Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 25-12-1955
Doğum yeri İstanbul

Murat Gökhan Bardakçı, 25 Aralık 1955’te İstanbul’da doğdu. Babası gazeteci ve yazar İlhan Bardakçı, annesi Nemika Bardakçı’ydı. Dedesi Cemal Bardakçı, Millî Mücadele döneminde görev almış, farklı illerde valilik yapmış idareci ve yazarlardandı.

Çocukluk yıllarında tarih, eski yazı, musiki ve arşiv malzemesiyle aile çevresi aracılığıyla tanıştı. Babasının gazeteciliği ve dedesinin Osmanlı’nın son dönemiyle Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına uzanan yaşamı, yakın tarih konularına ilgisinin erken yaşlarda gelişmesinde etkili oldu.

İlk ve ortaöğreniminin ardından Ankara Atatürk Lisesinden mezun oldu. Ankara Üniversitesinde ekonomi öğrenimi gördü ve 1978’de mezun oldu.

Ekonomi alanında meslek hayatı kurmadı. Gazetecilik, tarih araştırmaları, Türk musikisi, eski yazılı kaynaklar ve özel arşivler üzerinde çalışmaya yöneldi.

Musiki eğitimine tamburî ve hekim Selâhaddin Tanur’dan tambur ve eser meşk ederek başladı. Tanur’dan yazılı icazet aldı.

Ekrem Karadeniz’le Türk musikisi teorisi, ses sistemi ve nazariyat tarihi üzerine çalıştı. Fahire Fersan ve Vecdi Seyhun’dan 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında gelişen operetler, fanteziler ve dönemin unutulmaya başlayan musiki biçimleri hakkında bilgi edindi.

Şarkiyatçı Abdülbaki Gölpınarlı’nın birikiminden klasik kaynaklar, eski metinler, tasavvuf tarihi ve araştırma yöntemleri konusunda yararlandı.

Musiki çalışmalarını yalnızca icrayla sınırlamadı. Türk ve İslam musikisinin tarihiyle ilgili yazma ve basma kitaplar, nota defterleri, fotoğraflar, taş plaklar, ses kayıtları, filmler, mektuplar ve özel belgeler toplamaya başladı.

Ebced ve Hamparsum nota sistemleri başta olmak üzere tarihî musiki yazılarını inceledi. Osmanlı Türkçesiyle yazılmış belgeleri, eski nota defterlerini ve farklı alfabelerdeki musiki kaynaklarını okuyabilmesi, araştırmalarının temel araçlarından biri oldu.

Zamanla Türk musikisi tarihi, Osmanlı hanedanı, İttihat ve Terakki dönemi, Birinci Dünya Savaşı, Millî Mücadele ve erken Cumhuriyet yılları üzerine geniş bir özel arşiv oluşturdu.

Gazetecilik yaşamında muhabirlik, dış haberler, köşe yazarlığı, yayın danışmanlığı, dergi yayıncılığı ve televizyon programcılığı yaptı.

1980’li yıllarda Milliyet ve Hürriyet gazeteleri adına Ortadoğu’da görev aldı. Tahran, Beyrut ve Kahire’de muhabir olarak bulundu; bölgedeki savaşları, siyasal gelişmeleri ve toplumsal değişimleri izledi.

Ortadoğu muhabirliği, tarihsel belgelerin yalnızca geçmişe ait metinler olmadığını; siyasal çatışmalar, devlet kurumları, propaganda, kişisel tanıklıklar ve farklı anlatılar arasında değerlendirilmesi gerektiğini görmesini sağladı.

Hürriyet gazetesinde uzun yıllar tarih konulu yazılar yayımladı. Hazırladığı haftalık tarih sayfalarında arşiv belgeleri, mektuplar, fotoğraflar, hatıralar ve yakın tarihin tartışmalı olaylarını geniş okur kitlesine sundu.

Hürriyet Tarih dergisinin hazırlanmasında görev aldı. Gazete ve dergi sayfalarında akademik çevrelerin dışında kalan okurların eski belgelerle, tarihî kişiliklerle ve Osmanlı Türkçesi metinlerle karşılaşmasına katkıda bulundu.

Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra bir süre Sabah gazetesinde çalıştı. Daha sonra Habertürk’e geçti ve tarih, siyaset, kültür, musiki, arşiv belgeleri ve güncel tartışmalar üzerine köşe yazıları kaleme aldı.

Gazetecilik metinlerinde çoğu zaman bir belge, mektup, fotoğraf veya arşiv kaydından hareket etti. Belgenin çevriyazısını veya günümüz Türkçesindeki karşılığını verdikten sonra olayın tarihsel arka planını açıkladı.

Televizyon alanında Osmanlı hanedanının sürgün yıllarını konu alan Son Osmanlılar belgeselini hazırladı. Dört bölümden oluşan yapımda sürgündeki hanedan mensuplarının hayatları, aile hatıraları ve tarihî görüntüler kullanıldı.

2008’de Tarihin Arka Odası programını hazırlamaya ve sunmaya başladı. Program önce Kanal 1’de, daha sonra Habertürk TV’de yayımlandı.

Erhan Afyoncu’nun sürekli katılımcılarından olduğu programda Nurhan Atasoy, Pelin Batu, Ayşe Karasu, İnci Çayırlı ve farklı alanlardan araştırmacılar çeşitli dönemlerde yer aldı.

Tarihin Arka Odası, önceden kesin sürelerle sınırlandırılmış kısa televizyon tartışmalarından farklı olarak saatler süren yayınlarıyla tanındı. Osmanlı tarihi, Cumhuriyet tarihi, diplomasi, sanat, mimari, musiki, saray hayatı ve tarih yazımı gibi başlıklar ele alındı.

Bardakçı programda zaman zaman tambur çaldı, eski musiki kayıtları dinletti, tarihî belgeler gösterdi ve Osmanlı Türkçesi metinleri okuyarak açıkladı. Böylece tarih anlatımıyla musiki icrasını ve belge tanıtımını aynı yayın biçiminde bir araya getirdi.

Kendisini akademik unvanlarla tanımlamak yerine gazeteci olarak nitelendirdi. Tarih çalışmalarındaki temel yöntemi, üniversite bünyesinde sürdürülen akademik kariyerden çok gazetecilik, şahsi arşiv oluşturma, belge toplama, ailelerle görüşme ve özel evraka ulaşma üzerine kuruldu.

Bardakçı’nın ilk dönem kitaplarının önemli bölümü Türk musikisi tarihine ilişkindir. Maragalı Abdülkadir 1986’da yayımlandı.

Eserde 14. ve 15. yüzyıllarda yaşayan besteci, icracı ve musiki nazariyatçısı Abdülkadir-i Merâgî’nin hayatı, bulunduğu saray çevreleri, musiki teorisine ilişkin kitapları ve besteleri ele alındı.

Abdülkadir-i Merâgî’nin Celayirli ve Timurlu saraylarındaki yaşamı, Semerkant, Herat, Bağdat ve çevresindeki faaliyetleri, dönemin hükümdarlarıyla ilişkileri ve musiki nazariyatına yaptığı katkılar incelendi.

Kitapta Merâgî’nin eserlerinin yazma nüshaları, makam ve usul kavramları, eski nota işaretleri ve kendisine atfedilen besteler üzerinde duruldu. Böylece biyografi ile musiki nazariyatı incelemesi bir araya getirildi.

Fener Beyleri’ne Türk Şarkıları’nda Osmanlı dönemindeki Türk ve Rum musiki çevreleri arasındaki etkileşimi ele aldı. Fenerli Rum musikişinasların Türk musikisi repertuvarına, nazariyatına ve nota sistemlerine katkılarını inceledi.

Eser, Türk musikisiyle Bizans ve Rum Ortodoks musiki çevreleri arasındaki ilişkinin yalnızca karşıtlık üzerinden değil, ortak icra ortamları ve kültürel alışveriş üzerinden değerlendirilmesini amaçladı.

Refik Bey: Refik Fersan ve Hatıraları 1995’te yayımlandı. Kitapta tamburî ve besteci Refik Fersan’ın hayatı, hatıraları, musiki çevresi ve eserleri anlatıldı.

Refik Fersan’ın saray musikisi geleneğiyle Cumhuriyet dönemindeki radyo, konser ve eğitim kurumları arasında kurduğu bağ, Türk musikisinin modernleşme süreci içinde ele alındı.

