Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 13-04-1914
Doğum yeri İstanbul
Ölüm tarihi 14-11-1950

#OrhanVeliKanık, nüfus kaydındaki adıyla Ahmet Orhan Kanık, 13 Nisan 1914’te İstanbul’un Beykoz ilçesindeki Yalıköyü’nde doğdu. Annesi Fatma Nigar Hanım, babası ise müzisyen Mehmet Veli Bey’di. Babasının Muzıka-yı Hümayun ve daha sonra Cumhurbaşkanlığı Armoni Orkestrası çevresindeki görevleri, Orhan Veli’nin müzikle ve sanatla iç içe bir aile ortamında yetişmesini sağladı.

Orhan Veli’nin Füruzan adlı bir kız kardeşi ve ilerleyen yıllarda gazetecilik ile yazarlık yapan Adnan Veli adlı bir erkek kardeşi vardı. İstanbul’da başlayan çocukluğu, babasının görevi nedeniyle ailenin Ankara’ya taşınmasıyla iki şehir arasında biçimlendi. İstanbul’un denizi, sokakları ve gündelik hayatı ile Ankara’nın yeni Cumhuriyet ortamı, şiirindeki iki önemli mekânsal ve kültürel kaynağa dönüştü.

İlköğrenimine İstanbul’daki Akaretler İlkokulunda başladı; daha sonra Galatasaray Lisesinin ilkokul bölümünde yatılı olarak okudu. Ailesinin Ankara’ya taşınmasının ardından Gazi İlkokuluna devam etti. İlkokulun son sınıfında tanıştığı Oktay Rifat’la arkadaşlığı, hayatı boyunca sürecek edebî bir beraberliğin başlangıcı oldu.

Ortaöğrenimini Ankara Erkek Lisesinde sürdürdü. Burada Melih Cevdet Anday’la tanıştı; Oktay Rifat, Melih Cevdet ve Orhan Veli aynı edebiyat çevresinde bir araya geldiler. Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melûl Meriç ve Halil Vedat Fıratlı gibi öğretmenlerin bulunduğu okul ortamı, şiire ve edebiyata yönelmelerinde etkili oldu.

Üç arkadaş, lise kooperatifinin imkânlarından yararlanarak Sesimiz adlı bir dergi çıkardı ve ilk şiirleriyle yazılarını burada yayımladı. Orhan Veli bu dönemde yalnızca şiirle değil, tiyatroyla da ilgilendi. Genç yaşta piyesler yazdı, okul temsillerinde rol aldı ve Ankara Halkevinin bazı sahne çalışmalarına katıldı.

1932’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne girdi. Öğrenimi sırasında Edebiyat Fakültesi Talebe Cemiyetinde görev aldı ve bir süre Galatasaray Lisesinde öğretmen yardımcılığı yaptı. Felsefe öğrenimini tamamlamadan 1936’da üniversiteden ayrıldı.

1936’dan 1942’ye kadar Ankara’da PTT Genel Müdürlüğünün Telgraf İşleri biriminde memur olarak çalıştı. Memuriyet hayatının tekdüzeliği, bürokrasi, geçim sıkıntısı ve şehirde yaşayan sıradan insanların gündelik düzeni, daha sonra şiirlerinde sıkça görülecek çalışma hayatı ve #küçükinsan deneyimlerini yakından gözlemlemesini sağladı.

İlk önemli şiirleri 1936’da Varlık dergisinde yayımlandı. Bazı şiirlerinde Mehmet Ali Sel imzasını kullandı. İlk dönem şiirlerinde hece ölçüsü, uyak, geleneksel biçim, romantik duyarlılık ve Ahmet Haşim, Ahmet Muhip Dıranas, Necip Fazıl Kısakürek gibi şairlerden gelen etkiler görülüyordu.

