Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 21-04-1955
Doğum yeri İstanbul

Murathan Mungan, 21 Nisan 1955’te İstanbul’da doğdu. Ailesi Mardinliydi. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Mardin’de geçirdi.

Mardin’in farklı dilleri, dinleri, toplulukları ve gelenekleri bir arada barındıran kültürel yapısı, Mungan’ın edebî dünyasının temel kaynaklarından biri oldu.

Taş evler, avlular, abbaralar, aşiret ilişkileri, düğünler, yas törenleri, kan davaları, sözlü anlatılar, halk inanışları ve aile içindeki iktidar düzenleri daha sonra şiirlerinde, öykülerinde ve oyunlarında farklı biçimlerde ortaya çıktı.

Çocukluk yıllarında Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay, Ömer Seyfettin ve Peyami Safa gibi Türk edebiyatının klasik yazarlarını okudu.

Mardin Lisesinden mezun oldu. Daha sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümüne girdi.

Üniversite yıllarında tiyatro tarihi, dramaturgi, tragedya, oyun yazarlığı, sinema ve sanat felsefesi üzerine çalıştı.

Lisans bitirme çalışmasını Türkiye sinemasının ideolojik ve ekonomik yapısı ile Yılmaz Güney sineması üzerine hazırladı.

Yüksek lisansını aynı bölümde tamamladı. Tezinde aynı anlatı malzemesinin uzun öykü, film senaryosu ve radyo oyunu olarak üç farklı türde nasıl yeniden kurulabileceğini inceledi.

Bu çalışma daha sonra Dört Kişilik Bahçe adıyla kitaplaştırıldı. Aynı hikâyenin farklı türlerde yeniden yazılması, Mungan’ın bütün yazarlık hayatı boyunca sürdüreceği biçim ve tür araştırmasının erken örneklerinden biri oldu.

Mungan, Ankara Devlet Tiyatrolarında altı yıl dramaturg olarak çalıştı. Tiyatro metinlerinin değerlendirilmesi, sahneye hazırlanması, metin ile temsil arasındaki ilişkinin kurulması ve oyunların tarihsel arka planlarının araştırılması süreçlerinde görev aldı.

Daha sonra İstanbul Şehir Tiyatrolarında üç yıl dramaturgluk yaptı.

Tiyatro eğitimi ve dramaturgluk deneyimi, yalnızca oyunlarında değil, şiir ve öykülerinde de belirginleşti. Karakterlerin sahneye çıkar gibi anlatıya girmesi, dramatik karşılaşmalar, tekrarlar, törensel hareketler ve konuşma ritmi eserlerinin başlıca özellikleri arasına girdi.

Şiirlerini 1978’den itibaren dergi ve gazetelerde yayımlamaya başladı.

İlk kitabı Mahmud ile Yezida 1980’de yayımlandı. Oyun, farklı din ve topluluklara mensup iki gencin aşkını; aile, aşiret, gelenek ve toplumsal yasaklar karşısında yaşanan trajedi üzerinden anlattı.

Mahmud ile Yezida’da aşk, yalnızca iki kişinin özel duygusu değildir. Topluluğun sınırlarını, ailelerin iktidarını ve kuşaklardan aktarılan düşmanlıkları tehdit eden bir güç hâline gelir.

Oyun, törenlerden, halk anlatılarından, ağıtlardan, dairesel hareketlerden ve sözlü kültürün tekrarlarından yararlandı. Mungan’ın sonraki eserlerinde de görülecek olan aşk, yasak, gelenek, ölüm ve yazgı ilişkisi bu ilk kitapta belirginleşti.

Osmanlıya Dair Hikâyat 1981’de yayımlandı. Şiir kitabında Osmanlı geçmişi, saray imgeleri, tarihsel kişiler ve geleneksel anlatım biçimleri çağdaş bir şiir dili içinde yeniden yorumlandı.

Kitap Akademi Kitabevi Şiir Ödülü’ne değer görüldü.

Mezopotamya Üçlemesi’nin ikinci oyunu Taziye 1982’de yayımlandı. Oyun, kan davası, aile onuru, topluluk baskısı ve şiddetin kuşaklar arasında aktarılması üzerine kuruldu.

