Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 08-08-1928
Doğum yeri İstanbul
Ölüm tarihi 28-05-1986

#EdipCansever, tam adıyla Ömer Edip Cansever, 8 Ağustos 1928’de İstanbul’un Beyazıt semtindeki Soğanağa Mahallesi’nde doğdu. Annesi Pembe Hanım, Çankırı’nın Atkaracalar yöresindendi; babası Fazlı Bey ise Kapalıçarşı’da antika ve turistik eşya ticareti yapıyordu. Dört çocuklu ailenin üçüncü ve tek erkek çocuğu olan Cansever, çocukluğunun önemli bir bölümünü Saraçhanebaşı ve Fatih çevresinde geçirdi.

İlköğrenimine İstanbul’daki 56. İlkokulda başladı. Gelenbevi Ortaokulu ile Kumkapı Ortaokulunda öğrenim gördü; boş zamanlarında Fatih’teki Millet Kütüphanesine giderek eski sanat ve edebiyat dergilerini okudu. İstanbul Erkek Lisesindeki öğrencilik yıllarında şiire ilgisi belirginleşti; okulunun Babıâli’ye yakınlığı sayesinde kitabevlerini ve dönemin yeni yayınlarını yakından izledi.

İlk şiiri 1944’te İstanbul dergisinde yayımlandı. Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas ve Faruk Nafiz Çamlıbel gibi şairlerin etkisiyle başlayan ilk döneminde aşk, şehir, gençlik, hüzün ve yaşama sevinci çevresinde şiirler yazdı. Henüz on dokuz yaşındayken yayımladığı #İkindiÜstü, dünyayla yeni karşılaşan genç bir şairin duyarlılığını, ilk gözlemlerini ve şiirsel arayışlarını bir araya getirdi.

İstanbul Erkek Lisesinden 1946’da mezun oldu ve Yüksek Ticaret Mektebine kaydoldu. Öğrenimini kısa süre sonra bırakarak babasının Kapalıçarşı’daki dükkânında çalışmaya başladı. 1947’de Mefharet Hanım’la evlendi; bu evlilikten Nuran ve Ömer adlı iki çocuğu dünyaya geldi.

Cansever, 1950’de yedek subay olarak Ankara’da askerlik yaptı. İstanbul’a dönüşünün ardından ticaret hayatını sürdürdü. 1954’teki Kapalıçarşı yangınında dükkânın zarar görmesi üzerine Jak Salhoşvili ile ortak olarak başka bir dükkâna geçti. Ortağının ticari işleri üstlenmesi, Cansever’in dükkânın asma katında uzun saatler boyunca okuyup şiir yazmasına imkân sağladı.

Kapalıçarşı, onun hayatında geçim sağladığı iş yeri olmanın ötesinde güçlü bir şiir laboratuvarına dönüştü. Kalabalık, eşya, ses, insan yüzleri, karanlık geçitler, dükkânlar ve çarşının labirenti andıran yapısı; #kentşiirinde sıkışmışlık, yalnızlık ve insan ilişkileri için zengin bir gözlem alanı oluşturdu. Yaklaşık otuz yıl boyunca hem çarşının içinde çalışan bir tüccar hem de gündelik hayatı dışarıdan gözlemleyen bir şair olarak yaşadı.

İkinci kitabı Dirlik Düzenlik 1954’te yayımlandı. Kitaptaki şiirlerde Garip hareketinin gündelik dile, sıradan insana ve küçük yaşantılara yönelen etkisi hissedildi. Bununla birlikte “Masa da Masaymış Ha” gibi şiirlerde nesnelerin insanın duygusal yükünü taşıması, gerçekliğin genişleyen çağrışımlarla dönüştürülmesi ve eşyanın şiirsel bir karakter kazanması, sonraki şiir anlayışının işaretlerini verdi.

#YerçekimliKaranfil 1957’de yayımlandı ve Cansever’in kendi şiir dilini belirgin biçimde kurduğu temel eserlerden biri oldu. Şair bu kitapta gündelik gerçekliği alışılmamış sözcük ilişkileri, yoğun imgeler ve beklenmedik çağrışımlarla yeniden düzenledi. Aşk, yakınlık, yalnızlık ve dünyaya tutunma isteği; karanfil, masa, ağaç, gökyüzü ve insan bedeni gibi somut unsurlar üzerinden çoğalan anlamlara kavuştu.

Yerçekimli Karanfil, 1958 Yeditepe Şiir Armağanı’na değer görüldü. Ödül, kitabın yalnızca yeni imgeler kullanmasını değil, bireyin yalnızlığıyla sevgi arayışını kendine özgü bir şiir düzeninde birleştirmesini görünür kıldı. Eser, Cansever’in #İkinciYeni çevresindeki yerini güçlendirirken onun şiirini yalnızca akımın ortak özellikleriyle açıklanamayacak bağımsız bir çizgiye taşıdı.