Orhan Veli, kısa süre içinde ilk şiir anlayışını köklü biçimde sorgulamaya başladı. Şiirin ölçüye, uyağa, süslü sözlere, geleneksel benzetmelere ve belirli konulara bağlı olması gerektiği düşüncesine karşı çıktı. Şiirin hayatın tamamını kapsayabileceğini ve toplumun her kesiminden insanın #gündelikdilinin şiir dili olabileceğini savundu.

Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın şiirleri 1941’de Garip adıyla ortak bir kitapta yayımlandı. Kitabın büyük ölçüde Orhan Veli tarafından kaleme alınan ön sözü, üç şairin şiir anlayışını açıklayan bir bildiri niteliği taşıdı. Bu metinde ölçü ve uyağın şiirin zorunlu unsurları olmadığı, söz sanatlarının alışkanlığa dönüştüğü ve şiirin toplumun yalnızca belirli bir kültür çevresine seslenmemesi gerektiği savunuldu.

#GaripHareketi, şiirdeki konu hiyerarşisini de değiştirdi. Nasırından şikâyet eden Süleyman Efendi, sokaktaki işsiz, vapur yolcusu, küçük memur, şoför, mahalle sakini, rakı içen adam, denize bakan çocuk ve günlük geçim derdindeki insanlar şiirin merkezine taşındı. Daha önce şiire uygun görülmeyen sıradan olaylar ve konuşmalar temel şiir malzemesi hâline geldi.

“Kitabe-i Seng-i Mezar”, “Cımbızlı Şiir”, “Bedava”, “Pazar Akşamları” ve “Tahattur” gibi şiirlerinde kısa cümlelerden, konuşma dilinden, şaşırtıcı sonuçlardan ve #mizahveironiden yararlandı. Şiirsel etkiyi ağır bir söyleyişten değil, gündelik bir ifadenin beklenmedik biçimde düzenlenmesinden oluşturdu.

Garip kitabı yayımlandığında şiirin geleneksel ölçütlerini savunan çevrelerden güçlü eleştiriler aldı. Orhan Veli’nin şiirleri ölçüsüzlük, kolaylık ve şiir dışılık suçlamalarıyla karşılaştı. Buna karşılık hareketi destekleyen eleştirmenler, Garip’in şiir dilini özgürleştirdiğini ve Türkçenin gündelik canlılığını edebiyata taşıdığını savundu.

Orhan Veli, Garip anlayışını değişmez bir kurallar bütünü olarak görmedi. Hareketin ilk dönemindeki kesin reddiyelerden sonra şiirini lirik duyarlılığa, halk şiirine, İstanbul görüntülerine ve toplumsal meselelere açtı. Böylece kendi başlattığı yeniliği tekrar eden bir şair olmak yerine şiir anlayışını sürekli dönüştürdü.

1942’de askerlik görevine başladı ve Gelibolu’da yedek subay olarak görev yaptı. İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinin hissedildiği bu dönemde savaş, ölüm, kıtlık, korku ve gündelik hayatın belirsizliği şiir dünyasına girdi. Askerlik yıllarındaki gözlemleri, insanın büyük siyasal olaylar karşısındaki küçük ve savunmasız konumunu daha yakından görmesini sağladı.

Askerlikten sonra 1945’te Millî Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosunda çalışmaya başladı. Hasan Âli Yücel döneminde dünya klasiklerinin Türkçeye kazandırılması amacıyla oluşturulan büro, dönemin önemli yazar ve çevirmenlerini bir araya getiriyordu. Orhan Veli burada Fransız edebiyatından tiyatro, hikâye ve şiir #çevirileri yaptı.

Alfred de Musset, Molière, Nikolay Gogol, Alain-René Lesage, Jean Anouilh, Jean-Paul Sartre, İvan Turgenyev ve Charles Lamb gibi yazarlardan çeviriler gerçekleştirdi. Bazı eserleri Oktay Rifat ve Azra Erhat gibi çevirmenlerle birlikte Türkçeye aktardı. Çeviri çalışmaları, konuşma ritmi, sahne dili, diyalog ve farklı şiir gelenekleri üzerindeki birikimini geliştirdi.