Taziye’de geçmişte işlenmiş suçlar yalnızca failleri bağlamaz. Ailenin genç üyeleri, kendilerinden önce kurulmuş intikam düzeninin içine doğar ve kişisel seçim yapma imkânlarını büyük ölçüde kaybeder.

Oyunun törensel yapısı, taziye evini yalnızca yas tutulan bir mekân olmaktan çıkarır. Geçmişin tekrarlandığı, suçun yeniden üretildiği ve topluluğun kendi değerlerini onayladığı bir sahneye dönüştürür.

Kum Saati 1984’te, Son İstanbul ve Sahtiyan 1985’te yayımlandı. Bu erken dönem öykülerde şehir hayatı, yalnızlık, aşkın yıpranması, kimlik arayışı ve geçmişin kişiler üzerindeki baskısı ele alındı.

Cenk Hikâyeleri 1986’da yayımlandı. Kitapta destan, halk hikâyesi, masal, savaş anlatısı ve aile trajedisi özellikleri bir araya getirildi.

Cenk Hikâyeleri’ndeki kişiler çoğunlukla kendilerinden önce belirlenmiş törelerin ve erkeklik kurallarının içine doğar. Baba ile oğul, iktidar ile itaat, avcı ile av ve topluluk ile birey arasındaki çatışmalar öne çıkar.

Kitaptaki şiddet yalnızca fiziksel eylemlerden oluşmaz. Oğulların babalara benzemeye zorlanması, kadınların aileler arasında değişim aracına dönüştürülmesi ve kişilerin kendi hayatlarını seçememesi de şiddetin parçalarıdır.

Kırk Oda 1987’de yayımlandı. Kitap Mungan’ın masalları, mitleri, klasik edebiyatı, tiyatroyu ve sinemayı çağdaş hayatın sorunlarıyla buluşturan uzun süreli Kırk Oda tasarısının ilk kitabı oldu.

Kırk Oda’da Yedi Cücesi Olmayan Bir Pamuk Prenses, Boyacıköy’de Kanlı Bir Aşk Cinayeti, Stelyanos Hrisopulos Gemisi, Zamanımızın Bir Külkedisi, Makas, Hedda Gabler Diye Bir Kadın, Yüzyıllık Uyuyan Güzel, Aşkın Gözyaşları ya da Rapunzel ile Avare ve Tutkunun Veronica Voss’u adlı dokuz öykü yer aldı.

Kitabın adı, masallarda kahramanın açması yasaklanan kırkıncı oda motifinden gelir. Anahtar kahramana verilir ancak kapının açılması yasaklanır. Merak, bilme arzusu ve özgürleşme isteği sonunda yasağın çiğnenmesine yol açar.

Mungan bu motifi yazarlığın ve okurluğun simgesine dönüştürdü. Kapıyı açmak, kişiye öğretilen hikâyenin arkasında saklanan iktidar ilişkilerini, korkuları ve arzuları görmeyi ifade eder.

Kırk Oda’daki masal kahramanları, çocuklara anlatılan metinlerdeki değişmez rollerini korumaz. Pamuk Prenses, Külkedisi, Uyuyan Güzel ve Rapunzel gibi kadın karakterler çağdaş dünyanın yalnızlığı, aile baskısı, güzellik ölçütleri, aşk beklentileri ve toplumsal cinsiyet kuralları içinde yeniden kurulur.

Masallarda kurtuluş çoğunlukla prensin gelmesine, doğru evliliğin yapılmasına veya kadının güzelliğinin tanınmasına bağlıdır. Mungan’ın öyküleri bu vaatlerin çağdaş hayatta gerçekten kurtuluş sağlayıp sağlamadığını sorgular.

Yedi Cücesi Olmayan Bir Pamuk Prenses başlığı, bilinen masalın koruyucu çevresini daha başlangıçta ortadan kaldırır. Kadın karakter, masalın kendisine sağladığı yardımcılar ve güvenli sığınak olmadan çağdaş hayatın içinde bırakılır.

Zamanımızın Bir Külkedisi, sınıfsal yükseliş ve evlilik yoluyla kurtuluş düşüncesini günümüzün tüketim, görünüş ve başarı anlayışıyla karşılaştırır.

