Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 31-03-1967
Doğum yeri İstanbul

Murat Gülsoy, 31 Mart 1967’de İstanbul’da doğdu. Annesi Selma Hanım, babası elektrik teknisyeni Turan Gülsoy’du.

İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. Kabataş Erkek Lisesinde okuduğu yıllarda edebiyatla ilgilenmeye, öykü ve denemeler yazmaya başladı.

İlk yazıları 1983 ve 1984 yıllarında Somut dergisinde yayımlandı. Henüz lise öğrencisiyken başlayan bu dönem, edebiyatı yalnızca okunan bir alan değil, içinde üretim yapılabilecek bir dünya olarak görmesini sağladı.

1984’te Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümüne girdi. Üniversite yıllarında mühendislik eğitiminin yanında psikoloji, felsefe, sinema ve modern edebiyatla ilgilendi.

John Fowles, J. D. Salinger, Jorge Luis Borges, Franz Kafka ve George Orwell gibi yazarların eserlerini okudu. Türk edebiyatında özellikle Oğuz Atay’ın yapıtları, Gülsoy’un kurmaca anlayışının şekillenmesinde belirleyici oldu.

Oğuz Atay’ın ironi, oyun, metinlerarasılık ve kendisini sorgulayan anlatıcıya dayanan edebiyatı, Gülsoy’a çağdaş insanın bölünmüş bilincinin Türkçede farklı anlatım biçimleriyle kurulabileceğini gösterdi.

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümünden 1989’da mezun oldu. Mühendislik eğitiminin ardından insan zihni, algı ve bilinç süreçlerine yöneldi.

Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümünde yüksek lisans yaptı. İnsan yüzlerinin algılanması sırasında oluşan uyarılmış beyin potansiyelleri üzerine deneysel bir tez hazırlayarak 1992’de yüksek lisansını tamamladı.

Psikoloji çalışmasında insan yüzünün algılanması, görsel uyaranların beyinde işlenmesi ve zihinsel süreçlerin ölçülebilir yönleri üzerinde çalıştı.

Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bünyesindeki Biyomedikal Mühendisliği Programında doktora yaptı. Biyomedikal mühendisliği, mühendislik yöntemlerinin tıp, biyoloji ve sağlık bilimlerine uygulanmasına dayanan disiplinlerarası bir alandı.

Doktora çalışmasında cerrahi lazer sistemleri ve lazerlerin tıptaki uygulamaları üzerinde yoğunlaştı. Doktora derecesini 2000 yılında aldı.

1993’te Boğaziçi Üniversitesinde akademik çalışmaya başladı. Üniversitenin Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsünde öğretim üyesi olarak görev yaptı.

Biyofotonik laboratuvarlarının kurulmasına öncülük etti. Lazer ışığının biyolojik dokularla etkileşimi, cerrahi lazer sistemleri, lazerle doku birleştirme ve ışığın tıbbi tanı ve tedavide kullanılması üzerine araştırmalar yürüttü.

Bilimsel çalışmalarında deney, ölçüm, sistem tasarımı ve doğrulanabilir sonuçlar öne çıkarken edebî üretiminde belirsizlik, öznel algı, parçalanmış bilinç ve gerçekliğin farklı kişiler tarafından farklı biçimlerde kurulması üzerinde durdu.

Mühendislik ve psikoloji eğitimi, edebî eserlerinin doğrudan konusu değildir. Bununla birlikte insan zihninin çalışma biçimi, algının yanılabilirliği, bellek, benlik ve gerçeklik sorunları roman ve öykülerinin temel meseleleri arasında yer aldı.

1989 veya 1990 yıllarında kaleme aldığı Akla Ziyan Hikâye adlı öyküsüyle Yunus Nadi Öykü Yarışması’nda üçüncülük kazandı. Öykü kitaplaşmadı ancak Gülsoy’un edebiyat çevrelerinde tanınmaya başlamasında etkili oldu.

1992’de Selçuk Akman, Nazlı Ökten ve arkadaşlarıyla birlikte Hayalet Gemi adlı edebiyat dergisini çıkarmaya başladı. Dergi 2002’ye kadar yayımlandı.

Hayalet Gemi, geleneksel edebiyat dergilerinden farklı olarak öykü, deneme, çizgi, görsel anlatı, popüler kültür, sinema, fantastik edebiyat ve deneysel metinlere birlikte yer verdi.

