Muharrem Kaşıtoğlu, 1973 yılında Kastamonu’nun Bozkurt ilçesine bağlı Ambarcılar köyünde doğdu. Ailesi 1976 yılında İstanbul’un Beykoz ilçesine taşındı ve çocukluğu Beykoz’da geçti.
İlköğrenimini Beykoz Yenimahalle Mehmet Emin Pulat Konak İlkokulunda, ortaöğrenimini Anadolu Hisarı Ortaokulunda tamamladı. Daha sonra Haydarpaşa Teknik Lisesinden mezun oldu.
Kaşıtoğlu, 1989 yılında kitapçılık ve yayıncılık sektöründe çalışmaya başladı. Henüz genç yaşta girdiği yayın dünyasında kitap satışı, dağıtım, yayın hazırlığı, telif hakları ve yayın yönetimi alanlarında deneyim kazandı.
Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünde lisans eğitimi aldı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Kültürel Miras ve Turizm Bölümünden mezun oldu.
Marmara Üniversitesinde İstanbul Araştırmaları, İstanbul Aydın Üniversitesinde ise Marka Şehirler alanında yüksek lisans eğitimi aldı. Eğitim çalışmalarında şehir kimliği, yerel tarih, kültürel miras, kent markalaşması ve İstanbul’un tarihsel yapısı üzerinde yoğunlaştı.
1998 yılında kurulan Artı Yayın Dağıtım şirketinin kurucuları arasında yer aldı. Bu girişimle kitapların yayınevlerinden kitapçılara ve okurlara ulaştırıldığı dağıtım sürecinde görev üstlendi.
Daha sonra Özyürek, Pozitif, Feniks ve İskele markalarını bünyesinde bulunduran Özyürek Yayın Grubunun ortakları arasına katıldı. Yayın grubunda yayın yönetmeni olarak çalıştı.
Özyürek Yayın Grubu özellikle çocuk kitapları, ilk gençlik edebiyatı, eğitim kitapları, tarih, kültür ve genel okur yayınları alanında faaliyet gösterdi. Kaşıtoğlu’nun yayıncılık deneyimi, çocukların yaş düzeylerine uygun metinlerin hazırlanması ve kültürel bilginin erişilebilir biçimde sunulması konusunda yazarlığını da etkiledi.
Yayıncılık sektöründe telif hakları, korsan yayıncılıkla mücadele, bandrol uygulamaları, yayın dağıtımı ve meslek örgütlenmesi konularında çalıştı. Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonunun kuruluş sürecinde yer aldı; federasyonun yönetim kurulu üyeliği ve saymanlık görevlerinde bulundu.
Yayıncılar Telif Hakları ve Lisanslama Meslek Birliğinde farklı dönemlerde yönetim ve denetim kurulu görevleri üstlendi. 2023-2025 döneminde YAYBİR Denetim Kurulu Başkanlığı yaptı. 2025 yılında gerçekleştirilen genel kurulda birliğin yönetim kurulu üyeliğine seçildi.
Kaşıtoğlu’nun öykü ve şiirleri çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı. İnternet siteleri ve yerel gazetelerde kent kültürü, yayıncılık, siyaset, toplumsal yaşam ve güncel gelişmeler üzerine köşe yazıları kaleme aldı.
Beykozlu Kastamonulular Derneğinin kurucu başkanlığını yaptı. Beykoz Kent Konseyi ve Beykoz Belediye Spor Kulübü gibi yerel kuruluşlarda yöneticilik görevleri üstlendi.
Yerel yönetim alanında Beykoz Belediye Meclisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi üyeliklerinde bulundu. Beykoz Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.
Yerel yönetim çalışmaları sırasında kültürel mirasın korunması, şehir kimliğinin kayıt altına alınması, yayın faaliyetleri ve Beykoz’un kültür envanterinin oluşturulması gibi alanlarla ilgilendi. Kent yönetimiyle yayıncılığın kesiştiği bu çalışmalar, daha sonra kaleme aldığı Beykoz ve İstanbul merkezli eserlerinin temelini oluşturdu.
Kaşıtoğlu’nun bağımsız olarak yayımlanan ilk kitaplarından biri 60’lı Yıllar Hikâye, 70’li Yıllar Terane, 80’li Yıllar Şahane oldu. Eserin ilk baskısı 2006 yılında yayımlandı ve daha sonraki yıllarda farklı yayınevleri tarafından yeniden basıldı.
Kitapta 1960’lardan 1980’lerin sonuna uzanan dönemin gündelik yaşamı, çocukluk hatıraları, sokak oyunları, kullanılan eşyalar, eğlence kültürü, müzik, radyo ve televizyon, mahalle ilişkileri ve değişen tüketim alışkanlıkları ele alındı.
Eser, Türkiye’nin yakın geçmişini siyasal olayların kronolojik bir tarihi olarak anlatmaktan çok, insanların gündelik hayatta karşılaştıkları eşyalar ve alışkanlıklar üzerinden hatırlatır. Dönemin oyuncakları, oyunları, sesleri, mekânları ve toplumsal davranışları kültürel belleğin parçaları hâline getirilir.