Yüzyıllık Uyuyan Güzel’de beklemek, romantik bir uyku olmaktan çıkar. Kadının kendi hayatını başlatacak erkeği beklemesi, zamanın ve kişisel imkânların kaybedilmesine dönüşür.

Aşkın Gözyaşları ya da Rapunzel ile Avare, kapatılma ve kurtarılma motiflerini aşkın bağımlılık, özgürlük ve yalnızlık sorunlarıyla bir araya getirir.

Hedda Gabler Diye Bir Kadın, Henrik Ibsen’in tiyatro kişisini çağdaş anlatının içine taşır. Kadının toplumsal konumu, evlilik, sıkışmışlık, iktidar arzusu ve kendi hayatına yön verme isteği yeniden ele alınır.

Tutkunun Veronica Voss’u, Rainer Werner Fassbinder’in film dünyasıyla ilişki kurar. Sinema karakteri, ün, yaşlanma, arzu, bağımlılık ve geçmişte kalan ihtişam çevresinde edebî anlatıya aktarılır.

Stelyanos Hrisopulos Gemisi başlığı, Sait Faik Abasıyanık’ın aynı adlı öyküsüyle metinlerarası ilişki kurar. Mungan, önceki edebî metni yalnızca anmakla kalmaz; onun hafızasını başka bir dönemin ve anlatıcının bakışıyla yeniden açar.

Boyacıköy’de Kanlı Bir Aşk Cinayeti, masal dünyasından çok İstanbul’un modern ve hüzünlü şehir hayatına yönelir. Telefon kulübesi, deniz, sokak, terk edilme ve iletişimsizlik gibi unsurlar aşkın şehirdeki kırılganlığını görünür hâle getirir.

Makas’ta kesme eylemi ayrılık, beden, kimlik ve geri dönüşü olmayan kararlarla ilişkilendirilir. Gündelik bir nesne, kişinin hayatındaki bağları koparan simgesel araca dönüşür.

Kırk Oda, masalları sade biçimde güncelleyen bir uyarlama kitabı değildir. Masalın öğrettiği kadınlık, erkeklik, güzellik, evlilik, itaat ve mutluluk modellerinin hangi toplumsal düzenleri koruduğunu araştırır.

Kitap Haldun Taner Öykü Ödülü’ne değer görüldü.

Mungan, Kırk Oda’yı tek kitapla tamamlanmış bir çalışma olarak düşünmedi. Masal, mit, tiyatro, sinema ve edebiyat karakterlerini yeniden kurduğu toplam kırk öykülük geniş bir dizi tasarladı.

Dizinin ikinci kitabı Üç Aynalı Kırk Oda 1999’da, üçüncü kitabı Yedi Kapılı Kırk Oda 2007’de, dördüncü kitabı Dokuz Anahtarlı Kırk Oda 2017’de yayımlandı.

Dizideki “oda”, “ayna”, “kapı” ve “anahtar” kavramları okuma, kendini tanıma, yasak bilgiye ulaşma ve farklı hayat ihtimallerini görme süreçlerini temsil eder.

Mungan, dizinin kırk öyküye ulaşacak son kitabını Son Oda adıyla tasarladı.

Lal Masallar 1989’da yayımlandı. Kitap, masal ve sözlü anlatı biçimlerini kullanmasına rağmen çocuk kitabı olarak hazırlanmadı.

Lal Masallar’da sesi bastırılmış, hikâyesi başkaları tarafından anlatılmış veya konuşma hakkı elinden alınmış kişilere yöneldi. “Lal” sözcüğü hem konuşamama hâlini hem de dilin gerisinde kalan acıyı çağrıştırdı.

Masalların kalıplaşmış başlangıç ve bitiş düzenleri bozuldu. Mutlu sona ulaşmak yerine şiddetin, aile düzeninin ve tarihsel eşitsizliklerin sürekliliği gösterildi.

Eski 45’likler ve Yaz Sinemaları 1989’da, Mırıldandıklarım 1990’da yayımlandı.

