Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 1936
Doğum yeri İstanbul
Ölüm tarihi 04-12-2022

#ÖnaySözer, 1936 yılında İstanbul’da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesinde tamamladı. Felsefeye ilgisi lise yıllarında başladı; felsefe öğretmeni Keyise İdalı’nın yönlendirmesi ve desteği, düşünce dünyasının biçimlenmesinde etkili oldu.

İstanbul Erkek Lisesinden 1954’te mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. Hukuk eğitimi sırasında kavram, yorum, norm, özne ve toplum ilişkilerine ilgi duydu. Fakülteden 1959’da mezun olmasına rağmen meslek yaşamını hukuk alanında değil, felsefe ve akademi çevresinde sürdürmeyi seçti.

1961’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde asistan olarak göreve başladı. Akademik çalışmalarını Felsefe Tarihi Anabilim Dalı bünyesinde yürüttü. Felsefe tarihiyle sistematik felsefeyi birbirinden koparmayan yaklaşımı, ilerleyen yıllarda dil, tarih, varlık, bilinç ve sanat arasındaki ilişkileri birlikte incelemesine zemin hazırladı.

1966’da Berkeley’de Varlık ve Algı Sorunu başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. Çalışmasında George Berkeley’nin varlık ve algı anlayışını ele alarak nesnenin varlığı, algılayan özne ve gerçekliğin kuruluşu arasındaki ilişkiyi inceledi. Tez, 1970’te kitap olarak yayımlandı ve Sözer’in #ontoloji ile bilgi kuramı alanındaki ilk önemli akademik eserlerinden biri oldu.

1970’li yıllarda Almanya’nın Köln kentindeki Husserl Arşivinde araştırmalar yaptı. Edmund Husserl’in #fenomenolojisi, bilinç, yönelimsellik, nesnenin kuruluşu ve deneyimin anlam yapısı üzerine yoğunlaştı. Bu çalışmalarının sonucunda hazırladığı Edmund Husserl’in Fenomenolojisi ve Nesnelerin Varlığı 1977’de yayımlandı.

Sözer, fenomenolojiyi yalnızca bilincin iç yaşantılarını inceleyen bir yöntem olarak görmedi. Nesnelerin nasıl göründüğü, anlamın deneyim içinde nasıl oluştuğu ve öznenin dünyayla ilişkisinin hangi yapılara dayandığı gibi sorunları fenomenoloji, ontoloji ve dil felsefesi arasında kurduğu bağlantılarla değerlendirdi.

1973’te doçent unvanını aldı. Akademik kariyerinin bu döneminde #Hegelfelsefesi, fenomenoloji, hermeneutik, yapısalcılık, göstergebilim ve dil felsefesi üzerine çalıştı. Felsefi düşüncenin tarihsel gelişimiyle çağdaş düşünce sorunlarını aynı araştırma alanı içinde değerlendirmeye yöneldi.

1980’li yıllarda Almanya’nın Bochum kentindeki Hegel Arşivinde araştırmalar yürüttü. Hegel’in diyalektiği, tarih felsefesi, tin, olumsuzluk ve modern özne anlayışı üzerine çalışmalar yaptı. Hegel felsefesini yalnızca kapalı bir sistem olarak değil, tarihsel değişimi, çelişkiyi ve düşüncenin kendi sınırlarını açıklayan canlı bir düşünme hareketi olarak ele aldı.

Anlayan Tarih: Dil-Tarih İlişkisi Üzerine Bir İnceleme 1981’de yayımlandı. Sözer bu eserinde tarihsel gerçekliğin yalnızca olayların sıralanmasıyla kavranamayacağını; geçmişin dil, anlatı, yorum ve anlamlandırma süreçleri aracılığıyla anlaşılabildiğini savundu. #dilvetarih arasındaki ilişkiyi #hermeneutik yaklaşım üzerinden inceledi.

Anlayan Tarih, 1981 YAZKO İnceleme Büyük Ödülü’ne değer görüldü. Ödül, eserin tarih anlayışını dil ve yorum sorunuyla birleştiren özgün felsefi yaklaşımını görünür kıldı. Sözer’in aynı yıl yayımlanan Öteki ya da Meleğin Kitabı adlı romanı ise YAZKO Roman Özendirme Ödülü’nü kazandı.

