu şiirin adalet arayışından ve halk edebiyatının içten sesinden yararlanır. Fakat bunları taklit olarak değil, kendi yaşam deneyimiyle ve gazetecilikten gelen gözlem gücüyle birleştirir.
Refik Durbaş’ı yalnızca “emek şiiri” etiketiyle sınırlamak da yetersizdir. Emek onun şiirinin temel damarlarından biridir; fakat aşk, hüzün, çocukluk, İzmir, İstanbul, dostluk, ölüm, edebiyat anıları ve çocuklara seslenen metinleri de bu bütünün parçalarıdır. Okur Durbaş’ta yalnızca bir dönemin toplumcu şiirini değil, insanın küçük hayatlarda saklı büyük hikâyesini de bulur.