Bu şiir kitaplarında popüler müzik, eski plaklar, yazlık sinemalar, şehir hayatı, geçmiş aşklar, gençlik, hatırlama ve kayıp duygusu öne çıktı.

Mungan, yüksek edebiyatla popüler kültür arasında kesin bir sınır kurmadı. Şarkılar, sinema sahneleri, afişler, melodramlar ve gündelik eşyalar kişisel tarihin taşıyıcıları hâline geldi.

Yaz Geçer Eylül 1992’de yayımlandı. Kitap, Mungan’ın 1986-1992 yılları arasında yazdığı, üç bölümde düzenlenmiş farklı uzunluklardaki on şiirden oluştu.

Yaz, kitapta yalnızca sıcaklık, tatil ve mutluluk mevsimi değildir. Geçicilik, ayrılık, gençliğin sona ermesi, bedenin değişmesi ve geride bırakılan ilişkilerle bağlantılıdır.

Kitabın adı iki anlamı birlikte taşır. Yaz mevsimi geçer; aynı zamanda yazmak, kelimeler ve şiir, yaşanan acının içinden geçebilmek için kişiye bir yol açar.

Yaz Geçer’in en çok tanınan şiirlerinden Yalnız Bir Opera, uzun ve anlatısal yapısıyla aşkın ardından kalan kişisel yıkımı, geçmişe dönük konuşmaları ve yalnızlığı işler.

Şiirin “opera” biçimi, tek kişinin yaşadığı ayrılığı büyük bir sahne olayına dönüştürür. Anlatıcı yalnızdır ancak zihninde eski sevgili, geçmiş görüntüler, şehirler, şarkılar ve farklı zamanlar birlikte konuşur.

Yalnızlık, yalnızca sevgilinin yokluğu değildir. Kişinin yaşadığı ilişkiyi artık karşı tarafla paylaşamaması ve ortak geçmişin tek tanığı hâline gelmesidir.

Yalnız Bir Opera’da şiir ile hikâye, iç konuşma ile sahne monoloğu ve kişisel itiraf ile kültürel gönderme iç içe geçer.

Yaz Geçer’de deniz, yazlık mekânlar, odalar, trenler, yolculuklar, eski eşyalar ve fotoğraflar belleği harekete geçiren simgelerdir.

Sandık Odası’nda geçmişten kalan eşyaların saklandığı mekân, unutulduğu sanılan ilişkilerin ve kayıp zamanın toplandığı zihinsel bir odaya dönüşür.

Kitaptaki şiirler yalnızca yaşanmış aşkları anlatmaz. Aşkın nasıl hatırlandığını, kişilerin kendi geçmişlerini hangi sözlerle yeniden kurduğunu ve ayrılıktan sonra kendileri hakkında nasıl bir hikâye oluşturduklarını araştırır.

Mungan’ın şiir kişisi çoğu zaman ayrılığın ardından konuşur. Olay sona ermiş, sevgili gitmiş ve geriye şiir yazabilecek ölçüde mesafe kalmıştır.

Bu mesafe duyguyu bütünüyle yatıştırmaz. Şiir, geçmişi denetim altına alma girişimiyle geçmiş tarafından yeniden ele geçirilme tehlikesi arasında kurulur.

Yaz Geçer’de tekrarlar, ses benzerlikleri, nakaratlar ve uzun cümleler şiire müzikal bir yapı kazandırır.

Tiyatro ve şarkı sözü deneyimi, şiirlerin yüksek sesle okunmaya elverişli ritminde hissedilir. Bazı şiirler sayfada okunan metin kadar sahnede söylenebilecek monologlara yaklaşır.

Yaz Geçer, Mungan’ın Metis Yayınlarından çıkan ilk kitabı oldu. Zaman içinde yazarın en çok okunan şiir kitaplarından biri hâline geldi.

Mezopotamya Üçlemesi’nin son oyunu Geyikler Lanetler de 1992’de yayımlandı.

Geyikler Lanetler, Mahmud ile Yezida ve Taziye’de ele alınan aile, kan, töre, aşk ve şiddet ilişkilerini daha geniş bir mitolojik ve tarihsel yapıya taşıdı.

Oyunda farklı kuşaklar, zamanlar ve anlatı düzeyleri iç içe geçti. Ailenin geçmişte işlediği suçlar, yeni kuşakların kaderi olarak geri döndü.

