Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
2 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 1862
Doğum yeri İstanbul
Ölüm tarihi 1893

Nabizade Nâzım, asıl adıyla Ahmed Nâzım, 1862 yılında İstanbul’un Nişantaşı semtinde doğdu. Babasının adı Nâbî olduğundan edebiyat dünyasında “Nabizade” adıyla tanındı. Annesini çok küçük yaşta, babasını ise mahalle mektebine devam ettiği dönemde kaybetti. Üvey anne ve dadıların yanında geçen güç çocukluk yıllarını daha sonra Yadigârlarım adlı eserindeki hatıra ve kurmaca unsurlarla anlattı.

İlk öğrenimine Beyoğlu ve Tophane çevresindeki mahalle mekteplerinde başladı. Salıpazarı Feyziye Rüştiyesi ile Beşiktaş Askerî Rüştiyesinde okudu. Beşiktaş Askerî Rüştiyesindeki Farsça öğretmeni Muallim Cûdî Efendi, onun edebiyata yönelmesinde etkili oldu.

1878’de Mühendishane-i Berrî-i Hümâyun İdadisine girdi. Askerî ve teknik eğitimi sırasında matematik, topografya, istihkâm, kimya ve mühendislik alanlarında yetişti. 1884’te topçu subayı oldu; Erkân-ı Harbiye sınıfındaki eğitimini tamamlayarak yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.

Bir süre askerî okullarda matematik, istihkâm ve topografya dersleri verdi. 1889’da kolağası rütbesine yükseldi. Askerlik görevi dolayısıyla farklı bölgelerde bulunması, edebî eserlerinde kullanacağı çevreleri doğrudan gözlemlemesine imkân sağladı.

Ekim 1889 ile Mart 1890 arasında arazi haritalarını hazırlamak üzere Antalya’nın Kaş ilçesinde görev yaptı. Kaş ve çevresindeki köy hayatını, tarım ilişkilerini, borçlanmayı, toprak sorunlarını ve yerel konuşma biçimlerini yakından gözlemledi.

Bir süre askerî incelemelerde bulunmak üzere Suriye’ye gönderildi. 1891’de Manastır’daki Üçüncü Orduya bağlı Redif Fırkasında Goltz Paşa’nın maiyetinde çalıştı. İstanbul’a dönüşünün ardından dördüncü dereceden Mecidî Nişanı ile ödüllendirildi.

Nabizade Nâzım’ın edebiyat hayatı askerî okul yıllarında başladı. İlk yazısı 1880’de “Mühendishane Mektebi Şakirdanından A. Nâzım” imzasıyla Vakit gazetesinde yayımlandı. Ertesi yıl Hoşnişin yahut Cihanda Safa Bu mudur? adlı manzum tiyatro eseri Ceride-i Havadis’te tefrika edildi.

İlk döneminde şiire ağırlık verdi. Hatıra-i Şebab, Heves Ettim ve Mini Mini yahut Yine Heves Ettim adlı şiir kitaplarını yayımladı. Şiirlerinde başlangıçta Muallim Naci, Menemenlizade Mehmed Tahir ve İsmail Safa’nın etkisi görülürken daha sonra Abdülhak Hâmid Tarhan ile Recaizade Mahmud Ekrem’in yenilikçi şiir anlayışına yaklaştı.

Şiiri yalnızca duygu ve güzellik alanı olarak görmedi. Bilimsel bilgi, felsefe ve gözlemden yararlanan bir şiir anlayışının mümkün olduğunu savundu. Şairin insan tabiatını tanıması, seyahat etmesi ve bilimsel düşünceyle ilişki kurması gerektiğini ileri sürdü.

Hazîne-i Evrak, Mir’ât-ı Âlem, Rehber-i Fünûn, Âfâk, Maarif, Mirsad, Manzara, Berk ve Servet-i Fünûn gibi dergilerde; Vakit, Tercüman-ı Hakikat, Servet ve Mürüvvet gibi gazetelerde şiir, hikâye, eleştiri, çeviri ve bilimsel yazılar yayımladı.

Servet-i Fünûn’daki “Tahlilât-ı Edebiyye” yazılarında Fuzûlî ve Nedîm gibi divan şairlerini değerlendirdi. Edebî metinleri yalnızca beğeni bildiren kısa hükümlerle değil; dil, üslup, hayal, düşünce ve dönem özellikleri bakımından incelemeye çalıştı.

Victor Hugo, Alfred de Musset, Chateaubriand, Alexandre Dumas Fils ve Ludwig Büchner gibi Batılı yazar ve düşünürlerden çeviriler yaptı. Bu çalışmalarla dönemin Türk okurunun Avrupa edebiyatı, bilimsel düşüncesi ve felsefi tartışmalarıyla karşılaşmasına katkıda bulundu.

1890’da “Râvi” takma adıyla Tercüman-ı Hakikat’te Ahmet Mithat Efendi ile roman ve romancılık üzerine bir tartışmaya girdi. Romancının insanı ve toplumu yakından tanıması, bilimlerden yararlanması, anlattığı çevreleri görmesi ve olaylara kişisel müdahalede bulunmadan gözleme dayalı bir anlatı kurması gerektiğini savundu.

Bu düşünceler, onun realizm ve natüralizme yaklaşımının temelini oluşturdu. Nabizade’ye göre roman yazarı, olayları idealize etmek veya okura sürekli öğüt vermek yerine hayatı nedenleri ve sonuçlarıyla incelemeliydi.

Şiir çalışmalarını büyük ölçüde bıraktıktan sonra hikâye ve uzun hikâyeye yöneldi. Yadigârlarım, Zavallı Kız, Bir Hatıra, Sevda, Hâlâ Güzel, Haspa ve Seyyie-i Tesamüh gibi eserlerinde aşk, evlilik, aile baskısı, toplumsal çevre, kadınların konumu, kıskançlık ve bireysel zaaflar üzerinde durdu.

