Nabizade Nâzım, asıl adıyla Ahmed Nâzım, 1862 yılında İstanbul’un Nişantaşı semtinde doğdu. Babasının adı Nâbî olduğundan edebiyat dünyasında “Nabizade” adıyla tanındı. Annesini çok küçük yaşta, babasını ise mahalle mektebine devam ettiği dönemde kaybetti. Üvey anne ve dadıların yanında geçen güç çocukluk yıllarını daha sonra Yadigârlarım adlı eserindeki hatıra ve kurmaca unsurlarla anlattı.
İlk öğrenimine Beyoğlu ve Tophane çevresindeki mahalle mekteplerinde başladı. Salıpazarı Feyziye Rüştiyesi ile Beşiktaş Askerî Rüştiyesinde okudu. Beşiktaş Askerî Rüştiyesindeki Farsça öğretmeni Muallim Cûdî Efendi, onun edebiyata yönelmesinde etkili oldu.
1878’de Mühendishane-i Berrî-i Hümâyun İdadisine girdi. Askerî ve teknik eğitimi sırasında matematik, topografya, istihkâm, kimya ve mühendislik alanlarında yetişti. 1884’te topçu subayı oldu; Erkân-ı Harbiye sınıfındaki eğitimini tamamlayarak yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.
Bir süre askerî okullarda matematik, istihkâm ve topografya dersleri verdi. 1889’da kolağası rütbesine yükseldi. Askerlik görevi dolayısıyla farklı bölgelerde bulunması, edebî eserlerinde kullanacağı çevreleri doğrudan gözlemlemesine imkân sağladı.
Ekim 1889 ile Mart 1890 arasında arazi haritalarını hazırlamak üzere Antalya’nın Kaş ilçesinde görev yaptı. Kaş ve çevresindeki köy hayatını, tarım ilişkilerini, borçlanmayı, toprak sorunlarını ve yerel konuşma biçimlerini yakından gözlemledi.
Bir süre askerî incelemelerde bulunmak üzere Suriye’ye gönderildi. 1891’de Manastır’daki Üçüncü Orduya bağlı Redif Fırkasında Goltz Paşa’nın maiyetinde çalıştı. İstanbul’a dönüşünün ardından dördüncü dereceden Mecidî Nişanı ile ödüllendirildi.
Nabizade Nâzım’ın edebiyat hayatı askerî okul yıllarında başladı. İlk yazısı 1880’de “Mühendishane Mektebi Şakirdanından A. Nâzım” imzasıyla Vakit gazetesinde yayımlandı. Ertesi yıl Hoşnişin yahut Cihanda Safa Bu mudur? adlı manzum tiyatro eseri Ceride-i Havadis’te tefrika edildi.
İlk döneminde şiire ağırlık verdi. Hatıra-i Şebab, Heves Ettim ve Mini Mini yahut Yine Heves Ettim adlı şiir kitaplarını yayımladı. Şiirlerinde başlangıçta Muallim Naci, Menemenlizade Mehmed Tahir ve İsmail Safa’nın etkisi görülürken daha sonra Abdülhak Hâmid Tarhan ile Recaizade Mahmud Ekrem’in yenilikçi şiir anlayışına yaklaştı.
Şiiri yalnızca duygu ve güzellik alanı olarak görmedi. Bilimsel bilgi, felsefe ve gözlemden yararlanan bir şiir anlayışının mümkün olduğunu savundu. Şairin insan tabiatını tanıması, seyahat etmesi ve bilimsel düşünceyle ilişki kurması gerektiğini ileri sürdü.
Hazîne-i Evrak, Mir’ât-ı Âlem, Rehber-i Fünûn, Âfâk, Maarif, Mirsad, Manzara, Berk ve Servet-i Fünûn gibi dergilerde; Vakit, Tercüman-ı Hakikat, Servet ve Mürüvvet gibi gazetelerde şiir, hikâye, eleştiri, çeviri ve bilimsel yazılar yayımladı.
Servet-i Fünûn’daki “Tahlilât-ı Edebiyye” yazılarında Fuzûlî ve Nedîm gibi divan şairlerini değerlendirdi. Edebî metinleri yalnızca beğeni bildiren kısa hükümlerle değil; dil, üslup, hayal, düşünce ve dönem özellikleri bakımından incelemeye çalıştı.