Sultanî Besteler’de Osmanlı Devleti’nin son padişahı VI. Mehmed Vahideddin’in bestelediği eserleri yayımladı. Vahideddin’in siyasî kişiliğinin yanında besteciliği ve musiki eğitimi üzerinde durdu.

Ahmed Oğlu Şükrullah: Şükrullah’ın Risalesi ve 15. Yüzyıl Şark Musikisi Nazariyatı adlı çalışmasında 15. yüzyıla ait musiki risalesini inceleyerek dönemin makam, usul, ses sistemi ve çalgı anlayışına ilişkin bilgileri değerlendirdi.

Bardakçı’nın musiki kitaplarında besteci biyografisi, yazma eser incelemesi, nota çevriyazısı, hatırat yayını ve repertuvar araştırması iç içe geçer.

Bu çalışmalarda yalnızca bestelerin adları sıralanmaz. Musikinin aktarıldığı meşk çevreleri, saraylar, tekkeler, konaklar, radyolar, plak şirketleri ve özel toplantılar da tarihsel yapının parçaları olarak ele alınır.

Son Osmanlılar: Osmanlı Hanedanının Sürgün ve Miras Öyküsü 1991’de yayımlandı. Bardakçı bu kitap için Türkiye, Avrupa, Ortadoğu ve Amerika’ya dağılmış Osmanlı hanedanı mensuplarıyla görüşmeler yaptı.

Kitap, halifeliğin kaldırılmasının ardından Mart 1924’te Türkiye dışına çıkarılan hanedan üyelerinin sürgün hayatlarını konu aldı.

Hanedan mensuplarının ülkeden ayrılmaları, vatandaşlıklarını kaybetmeleri, mal varlıklarının tasfiyesi, farklı ülkelere yerleşmeleri, geçim sıkıntıları, evlilikleri, aile içi ilişkileri ve Türkiye’ye dönüş süreçleri anlatıldı.

Eserin kaynakları arasında hanedan üyeleriyle yapılan görüşmeler, aile arşivleri, mektuplar, fotoğraflar, resmî kayıtlar ve kişisel hatıralar yer aldı.

Son Osmanlılar, hanedan tarihini padişahların saltanat yıllarıyla bitirmez. Osmanlı ailesinin devletin ortadan kalkmasından sonra yaşadığı yaklaşık yarım yüzyıllık dönemi tarihsel anlatının içine alır.

Hanedan kadınlarının 1952’den, erkek mensuplarının ise 1974’ten itibaren Türkiye’ye dönebilmeleri, sürgünün kadınlar ve erkekler açısından farklı sürelerde sona ermesi üzerinden açıklandı.

Bardakçı’nın en çok tanınan eserlerinden Şahbaba ilk kez 1998’de yayımlandı. Kitabın tam adı Şahbaba: Osmanoğulları’nın Son Hükümdarı VI. Mehmed Vahideddin’in Hayatı, Hatıraları ve Özel Mektupları’dır.

“Şahbaba”, Sultan Vahideddin’in torunlarının kendisine hitap ederken kullandıkları aile içi addır. Kitabın başlığı, hükümdarı yalnızca devletin son padişahı olarak değil, ailesinin merkezindeki baba ve dede figürü olarak da ele alacağını gösterir.

Eser, VI. Mehmed Vahideddin’in çocukluğundan şehzadeliğine, tahta çıkışından Mondros Mütarekesi sonrasındaki işgal dönemine, Millî Mücadele yıllarından İstanbul’dan ayrılışına ve sürgündeki ölümüne kadar uzanır.

Bardakçı, padişahın ailesi tarafından muhafaza edilen özel arşivinden yararlandı. Vahideddin’in mektupları, yarım kalmış hatıraları, aile yazışmaları, fotoğrafları ve yakın çevresine ait belgeler kitabın temel kaynakları arasındadır.

Vahideddin’in Millî Mücadele karşısındaki tutumu, İstanbul Hükûmetiyle Ankara arasındaki çatışma, saltanatın kaldırılması ve 17 Kasım 1922’de İstanbul’dan ayrılması kitabın siyasî merkezini oluşturur.

