Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 15-01-1902
Doğum yeri Selanik / Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm tarihi 03-06-1963

Nâzım Hikmet Ran, asıl adıyla Mehmed Nâzım, 15 Ocak 1902’de Selanik’te doğdu. Babası Hikmet Nâzım Bey, Osmanlı Hariciyesinde ve Matbuat Umum Müdürlüğünde görev yaptı. Annesi Celile Hanım ise resimle ilgilenen, kültürlü ve sanat çevreleriyle ilişkili bir kadındı. Ailesindeki edebiyat, resim ve bürokrasi geleneği, onun erken yaşta sanat ve toplumsal meselelerle tanışmasını sağladı.

Çocukluğunun bir bölümü dedesi Nâzım Paşa’nın yanında geçti. İlköğrenimini İstanbul’daki Göztepe Taşmektep, Galatasaray Sultanisi ve Nişantaşı Numune Mektebinde sürdürdü. Henüz çocukluk yıllarında şiir yazmaya başladı; ilk şiirlerinde aile çevresinden, denizcilikten, savaş yıllarından ve dönemin milliyetçi edebiyatından etkilendi.

1915’te Bahriye Mektebine girdi. Burada denizcilik eğitiminin yanında tarih, edebiyat ve yabancı dil dersleri aldı. Sağlık sorunları nedeniyle donanmadaki görevini sürdüremedi ve askerlikten ayrıldı.

İstanbul’un işgal edilmesinin ardından Millî Mücadele’ye katılmak amacıyla 1921’de Anadolu’ya geçti. Bir süre Ankara’da bulundu, ardından Bolu’da öğretmenlik yaptı. Anadolu’daki toplumsal şartları ve Millî Mücadele ortamını doğrudan gözlemlemesi, ilerleyen yıllarda kaleme alacağı şiirlerin tarihsel ve insani zeminini güçlendirdi.

Bolu’dan ayrılarak Batum’a, oradan Moskova’ya gitti. Moskova’daki Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesinde ekonomi, siyaset ve toplum bilimleri alanlarında öğrenim gördü. Rus Devrimi sonrasındaki sanat hareketleriyle, özellikle gelecekçilik, kurmacılık ve Vladimir Mayakovski’nin şiiriyle yakından ilgilendi.

Moskova yılları, şiir anlayışında önemli bir dönüşüm yarattı. Geleneksel ölçü ve uyak düzeninin dışına çıkarak sözcüklerin sayfa üzerindeki yerleşiminden, konuşma ritminden, afiş dilinden ve sinema kurgusundan yararlanan yeni bir şiir biçimi geliştirdi.

1924’te Türkiye’ye dönerek Aydınlık dergisinde çalıştı. Şiir, yazı ve çevirilerinde emekçilerin hayatını, toplumsal eşitsizlikleri, savaş karşıtlığını ve yeni bir toplum kurma düşüncesini işledi. Dergi çevresine yönelik soruşturmaların ardından yeniden Sovyetler Birliği’ne gitti.

1928’de Türkiye’ye döndü. 835 Satır, Jokond ile Si-Ya-U, Varan 3, 1+1=1, Sesini Kaybeden Şehir ve Gece Gelen Telgraf gibi kitaplarıyla Türk şiirinde güçlü bir yenilik hareketi oluşturdu. Şiirlerinde gündelik konuşma diliyle siyasi söylemi, lirizmle görsel düzeni ve bireysel duyguyla toplumsal gözlemi bir araya getirdi.

Benerci Kendini Niçin Öldürdü? adlı eserinde sömürgecilik karşıtı mücadeleyi dramatik bir şiir yapısı içinde anlattı. Taranta Babu’ya Mektuplar’da İtalya’nın Habeşistan’a yönelik saldırısını ve faşizmi ele aldı. Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı’nda tarihsel bir ayaklanmayı eşitlik, paylaşma ve özgürlük düşünceleri çevresinde yeniden yorumladı.

1930’lu yıllarda şiirin yanında gazetecilik, senaryo ve tiyatro alanlarında da çalıştı. Akşam, Son Posta ve Tan gibi gazetelerde Orhan Selim imzasıyla fıkralar yazdı. Geçimini sağlamak amacıyla farklı adlarla hikâyeler, uyarlamalar ve senaryolar hazırladı.

Kafatası, Bir Ölü Evi, Unutulan Adam ve Ferhad ile Şirin gibi oyunlarında bilim, iktidar, şöhret, aşk, fedakârlık ve toplumsal sorumluluk meselelerini ele aldı. Geleneksel halk anlatılarından ve masallardan yararlanırken modern tiyatronun sahne, diyalog ve çatışma imkânlarını kullandı.

1938’de askerî öğrencileri isyana teşvik ettiği iddiasıyla yargılandı ve iki ayrı davada toplam yirmi sekiz yıl dört ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde bulundu. Yaklaşık on üç yıl süren cezaevi dönemi, edebî üretiminin en yoğun dönemlerinden biri oldu.