Öteki, Sözer’in felsefi düşünceyle edebî kurmacayı bir araya getirdiği ilk önemli romanıdır. Eserde benlik, başkalık, kimlik, arzu ve insanın kendisini başka kişiler üzerinden tanıması gibi sorunlara yöneldi. Roman, kavramları doğrudan açıklamak yerine karakterler, karşılaşmalar ve kurmaca durumlar aracılığıyla düşünsel bir alan oluşturdu.

Sözer’in #Türkedebiyatıyla ilişkisi romanlarının yayımlanmasından çok önce başlamıştı. Deneme, eleştiri ve şiirleri 1955’ten itibaren Onüç, Yeni Ufuklar, Türk Dili, Yeni Dergi, Çağdaş Eleştiri, Varlık ve Soyut gibi dergilerde yayımlandı. Yazın yaşamına İkinci A dergisi çevresinde katılarak edebiyat, sanat ve felsefe arasındaki ilişkiler üzerine metinler kaleme aldı.

1966’da Yeni Ufuklar dergisinde Ece Ayhan’la yapılmış gibi kurguladığı hayalî bir söyleşi yayımladı. Gerçek bir görüşmeye dayanmayan bu metin, söyleşi biçimiyle edebî kurmacayı bir araya getiriyordu. Sözer’in ilerleyen yıllarda romanlarında geliştireceği gerçek, anlatı, kurgu ve yazar arasındaki geçişlerin erken örneklerinden biri oldu.

Çıplak Gülüş adlı kitabında insan ilişkileri, beden, arzu, benlik ve gündelik hayatın görünmeyen gerilimleri üzerinde durdu. Kadın ve Benzeri: Bir Kadın Ütopisi adlı deneme kitabında ise kadın kimliği, toplumsal cinsiyet, benzerlik, farklılık ve ütopya kavramlarını felsefi ve edebî bir anlatım içinde değerlendirdi.

1986’da İstanbul Üniversitesindeki görevinden kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Akademik araştırmalarını ve yazı çalışmalarını üniversite dışındaki dönemde de sürdürdü. 1993’te üniversiteye dönerek İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü Sistematik Felsefe ve Mantık Anabilim Dalında profesör olarak görev yapmaya başladı.

Akademik hayatının sonraki döneminde Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümünde çalıştı ve bu kurumdan emekli oldu. Alman ve Fransız üniversitelerinde Hegel diyalektiği, fenomenoloji, semiyotik ve ontoloji alanlarında dersler verdi. Uluslararası Hegel Derneğinin yönetim kurulunda yer aldı ve alanıyla ilgili uluslararası toplantıların düzenlenmesine katkıda bulundu.

Felsefenin ABC’si adlı eserinde felsefenin temel sorunlarını, kavramlarını ve tarihsel gelişimini giriş düzeyindeki okura aktardı. Felsefeyi yalnızca uzmanların anlayabileceği kapalı bir disiplin şeklinde değil, insanın varlık, bilgi, özgürlük, tarih ve değerler üzerine düşünmesini sağlayan temel bir etkinlik olarak sundu.

Sözer, Hegel’in Tarihte Akıl adlı eserini Türkçeye çevirdi. Peter Pan çevirisiyle de edebî çeviri alanında ürün verdi. Çeviriyi yalnızca sözcükleri bir dilden başka bir dile aktarma işlemi olarak değil, farklı düşünce ve anlatı dünyaları arasında anlam ilişkisi kurma çalışması olarak değerlendirdi.

Jacques Derrida ile Birlikte Pera Peras Poros adlı disiplinler arası çalışmada felsefe, sanat, mimarlık, edebiyat ve yapısöküm arasındaki ilişkilerin tartışılmasına katkıda bulundu. Derrida’nın sınır, geçiş, yol, çıkmaz ve açıklık düşüncelerini farklı disiplinlerin üretimleriyle karşılaştıran çalışma, Sözer’in felsefeyi sanatla birlikte ele alan yaklaşımının önemli örneklerinden biri oldu.

İsis’in Düğümü’nde mitoloji, aşk, ölüm, kimlik ve anlatının çözülemeyen bağları üzerinde durdu. Sonradan Yaşamak’ta geçmişte kaldığı düşünülen bir olayın daha sonra yeniden ve ilk kez yaşanıyormuş gibi ortaya çıkmasını anlattı. Zaman, hatırlama ve hayatın sonradan farklı anlamlar kazanması, romanın temel yapısını oluşturdu.

