Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 02-04-1899
Doğum yeri İstanbul
Ölüm tarihi 15-06-1961

Peyami Safa, 2 Nisan 1899’da İstanbul’un Gedikpaşa semtinde doğdu. Şair İsmail Safa ile Server Bedia Hanım’ın oğluydu; Peyami adını babasının yakın dostlarından Tevfik Fikret verdi.

Babası, Peyami Safa henüz bir buçuk yaşındayken sürgünde bulunduğu Sivas’ta öldü. Safa ve ağabeyi İlhami, geçim sıkıntısı içindeki anneleri tarafından yetiştirildi.

1908’de sağ kolunda kemik veremi ortaya çıktı. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını hastaneler, doktorlar, ameliyat ihtimali ve uzun tedavi süreçleri arasında geçirmesi, ileride hastalık, beden, korku ve ruhsal gerilim üzerine kuracağı romanların başlıca deneyim kaynağı oldu.

1910’da Vefa İdadisine başladı; ancak hastalığı ve ailesinin ekonomik koşulları nedeniyle öğrenimini tamamlayamadı. Fransızcasını kendi çalışmalarıyla ilerletirken edebiyatın yanı sıra tıp, psikoloji ve felsefe kitaplarına yöneldi.

1914’te Darülbedayi’nin tiyatro eğitimi için düzenlediği sınavı kazanmasına rağmen eğitimini sürdüremedi. Geçim sıkıntısı nedeniyle Posta-Telgraf Nezaretinde çalıştı; 1917’de Rehber-i İttihad Mektebinde öğretmenlik yaptı ve 1918’de bir süre Düyun-ı Umumiye İdaresinde görev aldı.

On bir yaşında “Piyano Muallimesi” adlı ilk hikâyesini, on üç yaşında “Eski Dost” adlı roman denemesini yazdı. İlk kitabı Bir Mekteplinin Hatıratı / Karanlıklar Kralı 1913’te öğrencilik yıllarında yayımlandı.

Öğretmenliği sırasında Servet-i Fünun ve Fağfur gibi dergilere hikâye, makale ve çeviri denemeleri gönderdi. 1919’da ağabeyi İlhami Safa ile çıkardığı Yirminci Asır gazetesindeki “Asrın Hikâyeleri” başlıklı kısa anlatılarıyla basın ve edebiyat çevrelerinde tanınmaya başladı.

Yirminci Asır’ın kapanmasının ardından Tercüman-ı Hakikat ve Tasvir-i Efkâr’da çalıştı. Cumhuriyet’in ilanından sonra Son Telgraf, Son Saat, Son Posta, Cumhuriyet, Tan, Ulus, Milliyet, Tercüman, Havadis ve Son Havadis gibi gazetelerde fıkra, eleştiri ve düşünce yazıları yayımladı.

Geçimini sağlamak amacıyla Server Bedi imzasıyla aşk, macera ve polisiye romanları kaleme aldı. Bu üretimin en tanınmış kahramanı, ilk kez 1924’te ortaya çıkan ve zekâsıyla polis teşkilatını zorlayan kibar hırsız Cingöz Recai oldu; karakterin maceraları Cingöz Recai’nin Harikulade Sergüzeştleri ve Cingöz Recai Kibar Serseri dizilerinde toplandı.

Peyami Safa imzasıyla yayımladığı ilk uzun hikâye Gençliğimiz ve ilk romanı Sözde Kızlar 1922’de çıktı. Sözde Kızlar, Mütareke İstanbul’undaki eğlence çevreleriyle Anadolu’da sürdürülen Millî Mücadele arasındaki toplumsal ve ahlaki karşıtlık üzerine kuruldu.

İlk dönem romanları Şimşek 1923’te, Mahşer ve Bir Akşamdı 1924’te, Canan ise 1925’te yayımlandı. Bu eserlerde aile ilişkileri, aşk, kıskançlık, savaş sonrasındaki toplumsal çözülme ve bireyin çevresiyle yaşadığı çatışmalar belirginleşti.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 1929’da Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildi ve 1930’da kitap olarak yayımlandı. İlk baskısı Nâzım Hikmet’e ithaf edilen roman, yazarın kemik veremiyle geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarından güçlü otobiyografik izler taşır.