Kitabın adı, 1960’lı, 1970’li ve 1980’li yıllar arasında kurulan nostaljik karşılaştırmayı yansıtır. Anlatının merkezinde geçmişin bütünüyle belgelenmesi değil, belirli bir kuşağın çocukluk ve gençlik deneyimlerinin yeniden canlandırılması bulunur.
Beykozlu Edebiyatçılarımız ve Edebiyatımızda Beykoz 2009 yılında yayımlandı. Kaşıtoğlu bu çalışmada Beykoz’da yaşamış veya eserlerinde Beykoz’a yer vermiş yazarları, şairleri, gezginleri ve kültür insanlarını bir araya getirdi.
Kitapta Evliya Çelebi’den Ahmet Mithat Efendi’ye, Halide Edip Adıvar’dan Yahya Kemal Beyatlı’ya, Orhan Veli Kanık’tan Salah Birsel’e kadar farklı dönemlerden edebiyatçıların Beykoz’la kurdukları bağlar ele alındı.
Beykoz’un yalıları, köyleri, koruları, sahilleri, tepeleri, sokakları ve tarihî yapılarının şiir, hikâye, roman, gezi yazısı ve hatıra metinlerinde nasıl anlatıldığı araştırıldı.
Eser, yalnızca Beykoz’da doğmuş yazarların biyografilerinden oluşmaz. İlçenin Türk edebiyatındaki temsillerini de inceleyerek bir yerleşim bölgesinin edebî belleğini ortaya çıkarmayı amaçlar.
Beykozlu Edebiyatçılarımız ve Edebiyatımızda Beykoz, yerel tarih ile edebiyat tarihini bir araya getiren bir derleme ve inceleme çalışmasıdır. İlçeyi yalnızca coğrafi veya idari bir alan olarak değil, farklı yazarların metinlerinde yeniden kurulan kültürel bir mekân olarak değerlendirir.
Kader Gür ve Sinan Kavrak’la birlikte hazırladığı Yazmış Bulunduk 2009 yılının sonunda yayımlandı. Kitap, yazarların gazete ve dergilerde yayımlanan yazılarından hareketle yakın dönemde yaşanan siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeleri ele aldı.
Eserde medya, toplumsal değişim, güncel siyaset, tarihsel olayların yorumlanması ve kamuoyunun oluşumu gibi konulara yer verildi. Kitabın çıkış noktası, gazete ve dergilerde yayımlanan düşünce yazılarının kitaplaştırılarak daha kalıcı bir kayıt hâline getirilmesidir.
Kaşıtoğlu, 2018 yılından itibaren çocuklara İstanbul’u tanıtmayı amaçlayan İstanbul’u Okuyorum dizisini yayımlamaya başladı. Dizinin ilk kitabı Beykoz Masalı oldu.
Beykoz Masalı’nda ailesini kaybeden yavru bir martının yolu Beykoz’a düşer. Yavru martıya yaşlı ve bilge bir martı rehberlik eder. İki karakter, Beykoz’un farklı bölgelerinde ilerlerken ilçenin tarihini, doğasını ve kültürel mirasını keşfeder.
Anadolu Feneri, Anadolu Kavağı, Paşabahçe, Kanlıca, Göksu ve Polonezköy gibi yerler masalın yolculuk durakları hâline gelir. Ahmet Mithat Efendi ve Orhan Veli gibi Beykoz’la ilişkili edebiyatçılar da anlatının kültürel çerçevesine dâhil edilir.
Kitapta gerçek tarihî ve coğrafi bilgiler, hayvan kahramanların yaşadığı fantastik bir maceranın içine yerleştirilir. Böylece çocuk okurun ilçeyi bir ders kitabındaki bilgi sıralamasıyla değil, yolculuk ve keşif duygusu içinde tanıması amaçlanır.
Dizinin ikinci kitabı Üsküdar Masalı 2018 yılında yayımlandı. Fatih Masalı ve Eyüpsultan Masalı 2019’da, Beyoğlu Masalı ve Beşiktaş Masalı ise 2020’de okurla buluştu.
Altı kitapta Beykoz, Üsküdar, Fatih, Eyüpsultan, Beyoğlu ve Beşiktaş ilçeleri kendi tarihî yapıları, kültürel kimlikleri ve simgesel mekânları üzerinden anlatıldı.
Her kitapta ilçenin kimliğiyle ilişkilendirilen hayvan anlatıcılar veya fantastik karakterler kullanıldı. Çocuk kahramanlar ve hayvanlar camiler, kiliseler, yalılar, köşkler, kuleler, çeşmeler, parklar, meydanlar ve tarihî sokaklar arasında yolculuk yaptı.
İstanbul’u Okuyorum kitapları, şehir rehberi ile çocuk masalı arasında kurulan melez bir yapıya sahiptir. Tarihî bilgiler, doğrudan açıklama bölümlerinin yanı sıra karakterlerin konuşmaları, karşılaştıkları kişiler ve yaşadıkları olaylar aracılığıyla verilir.
Dizinin altı kitabı daha sonra Masallarla İstanbul adıyla bir set hâlinde yayımlandı. 2025 yılında metinler İstanbul Masalları başlığı altında ciltli ve resimli tek kitapta toplandı.