Gülsoy’un yayımlanan ilk öykülerinden Requiem, 1992’de Hayalet Gemi’de çıktı. Dergide öykü ve denemelerinin yanında yazının yapısı, kurmaca, simgeler ve farklı sanat dalları üzerine metinler yayımladı.

Hayalet Gemi çevresi, yazarlığı tek başına yürütülen bir faaliyet olmaktan çıkararak ortak okuma, tartışma, editörlük ve dergi hazırlama sürecine dönüştürdü.

Derginin görsel tasarıma ve metinler arası ilişkilere açık yapısı, Gülsoy’un daha sonra hipermetin, resimli anlatı ve parçalı roman biçimlerinde yaptığı denemelerin gelişmesine katkıda bulundu.

1995-2002 yılları arasında Açık Radyo’da Hayalet Gemi, Simgeler Sözlüğü ve Ubor Metenga gibi kültür ve edebiyat programlarının hazırlanmasında görev aldı.

Ubor Metenga programında öyküler farklı açılardan çözümleniyor, anlatıcı, karakter, yapı, simge ve dil özellikleri üzerine konuşuluyordu. Program, daha sonra Ayfer Tunç’la gerçekleştireceği Diyaloglar buluşmalarının ilk örneklerinden biri oldu.

Gülsoy, elektronik yayıncılığın Türkiye’de henüz yaygınlaşmadığı dönemde altkitap.com projesinde yer aldı. İnternet üzerinden ücretsiz kitap yayımlayan platformda editörlük yaptı ve genç yazarların eserlerinin okura ulaşmasına katkı sağladı.

Belki de Gerçekten İstiyorsun adlı öykü kitabını 2000’de altkitap.com üzerinden elektronik kitap olarak yayımladı. Eser, basılı yayın ile dijital yayın arasındaki sınırların tartışıldığı erken dönem Türkçe elektronik kitap örneklerinden biri oldu.

İlk basılı kitabı Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul 1999’da yayımlandı. Kitaptaki öykülerde modern şehir insanının yalnızlığı, iletişimsizliği, başarısızlıkları ve kendisini bir başkasının gözünde kurma çabası ele alındı.

Öykülerde anlatıcı ile yazar, gerçek kişiyle kurmaca karakter ve yaşanan olayla yazılan metin arasındaki sınırlar sık sık belirsizleşir.

Kitabın adındaki “herkesin kendisiyle meşgul olması”, kişilerin başkalarına yöneliyor görünürken aslında kendi korkuları, arzuları ve zihinsel kurguları içinde yaşamalarını ifade eder.

Gülsoy, ilk kitabından itibaren okura tamamlanmış ve değişmez bir gerçeklik sunmak yerine metnin nasıl kurulduğunu gösteren oyunlardan yararlandı.

Bu Kitabı Çalın 2000’de yayımlandı. Kitap birbirinden bağımsız görünen ancak gerçeklik, kurmaca, oyun ve yazar-okur ilişkisi çevresinde birleşen öykülerden oluştu.

Öykülerde gündelik hayattan başlayan olaylar giderek fantastik, tekinsiz veya gerçeküstü durumlara dönüşür. Okur bir noktadan sonra anlatılanların karakterin yaşadığı olaylar mı, zihinsel yanılsamalar mı yoksa yazılmakta olan bir metnin parçaları mı olduğundan emin olamaz.

Gülsoy, yalnızca olayın sonucuyla ilgilenmez. Hikâyenin kimin tarafından, hangi amaçla ve hangi araçlarla anlatıldığını da öykünün konusu hâline getirir.

Bu Kitabı Çalın, 2001 Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görüldü. Ödül, Gülsoy’un çağdaş Türk öykücülüğündeki yerinin geniş bir okur ve eleştirmen çevresi tarafından tanınmasını sağladı.

Âlemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler 2002’de yayımlandı. Eserde birbirine açılan öyküler, alternatif gerçeklikler, zihinsel bölünmeler ve metinler arasında hareket eden karakterler yer aldı.

Kitabın “âlemlerin sürekliliği” düşüncesi, gerçek dünya ile kurmaca dünyanın kesin sınırlarla ayrılmadığını; bir anlatının başka bir anlatının, bir hayatın başka bir ihtimalin içinde devam edebileceğini gösterir.

Binbir Gece Mektupları 2003’te yayımlandı. Kitap adını Binbir Gece Masalları’nın hikâye içinde hikâye kuran yapısından aldı.