Romanın adı açıklanmayan on beş yaşındaki anlatıcısı, bacağındaki kemik hastalığı nedeniyle ameliyat ve sakat kalma ihtimaliyle karşı karşıyadır. Hastalık korkusuna Paşa’nın kızı Nüzhet’e duyduğu karşılıksız aşkın eklenmesi, bedensel acı ile duygusal yalnızlığı aynı bilinç içinde birleştirir.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, hastane koridorlarını ve hasta bedenini dışarıdan gözlenen unsurlar olmaktan çıkararak anlatıcının iç dünyasının parçaları hâline getirir. İç monolog, bilinç akışı, çağrışım ve duyusal ayrıntılar aracılığıyla hastalık deneyimini psikolojik romanın merkezine taşır.

1931’de yayımlanan Fatih-Harbiye, geleneksel İstanbul hayatıyla Batılılaşmış çevreler arasındaki karşıtlığı Neriman’ın tercihleri üzerinden işledi. Fatih ile Harbiye’yi birbirine bağlayan tramvay hattı, Doğu ve Batı arasında gidip gelen bireyin kültürel kararsızlığının simgesine dönüştü.

Bir Tereddüdün Romanı 1933’te yayımlandı. Eser, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki aydınların inanç, şüphe, bohem hayat ve anlam arayışlarını yazar karakterinin çevresinde gelişen ilişkiler üzerinden anlattı.

Safa, ağabeyiyle Hafta dergisini 1934-1936 yılları arasında çıkardı; 1936’da ise Kültür Haftası’nı yayımladı. Aynı yıl çıktığı Avrupa yolculuğundaki gözlemlerini 1938’de Büyük Avrupa Anketi adıyla kitaplaştırdı.

Yine 1938’de yayımlanan Türk İnkılabına Bakışlar, Türkiye’nin modernleşmesini, Doğu-Batı ilişkisini ve Cumhuriyet inkılaplarının düşünsel temellerini tartıştı. Safa’nın fikrî eserlerinde milliyetçilik, medeniyet, kültür değişmesi, sosyalizm, liberalizm, maneviyat ve Doğu-Batı sentezi başlıca konular hâline geldi.

1940’larda psikolojiye duyduğu ilgi mistisizm, parapsikoloji ve metapsişik meselelerle genişledi. Bu düşünsel dönüşüm, 1949’da yayımlanan Matmazel Noraliya’nın Koltuğu romanında Ferit’in şüphe, nihilizm ve materyalizmden manevi bir anlam arayışına yönelmesi üzerinden kurmacaya taşındı.

Yalnızız 1951’de yayımlandı. Samim’in tasarladığı Simeranya adlı hayal ülkesi aracılığıyla bireysel yalanlar, aile içi çatışmalar, modern hayatın huzursuzluğu ve maddi-manevi değerler arasında kurulabilecek bir sentez tartışıldı.

Safa, Aralık 1953’ten itibaren Türk Düşüncesi dergisini yayımladı. Gazetecilik hayatının sonraki döneminde Milliyet’te “Objektif” başlıklı köşeyi yazdı; ardından Tercüman, Havadis ve Son Havadis gazetelerinde çalışmalarını sürdürdü.

1937’de Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen Biz İnsanlar, önemli değişikliklerin ardından 1959’da kitap olarak yayımlandı. Mütareke yıllarını konu alan romanda mandacılık, milliyetçilik, sosyalizm, materyalizm ve aydınların kimlik arayışı kişiler arasındaki fikir çatışmalarıyla işlendi.

Düşünce yazılarını Millet ve İnsan, Mahutlar, Nasyonalizm, Sosyalizm ve Mistisizm gibi kitaplarda bir araya getirdi. Roman, hikâye ve denemelerinin yanı sıra tiyatro metinleri, biyografiler, ders kitapları, çeviriler ve gazetelerde yayımlanan çok sayıda fıkra kaleme aldı.

Oğlu Merve’nin 27 Şubat 1961’de ölümü Safa’yı derinden etkiledi. Peyami Safa, 15 Haziran 1961’de İstanbul’un Çiftehavuzlar semtinde öldü ve Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi.

Peyami Safa’nın edebî mirası, kendi adıyla yayımladığı psikolojik ve düşünsel romanlarla Server Bedi imzalı polisiye ve popüler anlatıları birlikte kapsar. Hastalık ve benlik ilişkisini, modernleşmenin doğurduğu kültürel karşıtlıkları ve insanın maddi dünya ile manevi anlam arayışı arasındaki gerilimini roman tekniğinin temel unsurlarına dönüştürdü.

#PeyamiSafa #ServerBedi #TürkEdebiyatı #CumhuriyetDönemi #PsikolojikRoman #DokuzuncuHariciyeKoğuşu #DoğuBatıÇatışması #Hastalık #Yalnızlık #Modernleşme #CingözRecai #Gazetecilik