Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum yeri Trabzon

Mustafa Alican, Trabzon’un Köprübaşı ilçesine bağlı Beşköy beldesinde doğdu. Çocukluk yıllarını Bursa ve İstanbul’da geçirdi.

2007 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Lisans eğitiminin ardından aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsünde Orta Çağ tarihi alanındaki çalışmalarını sürdürdü.

Araştırmalarını Selçuklu tarihi, İslami Orta Çağ, Anadolu’nun Türk egemenliğine geçiş süreci, Malazgirt Savaşı, Moğol istilaları ve Orta Çağ şehirleri üzerinde yoğunlaştırdı.

Doktora çalışmasında günümüzde Diyarbakır’ın Silvan ilçesi olan tarihî Meyyâfârikîn şehrini ele aldı.

Bir Ortaçağ Şehri Olarak Meyyâfârikîn (Silvan) başlıklı tezinde şehrin kuruluşundan Moğol istilasına kadar uzanan tarihsel gelişimini inceledi.

Meyyâfârikîn’in Roma, Bizans ve İslam dönemlerindeki siyasî konumunu; farklı devletler arasındaki mücadelelerde üstlendiği rolü ve bölgesel merkez niteliğini araştırdı.

Şehrin yalnızca askerî ve idarî tarihine yönelmedi. İslamlaşma süreci, Müslüman ve gayrimüslim topluluklar, şehir adı, yerleşim yapısı ve bölgenin kültürel sürekliliği üzerinde de çalıştı.

Doktora tezini 2012 yılında tamamlayarak tarih doktoru unvanını aldı.

Aynı yıl Adıyaman Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde akademik çalışmalarına başladı.

2013 yılında yardımcı doçent, 2016 yılında doçent oldu. Adıyaman Üniversitesinde görev yaptığı dönemde Orta Çağ tarihi, Selçuklu tarihi ve İslam tarihi alanlarında dersler verdi ve yayınlar hazırladı.

2008-2018 yılları arasında Tarih Okulu Dergisinin yayın çalışmalarını yönetti. Dergide tarih araştırmalarının yanında kitap değerlendirmeleri, kaynak tanıtımları, çeviriler ve farklı tarih alanlarından makaleler yayımlandı.

Bu dönem, Alican’ın yalnızca araştırmacı olarak değil, editör ve bilimsel yayın yöneticisi olarak da çalıştığı bir süreç oldu.

2018 yılında Muş Alparslan Üniversitesi Tarih Bölümüne geçti.

Üniversite bünyesinde Selçuklu ve Malazgirt Uygulama ve Araştırma Merkezinin kurucu müdürlüğünü üstlendi.

Merkez; Selçuklu tarihi, Malazgirt Savaşı, Anadolu’nun Türk egemenliğine geçişi ve bölgenin tarihî mirası üzerine araştırma, yayın, sempozyum ve saha çalışmalarını desteklemek amacıyla kuruldu.

Alican, Malazgirt Savaş Alanının Tespiti Tarihî ve Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesinde başkan yardımcılığı yaptı.

Malazgirt Ovası’ndaki yerleşim alanları, mezarlıklar, surlar, kitabeler, ok ve mızrak uçları, su kaynakları ve savaşla ilişkilendirilebilecek arkeolojik kalıntıların incelenmesine katıldı.

Bu çalışmalar, Malazgirt Savaşı’nın yalnızca yazılı kaynaklardan değil, savaş alanının coğrafyası ve maddi kalıntıları üzerinden de araştırılmasını amaçladı.

Alican 2021 yılında profesör unvanını aldı.

2018-2021 yılları arasında Muş Alparslan Üniversitesinde görev yaptıktan sonra Malatya Turgut Özal Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Tarih Bölümüne geçti.

2023 yılında Muş Alparslan Üniversitesi rektörlüğüne atandı. Akademik ve idarî çalışmalarını bu üniversitede sürdürdü.

Mustafa Alican’ın temel uzmanlık alanı Selçuklu tarihidir. Bununla birlikte çalışmalarının kapsamı Büyük Selçuklu Devletiyle sınırlı değildir.

Türkiye Selçukluları, Anadolu beylikleri, Abbâsî-Selçuklu ilişkileri, Bizans-Selçuklu mücadeleleri, Haçlı Seferleri, Moğol istilaları, İlhanlı hâkimiyeti, Malazgirt Savaşı ve Orta Çağ İslam şehirleri üzerine eserler verdi.