Mektup, günlük, itiraf ve anlatı parçalarının bir araya geldiği öykülerde düş ile gerçek, geçmiş ile şimdi ve yaşayanlarla ölüler arasındaki sınırlar bulanıklaştırıldı.

Gülsoy’un ilk romanı Bu Filmin Kötü Adamı Benim 2004’te yayımlandı. Romanın merkezinde başarısızlık duygusu yaşayan, yazarlıkla uğraşan ve hayatındaki kişilere karşı farklı roller oynayan Önder bulunur.

Önder, Gaye ve İzzet’le kurduğu ilişkiler üzerinden kendi geçmişiyle, babasıyla, evliliğiyle ve erkeklik anlayışıyla yüzleşir.

Roman, insanın kendi hayatında başrolü oynadığını düşünürken bir başkasının hikâyesinde “kötü adam” hâline gelebileceği düşüncesini işler.

Sinema dili, sahne, rol, senaryo ve karakter kavramları romanın yapısında kullanılır. Kişiler yalnızca hayatlarını yaşamaz; kendilerine ve başkalarına uygun gördükleri rolleri oynamaya çalışırlar.

Bu Filmin Kötü Adamı Benim, 2004 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı.

Aynı yıl Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık yayımlandı. Kitap, Gülsoy’un yaratıcı yazarlık dersleri, okuma deneyimleri ve kurmaca üzerine düşüncelerinden oluştu.

Büyübozumu’nda olay örgüsü, karakter, anlatıcı, bakış açısı, zaman, mekân, diyalog, ayrıntı, yeniden yazma ve okurla kurulan ilişki gibi temel kurmaca unsurları ele alındı.

Kitap, yazarlığı yalnızca doğuştan gelen ve açıklanamaz bir yetenek olarak değerlendirmez. Okuma, çalışma, deneme, eleştiri alma ve metni yeniden yazma süreçlerinin önemini vurgular.

“Büyüyü bozmak”, edebiyatın etkisini ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Okuru etkileyen anlatının hangi seçimler ve tekniklerle kurulduğunu görünür hâle getirmek anlamını taşır.

Gülsoy, kitapta değişmez reçeteler sunmaz. Kuralları, yazarın belirli bir etki oluşturmak için kullanabileceği ancak metnin gerektirdiği durumlarda ihlal edebileceği araçlar olarak değerlendirir.

Bu An’ı Daha Önce Yaşamıştım 2004’te yayımlandı. Kitaptaki öyküler bellek yanılsamaları, tekrar duygusu, rüyalar, işaretler ve insanın kendi zihninden kuşku duyması çevresinde gelişti.

Bu kitaptaki bazı metinler daha sonra yeniden yazıldı ve yeni öykülerle birlikte Tanrı Beni Görüyor mu? adı altında 2010’da yayımlandı.

Sevgilinin Geciken Ölümü 2005’te yayımlandı. Roman, geçirdiği kaza sonrasında bitkisel hayata giren Serap ile eşi Cem’in ilişkisini merkezine aldı.

Cem, bedenen yaşayan ancak kendisiyle iletişim kuramayan eşinin yanında aşk, sadakat, suçluluk, ölüm ve zaman kavramlarıyla yüzleşir.

Roman, ölümün yalnızca biyolojik bir son olup olmadığını; bilinç, bellek ve karşılıklı iletişim ortadan kalktığında bir ilişkinin sürüp sürmediğini sorgular.

Kâbuslar 2006’da elektronik ortamda yayımlandı. Gülsoy’un kendi görsel düzenlemeleriyle hazırladığı eser, metin ile görüntü arasındaki ilişkiyi araştıran deneysel anlatılardan oluştu.

İstanbul’da Bir Merhamet Haftası 2007’de yayımlandı. Roman, Alman ressam Max Ernst’in Une semaine de bonté adlı kolaj romanından hareketle kuruldu.

Romanda görünmeyen bir düzenleyici, yedi kişiye haftanın her günü için ayrı bir resim verir ve resimlerin uyandırdığı çağrışımları yazmalarını ister.

Yedi kişinin yedi gün boyunca hazırladığı metinler, toplam kırk dokuz ayrı parçadan oluşan çok sesli bir romana dönüşür.

Karakterler aynı görsellere bakmalarına rağmen farklı hikâyeler, hatıralar, korkular ve arzular üretir. Böylece görmenin nesnel bir işlem olmadığı, kişinin geçmişi ve ruhsal durumu tarafından biçimlendirildiği gösterilir.