Victor Hugo, Alfred de Musset, Chateaubriand, Alexandre Dumas Fils ve Ludwig Büchner gibi Batılı yazar ve düşünürlerden çeviriler yaptı. Bu çalışmalarla dönemin Türk okurunun Avrupa edebiyatı, bilimsel düşüncesi ve felsefi tartışmalarıyla karşılaşmasına katkıda bulundu.
1890’da “Râvi” takma adıyla Tercüman-ı Hakikat’te Ahmet Mithat Efendi ile roman ve romancılık üzerine bir tartışmaya girdi. Romancının insanı ve toplumu yakından tanıması, bilimlerden yararlanması, anlattığı çevreleri görmesi ve olaylara kişisel müdahalede bulunmadan gözleme dayalı bir anlatı kurması gerektiğini savundu.
Bu düşünceler, onun realizm ve natüralizme yaklaşımının temelini oluşturdu. Nabizade’ye göre roman yazarı, olayları idealize etmek veya okura sürekli öğüt vermek yerine hayatı nedenleri ve sonuçlarıyla incelemeliydi.
Şiir çalışmalarını büyük ölçüde bıraktıktan sonra hikâye ve uzun hikâyeye yöneldi. Yadigârlarım, Zavallı Kız, Bir Hatıra, Sevda, Hâlâ Güzel, Haspa ve Seyyie-i Tesamüh gibi eserlerinde aşk, evlilik, aile baskısı, toplumsal çevre, kadınların konumu, kıskançlık ve bireysel zaaflar üzerinde durdu.
Yadigârlarım, hatıra ile kurmaca arasında duran erken dönem eserlerindendir. Çocukluk sıkıntıları, aile içindeki huzursuzluk, yolculuklar ve duygusal ilişkiler, birinci kişi anlatımı aracılığıyla aktarılır.
Zavallı Kız, Bir Hatıra ve Sevda gibi uzun hikâyelerinde romantik anlatının izleri sürmekle birlikte kişi davranışlarını toplumsal çevre ve psikolojik nedenlerle açıklamaya yöneldi. Aşkı yalnızca ideal ve yüce bir duygu olarak değil; kıskançlık, ekonomik bağımlılık, aile baskısı ve toplumsal beklentilerle biçimlenen bir ilişki olarak ele aldı.
Karabibik, Kaş görevi sırasında yaptığı gözlemlerden yararlanılarak kaleme alındı. Anadolu köylüsünün gündelik hayatı, tarımsal üretim, borç, toprak edinme arzusu ve köy içindeki ilişkiler gerçekçi bir yaklaşımla işlendi.
Yazar, eserin başındaki açıklamada “hakikiyyun” olarak adlandırdığı realist anlayışa bağlı kalmayı amaçladığını bildirdi. Köylülerin konuşmalarını yerel söyleyiş özellikleriyle aktardı ve anlaşılması güç kelimeler için küçük bir sözlük hazırladı.
Eserde köy hayatı romantik ve bozulmamış bir dünya olarak gösterilmez. Geçim sıkıntısı, borçlanma, üretim araçlarına sahip olma isteği, çıkar ilişkileri ve gündelik hesaplar anlatının merkezindedir. Bu yönüyle eser Türk edebiyatında köy hayatını gerçekçi gözlemle ele alan ilk önemli anlatılardan biri kabul edilir.
Zehra, Nabizade Nâzım’ın tek romanıdır. Yazarın ölümünden sonra Servet-i Fünûn’da tefrika edilmiş, ardından kitap olarak yayımlanmıştır. Romanın merkezinde kıskançlık, intikam, evlilik ilişkileri ve kişilerin birbirlerini yıkıma sürükleyen davranışları bulunur.
Romanda karakterlerin davranışları yalnızca ahlaki iyilik veya kötülükle açıklanmaz. Kalıtım, yetişme koşulları, toplumsal çevre, cinsiyet ilişkileri ve ruhsal eğilimler kişinin karakterini biçimlendiren unsurlar olarak kullanılır.
Nabizade, romanı hazırlarken İstanbul tulumbacılarının hayatı, Şehzadebaşı tiyatroları ve cinayet soruşturmaları gibi konularda araştırma yaptı. İstanbul’un eğlence hayatını, mahalle ilişkilerini, iş çevrelerini ve toplumsal tabakalarını olay örgüsüne dâhil etti.