Kitapta Vahideddin’in Türkiye’den ayrılışını nasıl yorumladığına geniş yer verilir. Padişahın kendi metinlerinde kullandığı “hicret” açıklaması, kaçış, zorunlu ayrılık ve siyasî tasfiye tartışmalarıyla birlikte aktarılır.

Şahbaba yalnızca Vahideddin’in devlet kararlarını anlatmaz. Eşleri, çocukları, damatları, torunları, saray çevresi ve sürgünde yanında bulunan kişiler de anlatının parçasıdır.

Sabiha Sultan, Ulviye Sultan, Neslişah Sultan ve hanedanın diğer mensuplarının hayatları üzerinden padişahın aile ilişkileri ve sürgünün gündelik sonuçları gösterilir.

Vahideddin’in Hicaz, Mısır, İtalya ve San Remo’daki yılları; maddi sıkıntıları, siyasî girişimleri, mektuplaşmaları ve eski Osmanlı topraklarındaki gelişmeleri izleme çabası ele alınır.

1926’da San Remo’da ölmesinin ardından cenazesinin borçlar nedeniyle bir süre kaldırılamaması ve daha sonra Şam’a götürülerek Sultan Selim Camii haziresine defnedilmesi, kitabın son bölümünü oluşturur.

Eser, biyografiyle belge yayınını bir araya getirir. Bardakçı olayları anlatırken mektupların, hatıraların, resmî metinlerin ve aile belgelerinin uzun bölümlerini okura sunar.

Kitapta fotoğraflar, soy ağaçları, belge tıpkıbasımları ve Vahideddin’e ait musiki notaları da yer alır. İlk baskı 679 sayfadan oluşur ve ayrıntılı bir bibliyografya içerir.

Şahbaba’nın yayımlanması, Vahideddin hakkındaki tartışmalara hükümdarın ve ailesinin özel arşivini dâhil etti. Böylece son padişahın kendi kararlarını ve yaşadıklarını nasıl açıkladığı geniş okur kitlesi tarafından görülebilir hâle geldi.

Bardakçı, yakın tarihin diğer önemli kişiliklerine ait özel arşivler üzerinde de çalıştı. Mahmud Şevket Paşa’nın Sadaret Günlüğü’nde 1913 yılında sadrazamlık yapan Mahmud Şevket Paşa’nın günlüklerini yayıma hazırladı.

Günlük, Bâbıâli Baskını sonrasındaki hükûmet çalışmalarını, İttihat ve Terakki yöneticileriyle ilişkileri, devlet içindeki çekişmeleri ve Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesine uzanan dönemi içerir.

Talât Paşa’nın Evrak-ı Metrûkesi’nde Talât Paşa’nın ailesi tarafından korunan özel arşivdeki belgeleri yayımladı.

Kitabın temel malzemesi, 1915 tehciri ve Osmanlı Ermeni nüfusuna ilişkin sayısal kayıtlar, şifreli yazışmalar, notlar ve Talât Paşa’nın kişisel belgeleridir.

Eser, uzun süre kamuya açık olmayan özel bir arşivdeki belgeleri araştırmacıların ve okurların kullanımına sunması bakımından önem kazandı.

İttihadçı’nın Sandığı’nda İttihat ve Terakki yöneticilerine ait farklı özel arşivlerden belgeleri bir araya getirdi. Siyasî yazışmalar, şahsi notlar, mülkiyet kayıtları ve Cumhuriyet’in ilk dönemine uzanan bazı kararlar kitapta yayımlandı.

Enver 2015’te yayımlandı. Bardakçı, yaklaşık on yıllık çalışmanın ürünü olan kitapta Enver Paşa’nın hayatını ailesinin özel arşivindeki mektuplar, günlükler, fotoğraflar ve belgeler üzerinden anlattı.

Enver Paşa’nın genç subaylık yılları, Makedonya’daki faaliyetleri, 1908 Devrimi, Trablusgarp ve Balkan savaşları, Harbiye Nazırlığı, Birinci Dünya Savaşı, sürgün yılları ve Orta Asya’da ölümü kitabın kronolojik yapısını oluşturdu.

Eser, Enver Paşa’nın yalnızca askerî ve siyasî faaliyetlerine değil, Naciye Sultan’la evliliğine, aile ilişkilerine, kişisel hedeflerine, korkularına ve sürgündeki yalnızlığına da yer verdi.