Orman, mağara, geyik, kan, rüya, kül ve daire gibi imgeler oyunun mitolojik düzenini oluşturdu.

Mahmud ile Yezida, Taziye ve Geyikler Lanetler daha sonra Mezopotamya Üçlemesi başlığı altında tek ciltte bir araya getirildi.

Mungan’ın tiyatrosunda yerel kültür yalnızca dekor veya egzotik malzeme değildir. Aile yapısını, cinsiyet rollerini, toplumsal belleği ve iktidarın nasıl sürdürüldüğünü belirleyen bir sistemdir.

Bir Garip Orhan Veli 1993’te yayımlandı. Mungan bu oyunda Orhan Veli Kanık’ın şiirlerinden hareketle tek kişilik bir sahne metni hazırladı.

Farklı şiirleri seçip sıralayarak şairin yaşamına, İstanbul’una, aşklarına, mizahına ve ölümüne uzanan yeni bir dramatik bütünlük kurdu.

Oda, Poster ve Şeylerin Kederi ile Omayra da 1993’te yayımlandı.

Kaf Dağının Önü ve Metal 1994’te çıktı. Kaf Dağının Önü, masallardaki erişilmez uzaklığı çağdaş insanın önünde bulunan psikolojik ve toplumsal engellerle ilişkilendirdi.

Mungan, 1995’e kadar farklı türlerde ürettiği metinlerden yaptığı geniş seçkiyi Murathan ’95 adıyla yayımladı. Kitap şiir, öykü, oyun, deneme, günlük, şarkı sözü ve otobiyografik parçaları bir araya getiren retrospektif bir çalışma oldu.

Li Rojhilatê Dilê Min / Kalbimin Doğusunda 1996’da Türkçe ve Kürtçe çift dilli olarak yayımlandı. Kitap, şiirlerinin Kürtçeye çevrilmiş örneklerini bir araya getirdi.

Paranın Cinleri 1997’de yayımlandı. Otobiyografik özellikler taşıyan anlatılarda aile, sınıf, çocukluk, para ve kişisel bağımsızlık sorunlarını ele aldı.

Para, yalnızca ekonomik değişim aracı olarak değil; aile içindeki sevginin, gücün, borcun, aşağılanmanın ve özgürlüğün ölçülmesini sağlayan bir yapı olarak işlendi.

Dört Kişilik Bahçe 1997’de yayımlandı. Aynı anlatı malzemesinin uzun öykü, film senaryosu ve radyo oyunu olarak yeniden yazılmış biçimlerini içerdi.

Kitap, olayın aynı kalması durumunda bile anlatıcı, zaman, görüntü, ses, sahne ve okur ya da seyirciyle kurulan ilişkinin türlere göre nasıl değiştiğini gösterdi.

Üç Aynalı Kırk Oda 1999’da yayımlandı. Ayna motifi, karakterlerin kendileriyle karşılaşmalarını, kimliklerini başkalarının bakışında kurmalarını ve aynı hayatın farklı yüzlerini görmelerini sağladı.

Mungan, 2000 öncesinde yayımladığı şiir kitaplarını 13+1 başlıklı geniş toplamda bir araya getirdi.

Erkekler İçin Divan 2001’de yayımlandı. Kitapta erkeklik, aşk, beden, arzu, kırılganlık ve toplumsal roller divan şiirinin düzeniyle çağdaş şiirin dili arasında yeniden ele alındı.

Yüksek Topuklar 2002’de yayımlandı. Roman, kadınlık, toplumsal başarı, görünüş, sınıf ve gündelik hayat üzerine kuruldu.

Başkahraman Nermin’in küçük bir kız çocuğuyla geçirdiği günler, yetişkinlerin kadınlık, güzellik, annelik, başarı ve bağımsızlık üzerine kurdukları düşünceleri sorgulamasına yol açtı.

Romanın kadın anlatıcısı, kadınlara yönelik toplumsal baskıyı eleştirirken kendi sınıfsal konumunun, önyargılarının ve başka kadınlara yönelttiği sert yargıların da taşıyıcısıdır.