Romanın görünmeyen düzenleyicisi, parçaları seçip sıralayan bir editör veya yazar gibi davranır. Okur da parçalar arasındaki bağlantıları kurarak romanın oluşumuna katılır.

Bize Kuş Dili Öğretildi, daha önce yayımlanan bir anlatının Sercan Şengül’ün çizimleriyle yeniden düzenlenmesiyle oluştu. Eser, metinle çizginin birlikte anlam ürettiği resimli anlatı biçiminde yayımlandı.

602. Gece: Kendini Fark Eden Hikâye 2009’da yayımlandı. Kitap adını Jorge Luis Borges’in Binbir Gece Masalları hakkındaki bir yorumundan aldı.

Borges’e göre Şehrazat’ın kendi hikâyesini anlatmaya başladığı gece, anlatı kendi üzerine kapanır ve sonsuz bir yansıma meydana getirir.

Gülsoy bu düşünceden hareketle kendi kurmaca olduğunu fark eden karakterleri, yazarın metne girmesini, anlatı içindeki aynaları ve sonsuza doğru çoğalan hikâyeleri inceledi.

Kitapta modernizm ve postmodernizm arasındaki ilişki tartışıldı. Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk’un eserleri, Türk edebiyatında kendisini sorgulayan ve kendi kuruluşunu görünür kılan anlatılar bakımından ele alındı.

Karanlığın Aynasında 2010’da yayımlandı. Roman, hayatı bir hastasıyla karşılaşmasının ardından değişen bir doktorun zihinsel çözülüşünü, arzularını ve kendisine yabancılaşmasını konu aldı.

Ayna, romanda insanın kendisini tanımasını sağlayan bir araç olmaktan çok, benliğin parçalanmasını ve kişinin kendi görüntüsünden kuşku duymasını sağlayan bir simgeye dönüşür.

Baba, Oğul ve Kutsal Roman 2012’de yayımlandı. Romanın merkezinde yazmakta zorlanan, geçmişiyle ve babasının hatırasıyla hesaplaşan bir yazar bulunur.

Rüyalar, günlük hayat, edebî karakterler ve yazılmakta olan roman iç içe geçer. Anlatıcı, kendi hayatını yazarken yazdığı metnin içinde kaybolmaya başlar.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, Jorge Luis Borges, Franz Kafka, Vladimir Nabokov ve William Shakespeare gibi yazar ve metinlerle ilişkiler kurulur.

Edebî göndermeler yalnızca kültürel bilgi göstergesi değildir. Anlatıcının kendi hayatını başkalarının metinleri aracılığıyla anlamaya çalışmasının parçalarıdır.

Romanın adındaki baba, oğul ve kutsal roman üçlemesi, dinî bir formülü dönüştürerek yazarlık, miras ve otorite ilişkisini sorgular.

Baba, Oğul ve Kutsal Roman, 2013 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü.

Nisyan 2013’te yayımlandı. “Nisyan” unutma anlamına gelir. Roman, belleğini giderek kaybeden yaşlı bir yazarın son eserini yazma çabasını konu alır.

Gülsoy, romanın parçalarını internet günlüğünde yaklaşık yüz gün boyunca yayımladı. Daha sonra metinleri yeniden düzenleyerek kitap bütünlüğüne dönüştürdü.

Yaşlı anlatıcının belleği zayıfladıkça romanın zamanı, mekânı ve kişileri de belirsizleşir. Okur, unutmanın yalnızca anlatılan bir konu değil, metnin yapısını değiştiren bir süreç olduğunu görür.

Romanın kısa parçaları, kesintiler, tekrarlar ve eksilmeler, zihnin çözülmesini biçimsel olarak yeniden üretir.

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde 2014’te yayımlandı. Roman, Türk babayla Fransız annenin oğlu olan gazeteci Fuat Chausson’un 1908-1909 yıllarında İstanbul’dan Paris’teki arkadaşına yazdığı mektuplar biçiminde kuruldu.

Fuat Chausson, 19. yüzyıl Osmanlı aydını Beşir Fuat’ın kurmaca oğludur. Tarihsel bir kişiliğin yaşamındaki boşluk, hayalî bir karakter ve mektuplar aracılığıyla genişletilir.