Akademik makalelerinin yanında genel okura yönelik tarih kitapları, çeviriler, kitap tanıtımları, eleştiri yazıları ve güncel tarih değerlendirmeleri hazırladı.

Çalışmalarında Arapça ve Farsça Orta Çağ kaynaklarından yararlandı. Bu kaynaklardaki bilgileri modern araştırmalarla karşılaştırarak Selçuklu tarihinin siyasî ve toplumsal çerçevesini kurmaya çalıştı.

Bir Ortaçağ Şairinin Kaleminden Selçuklular adlı eserinde İslam tarihçisi ve Arap şairi İbnü’l-Verdî’nin tarih kitabındaki Selçuklularla ilgili bölümleri Türkçeye çevirdi ve açıklayıcı notlarla yayımladı.

Metinde Tuğrul Bey, Sultan Alparslan, Sultan Melikşah, Sultan Sencer, Büyük Selçlu Devleti’nin son dönemi ve Moğol istilasına ilişkin kayıtlar yer aldı.

Bu çalışma, Alican’ın tarih araştırmalarındaki önemli yönlerinden birini gösterir: Orta Çağ kaynaklarını yalnızca alıntılanan malzeme olarak değil, tercüme ve değerlendirme yoluyla daha geniş araştırmacı çevresinin kullanımına açmak.

İlk dönem kitaplarından Kıyametin İlk Günü: Malazgirt 1071, Malazgirt Savaşı’nın nedenleri, tarafları, savaş alanı, askerî hazırlıkları ve sonuçları üzerine hazırlandı.

Eserde Sultan Alparslan ile Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in siyasî ve askerî durumları karşılaştırıldı.

Savaşın yalnızca 26 Ağustos 1071’de gerçekleşen bir meydan muharebesinden ibaret olmadığı; Bizans’ın doğu siyaseti, Selçukluların batıya yönelişi ve bölgedeki güç dengelerinin sonucu olduğu anlatıldı.

Alican, Malazgirt Savaşı’nı Anadolu tarihindeki dönüşümün tek başına bütün sonuçlarını meydana getiren olay olarak değil, Türk göçlerini ve fetihlerini hızlandıran önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirdi.

Savaşın ardından Anadolu’da Türk siyasî varlığının genişlemesini, yerleşimlerin çoğalmasını ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşuna uzanan süreci ele aldı.

Malazgirt Günlükleri’nde akademik araştırmayı saha gözlemi ve belgesel anlatımla birleştirdi.

Malazgirt Ovası’nda yürütülen yüzey araştırmalarını, bölgedeki tarihî kalıntıları, yerel anlatıları ve günümüzde Malazgirt’te yaşayan insanların hayatlarını kayda geçirdi.

Kitapta savaş alanının muhtemel konumu, mezarlıklar, surlar, kitabeler, silah parçaları ve antik yerleşim izleri gibi araştırma başlıklarının yanında bölgenin güncel toplumsal yapısına da yer verdi.

Doğu’nun ve Batı’nın Büyük Sultanı Alparslan adlı kitabında Sultan Alparslan’ın hayatını biyografik bir tarih anlatısı içinde ele aldı.

Alparslan’ın şehzadelik yılları, Büyük Selçuklu tahtına çıkışı, Kafkasya ve Anadolu seferleri, Bizans’la mücadelesi ve Malazgirt Zaferi kitabın temel tarihsel çizgisini oluşturdu.

Alican, Alparslan’ı yalnızca Malazgirt’te kazandığı zaferle tanımlamadı. Selçuklu Devleti’nin siyasî birliğini koruma çabası, Abbâsî halifeliğiyle ilişkileri, askerî hareketleri ve doğu sınırlarındaki mücadeleleri üzerinde de durdu.

Kitabın dili akademik monografiye göre daha anlatısal ve akıcıdır. Tarihî olaylar kronolojik biçimde aktarılırken hükümdarın kişiliği, kararları ve karşılaştığı krizler öne çıkarılır.

İslam Tarihine Düşen Cemre: Selçuklular adlı eserinde Selçukluların Türk ve İslam tarihindeki konumunu geniş bir düşünsel çerçeve içinde yorumladı.