Naciyem, Rûhum, Efendim’de Enver Paşa’nın 1918’de Türkiye’den ayrılmasından ölümünden kısa süre öncesine kadar eşi Naciye Sultan’a gönderdiği 417 mektubu yayıma hazırladı.

Bu mektuplar Enver Paşa’nın Almanya, Rusya, Kafkasya ve Orta Asya’daki faaliyetlerinin yanında eşine ve çocuklarına duyduğu özlemi, maddi sıkıntılarını ve siyasî planlarını da yansıtır.

Neslişah: Cumhuriyet Devrinde Bir Osmanlı Prensesi’nde Vahideddin ile son halife Abdülmecid Efendi’nin torunu Neslişah Sultan’ın hayatını anlattı.

Neslişah Sultan’ın Osmanlı hanedanındaki yeri, Mısır kraliyet ailesine girişi, Hür Subaylar hareketinden sonra yaşadığı sürgün ve Türkiye’ye dönüşü, farklı hanedanların 20. yüzyıldaki çözülüşü içinde ele alındı.

Safiye: Safiye Ayla ve Türk Musikisinin Cumhuriyet Dönemi Serüveni 2017’de yayımlandı. Eser, Safiye Ayla’nın biyografisiyle Cumhuriyet dönemindeki Türk musikisi politikalarını, radyo yayıncılığını, plak sektörünü ve konser hayatını bir araya getirdi.

Bardakçı bu kitapta Safiye Ayla’nın özel belgelerinden, fotoğraflarından, mektuplarından ve ses kayıtlarından yararlandı. Sanatçının Mustafa Kemal Atatürk’le ilişkisi, sahne yaşamı ve dönemin musiki çevreleri anlatıldı.

Bir Devlet Operasyonu: 19 Mayıs adlı eserinde Mustafa Kemal Paşa’nın 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrılarak 19 Mayıs’ta Samsun’a ulaşmasıyla sonuçlanan yolculuğu inceledi.

Kitapta Bandırma Vapuru’nun yolcuları, yolculuğun hazırlıkları, güzergâh, askerî ve sivil makamların yazışmaları ile Mustafa Kemal Paşa’ya verilen görev ve yetkiler ele alındı.

Bardakçı, Samsun yolculuğunu yalnızca tek bir kişinin gizlice başlattığı hareket olarak değil; Harbiye, Dahiliye ve Bahriye nezaretleri, Genelkurmay, Sadaret ve saray çevresindeki karar süreçleri içinde değerlendirdi.

“Sizi Serbest Bırakmayı Muvafık Bularak Tatlîk Ettim!” adlı kitabında Mustafa Kemal Paşa ile Latife Hanım’ın evliliğinin sona ermesini, boşanmayla ilgili yazışmalar ve özel belgeler üzerinden ele aldı.

Atatürk’ün Mutfağı 2022’de yayımlandı. Kitabın alt başlığı Mustafa Kemal Atatürk’ün Sofrasında Yenenler, İçilenler, Mutfak Harcamaları ve Personel Masrafları’dır.

Eser, Atatürk’ün sofrasında yapılan siyasî ve kültürel konuşmalardan çok, sofranın arkasındaki mutfak düzenini konu alır.

Çankaya Köşkü, Dolmabahçe Sarayı, Florya Köşkü ve Atatürk’ün kaldığı diğer mekânlardaki mutfakların kuruluşu, işleyişi ve personeli incelenir.

Kitabın belge omurgasını Cumhurbaşkanlığı Arşivinde muhafaza edilen hesap kayıtları oluşturur. 1921’de Mustafa Kemal Paşa’nın Çankaya’ya yerleşmesinden sonraki mutfak ve sofra harcamaları bu evrak üzerinden takip edilir.

Satın alınan yiyecek ve içecekler, mutfak araçları, tabaklar, bardaklar, çatal-bıçak takımları, servis malzemeleri ve diğer eşyalar belgeler aracılığıyla gösterilir.

Aşçılar, sofracılar, hizmetliler ve mutfakta görev yapan diğer personel hakkında bilgiler verilir. Personelin maaşları, işe alınmaları ve görev dağılımları mutfağın kurumsal yapısının parçaları olarak değerlendirilir.