Cezaevinde Kuvâyi Milliye Destanı ile Memleketimden İnsan Manzaraları’nın önemli bölümlerini kaleme aldı. Millî Mücadele’yi yalnızca komutanlar ve büyük tarihsel kararlar üzerinden değil; köylüler, işçiler, memurlar, askerler, mahkûmlar ve Anadolu’nun farklı kesimlerinden insanlar üzerinden anlattı.

Memleketimden İnsan Manzaraları’nda şiir, roman, destan, tiyatro ve sinema kurgusunun özelliklerini bir araya getirdi. Haydarpaşa Garı’ndan hareket eden bir tren çevresinde kurulan eser, farklı sınıflardan ve hayat çevrelerinden insanların hikâyeleri aracılığıyla geniş bir Türkiye panoraması oluşturdu.

Cezaevi yıllarında Orhan Kemal, Kemal Tahir ve İbrahim Balaban gibi isimlerle aynı ortamı paylaştı. Edebiyat, resim, dil ve anlatım üzerine yaptığı konuşmalarla çevresindeki genç sanatçıların çalışmalarına katkıda bulundu. Mektupları aracılığıyla ailesiyle, dostlarıyla ve edebiyat çevreleriyle bağını sürdürdü.

Piraye’ye, Kemal Tahir’e, Memet Fuat’a ve diğer yakınlarına yazdığı mektuplar; günlük hayatını, sanat anlayışını, çalışma disiplinini, okuma programını ve duygusal dünyasını gösteren önemli metinler hâline geldi. Bu mektuplarda edebiyat tartışmalarıyla özlem, aile, geçim ve gelecek düşüncesi iç içe geçti.

Yurt içinde ve dışında yürütülen özgürlük kampanyalarının ardından 1950’de çıkarılan genel afla serbest bırakıldı. Aynı yıl uluslararası barış hareketleri içindeki çalışmaları nedeniyle Dünya Barış Konseyinin verdiği Uluslararası Barış Ödülü’ne değer görüldü.

Yeniden askere çağrılması ve yaşamına ilişkin kaygılar nedeniyle 1951’de Türkiye’den ayrıldı. Aynı yıl Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Daha sonra Polonya vatandaşlığına kabul edildi ve ailesinin geçmişine dayanan Borzecki soyadını da kullandı.

Moskova’ya yerleştikten sonra Dünya Barış Konseyi çalışmalarına katıldı; Avrupa, Asya, Afrika ve Amerika kıtalarındaki farklı ülkelere seyahat etti. Toplantılarda konuşmalar yaptı, şiirlerini okudu ve savaş karşıtı kültür hareketlerine katkıda bulundu.

Yurt dışında geçirdiği yıllarda Türkiye, İstanbul, Anadolu, ailesi ve geride bıraktığı insanlar şiirlerinin temel konuları arasında yer aldı. Vatan özlemini yalnızca coğrafi bir ayrılık olarak değil; dil, çocukluk, gündelik hayat, şehirler ve insanlarla kurulan bağ üzerinden anlattı.

Masalların Masalı, Saman Sarısı, Ceviz Ağacı, Kız Çocuğu, Japon Balıkçısı, Yaşamaya Dair ve Otobiyografi gibi şiirlerinde hayat, ölüm, aşk, barış, zaman ve insan sevgisi üzerinde durdu. Büyük tarihsel meselelerle en sade gündelik anları aynı şiir dünyasında buluşturdu.

Şiirlerinin yanı sıra Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim ve Kan Konuşmaz gibi romanlar; Sevdalı Bulut gibi hikâye ve masallar; İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu? gibi tiyatro eserleri kaleme aldı. Henüz Vakit Varken Gülüm ve farklı seçkilerde bir araya getirilen şiirleri, külliyatının değişik dönemlerini okurla buluşturdu.

Şiirleri birçok dile çevrildi; tiyatro eserleri farklı ülkelerde sahnelendi. Bestelenen şiirleri sayesinde edebiyatın yanında müzik alanında da geniş bir etki oluşturdu. Türkçe şiirleri Ruhi Su, Cem Karaca, Zülfü Livaneli, Fikret Kızılok, Edip Akbayram ve farklı sanatçılar tarafından yorumlandı.

Nâzım Hikmet, 3 Haziran 1963’te Moskova’daki evinde hayatını kaybetti. Moskova’daki Novodeviçi Mezarlığı’na defnedildi. 1951 tarihli vatandaşlıktan çıkarılma kararı 2009’da kaldırılarak yeniden Türk vatandaşlığına kabul edildi.

Nâzım Hikmet Ran; şiir, destan, tiyatro, roman, hikâye, senaryo, gazete yazısı ve mektup alanlarında geniş bir külliyat bıraktı. Serbest nazımın Türk şiirinde yerleşmesinde belirleyici oldu; halk şiiri, divan şiiri ve modern dünya edebiyatından aldığı unsurları özgün bir ses ve ritim içinde birleştirdi. Toplumcu gerçekçilik anlayışıyla toplumsal tarih ile bireysel duyguyu aynı anlatıda buluşturan eserleri, modern Türk edebiyatının dünya çapında tanınmasına önemli katkı sağladı.