Türklerin İslamlaşması, Selçuklu siyasal gücünün İslam dünyasındaki etkisi, Abbâsî halifeliğinin korunması, Sünnî kurumların güçlenmesi ve Anadolu’ya yönelen fetihler kitabın başlıca konularıdır.

Eser, ayrıntılı bir hükümdarlar ve savaşlar kronolojisinden çok Selçukluların İslam tarihindeki dönüştürücü rolü üzerinde durur.

Mustafa Alican, Mehmet Ersan’la birlikte Büyük Selçuklular, Türkiye Selçukluları ve Beylikler Devri adlı kitapları hazırladı.

Bu eserler Selçuklu ve Anadolu tarihi hakkında genel okurun yöneltebileceği sorulara cevap veren bir dizi olarak tasarlandı.

Büyük Selçuklular’da Selçuk Bey’den Sultan Sencer dönemine uzanan siyasî tarih; Türklerin İslam dünyasına girişi, devlet teşkilatı, hükümdarlık anlayışı, vezirlik, Nizamiye medreseleri, Bâtınîlik ve Bizans’la ilişkiler çerçevesinde ele alındı.

Türkiye Selçukluları, Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan Moğol tahakkümü ve dağılma sürecine kadar uzanan dönemi konu aldı.

Kitap Mehmet Ersan ile Mustafa Alican’ın ortak çalışmasıdır. Tek yazarlı bir monografi değildir.

Eser soru-cevap düzeninde hazırlanmıştır. Bölümler, konuya yeni başlayan okurun Türkiye Selçukluları hakkında temel sorular üzerinden ilerleyebilmesine imkân verir.

Kitabın başlangıç noktasında Malazgirt Savaşı sonrasında Anadolu’ya yönelen Türkmen göçleri ve Kutalmışoğlu Süleymanşah’ın İznik merkezli siyasî yapılanması bulunur.

Süleymanşah’ın Anadolu’daki faaliyetleri, Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ve Bizans İmparatorluğu ile ilişkileri anlatılır.

I. Kılıç Arslan dönemi, Haçlı Seferleri, Danişmendlilerle rekabet ve Anadolu’daki siyasî birliğin kurulma mücadelesi kitabın temel başlıkları arasındadır.

Türkiye Selçuklularının Konya merkezli bir devlete dönüşmesi; II. Kılıç Arslan, I. Gıyâseddin Keyhusrev, I. İzzeddin Keykâvus ve I. Alâeddin Keykubad dönemleri üzerinden takip edilir.

Selçuklu sultanlarının Bizans, Ermeni Krallığı, Eyyûbîler, Trabzon Rum Devleti, Gürcüler ve Anadolu’daki diğer siyasî güçlerle ilişkileri ele alınır.

Ticaret yolları, kervansaraylar, liman kentleri ve Anadolu’nun milletlerarası ticarete açılması, devletin yalnızca askerî fetihlerle açıklanamayacağını gösteren unsurlar olarak değerlendirilir.

I. Alâeddin Keykubad dönemi, Türkiye Selçlu Devleti’nin siyasî ve ekonomik bakımdan en güçlü devri olarak ele alınır.

Keykubad’ın ölümünden sonra yaşanan taht mücadeleleri, yönetim krizleri ve Babaîler İsyanı devletin zayıflama sürecinin parçaları olarak incelenir.

1243 Kösedağ Savaşı, Türkiye Selçuklularının Moğol hâkimiyeti altına girmesinde belirleyici kırılma olarak değerlendirilir.

Moğol ve İlhanlı müdahaleleri, Selçuklu sultanları arasındaki mücadeleler, ağır vergiler ve merkezî iktidarın zayıflaması Anadolu’daki siyasî yapıyı değiştirdi.

Kitap, Türkiye Selçuklu Devleti’nin dağılmasını yalnızca bir hanedanın sona ermesi olarak değerlendirmez. Anadolu beyliklerinin yükselmesi ve Osmanlı Devleti’nin ortaya çıkacağı siyasî ortamın oluşmasıyla birlikte ele alır.

Türkiye Selçukluları’nda siyasî tarihin yanında Anadolu’nun demografik, kültürel ve ekonomik dönüşümü üzerinde de durulur.