Roman II. Meşrutiyet, siyasal çatışmalar, Batılılaşma, basın hayatı, sınıfsal eşitsizlikler ve İstanbul’un çok kültürlü yapısı çevresinde gelişir.

Fuat hem Fransız hem Osmanlı dünyasına ait olduğunu düşünür ancak iki çevrede de bütünüyle kabul edilmez. Kimlik sorunu, Doğu ile Batı arasındaki soyut bir tartışmadan çok karakterin bedeni, dili, ailesi ve toplumsal konumu üzerinden işlenir.

Mektup biçimi, Fuat’ın olayları kendi bakış açısından aktarmasını sağlar. Aynı zamanda okur, anlatıcının eksik bilgilerini, önyargılarını ve kendisini kandırdığı noktaları fark etmek zorunda kalır.

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, 2014 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet 2016’da yayımlandı. Romanın merkezinde yalnız yaşayan Mirat ve ölmüş insanların zihinlerini yaşayan kişilere aktaran Janus adlı şirket bulunur.

Mirat, yalnızlıktan kurtulmak amacıyla hayatını kaybetmiş bir kişinin zihnini kendi zihnine kabul eder. Ancak ikinci bir bilincin varlığı, yalnızlığı sona erdirmek yerine benliğin sınırlarını daha da belirsizleştirir.

Roman bilimkurguya yaklaşan düşüncesini psikolojik ve fantastik bir anlatımla geliştirir. Bellek, kişilik, beden, ölüm ve başkasının zihnine erişme arzusu sorgulanır.

Jorge Luis Borges, Gérard de Nerval, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay gibi yazarlarla kurulan metinler arası ilişkiler, romanın farklı bilinçlerin aynı zihinde yaşaması düşüncesini edebiyat tarihine doğru genişletir.

Türkiye Hikâyelerini Anlatıyor 2017’de yayımlandı. Kitap, Açık Radyo ile Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezinin ortak projesi kapsamında hazırlanan radyo hikâyelerinden oluştu.

Proje, farklı toplumsal kesimlerin deneyimlerini ve Türkiye’nin yakın dönemindeki değişimleri sesli anlatı biçiminde görünür kılmayı amaçladı.

Öyle Güzel Bir Yer ki 2017’de yayımlandı. Roman, fırtınalı bir gecede Kerem’in eskici dükkânında bir araya gelen eski lise arkadaşlarının geçmişe doğru çıktıkları karanlık yolculuğu anlatır.

Dükkândaki eski eşyalar, karakterlerin kişisel hatıralarıyla Türkiye’nin toplumsal değişimi arasında bağlantı kurar.

Roman, geçmişin geride kalmış ve değişmez bir alan olmadığını; insanların bugünkü hayatlarını açıklamak için geçmişi sürekli yeniden kurduklarını gösterir.

Ve Ateş Bizi Tüketiyor 2019’da yayımlandı. İsmi verilmeyen anlatıcı, bir kış gecesi ortadan kaybolan yaşlı komşusunu aramak için yaşadığı semtin sokaklarına çıkar.

Başlangıçta sıradan görünen arama, giderek zamanın ve mekânın bozulduğu tekinsiz bir yolculuğa dönüşür.

Anlatıcı, eski otomobillerden üniversite dehlizlerine, karanlık sergilerden açık hava sinemalarına ve yer altı yapılarından geçmişin bastırılmış hatıralarına ilerler.

Aradığı komşunun hayatıyla kendi geçmişinin birbirine bağlandığını fark eder. Dışarıdaki kayıp kişiyi arama süreci, anlatıcının kendi benliğinin unutulmuş parçalarını aradığı içsel bir yolculuğa dönüşür.

Belirsiz Bir Anın Kıyısında 2021’de yayımlandı. Yedi öyküden oluşan kitapta ölüm anı, bellek, yapay varlıklar, geri dönen ölüler, uyku, korku ve gerçekliğin bozulması ele alındı.

Öyküler gündelik hayatın tanıdık ayrıntılarıyla başlar; küçük bir sapma sonucunda gerçeküstü ve tekinsiz bir dünyaya açılır.

Gülsoy, 2003’ten itibaren Boğaziçi Üniversitesi başta olmak üzere farklı kurumlarda yaratıcı yazarlık dersleri ve atölyeleri yürüttü.

Atölyelerde yalnızca yazma tekniklerini anlatmadı. Katılımcıların metinlerinin birlikte okunması, eleştirilmesi, farklı anlatım ihtimallerinin tartışılması ve yeniden yazılması üzerinde durdu.