Garip’ten sonraki ilk kişisel şiir kitabı Vazgeçemediğim 1945’te yayımlandı. Kitap, Garip döneminin yalın ve ironik söyleyişini sürdürmekle birlikte aşk, özlem, yalnızlık, deniz ve yaşama bağlılık gibi lirik konuları daha belirgin hâle getirdi.

Destan Gibi 1946’da yayımlandı. Kitaptaki “Yol Türküleri” çevresinde Anadolu coğrafyası, yolculuk, gurbet ve #halkşiiri söyleyişi öne çıktı. Geleneksel biçimleri doğrudan taklit etmeden halk kültürünü modern şiirin gündelik diliyle birleştirdi.

Yenisi 1947’de yayımlandı. Bu kitapta İstanbul, deniz, aşk, yoksulluk, savaşın etkileri, geçim sıkıntısı ve toplumsal adaletsizlik yan yana yer aldı. “İstanbul’u Dinliyorum”, “Hürriyete Doğru”, “Güzel Havalar” ve “Dalga” gibi şiirlerde sade dil, güçlü görsel ve işitsel ayrıntılarla birleşti.

Orhan Veli, 1947’de Tercüme Bürosundaki görevinden ayrıldı. Ayrılışını kurumda ve ülkede demokratik olmayan bir havanın güçlenmesiyle ilişkilendirdi. İstanbul’a dönerek hayatını yazı, çeviri ve yayıncılık çalışmalarıyla sürdürmeye yöneldi.

1 Ocak 1949’da iki sayfalık #YaprakDergisini yayımlamaya başladı. Dergiyi 15 Haziran 1950’ye kadar 27 düzenli sayı çıkardı; ölümünün ardından arkadaşları Son Yaprak adlı özel bir sayı hazırladı. Yaprak, şiirin yanında demokrasi, barış, kültür politikası, toplumsal eşitsizlik ve sanatçının sorumluluğu gibi meselelerin tartışıldığı bağımsız bir yayın oldu.

Orhan Veli, Yaprak’ı sürdürebilmek için maddi imkânlarını büyük ölçüde dergiye ayırdı. Dergide Sabahattin Eyüboğlu, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cahit Sıtkı Tarancı ve dönemin başka yazarlarının metinlerine yer verildi. Yaprak çevresi, edebiyatla toplumsal düşüncenin birbirinden kopmaması gerektiğini savunan bir buluşma alanına dönüştü.

Son şiir kitabı Karşı 1949’da yayımlandı. Kitapta Garip’in bireysel ve mizahi şiir dünyası, toplumsal eşitsizlik, savaş karşıtlığı, özgürlük ve emek meseleleriyle genişledi. Orhan Veli, şiirin halka yaklaşmasını yalnızca sade kelimeler kullanmakla sınırlamadı; insanın yaşadığı ekonomik ve siyasal koşulların da şiire girmesi gerektiğini gösterdi.

#İstanbulŞiiri, Orhan Veli’nin eserlerinin en belirgin damarlarından biri oldu. Boğaziçi, Galata Köprüsü, Kapalıçarşı, Mahmutpaşa, vapurlar, balıkçılar, meyhaneler, sokak satıcıları, deniz kıyıları ve İstanbul’un sesleri şiirlerinde gündelik hayatın içinden anlatıldı. Şehir, tarihî ihtişamıyla değil, yaşayan insanları ve değişen görüntüleriyle şiirleşti.

Deniz ve su, özgürlük, uzaklaşma, sonsuzluk ve başka bir hayata ulaşma isteğiyle ilişkilendirildi. Martılar, tekneler, dalgalar ve limanlar hem İstanbul hayatının somut parçaları hem de kişinin gündelik sıkıntılardan kurtulma arzusunun imgeleri hâline geldi.