Türk göçleri, yeni şehir ve köylerin kurulması, vakıflar, medreseler, camiler, kervansaraylar, zanaat üretimi ve ticarî ağlar, Anadolu’daki Selçuklu varlığının toplumsal temellerini oluşturur.

Yazarlar, Batılı kaynaklarda Anadolu için “Turkia” adının kullanılmaya başlanmasını bölgenin siyasî ve demografik dönüşümünün göstergelerinden biri olarak yorumlar.

Kitapta Türkiye Selçukluları, Osmanlı öncesi Anadolu tarihinin temel siyasî aktörü ve daha sonraki Türk devletlerinin kurumsal mirasının önemli kaynaklarından biri olarak sunulur.

Beylikler Devri’nde Türkiye Selçuklu Devleti’nin Moğol tahakkümü altında çözülmesinden Osmanlıların yükselişine kadar uzanan dönem incelendi.

Germiyanoğulları, Karamanoğulları, Menteşeoğulları, Hamidoğulları, Karesioğulları ve diğer Anadolu beyliklerinin kuruluşları, rekabetleri ve bölgesel etkileri soru-cevap düzeninde ele alındı.

Kitap, 13. yüzyıl sonlarından 15. yüzyıla uzanan dönemi yalnızca Selçlularla Osmanlılar arasındaki bir boşluk olarak değerlendirmemeyi amaçladı.

Beyliklerin Türkçenin yazı dili olarak gelişmesi, mimari, sanat, ticaret ve yerel devlet gelenekleri üzerindeki katkıları anlatıldı.

Mustafa Alican’ın tanınan eserlerinden Moğollar: Tarihin Kara Yazısı ilk kez 2016 yılında yayımlandı.

Kitap 13. yüzyılın başlarında Cengiz Han’ın liderliğinde kurulan Moğol siyasî birliğini ve kısa sürede gerçekleşen büyük yayılmayı ele aldı.

Timuçin’in Cengiz Han hâline gelişi, Moğol kabilelerinin birleştirilmesi ve merkezî bir askerî düzenin kurulması anlatının başlangıç bölümünü oluşturur.

Moğolların Çin, Mâverâünnehir, Horasan, İran, Kafkasya, Deşt-i Kıpçak, Doğu Avrupa, Irak ve Anadolu’ya yönelen seferleri incelenir.

Hârizmşah Devleti’nin yıkılması, şehirlerin tahrip edilmesi ve İslam dünyasında oluşan büyük korku, kitabın merkezî tarihsel alanlarından biridir.

Alican, Moğol istilasını özellikle dönemin Müslüman tarihçilerinin tanıklıkları ve İslam dünyasında meydana getirdiği kırılma üzerinden okur.

İbnü’l-Esîr gibi çağdaş tarihçilerin istilalara ilişkin anlatımları, Moğol şiddetinin dönemin insanları tarafından nasıl algılandığını gösteren kaynaklar olarak kullanılır.

Kitapta Moğollar ile Türk toplulukları arasındaki ilişkiler, Cengiz Han’ın etnik kökeni hakkındaki tartışmalar ve Moğollarla Türklerin aynı topluluk olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği gibi yaygın sorular ele alınır.

Moğolların Anadolu’ya yönelmesi, Türkiye Selçuklularıyla kurdukları diplomatik ilişkiler ve I. Alâeddin Keykubad dönemindeki karşılıklı güç dengesi üzerinde durulur.

Babaîler İsyanı sonrasında Türkiye Selçlu Devleti’nin zayıflaması ve Baycu Noyan’ın Anadolu’ya yönelmesi, Kösedağ Savaşı’na giden sürecin parçaları olarak anlatılır.

1243 Kösedağ yenilgisiyle Türkiye Selçuklu Devleti’nin Moğol üstünlüğünü kabul etmesi, Anadolu tarihinin temel kırılmalarından biri olarak değerlendirilir.

Moğol idaresinin Selçuklu taht mücadelelerine müdahale etmesi, vergiler ve askerî baskı yoluyla Anadolu üzerindeki hâkimiyetini genişletmesi ele alınır.

Hülagü’nün İran ve Irak seferleri, İlhanlı Devleti’nin kurulması ve 1258’de Abbâsî halifeliğinin sona erdirilmesi kitabın diğer önemli başlıkları arasındadır.