Zehra, psikolojik çözümlemeye yönelen ilk Türk romanlarından biri sayılır. Kıskançlığın gelişimi, karakterlerin iç çatışmaları ve tutkuların davranışlar üzerindeki etkisi ayrıntılı biçimde ele alınır.
Bununla birlikte roman, dönemin anlatı alışkanlıklarından bütünüyle kopmaz. Tesadüfler, yoğun entrika, hızlı düşüşler ve trajik son, eserde romantik ve melodramatik unsurların da varlığını sürdürdüğünü gösterir.
Nabizade Nâzım edebiyatın yanında bilim ve eğitim alanlarında da eserler verdi. Mesail-i Riyaziye, Muhtasar Yeni Kimya ve Yeni Kimya gibi kitaplarında matematik ve kimya bilgilerini aktardı.
Mehmed Rüşdü ile birlikte hazırlamaya başladığı Katre, geniş kapsamlı bir fen ansiklopedisi girişimiydi. Proje tamamlanamasa da Nabizade’nin bilimsel bilgiyi Türkçede sistemli biçimde yayma isteğini gösterir.
Hanım Kızlara ve Mini Mini Mektepli gibi eserleri eğitim ve okuma kültürüyle ilişkilidir. Esâtir’de mitoloji, eski inançlar ve mitolojik varlıklar hakkında bilgi verdi. Aynalar adlı çalışmasında ise bilimsel ve teknik bir konuyu ele aldı.
Bilimsel eğitim almış olması, edebî eserlerindeki gözlem ve neden-sonuç ilişkisini güçlendirdi. İnsan davranışlarını kalıtım, çevre ve toplumsal şartlarla açıklaması natüralizmin etkisini gösterirken mekânları doğrudan inceleme isteği realist yöntemle ilişkilidir.
1891’de Ayşe Naciye Hanım’la evlendi. Evliliğinin ilk aylarında kemik veremine yakalandı. Hastalığı ilerleyince askerî hastanede tedavi gördü; ancak iyileşemeyerek 5 Ağustos 1893’te, yaklaşık otuz bir yaşında hayatını kaybetti.
Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. Kısa ömrüne şiir, hikâye, roman, tiyatro, eleştiri, çeviri, matematik, kimya, mitoloji ve eğitim alanlarında çok sayıda çalışma sığdırdı.
Nabizade Nâzım, Tanzimat edebiyatıyla Servet-i Fünûn dönemi arasında yer alan Ara Nesil’in önemli temsilcilerindendir. Romantik anlatımdan realizm ve natüralizme geçişte rol oynadı; gözlem, araştırma ve bilimsel düşünceyi edebî üretimin temel unsurları arasında değerlendirdi.
Nabizade Nâzım’ın Bibliosfer profili Ara Nesil, Tanzimat sonrası Türk edebiyatı, realizm, natüralizm, psikolojik roman, köy anlatısı, hikâye, şiir, edebiyat eleştirisi, çeviri ve bilimsel yayıncılık eksenlerinde şekillenir.
EDEBİYAT TARİHİNDEKİ KONUMU
Nabizade Nâzım, Tanzimat edebiyatının ikinci kuşağıyla Servet-i Fünûn topluluğu arasında yetişen Ara Nesil yazarlarındandır.
Bu kuşak tek bir edebî bildiriye veya ortak yayın organına bağlı değildir. Romantizmden realizme, geleneksel şiirden Batılı şiir biçimlerine ve öğretici anlatıdan daha nesnel kurmacaya geçişin farklı denemelerini içerir.
Nabizade’nin edebî gelişimi de bu geçişi açık biçimde gösterir. Yazarlığa şiirle başlamış, romantik şairlerin etkisinde kalmış; daha sonra hikâye, roman, eleştiri ve bilimsel yazıya yönelmiştir.
Bu değişim, önceki çalışmalarını bütünüyle reddettiği anlamına gelmez. Realist ve natüralist eserlerinde bile romantik tesadüfler, yoğun duygular ve trajik sonlar görülebilir.
BİLİMSEL EĞİTİM VE EDEBİYAT
Nabizade’nin askerî mühendislik, matematik, topografya ve kimya eğitimi edebiyat anlayışını doğrudan etkilemiştir.
Roman yazarının yalnızca güçlü hayal gücüne değil; toplum, insan bedeni, psikoloji, tabiat ve bilim hakkında bilgiye sahip olması gerektiğini savunur.
