Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
4 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 07-06-1952
Doğum yeri İstanbul

#OrhanPamuk, tam adıyla Ferit Orhan Pamuk, 7 Haziran 1952’de İstanbul’da doğdu. Annesi Şeküre Hanım, babası mühendis ve iş insanı Gündüz Bey’di. İktisat tarihçisi Şevket Pamuk’un kardeşidir. Çocukluk ve gençlik yıllarının büyük bölümünü, Batılılaşmış ve varlıklı bir ailenin geniş apartman hayatı içinde, İstanbul’un Nişantaşı semtinde geçirdi.

Aile çevresindeki mühendislik, ticaret, edebiyat ve resim ilgisi, Pamuk’un düşünce dünyasını erken yaşta etkiledi. Büyükbabasının demiryolları ve fabrikalar inşa eden bir mühendis olması, ailenin Cumhuriyet dönemindeki ekonomik yükselişinin temelini oluşturmuştu. Pamuk, daha sonra Cevdet Bey ve Oğulları ile Kara Kitap başta olmak üzere birçok eserinde bu aile ve apartman dünyasının izlerinden yararlandı.

İlköğreniminin farklı dönemlerinde Cenevre Devlet Okulu, Ankara Mimar Kemal İlkokulu ve Teşvikiye İlkokulunda okudu. Lise öğrenimine Şişli Terakki’de başladı ve 1970’te Robert Kolejden mezun oldu. Çocukluğundan yirmi iki yaşına kadar yoğun biçimde resim yaptı; ileride ressam olacağını düşünerek İstanbul manzaraları, aile üyeleri ve hayalî sahneler çizdi.

Ailesinin yönlendirmesiyle İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesine girdi. Mimarlık öğrenimini üç yıl sürdürdü; ancak mimar ve ressam olmayacağına karar vererek fakülteden ayrıldı. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsüne geçti ve 1976’da mezun oldu. Gazetecilik eğitimi almasına rağmen profesyonel gazetecilik yapmadı.

Yirmili yaşlarının başında hayatını roman yazmaya ayırmaya karar verdi. Uzun süre evinde çalışarak ilk romanının taslaklarını hazırladı. Yazarlığı yalnızca bir meslek seçimi olarak değil, dünyayı, ailesini, #İstanbul’u ve kendi kimliğini anlamlandırabileceği temel yaşam biçimi olarak benimsedi.

İlk romanını Karanlık ve Işık adıyla tamamladı. Eser, 1979 Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda Mehmet Eroğlu’yla birinciliği paylaştı. Roman, çeşitli düzenlemelerden sonra Cevdet Bey ve Oğulları adıyla 1982’de yayımlandı ve 1983 Orhan Kemal Roman Armağanı’na değer görüldü.

Cevdet Bey ve Oğulları, bir İstanbul ailesinin üç kuşağını Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarına kadar izler. Ticaret, aile, evlilik, kuşak çatışması, modernleşme ve bireyselleşme konularını geniş bir tarihsel yapı içinde ele alan roman, Pamuk’un daha sonraki eserlerinde geliştireceği İstanbul ve Batılılaşma meselelerinin başlangıç noktalarından biri oldu.

İkinci romanı Sessiz Ev 1983’te yayımlandı. Farklı toplumsal ve siyasal yönelimlere sahip üç kardeşin babaannelerini ziyaret etmek için İstanbul yakınlarındaki bir sahil kasabasına gitmesini anlatan eser, beş ayrı anlatıcının bakış açısıyla kuruldu. Çoklu anlatıcı tekniği, olayların ve kişilerin tek bir gerçeklik içinde açıklanamayacağını gösteren önemli bir biçim denemesiydi.

1985’te yayımlanan Beyaz Kale, on yedinci yüzyılda bir Osmanlı âlimiyle Venedikli bir kölenin ilişkisini anlatır. Fiziksel olarak birbirlerine benzeyen iki karakter, zamanla bilgilerini, hayat hikâyelerini ve kimliklerini paylaşmaya başlar. Efendi ile köle, Doğulu ile Batılı ve benlik ile öteki arasındaki sınırlar giderek belirsizleşerek #kimlik sorununu romanın merkezine taşır.

Pamuk, 1985-1988 yılları arasında New York’ta yaşadı ve Columbia Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak bulundu. Bu dönemde büyük bölümünü kaleme aldığı Kara Kitap 1990’da yayımlandı. Roman, kaybolan eşi Rüya’yı ve köşe yazarı Celâl’i İstanbul sokaklarında arayan avukat Galip’in hikâyesi çevresinde gelişir.

Kara Kitap’ta polisiye arayış, tasavvufi anlatılar, gazete yazıları, şehir efsaneleri, aile hatıraları ve Doğu ile Batı edebiyatından metinler iç içe geçer. Galip’in kayıp kişileri araması zamanla başka bir insanın yerine geçme ve kendi sesini bulma çabasına dönüşür. Roman, #metinlerarasılık ve üstkurmaca yöntemleriyle Pamuk’un #postmodernroman anlayışındaki temel eserlerinden biri oldu.

Yeni Hayat 1994’te yayımlandı. Roman, okuduğu gizemli bir kitaptan sonra hayatının bütünüyle değiştiğini düşünen üniversite öğrencisi Osman’ın yolculuklarını anlatır. Otobüsler, taşra kasabaları, kazalar, çocukluk imgeleri ve popüler kültür unsurları aracılığıyla Türkiye’nin modernleşme sürecindeki dönüşümünü işler.