Piri Reis’in Kayıp Adası’nda tarihsel belgeyle hayal gücünü, haritayla yolculuğu ve keşifle bilinmeyeni bir araya getirdi. Piri Reis’in haritalarından hareket eden roman, tarihsel gerçekliğin boşluklarını kurmacayla genişletti. Coğrafya, yolculuk ve kayıp ada düşüncesi, insanın bilinen dünyanın sınırlarını aşma arzusuyla ilişkilendirildi.

Sanat: Görünendeki Görünmeyen adlı eserinde sanat yapıtının yalnızca görülen biçimden ibaret olmadığını savundu. Resim, heykel, edebiyat ve diğer sanat biçimlerinin görünür olan aracılığıyla doğrudan gösterilemeyen anlamları açığa çıkarabileceğini ele aldı. #sanatfelsefesini fenomenoloji, ontoloji ve yorum sorunlarıyla ilişkilendirdi.

Sarsılanlar’da insanların alışılmış hayat düzenlerini bozan olaylar karşısındaki değişimlerini anlattı. Sarsılma, yalnızca dışarıdan gelen bir felaket değil; kişinin kendisi, geçmişi ve başkaları hakkında bildiğini düşündüğü şeylerin değişmesi anlamına gelir. Sözer, roman boyunca bireysel deneyimle toplumsal ve düşünsel kırılmalar arasında bağ kurdu.

Önay Sözer, yaşamının ilerleyen döneminde Roma’da eşi ve felsefeci Gabriella Baptist ile yaşadı. 2015’ten itibaren Psikanaliz, Hermeneutik ve Fenomenoloji Laboratuvarının etkin üyeleri arasında yer aldı. #psikanaliz, fenomenoloji ve ontoloji üzerine İtalyanca ve İngilizce çalışmalar yayımladı; seminerler ve konferanslarla akademik faaliyetlerini sürdürdü.

#Dolambaç, 2022’de yayımlandı ve yazarın son romanı oldu. Sözer eseri bir özyaşamöyküsü yerine #özyaşamkurgusu olarak tanımladı. Kitapta yaşanmış hayat, hatırlanan geçmiş, gerçekleşmemiş imkânlar ve kurmacanın dönüştürücü gücü birbirine dolanan bir anlatı oluşturdu.

Dolambaç’ta zaman doğrusal biçimde ilerleyen güvenli bir yol değildir. Geçmişe ulaşmaya çalışan anlatıcı, sürekli şimdiki zamanın geciktirici ve yön değiştirici etkisiyle karşılaşır. Söyleşi, hatıra, yaşamöyküsü ve roman girişimleri birbirlerinin içine girerek tamamlanmış bir kimlik anlatısının mümkün olup olmadığını sorgular.

Kitabın adındaki dolambaç, belirli bir hedefe ulaşmak için kullanılan planlı bir yöntemden çok, insan varoluşunun kaçınılmaz dolaylılığını ifade eder. İnsan geçmişini doğrudan geri alamaz; onu anılar, unutmalar, anlatılar, ihtimaller ve başka insanların bakışları üzerinden yeniden kurar. Roman, yaşamla kurgu arasındaki bu dönüşlü ilişkiyi biçiminin temel ilkesi hâline getirir.

Önay Sözer, 4 Aralık 2022’de seksen altı yaşında hayatını kaybetti. Felsefe alanındaki uluslararası çalışmaları, yetiştirdiği öğrenciler, düzenlediği bilimsel toplantılar ve Türkçe ile Almanca yayımladığı makalelerin yanında roman, öykü, deneme ve çeviri türlerinde geniş bir külliyat bıraktı.

Fenomenoloji, Hegel felsefesi, ontoloji, hermeneutik, sanat felsefesi ve psikanaliz üzerine çalışmalarıyla #Türkfelsefesinin uluslararası bağlantılar kurmasına katkıda bulundu. Edebî eserlerinde ise felsefi kavramları doğrudan açıklayan bir anlatı yerine benlik, öteki, zaman, dil, hatırlama ve kurmaca sorunlarını karakterler ve olaylar içinde düşündüren özgün bir roman anlayışı geliştirdi.