Umutsuzlar Parkı, Petrol ve Nerde Antigone kitaplarında bireyin toplum içindeki #yalnızlık duygusuna, iletişim arayışına ve varoluşsal sıkışmışlığına yöneldi. Şiir kişileri kalabalıkların içinde yaşasalar da kendilerini anlatmakta, başkalarıyla gerçek bir bağ kurmakta ve kendi varlıklarını anlamlandırmakta zorlanırlar. Cansever, bu kişilerin iç dünyasını uzun konuşmalar, kesintili düşünceler, anılar ve farklı sesler aracılığıyla görünür hâle getirdi.

Tragedyalar’da şiirle tiyatronun olanaklarını buluşturdu. Lusin, Armenak, Vartuhi, Stepan ve Diran gibi karakterlerin çevresinde gelişen metinlerde diyalog, sahne düzeni, dramatik çatışma ve monologdan yararlandı. İnsanların geçmişleri, aile ilişkileri, suçluluk duyguları ve birbirleriyle kuramadıkları bağlar, #dramatikşiir içinde gelişen bir yaşam tragedyasına dönüştü.

Çağrılmayan Yakup, Kirli Ağustos ve Sonrası Kalır’da bireysel sıkıntıyla toplumsal ve siyasal atmosfer arasındaki ilişki daha belirgin hâle geldi. Cansever, güncel olayları doğrudan sloganlarla aktarmak yerine baskının, korkunun, adaletsizliğin ve toplumsal yenilginin bireyin ruhunda oluşturduğu sonuçlara yöneldi. Şiirsel kişilerin #yabancılaşması, içinde yaşadıkları tarihsel şartlarla birlikte anlam kazandı.

Ben Ruhi Bey Nasılım, 1976’da yayımlandı. Ruhi Bey adlı karakterin çocukluğunu, aile ilişkilerini, travmalarını, arzularını ve kendisini tanıma çabasını farklı kişilerin anlatımları aracılığıyla kurdu. Şiir, tek bir kahramanın yaşamını anlatırken biyografi, dramatik monolog, çok seslilik ve iç çözümleme özelliklerini bir araya getirdi; 1977 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’ne değer görüldü.

Sevda ile Sevgi, Şairin Seyir Defteri, Bezik Oynayan Kadınlar, İlkyaz Şikâyetçileri ve Oteller Kenti’nde yalnızlık, yaşlanma, ölüm, aşk, geçmiş ve insanın kendisine yabancılaşması üzerinde durdu. Özellikle otel, meyhane, park, istasyon ve kent sokakları, geçici karşılaşmaların ve tamamlanamamış hayatların mekânlarına dönüştü. Seniha, Cemile, Ester ve Cemal gibi #şiirselkarakterlerle bireysel hikâyeleri geniş bir insanlık durumuna taşıdı.

Cansever, şiiri öncelikle bir dil ve düşünce meselesi olarak gördü. İkinci Yeni’nin imgeye dayalı yeniliğine katılmakla birlikte anlamsızlığı şiirin amacı olarak kabul etmedi. Öykü, tiyatro, biyografi ve günlük gibi farklı türlerin anlatım imkânlarından yararlanarak #uzunşiirler yazdı; dizenin sınırlarını gevşetti ve şiirin anlatıcı, karakter, mekân ve dramatik çatışma kurabilen geniş bir yapı olduğunu gösterdi.

1975’te Kapalıçarşı’daki dükkânını satarak ticaret hayatından ayrıldı ve zamanını bütünüyle şiire ayırdı. Kış aylarını İstanbul’da, yazlarını ise eşiyle birlikte Akdeniz kıyılarında geçirdi. Bodrum’a yerleşmesinden kısa süre sonra beyin kanaması geçirdi; tedavi için İstanbul’a getirildi ancak 28 Mayıs 1986’da hayatını kaybetti. Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Yeniden adlı toplu şiirleri 1982 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Bu ödül, tek bir kitabın yanında Cansever’in yaklaşık otuz yıllık şiir serüvenindeki sürekli yenilenmeyi, dramatik şiire yaptığı katkıyı ve modern insanın yalnızlığını çok katmanlı bir şiir diliyle ifade etmesini onurlandırdı. Ölümünden sonra yayımlanan yazıları, söyleşileri, mektupları ve kitaplarına girmeyen şiirleri, onun edebî mirasını daha kapsamlı biçimde görünür kıldı.

Edip Cansever, İkindi Üstü’nün gençlik duyarlılığından Yerçekimli Karanfil’in imgeci dünyasına; Tragedyalar’ın şiirsel tiyatrosundan Ben Ruhi Bey Nasılım’ın çok sesli karakter anlatısına uzanan sürekli bir yenilenme çizgisi oluşturdu. #varoluşçulukla ilişkilenen insan sorunlarını ve modern kent deneyimini kendine özgü bir anlatımla işleyerek #Türkşiirinin sınırlarını genişletti ve sonraki şair kuşakları üzerinde kalıcı bir etki bıraktı.