Bu düşünce, realizm ve natüralizmin gözlem, deney ve nedensellik anlayışıyla ilişkilidir.
Yazarın bir mekânı anlatabilmesi için o mekânı görmesi, bir mesleği anlatabilmesi için çalışma koşullarını araştırması ve insan davranışını yalnızca soyut ahlaki kavramlarla açıklamaması gerektiğini düşünür.
Bu yaklaşım Türk romanındaki her şeyi bilen ve olaylara sürekli müdahale eden öğretici anlatıcıya karşı önemli bir itirazdır.
Bununla birlikte bilimsel yöntem ile edebî yöntem aynı değildir. Bir karakter, biyolojik veya toplumsal koşulların matematiksel sonucu değildir.
Natüralist neden-sonuç anlayışı aşırı uygulandığında kişinin özgür iradesi, değişme ihtimali ve iç çelişkileri zayıflayabilir.
Nabizade’nin eserleri bu bakımdan hem yenilikçi bir bilimsel gözlem isteğini hem de dönemin determinizm anlayışının sınırlarını taşır.
ŞİİR VE EDEBÎ ELEŞTİRİ
Nabizade’nin şairliği, hikâye ve romanlarının gölgesinde kalmıştır. Bununla birlikte şiir kitapları, yazarın geleneksel biçimlerle yeni şiir arayışları arasındaki konumunu göstermesi bakımından önemlidir.
İlk şiirlerinde Muallim Naci’nin sade ve tabii söyleyişinden yararlanır. Daha sonraki şiirlerinde Abdülhak Hâmid ve Recaizade Mahmud Ekrem’in bireysel duygu, tabiat ve biçim yeniliklerine yaklaşır.
“Fennî şiir” düşüncesi, şiirin bilim ve felsefeden yararlanabileceğini savunması bakımından dikkat çekicidir.
Şiirin yalnızca ölçü ve kafiyeden oluşmadığını, düşünce ve gözlemin de şiirsel üretime katılması gerektiğini ileri sürmesi dönemi açısından yenilikçidir.
Servet-i Fünûn’daki edebiyat incelemeleri, onun eleştirmen kimliğini gösterir. Divan şairlerini modern eleştiri kavramlarıyla değerlendirmeye çalışması, eski edebiyatı bütünüyle reddetmek yerine çözümlemeye yöneldiğini gösterir.
ROMAN VE HİKÂYE ANLAYIŞI
Nabizade’ye göre roman, gerçekleşmesi mümkün olayları doğal akışları içinde anlatmalıdır.
Yazar, karakterlerin yerine düşünmemeli ve olayların ortasında okura uzun ahlak dersleri vermemelidir.
Bu görüş, Ahmet Mithat Efendi’nin okurla sürekli konuşan, olayları açıklayan ve eğitsel sonuçlar çıkaran anlatıcılığından farklıdır.
Nabizade bu ilkeyi bütün eserlerinde eksiksiz uygulayamaz. Bazı hikâyelerinde anlatıcı kişileri açıkça değerlendirir; olay örgülerinde romantik tesadüf ve melodramdan yararlanır.
Buna rağmen ortaya koyduğu roman teorisi, Türk edebiyatında gözlemci ve daha nesnel anlatıcı arayışının önemli aşamalarından biridir.
HİKÂYELERİ
Nabizade’nin hikâyeleri aşk, evlilik, toplumsal baskı, yoksulluk, kadınların konumu ve kişinin duygularıyla çevresi arasındaki çatışma üzerinde yoğunlaşır.
Yadigârlarım’da kişisel hatıralarla kurmaca iç içe geçer. Eser, modern anlamda bütünüyle güvenilir bir otobiyografi değildir; ancak yazarın çocukluğu ve duygusal dünyası hakkında önemli izler taşır.
Zavallı Kız ve Bir Hatıra gibi anlatılarda romantik aşkın yanında ekonomik bağımlılık ve aile kararlarının kişilerin hayatındaki etkisi görülür.
Sevda, Hâlâ Güzel, Haspa ve Seyyie-i Tesamüh gibi eserlerde kişilerin ahlaki zaaflarıyla toplumsal çevre arasındaki ilişki daha belirgin hâle gelir.
Yazarın hikâyeciliğinin güçlü yönü, kısa hacim içinde belirli bir çatışmaya yoğunlaşması ve kişileri yaşadıkları sosyal çevreyle birlikte göstermesidir.