Benim Adım Kırmızı 1998’de yayımlandı. Roman, on altıncı yüzyıl sonlarında Osmanlı nakkaşlarının çevresinde işlenen bir cinayetle başlar. İnsanlar, nesneler, resimler, bir köpek, bir ağaç ve ölümün kendisi dâhil olmak üzere çok sayıda anlatıcı söz alır.

Eserde Osmanlı ve İran minyatür geleneğiyle Batı resmindeki perspektif, bireysel üslup ve sanatçı kimliği arasındaki farklar tartışılır. Aşk, kıskançlık ve cinayet hikâyesi; görme biçimleri, sanatın ahlakı, gelenek, yenilik ve #DoğuBatı ilişkileriyle birleşir.

Kar, 2002’de yayımlandı. Romanın merkezindeki şair Ka, uzun yıllar yaşadığı Almanya’dan Türkiye’ye dönerek Kars’a gider. Kentteki intiharlar, seçimler, siyasal İslam, laiklik, askerî müdahaleler, aşk ve sürgünlük çevresinde gelişen olaylara tanıklık eder.

İstanbul: Hatıralar ve Şehir 2003’te yayımlandı. Eser, Pamuk’un yirmi iki yaşına kadarki hayat hikâyesiyle İstanbul’un tarihini, görüntülerini ve edebî hafızasını birleştirir. Kitaptaki hüzün, Osmanlı geçmişinin kaybı, yoksullaşan mahalleler ve şehrin ortak belleğiyle ilişkili toplumsal bir duygu olarak ele alınır.

Pamuk, 2005’te Alman Kitapçılar Birliği Barış Ödülü’nü aldı. 2006’da #NobelEdebiyatÖdülü’ne değer görülerek bu ödülü kazanan ilk Türk yazar oldu. Ödül değerlendirmesinde İstanbul’un melankolik ruhunu araştırırken kültürlerin çatışmasına ve iç içe geçmesine ilişkin yeni edebî simgeler oluşturması öne çıkarıldı.

Masumiyet Müzesi 2008’de yayımlandı. Roman, 1970’lerin İstanbul’unda yaşayan Kemal’in Füsun’a duyduğu uzun süreli aşkı anlatır. Kemal, Füsun’la ilişkili gündelik eşyaları toplamaya başlayarak hayatını bu nesneler çevresinde yeniden kurar.

Pamuk, romandaki nesneleri sergileyecek gerçek #MasumiyetMüzesi’ni 2012’de İstanbul’un Çukurcuma semtinde açtı. Romandaki seksen üç bölüme karşılık gelen vitrinler, kurmaca bir hayatın maddi dünyasını oluşturdu. Müze, 2014’te Avrupa Yılın Müzesi Ödülü’ne değer görüldü.

Kafamda Bir Tuhaflık 2014’te yayımlandı. Roman, 1960’ların sonundan 2010’lu yıllara uzanan dönemde İstanbul sokaklarında yoğurt ve boza satan Mevlut Karataş’ın hayatını; kentin büyümesi, iç göç, gecekondulaşma ve ekonomik değişimle birlikte anlatır.

#KırmızıSaçlıKadın 2016’da yayımlandı. Romanın anlatıcısı Cem, İstanbul yakınlarındaki Öngören kasabasında kuyucu Mahmut Usta’nın yanında çalışmaya başlar. Usta ile çırak arasındaki ilişki giderek baba ve oğul ilişkisinin yerini alan güçlü bir bağa dönüşür.

Cem’in kırmızı saçlı tiyatro oyuncusuyla yaşadığı yakınlık ve kuyuda meydana gelen sarsıcı olay, sonraki hayatını belirler. Roman, Sophokles’in Kral Oidipus tragedyasındaki baba katliyle Firdevsî’nin Rüstem ile Sührab hikâyesindeki oğul katlini karşılaştırarak otorite, suçluluk, bireysellik ve özgürlük meselelerini inceler.

#VebaGeceleri Mart 2021’de yayımlandı. Roman, 1901 yılında üçüncü veba pandemisi sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun hayalî yirmi dokuzuncu vilayeti olan Minger Adası’nda geçer. Müslüman ve Ortodoks nüfusun bir arada yaşadığı ada, salgınla birlikte siyasal, dinî ve toplumsal çatışmaların merkezine dönüşür.

Sultan II. Abdülhamid, salgını incelemesi için Sağlık Başmüfettişi Bonkowski Paşa’yı adaya gönderir. Bonkowski Paşa’nın öldürülmesinin ardından Doktor Nuri ile eşi Pakize Sultan karantina çalışmalarına katılır. Vali Sami Paşa, Kolağası Kâmil, Zeynep ve Marika salgın, cinayet, aşk ve yönetim krizinin farklı yönlerini temsil eder.

Veba Geceleri; tarihî roman, polisiye, aşk anlatısı ve siyasal alegorinin imkânlarını birleştirir. #salgınvekarantina, devletin bilgi ve şiddet araçları, dinî inançlar, söylentiler, ölüm korkusu ve uluslaşma romanın temel meselelerini oluşturur. Eser, 2021 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü.

Orhan Pamuk, roman, deneme, hatıra, senaryo, fotoğraf ve müze çalışmaları aracılığıyla İstanbul’u, modernleşmeyi, Doğu-Batı ilişkilerini, aşkı, hafızayı, babalarla oğulları, tarih yazımını ve nesnelerin insan hayatındaki yerini ele aldı. Çoklu anlatıcı, metinlerarasılık, üstkurmaca, polisiye yapı ve görsel ayrıntılarla #Türkedebiyatının uluslararası alandaki en tanınmış roman dünyalarından birini oluşturdu.