Memlüklerin Moğol ilerleyişi karşısındaki direnişi ve Ayn Câlût Savaşı, Moğol yayılmasının sınırlandığı askerî gelişmelerden biri olarak incelenir.

Kitap, Moğolları yalnızca Orta Asya tarihinin konusu olarak değil, Selçuklu ve İslam tarihinin 13. yüzyıldaki dönüşümünü belirleyen büyük güç olarak ele alır.

Moğol fetihlerinin meydana getirdiği insan kaybı, şehir tahribatı, göç ve siyasî çözülme eserin anlatımında geniş yer tutar.

Bunun yanında Moğol hanlıklarının zaman içinde yerleşik idarelere dönüşmesi, İslamlaşmaları ve egemen oldukları bölgelerin siyasî yapılarına uyum sağlamaları da değerlendirilir.

Eserin 2026 tarihli üçüncü baskısı, ilk baskıdan yaklaşık on yıl sonra yayımlandı.

Alican’ın Moğollar’a bakışının temelinde Selçuklu ve İslam dünyasının yaşadığı istilanın sonuçları bulunur. Bu nedenle kitap bütün Moğol tarihini eşit ağırlıkla inceleyen genel bir Avrasya tarihi olmaktan çok, Moğol yayılmasının İslam dünyası ve Anadolu üzerindeki etkilerine odaklanan bir çalışmadır.

Kayıp Ülkenin İzinde adlı kitabı Bahattin Çatma ile birlikte hazırladı.

Eserde Mavi Anadoluculuk ile gelenek ve 1071 merkezli Anadoluculuk anlayışları karşılaştırıldı.

Mükrimin Halil Yinanç, Hilmi Ziya Ülken, Remzi Oğuz Arık, Nurettin Topçu, Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimlerin Anadolu, vatan, tarih ve kültür üzerine düşünceleri incelendi.

Bu çalışma, Alican’ın yalnızca Orta Çağ siyasî tarihiyle değil, Selçuklu ve Anadolu tarihinin modern Türk düşüncesinde nasıl yorumlandığıyla da ilgilendiğini gösterdi.

Meyyâfârikîn (Silvan) adlı doktora çalışması 2024 yılında kitap olarak yayımlandı.

Eserde şehrin kuruluşundan Moğol istilasına uzanan tarihsel gelişimi bütünlüklü biçimde ele alındı.

Meyyâfârikîn’in Bizans, Mervânîler, Selçuklular, Artuklular, Eyyûbîler ve bölgedeki diğer siyasî güçler açısından taşıdığı önem incelendi.

Şehir tarihi çalışması, hükümdarlar ve savaşlarla sınırlı olmayan daha yerel bir Orta Çağ tarihi yaklaşımını temsil etti.

Mustafa Alican’ın akademik çalışmaları ile genel okura yönelik kitapları aynı amaç ve yöntemle hazırlanmaz.

Meyyâfârikîn üzerine çalışmaları şehir tarihi, kaynak değerlendirmesi ve akademik araştırmaya dayanırken Moğollar, Alparslan ve Selçuklu kitaplarında daha geniş okur kitlesine ulaşmayı amaçlayan anlatısal bir dil kullanılır.

Soru-cevap biçimindeki ortak kitaplarında karmaşık siyasî süreçleri temel sorular çevresinde sadeleştirir.

Biyografik çalışmalarında tarihsel kişilikleri kronolojik olayların yanında kararları, mücadeleleri ve dönemlerinin büyük dönüşümleri içinde anlatır.

Saha çalışmalarında yazılı kaynaklarla coğrafya ve maddi kalıntıları bir araya getirir.

Kaynak çevirilerinde ise Orta Çağ tarihçilerinin metinlerini Türkçe tarih literatürüne kazandırır.

Mustafa Alican, Temmuz 2026 itibarıyla Muş Alparslan Üniversitesi rektörlüğünü yürütmekte; Selçuklu tarihi, Malazgirt Savaşı, Orta Çağ Anadolu tarihi ve tarihî miras üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.

#MustafaAlican #Moğollar #TürkiyeSelçukluları #SelçukluTarihi #MoğolTarihi #OrtaçağTarihi #Malazgirt1071 #SultanAlparslan #Meyyafarikin #AnadoluTarihi #İslamTarihi #TarihYazımı