Atatürk’ün özel hesabından karşılanan yeme-içme masraflarıyla devlet tarafından yapılan harcamalar arasındaki ayrım üzerinde durulur.

Faturalar, makbuzlar, satın alma kayıtları, personel ödemeleri ve hesap cetvelleri, Cumhurbaşkanlığı makamının gündelik hayatını ekonomik ve idari ayrıntılarıyla görünür hâle getirir.

Kitap bir yemek tarifi derlemesi değildir. Atatürk’ün sevdiği yemekleri sıralamaktan daha geniş biçimde, devlet başkanlığı konutundaki mutfak ve sofra sisteminin nasıl kurulduğunu araştırır.

Atatürk’ün Mutfağı’nda yemek tarihi, kurum tarihi, maddi kültür, hizmet personeli tarihi ve gündelik yaşam araştırması aynı belge grubu içinde birleşir.

Reddimiras’ta Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Osmanlı geçmişine ait bazı kurumların, binaların ve eşyaların tasfiyesini inceledi.

Yıldız Sarayı’nın bir bölümünün 1926’da kumarhane olarak kullanılması ve Topkapı Sarayı başta olmak üzere hazinelere ait bazı eşyaların 1927’de Fransa’da açık artırmaya çıkarılmak istenmesi kitabın temel olaylarını oluşturdu.

Bardakçı, yeni rejimlerin kendilerinden önceki dönemin sembollerine karşı geliştirdikleri reddetme ve meşruiyet kurma politikalarını Türkiye örneği üzerinden tartıştı.

Makbule’de Mustafa Kemal Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan’ın hayatını, mektuplarını ve daha önce yayımlanmamış hatıralarını ele aldı.

Makbule Hanım’ın aile yaşamı, ağabeyiyle ilişkisi, eşi Mustafa Mecdi Boysan’la evliliği, Atatürk’ün ölümünden sonraki maddi şartları ve yaşamının son dönemi özel belgelerle anlatıldı.

2026’da yayımlanan Peygamber Torununa Mektuplar’da Şerif Muhiddin Targan’ın hayatını ve özel yazışmalarını merkeze aldı. Böylece daha önce musiki tarihi içinde ele aldığı Targan’ı aile, sürgün, sanat ve özel hayat belgeleri üzerinden yeniden değerlendirdi.

Bardakçı’nın kitapları iki büyük araştırma alanında yoğunlaşır. Birinci alan Türk musikisi tarihi, besteciler, icracılar, nazariyat metinleri ve eski nota sistemleridir.

İkinci alan Osmanlı Devleti’nin son dönemiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarıdır. Osmanlı hanedanı, İttihat ve Terakki yöneticileri, Mustafa Kemal Atatürk ve bu kişilerin aileleri bu çalışmaların merkezindedir.

Eserlerinin ortak özelliği, daha önce yayımlanmamış veya geniş okur kitlesi tarafından bilinmeyen özel belgeleri gün ışığına çıkarmasıdır.

Mektuplar, günlükler, hesap defterleri, faturalar, fotoğraflar, hatıralar, soy ağaçları, nota defterleri ve aile arşivleri Bardakçı’nın tarih anlatısında başlıca kaynaklardır.

Gazeteci kimliği, kitaplarının dilini de belirler. Belgeler ayrıntılı biçimde sunulurken olaylar güçlü başlıklar, kişisel hikâyeler, çatışmalar ve gündelik hayat ayrıntıları aracılığıyla anlatılır.

Murat Bardakçı, Temmuz 2026 itibarıyla gazetecilik ve yazarlık faaliyetlerini sürdürmektedir. Yakın tarih belgelerini, özel arşivleri ve Türk musikisi kaynaklarını yayımlayan çalışmalarıyla Türkiye’de belge merkezli popüler tarih yayıncılığının en tanınmış temsilcileri arasında yer alır.

#MuratBardakçı #AtatürkünMutfağı #Şahbaba #TürkMusikisi #OsmanlıHanedanı #SultanVahideddin #YakınTarih #ArşivBelgeleri #BelgeYayıncılığı #TarihinArkaOdası #EnverPaşa #TalâtPaşa