2004-2021 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevinin yayın kurulu başkanlığını yaptı. Akademik ve kültürel kitapların seçimi, hazırlanması ve yayımlanması süreçlerinde görev aldı.

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezinin kuruluş çalışmalarına katıldı. 2015-2023 yılları arasında merkezin müdürlüğünü yürüttü.

Merkez bünyesinde Nâzım Hikmet’in eserleri, modern Türk şiiri, edebiyat, kültür tarihi ve sanat üzerine konferans, sergi, yayın ve arşiv projeleri gerçekleştirildi.

Gülsoy, Ayfer Tunç’la birlikte 2013’ten itibaren Diyaloglar başlığı altında halka açık edebiyat konuşmaları düzenlemeye başladı.

Diyaloglar’ın geçmişinde Açık Radyo’da yapılan Ubor Metenga programı ile Aynalı Geçit’te gerçekleştirilen kitap konuşmaları bulunuyordu.

Etkinlikler daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi bünyesinde, Saint-Michel Fransız Lisesinde ve Boğaziçi Üniversitesinin salonlarında sürdürüldü.

Her buluşmada önceden belirlenen bir yazar ve eser ele alındı. Ayfer Tunç ile Murat Gülsoy kitabın anlatıcısını, karakterlerini, tarihsel bağlamını, dilini, yapısını, çevirisini ve okurda oluşturduğu etkileri farklı açılardan tartıştı.

Konuşmalar bir akademik bildiri düzeninde hazırlanmadı. İki yazarın aynı kitaba ilişkin ortaklıklarını, ayrılıklarını ve okuma sırasında geliştirdikleri soruları görünür kılan canlı bir tartışma biçimi oluşturuldu.

Bu etkinliklerden seçilen on konuşma, video kayıtlarından hareketle Mevsim Yenice tarafından yayına hazırlandı ve Diyaloglar: Dünya Edebiyatı Üzerine adıyla 2022’de yayımlandı.

Kitap, Murat Gülsoy’un tek başına yazdığı bir inceleme değildir. Ayfer Tunç’la gerçekleştirdiği sözlü edebiyat konuşmalarının düzenlenmiş ortak metnidir.

Diyaloglar’da Roberto Bolaño’nun Uzak Yıldız, Guillermo Rosales’in Felaketzedeler Evi, Thomas Bernhard’ın Beton ve Sâdık Hidâyet’in Kör Baykuş adlı eserleri ele alındı.

Kitapta ayrıca Dag Solstad’ın Mahcubiyet ve Haysiyet, Sophie Mackintosh’un Su Kürü, Han Kang’ın Vejetaryen, Erlend Loe’nun Doppler, Jack London’ın Kızıl Veba ve Carlos María Domínguez’in Kâğıt Ev adlı yapıtları üzerine konuşmalar yer aldı.

Uzak Yıldız üzerine yapılan konuşmada sanat, faşizm, şiddet ve sanatçının ahlaki sorumluluğu tartışılır. Bolaño’nun Şili diktatörlüğünün şiddetini polisiye ve parçalı anlatı yöntemleriyle nasıl kurduğu değerlendirilir.

Felaketzedeler Evi, Küba’dan sürgün edilen bir yazarın Miami’deki yoksullar ve toplum dışına itilmiş kişiler arasındaki yaşamını anlatır. Diyalog, akıl hastalığı, sürgün, yoksulluk ve edebî tanıklık meselelerine açılır.

Beton’da Thomas Bernhard’ın tekrarlar, uzun cümleler, öfke, başarısızlık ve kendi kendisini sabote eden anlatıcı üzerinden kurduğu edebiyat incelenir.

Kör Baykuş, güvenilmez anlatıcı, karabasan, ölüm arzusu, tekrar eden imgeler ve Doğu-Batı karşılaşması bakımından ele alınır.

Mahcubiyet ve Haysiyet, bir öğretmenin sınıfta yaşadığı kırılma üzerinden bireyin saygınlığını, utancını ve edebiyatın gündelik hayatla bağını tartışmaya açar.

Su Kürü’nde kadın bedeni, erkek şiddeti, kapalı topluluk, korku ve koruma adı altında kurulan baskı düzeni üzerinde durulur.