Yadigârlarım, hatıra ile kurmaca arasında duran erken dönem eserlerindendir. Çocukluk sıkıntıları, aile içindeki huzursuzluk, yolculuklar ve duygusal ilişkiler, birinci kişi anlatımı aracılığıyla aktarılır.

Zavallı Kız, Bir Hatıra ve Sevda gibi uzun hikâyelerinde romantik anlatının izleri sürmekle birlikte kişi davranışlarını toplumsal çevre ve psikolojik nedenlerle açıklamaya yöneldi. Aşkı yalnızca ideal ve yüce bir duygu olarak değil; kıskançlık, ekonomik bağımlılık, aile baskısı ve toplumsal beklentilerle biçimlenen bir ilişki olarak ele aldı.

Karabibik, Kaş görevi sırasında yaptığı gözlemlerden yararlanılarak kaleme alındı. Anadolu köylüsünün gündelik hayatı, tarımsal üretim, borç, toprak edinme arzusu ve köy içindeki ilişkiler gerçekçi bir yaklaşımla işlendi.

Yazar, eserin başındaki açıklamada “hakikiyyun” olarak adlandırdığı realist anlayışa bağlı kalmayı amaçladığını bildirdi. Köylülerin konuşmalarını yerel söyleyiş özellikleriyle aktardı ve anlaşılması güç kelimeler için küçük bir sözlük hazırladı.

Eserde köy hayatı romantik ve bozulmamış bir dünya olarak gösterilmez. Geçim sıkıntısı, borçlanma, üretim araçlarına sahip olma isteği, çıkar ilişkileri ve gündelik hesaplar anlatının merkezindedir. Bu yönüyle eser Türk edebiyatında köy hayatını gerçekçi gözlemle ele alan ilk önemli anlatılardan biri kabul edilir.

Zehra, Nabizade Nâzım’ın tek romanıdır. Yazarın ölümünden sonra Servet-i Fünûn’da tefrika edilmiş, ardından kitap olarak yayımlanmıştır. Romanın merkezinde kıskançlık, intikam, evlilik ilişkileri ve kişilerin birbirlerini yıkıma sürükleyen davranışları bulunur.

Romanda karakterlerin davranışları yalnızca ahlaki iyilik veya kötülükle açıklanmaz. Kalıtım, yetişme koşulları, toplumsal çevre, cinsiyet ilişkileri ve ruhsal eğilimler kişinin karakterini biçimlendiren unsurlar olarak kullanılır.

Nabizade, romanı hazırlarken İstanbul tulumbacılarının hayatı, Şehzadebaşı tiyatroları ve cinayet soruşturmaları gibi konularda araştırma yaptı. İstanbul’un eğlence hayatını, mahalle ilişkilerini, iş çevrelerini ve toplumsal tabakalarını olay örgüsüne dâhil etti.

Zehra, psikolojik çözümlemeye yönelen ilk Türk romanlarından biri sayılır. Kıskançlığın gelişimi, karakterlerin iç çatışmaları ve tutkuların davranışlar üzerindeki etkisi ayrıntılı biçimde ele alınır.

Bununla birlikte roman, dönemin anlatı alışkanlıklarından bütünüyle kopmaz. Tesadüfler, yoğun entrika, hızlı düşüşler ve trajik son, eserde romantik ve melodramatik unsurların da varlığını sürdürdüğünü gösterir.

Nabizade Nâzım edebiyatın yanında bilim ve eğitim alanlarında da eserler verdi. Mesail-i Riyaziye, Muhtasar Yeni Kimya ve Yeni Kimya gibi kitaplarında matematik ve kimya bilgilerini aktardı.

Mehmed Rüşdü ile birlikte hazırlamaya başladığı Katre, geniş kapsamlı bir fen ansiklopedisi girişimiydi. Proje tamamlanamasa da Nabizade’nin bilimsel bilgiyi Türkçede sistemli biçimde yayma isteğini gösterir.

Hanım Kızlara ve Mini Mini Mektepli gibi eserleri eğitim ve okuma kültürüyle ilişkilidir. Esâtir’de mitoloji, eski inançlar ve mitolojik varlıklar hakkında bilgi verdi. Aynalar adlı çalışmasında ise bilimsel ve teknik bir konuyu ele aldı.

Bilimsel eğitim almış olması, edebî eserlerindeki gözlem ve neden-sonuç ilişkisini güçlendirdi. İnsan davranışlarını kalıtım, çevre ve toplumsal şartlarla açıklaması natüralizmin etkisini gösterirken mekânları doğrudan inceleme isteği realist yöntemle ilişkilidir.

1891’de Ayşe Naciye Hanım’la evlendi. Evliliğinin ilk aylarında kemik veremine yakalandı. Hastalığı ilerleyince askerî hastanede tedavi gördü; ancak iyileşemeyerek 5 Ağustos 1893’te, yaklaşık otuz bir yaşında hayatını kaybetti.

Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. Kısa ömrüne şiir, hikâye, roman, tiyatro, eleştiri, çeviri, matematik, kimya, mitoloji ve eğitim alanlarında çok sayıda çalışma sığdırdı.

Nabizade Nâzım, Tanzimat edebiyatıyla Servet-i Fünûn dönemi arasında yer alan Ara Nesil’in önemli temsilcilerindendir. Romantik anlatımdan realizm ve natüralizme geçişte rol oynadı; gözlem, araştırma ve bilimsel düşünceyi edebî üretimin temel unsurları arasında değerlendirdi.