Aşk şiirlerinde romantik geleneğin yüceltilmiş sevgili anlayışından uzaklaştı. Sevgiyi gündelik buluşmalar, ayrılıklar, küçük kıskançlıklar, beden, hatırlama ve özlem aracılığıyla anlattı. Aşk, olağanüstü bir kaderden çok hayatın içinde yaşanan insani bir deneyim olarak yer aldı.

Orhan Veli yalnızca şiir yazmadı; hikâye, deneme, eleştiri, gazete yazısı ve mektup türlerinde de eser verdi. Sanat ve edebiyat üzerine yazılarında Garip hareketinin görüşlerini savundu, şiirin dil ve toplumla ilişkisini tartıştı ve dönemin kültür politikalarını değerlendirdi.

La Fontaine’in Masallarını manzum biçimde Türkçeye çevirdi. Nasrettin Hoca Hikâyelerinde ise geleneksel fıkraları kısa, ritmik ve çağdaş bir şiir diliyle yeniden anlattı. Bu eserler, mizah ve halk anlatısı konusundaki birikimini çocuklarla yetişkinlerin birlikte okuyabileceği bir biçime dönüştürdü.

Orhan Veli’nin sağlığında Garip, Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi ve Karşı adlı beş temel şiir kitabı yayımlandı. Ölümünden sonra 1951’de Varlık Yayınları tarafından çıkarılan #BütünŞiirleri, bu kitaplarda yer alan şiirlerin yanı sıra kitaplarına girmemiş ve sağlığında yayımlanmamış metinlerini de bir araya getirdi.

Bütün Şiirleri, farklı yayınevleri ve editörler tarafından yeniden hazırlanarak Türk şiirinin en çok okunan toplu şiir kitaplarından biri hâline geldi. Eser, Orhan Veli’nin geleneksel şiirle başlayan, Garip’le köklü bir dönüşüm yaratan ve son yıllarında lirik ve toplumsal alanlara genişleyen şiir serüvenini bir bütün olarak görmeyi sağladı.

Orhan Veli, Yaprak dergisinin işleri için bulunduğu Ankara’da bir gece belediyenin yol çalışması nedeniyle açtığı çukura düştü ve başından yaralandı. Olayın ardından İstanbul’a döndü. Bir arkadaşının evinde rahatsızlanması üzerine Cerrahpaşa Hastanesine kaldırıldı; ilk aşamada alkol zehirlenmesi ihtimali üzerinde duruldu, ancak ölüm nedeninin başına aldığı darbeyle bağlantılı beyin kanaması olduğu anlaşıldı.

14 Kasım 1950’de, otuz altı yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi büyük bir kalabalığın katıldığı törenle Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi. Kısa yaşamına rağmen #TürkŞiirinin dil, biçim, konu ve okur anlayışını kalıcı biçimde değiştiren bir külliyat bıraktı.

Orhan Veli, şiiri gündelik konuşmaya yaklaştırırken onu sıradanlaştırmadı; gündelik dilin içindeki ritmi, mizahı, acıyı ve şaşırtıcı anlam ilişkilerini ortaya çıkardı. Garip hareketiyle şiirin seçkin konulara ve yerleşmiş biçimlere bağlılığını kırdı; sonraki kitaplarında halk kültürü, İstanbul, aşk, özgürlük ve toplumsal sorumlulukla #serbestşiir dünyasını genişletti.

Bütün Şiirleri, bu değişimin bütün aşamalarını bir araya getirir. Erken dönem ölçülü şiirlerden Garip’in aykırı metinlerine, İstanbul ve deniz şiirlerinden toplumsal duyarlılığı güçlü son dönem eserlerine kadar Orhan Veli’nin kısa fakat sürekli yenilenen şiir hayatını belgeleyen temel külliyat niteliğini taşır.