Mungan, 2002’de 7 Mühür’ü yayımladı. Yedi öykünün ayrı kitapçıklar hâlinde bir kutuda sunulması, kitabın fiziksel tasarımını anlatının bir parçasına dönüştürdü.

Çador 2004’te yayımlandı. Roman, uzun süre sonra ülkesine dönen Akhbar’ın ailesini ve geçmişini aramasını konu aldı.

Savaş, dinî baskı ve siyasal dönüşüm sonucunda kadınların çadorların arkasında görünmezleştiği bir toplum anlatıldı.

Akhbar’ın tanıdığı kadınları yüzlerinden ayırt edememesi, bireysel kimliğin toplumsal baskı tarafından silinmesini görünür hâle getirdi.

Mungan, farklı yazarların ortaklaşa kaleme aldığı Beşpeşe romanında yer aldı. Romanın bölümleri Celil Oker, Elif Şafak, Murathan Mungan, Faruk Ulay ve Pınar Kür tarafından sırayla yazıldı.

Şarkı sözlerini Söz Vermiş Şarkılar başlığı altında topladı. Şiirleri ve sözleri Yeni Türkü, Sezen Aksu, Candan Erçetin, Zuhal Olcay ve farklı yorumcular tarafından seslendirildi.

Şarkı sözü yazarlığında şiirdeki yoğun imgeyi müziğin süresi, nakaratı ve ses yapısıyla uyumlu hâle getirdi. Ayrılık, terk edilme, geçmiş zaman ve değişen ilişkiler bu metinlerde de öne çıktı.

Büyümenin Türkçe Tarihi 2007’de yayımlandı. Mungan’ın hazırladığı seçkide farklı yazarlar, çocukluk ve gençlik dönemlerinde kendilerini etkileyen edebî metinler üzerine yazdı.

Yedi Kapılı Kırk Oda aynı yıl yayımlandı. Kırk Oda tasarısı masal, mit, tragedya, roman ve sinema karakterleriyle kurulan yeni metinlerarası ilişkilerle sürdü.

Kadından Kentler 2008’de yayımlandı. Kitaptaki öyküler farklı kentlerde yaşayan kadınların hayatlarına, yalnızlıklarına, aile ilişkilerine ve toplumsal sınırlarına yöneldi.

Kentler yalnızca olayların geçtiği yerler değildir. Kadınların hareket imkânlarını, toplumsal rollerini, geçmişlerini ve gelecek beklentilerini belirleyen yapılar hâline geldi.

Eldivenler, Hikâyeler 2009’da yayımlandı. Eldiven, maske, giysi ve eşya gibi nesneler karakterlerin sakladıkları kimlikleri, korunma isteklerini ve başkalarıyla kurdukları mesafeyi taşıdı.

Şairin Romanı 2011’de yayımlandı. Mungan, şiirin toplum hayatının merkezinde bulunduğu Anakara adlı kurmaca bir dünya oluşturdu.

Roman, bir yandan şiir, şairlik, sözlü aktarım, yolculuk ve ustalık üzerine düşünürken diğer yandan cinayet soruşturması ve fantastik dünya anlatısı kurdu.

Şairler şiirlerini yalnızca yazan kişiler değildir. Kentler arasında dolaşan, şiiri sesle aktaran, toplumsal hafızayı koruyan ve iktidarla ilişki kuran kültürel figürlerdir.

Kibrit Çöpleri de 2011’de yayımlandı. Çok kısa anlatılardan oluşan kitapta küçük bir an, nesne veya cümle geniş bir hayatın kırılma noktasını taşıdı.

Mungan, 2012’de Erdal Öz Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü.

Aynı yıl hazırladığı Bir Dersim Hikâyesi seçkisinde farklı yazarların Dersim’in tarihsel ve toplumsal belleğine ilişkin öykülerini bir araya getirdi.

Harita Metod Defteri 2015’te yayımlandı. Otobiyografik anlatıda Mardin’deki çocukluğunu, ailesini, okul hayatını, evleri, eşyaları ve kişisel yaralarını ayrıntılı biçimde ele aldı.