Sınırlılığı ise kadın karakterlerin bir bölümünün aşk, güzellik, kıskançlık ve evlilik meseleleri çevresinde kurulmasıdır. Dönemin toplumsal şartları görünür kılınsa da kadınların bağımsız hayat alanları daha sınırlıdır.
KÖY VE TAŞRA GERÇEKÇİLİĞİ
Nabizade’nin köy anlatısı, Osmanlı edebiyatında Anadolu köylüsünü idealize etmeden ele alma girişimlerinden biridir.
Köylü, yalnızca saf, ahlaklı ve tabiatla uyum içinde yaşayan bir tip değildir. Geçim hesabı yapar, borçlanır, mülk edinmek ister, çıkar çatışmasına girer ve geleceğini ekonomik şartlara göre planlar.
Tarım aracı, hayvan, toprak ve borç gibi maddi unsurlar anlatının merkezine yerleşir. Böylece köy hayatı romantik manzaradan çıkarak üretim ilişkilerinin bulunduğu toplumsal mekâna dönüşür.
Yerel konuşmanın kullanılması, karakterlerin İstanbul Türkçesiyle konuşturulmaması bakımından önemlidir.
Ancak ağız özelliklerinin yazıya aktarılması her zaman nesnel gerçekliğin eksiksiz kaydı değildir. Yazar duyduğu konuşmaları seçmiş, düzenlemiş ve edebî metne dönüştürmüştür.
Eserin “ilk köy romanı” olarak adlandırılması yaygındır; fakat türü bakımından uzun hikâye veya kısa roman olarak da sınıflandırılır.
Bu nedenle eserin önemi yalnızca bir “ilk” unvanına bağlanmamalıdır. Asıl değeri, köylünün gündelik ve ekonomik hayatını gözlemci bir yöntemle edebiyatın merkezine taşımasıdır.
PSİKOLOJİK ÇÖZÜMLEME
Nabizade’nin romanında kıskançlık, yalnızca olayları başlatan basit bir tutku değildir. Kişinin yetişme biçimi, aile geçmişi, mizacı ve toplumsal konumuyla ilişkilendirilir.
Karakterlerin iç dünyasına yönelmesi, eseri Türk romanında psikolojik çözümlemenin erken örneklerinden biri hâline getirir.
Romanda natüralizmin kalıtım ve çevre düşüncesinden yararlanılır. Kişinin bazı eğilimlerinin ailesinden geldiği, toplumsal şartların bu eğilimleri güçlendirdiği düşünülür.
Bu açıklama karakter davranışına neden kazandırır; ancak insanı kalıtımının ve çevresinin değişmez sonucu gibi gösterme riski taşır.
Romanın psikolojik gücü, kıskançlık ve intikamın aşamalarını göstermesindedir. Sınırlılığı ise olayların son bölümünde yoğunlaşan tesadüfler ve melodramatik felaketlerdir.
Karakterlerin toplumsal ve ruhsal çöküşü kimi zaman kademeli gelişimden çok hızlı olaylarla tamamlanır.
İSTANBUL’UN TOPLUMSAL HAYATI
Nabizade yalnızca bireysel tutkuları anlatmaz; 19. yüzyıl sonu İstanbul’unun mahallelerini, eğlence dünyasını, çalışma hayatını ve toplumsal tabakalarını da kurmacaya taşır.
Tulumbacılar, tiyatrolar, eğlence mekânları, ticaret çevreleri ve mahalle ilişkileri şehrin toplumsal dokusunu oluşturur.
Yazarın bu çevreler hakkında araştırma yaptığı bilinmektedir. Bu durum onun “anlatılacak çevreyi önceden inceleme” ilkesini kurmacada uygulama çabasını gösterir.
Bununla birlikte edebî İstanbul, tarihsel İstanbul’un eksiksiz kopyası değildir. Yazar, romanın çatışmasına uygun çevreleri seçmiş ve onları belirli bir estetik düzen içinde birleştirmiştir.
BİLİMSEL VE ÖĞRETİCİ ESERLER
Nabizade’nin matematik, kimya, mitoloji ve eğitim alanındaki çalışmaları edebî külliyatından ayrı düşünülmemelidir.
Mesail-i Riyaziye ve kimya kitapları, modern bilim terimlerinin Türkçede anlatılması ve askerî eğitimde kullanılmasına yöneliktir.