Vejetaryen, yemek yemeyi reddeden bir kadının bedeni üzerindeki ailevi ve toplumsal denetime karşı çıkışı üzerinden okunur. Beden, arzu, şiddet, dönüşüm ve sessizlik kavramları tartışılır.

Doppler, modern şehir hayatını terk ederek ormanda yaşamaya başlayan bir adam üzerinden uygarlık, aile, tüketim ve özgürlük arzusunu sorgular.

Kızıl Veba, salgın sonrasında çöken uygarlığı, bilginin kaybını ve toplumun yeniden ilkel hiyerarşiler üretmesini konu alan erken dönem kıyamet sonrası anlatısı olarak incelenir.

Kâğıt Ev, kitap tutkusu, okuma, koleksiyonculuk ve edebiyatla hayat arasındaki sınırların ortadan kalkması üzerinden değerlendirilir.

Diyaloglar, dünya edebiyatının tamamını kapsayan kronolojik bir tarih değildir. Farklı ülkelerden seçilmiş on eser üzerinden yakın okuma, karşılaştırma ve edebî tartışma örneği sunar.

Kitabın temel yöntemi, tek bir otoriter yorum vermek yerine aynı metnin iki yazar tarafından farklı biçimlerde okunabileceğini göstermektir.

Ressam Vasıf’ın Gizli Aşklar Tarihi 2023’te yayımlandı. Roman, Vasıf Ekrem Yelda adlı kurmaca bir ressamın genç bir gazeteciye anlattığı hayat hikâyesi biçiminde kuruldu.

Vasıf ve ailesi kurmaca olmakla birlikte romanda karşılaştığı Feyhaman Duran, Nazmi Ziya, İbrahim Çallı, Fikret Mualla, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Aliye Berger ve Adalet Cimcoz gibi sanatçılar tarihsel kişiliklerdir.

Gülsoy, kurmaca bir sanatçıyı gerçek Türk resim tarihinin içine yerleştirerek tarihsel belgeyle hayal gücü arasındaki sınırı araştırdı.

Roman, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden 1960’lara uzanan toplumsal ve kültürel değişimi bir ressamın hayatı, aşkları, başarısızlıkları ve tanıklıkları üzerinden anlatır.

Nehir söyleşi biçimi, ressamın kendi hayatını yaşlılık döneminde yeniden yorumlamasına imkân verir. Okur anlatıcının hatırladıkları kadar sakladıklarını ve değiştirdiklerini de değerlendirmek zorunda kalır.

Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün 2024’te yayımlandı. Eser, kısa ve birbirine bağlanan parçalar aracılığıyla insanlığın felaketler, salgınlar, teknolojik dönüşümler ve ekolojik yıkım sonrasındaki muhtemel durumlarını ele aldı.

Roman, öykü, küçürek anlatı, bilimkurgu, fantastik edebiyat ve düzyazı şiir arasında hareket eden türlerarası bir yapı kurdu.

İnsanla insan dışı varlıklar, doğayla teknoloji, geçmişle gelecek arasındaki sınırlar belirsizleşti. Kıyamet, yalnızca tek bir büyük felaket değil; uzun süredir devam eden toplumsal, ekolojik ve zihinsel çözülmelerin sonucu olarak sunuldu.

Murat Gülsoy’un eserleri İngilizce, Fransızca, Almanca, Çince, Japonca, Arapça, Rumence, Bulgarca, Makedonca ve farklı dillere çevrildi.

1993-2023 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesinde sürdürdüğü akademik görevinin ardından yazarlık, yaratıcı yazarlık eğitimi, edebiyat konuşmaları ve kültür-sanat çalışmalarına devam etti.

Bilimsel araştırma, öykü, roman, edebiyat incelemesi, dijital yayıncılık, radyo, görsel anlatı ve yaratıcı yazarlık eğitimini bir arada sürdüren Gülsoy, çağdaş Türk edebiyatında kurmacanın yapısını sürekli sınayan yazarlar arasında yer aldı.

Eserlerini birleştiren temel mesele, insanın içinde yaşadığı gerçekliğin ne kadarının dış dünyaya, ne kadarının bellek, arzu, korku, anlatı ve başkalarının bakışına ait olduğudur.

#MuratGülsoy #Diyaloglar #DünyaEdebiyatı #HayaletGemi #YaratıcıYazarlık #Metakurmaca #PostmodernRoman #ModernTürkEdebiyatı #Öykü #Roman #Büyübozumu #GölgelerVeHayallerŞehrinde