Çocukluk, yalnızca geçmişte kalmış mutlu bir dönem olarak sunulmadı. Aile sırlarının, suskunlukların, sınıfsal farkların ve yetişkinlikte etkisini sürdüren duygusal yaraların oluştuğu alan olarak işlendi.

Küre: Poetika Yazıları 2016’da yayımlandı. Kitapta şiir, öykü, roman, yazarlık disiplini, edebî gelenek, türler ve kendi çalışma yöntemi üzerine yazılarını bir araya getirdi.

Dokuz Anahtarlı Kırk Oda 2017’de yayımlandı. Dizi, masal ve mit kahramanlarının çağdaş kimlik, iktidar, aile ve arzu ilişkileri içinde yeniden yazılmasıyla sürdü.

Çağ Geçitleri 2019’da, Hamamname 2020’de yayımlandı. Hamamname’de hamam; beden, mahremiyet, toplumsal sınıf, cinsellik, erkeklik ve tarihsel hafıza açısından ele alındı.

Aile Albümü, Devam Ağacı ve Erkekler Yalnızlıklar 2021’de yayımlandı. Bu kitaplarda aile, kişisel geçmiş, erkeklik ve yalnızlık Mungan’ın uzun yıllara yayılan eserleri arasından oluşturulan yeni bağlamlarla ele alındı.

Işığına Tavşan Olduğum Filmler 2022’de yayımlandı. Mungan, sinemayla kurduğu ilişkiyi, kendisini etkileyen filmleri, yönetmenleri, oyuncuları ve sahneleri yazarlık deneyimiyle birlikte değerlendirdi.

995 km 2023’te yayımlandı. Roman, 1990’lı yılların politik şiddet ortamında işlenen bir cinayet çevresinde gelişti.

Failin Türkiye’nin güneydoğusundan batısına doğru yaptığı yolculuk, faili meçhul cinayetler, devlet içindeki yasadışı yapılanmalar ve toplumsal hafıza üzerine polisiye bir anlatıya dönüştü.

Otelde Bulunmuş Kitap ve Şiirin Eşya Deposu 2024’te; gençlik... gençlik... ile ley hatları 2025’te yayımlandı.

Masa Mikrofonu 2026’da yayımlanan kitapları arasına katıldı.

Murathan Mungan’ın üretimi şiir, öykü, roman ve tiyatroyla sınırlı kalmadı. Radyo oyunu, film senaryosu, şarkı sözü, otobiyografik anlatı, poetika, kültür yazısı ve tematik seçkiler hazırladı.

Eserlerini tek tek ve birbirinden bağımsız kitaplar olarak görmedi. Yıllara yayılan metinler arasında karakter, motif, eşya, masal, mekân ve anlatım biçimi bağlantıları kurdu.

Mungan’ın edebiyatında Mardin ile İstanbul, sözlü kültür ile modern şehir, masal ile sinema, yerel anlatı ile dünya edebiyatı, kişisel hafıza ile toplumsal tarih sürekli karşılaşır.

Aşk, eserlerinde bireyi tamamlayan güvenli bir çözüm değildir. Kişinin kendisiyle, geçmişiyle, bedeniyle ve toplumsal rollerle karşılaşmasına yol açan dönüştürücü ve çoğu zaman yaralayıcı bir deneyimdir.

Kadınlık ve erkeklik doğal ve değişmez kimlikler olarak değil, aile, toplum, gelenek, sınıf ve kültürel anlatılar tarafından öğretilen roller olarak ele alınır.

Masal, Mungan için geçmişten alınan değişmez bir hikâye değil; çağın iktidar ilişkilerini, arzularını ve korkularını açığa çıkarmak için sürekli yeniden yazılabilecek bir yapıdır.

Murathan Mungan, şiir, tiyatro, öykü, roman ve farklı anlatı biçimleri arasında kurduğu ilişkilerle çağdaş Türk edebiyatının en kapsamlı ve türlerarası üretimlerinden birini oluşturmuştur.

#MurathanMungan #KırkOda #YazGeçer #YalnızBirOpera #MezopotamyaÜçlemesi #MahmudİleYezida #Taziye #GeyiklerLanetler #Masal #Metinlerarasılık #TürkŞiiri #TürkÖykücülüğü