Katre adlı ansiklopedi girişimi, farklı bilim dallarını bir araya getirme ve bilgiyi geniş okur kitlesine ulaştırma arzusunu gösterir.
Esâtir, mitolojiyi yalnızca eski ve gerçek dışı hikâyeler olarak değil, toplumların inanç ve düşünce sistemlerinin ürünü olarak ele alma çabasıdır.
Bu çalışmalar Nabizade’nin edebiyatçı kimliğinin yanında 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinin bilimsel bilgi üretme ve aktarma hareketinin de parçası olduğunu gösterir.
DİL VE ÜSLUP
Nabizade sade ve tabii bir anlatım kurmaya çalışır. Ağır sanatlı ifadeyi bütünüyle terk etmese de hikâyelerinde gündelik konuşmaya ve gözleme dayalı cümlelere yönelir.
Tasvirleri yalnızca dekor oluşturmak için kullanmaz. Mekân, karakterin ekonomik durumu ve toplumsal konumu hakkında bilgi verir.
Yerel konuşma, meslek dili ve farklı toplumsal çevrelerin söz varlığı karakterleri birbirinden ayırmaya yardımcı olur.
Bununla birlikte günümüz okuru için Osmanlıca kelimeler, tamlamalar ve dönemin cümle yapısı okuma güçlüğü oluşturabilir. Sadeleştirilmiş baskılar erişimi kolaylaştırırken yazarın kelime seçimini ve üslup özelliklerini değiştirebilir.
GÜÇLÜ YÖNLERİ
Nabizade Nâzım’ın en önemli güçlü yönü edebiyatı gözlem, araştırma ve bilimsel düşünceyle ilişkilendirmesidir.
İkinci güçlü yönü, köy ve şehir hayatını ekonomik ve toplumsal ilişkiler içinde ele almasıdır.
Üçüncü güçlü yönü, karakter davranışlarını yalnızca ahlaki hükümlerle değil; psikoloji, kalıtım ve çevreyle açıklamaya çalışmasıdır.
Dördüncü güçlü yönü, şiir, hikâye, roman, eleştiri, çeviri ve fen kitapları arasında çok yönlü bir üretim gerçekleştirmesidir.
Beşinci güçlü yönü, roman ve romancılık üzerine kuramsal düşünceler geliştirmesidir.
Altıncı güçlü yönü, kısa yaşamına rağmen romantizmden realizm ve natüralizme geçişte belirgin bir edebî aşama oluşturmasıdır.
SINIRLILIKLARI
Realist ve natüralist hedeflerine rağmen bazı anlatılarında romantik tesadüfler ve melodramatik sonuçlar görülür.
Karakterleri kalıtım ve çevreyle açıklama isteği zaman zaman mekanik bir determinizme yaklaşır.
Bazı kadın karakterler kıskançlık, güzellik, aşk ve evlilik meseleleriyle sınırlandırılır.
Uzun hikâyelerde kişiler belirli bir düşünceyi veya toplumsal durumu temsil eden tiplere dönüşebilir.
Şiirleri, sonraki hikâye ve romanlarındaki özgünlük düzeyine her zaman ulaşmaz.
Edebî üretiminin genç yaşta ölümü nedeniyle kesilmesi, başlattığı realist ve natüralist arayışların daha olgun örneklerini vermesini engellemiştir.
BİBLİOSFER SINIFLANDIRMASI
Nabizade Nâzım için temel sınıflandırma alanları Ara Nesil, Tanzimat sonrası Türk edebiyatı, realizm, natüralizm, psikolojik roman, köy anlatısı, uzun hikâye, şiir, edebiyat eleştirisi, çeviri, bilimsel yayıncılık ve asker yazarlığıdır.
Nabizade Nâzım’ın eserlerini birleştiren temel özellik, insanı ve toplumu gözleme dayalı biçimde açıklama isteğidir.
Köy hayatını ekonomik ilişkilerle, şehir insanını toplumsal çevreyle, bireysel tutkuları ise psikolojik ve kalıtsal etkenlerle birlikte ele alır.
Edebiyatı yalnızca güzel söz söyleme alanı değil; insanı, toplumu ve tabiatı araştırmanın bir biçimi olarak görmesi, onu modern Türk hikâye ve romanının gelişiminde önemli bir geçiş yazarı hâline getirir.