İstanbul Masalları’nda İstanbul, yalnızca olayların geçtiği arka plan değildir. İlçeleri, tarihî yapıları, doğal alanları ve kültürel kişilikleriyle anlatının temel karakterlerinden birine dönüşür.
Kaşıtoğlu’nun tarihî roman türündeki Şehit Şerife Bacı: İstiklal Yolunda Kahraman Bir Türk Kadını adlı eseri ilk kez 2023 yılında yayımlandı ve sonraki yıllarda yeni baskılar yaptı.
Roman, Millî Mücadele sırasında İnebolu’dan Ankara’ya cephane taşıyan kağnı kollarında görev alan Şerife Bacı’nın hayatı çevresinde şekillenir.
Eserde Şerife Bacı’nın köy yaşamı, ailesi, cephede savaşan askerlerle kurduğu manevi bağ, kağnı kafilesine katılması ve ağır kış şartları altında cephane taşıması anlatılır.
Şerife Bacı’nın bebeğini ve taşıdığı cephaneyi soğuktan korumaya çalışırken donarak hayatını kaybetmesi, romanın tarihsel ve duygusal merkezini oluşturur.
Kaşıtoğlu, Şerife Bacı’nın yaşamına ilişkin tarihsel bilgileri romanın gerektirdiği diyaloglar, karakter ilişkileri, iç konuşmalar ve ayrıntılı sahnelerle genişletir. Bu nedenle eser doğrudan bir belge yayını veya akademik biyografi değil, tarihsel bir kişilikten hareketle oluşturulmuş tarihî romandır.
Roman yalnızca Şerife Bacı’nın bireysel fedakârlığını değil, Millî Mücadele yıllarında Anadolu kadınlarının cephe gerisinde üstlendikleri görevleri de görünür kılmayı amaçlar.
Kadınların cephane taşıması, yiyecek ve giyecek hazırlaması, yaralıların bakımını üstlenmesi ve savaş şartlarında aile yaşamını sürdürmesi, eserin toplumsal çerçevesini oluşturur.
Kaşıtoğlu’nun Türk Mitolojisi adlı kitabı Mayıs 2026’da yayımlandı. Yazarın on birinci kitabı olarak tanıtılan eser, Türklerin İslamiyet öncesinden günümüze uzanan mitolojik anlatılarını genel okura tanıtmayı amaçladı.
Kitapta yaratılış anlatıları, Tengricilik, gök ve yer altı tasavvurları, şamanlık, doğa kültleri, kutsal hayvanlar, koruyucu ruhlar, destanlar ve mitolojik kahramanlar ele alındı.
Ülgen iyilik, gök ve yaratıcı güçle; Erlik karanlık, ölüm ve yer altı dünyasıyla ilişkilendirilerek anlatıldı. Umay Ana’nın çocukları ve anneleri koruyan niteliği, Bozkurt’un yol gösterici ve soy kurucu simgesel konumu üzerinde duruldu.
Yaratılış Destanı, Oğuz Kağan anlatısı ve Türk topluluklarının kökenlerine ilişkin farklı söylenceler kitabın temel başlıkları arasında yer aldı.
Kaşıtoğlu, mitolojiyi geçmişte kalmış olağanüstü hikâyelerin toplamı olarak değil, toplumun doğa, ölüm, doğum, iktidar, aile, savaş ve kutsallık anlayışını biçimlendiren kültürel bir sistem olarak ele aldı.
Kitapta Tengricilikten İslamiyet sonrasındaki kültürel dönüşümlere uzanan geniş bir dönem incelendi. Eski inanç unsurlarının destanlarda, halk anlatılarında, geleneklerde, simgelerde ve gündelik uygulamalarda geçirdiği değişimler üzerinde duruldu.
Türk Mitolojisi soru-cevap düzeniyle hazırlanmıştır. Bu yapı, mitoloji konusunda ön bilgisi bulunmayan okurların bağımsız başlıklar üzerinden ilerleyebilmesini ve temel kavramlara doğrudan ulaşabilmesini sağlar.
Eserin amacı yeni mitolojik belgeler yayımlamak veya eski Türkçe metinlerin filolojik çözümlemesini yapmak değildir. Farklı dönem ve topluluklara ait anlatıları seçerek genel okura yönelik bir kültür tarihi çerçevesinde bir araya getirir.
Kaşıtoğlu’nun yazarlığı yayıncılık, kent kültürü, toplumsal bellek, çocuk edebiyatı, yerel tarih, tarihî roman ve mitoloji alanlarında gelişti.
Eserlerinde ortak olarak görülen özellik, geniş tarihsel veya kültürel konuları gündelik hayat ayrıntıları, yolculuk, hikâye, masal ve soru-cevap gibi erişilebilir anlatım biçimleriyle sunmasıdır.
Yayıncılık sektöründeki uzun deneyimi, eserlerin hedef okur grubuna göre biçimlendirilmesinde belirleyici oldu. Çocuk kitaplarında macera ve hayvan karakterlerden; yetişkinlere yönelik kitaplarında anı, nostalji, tarihsel anlatı ve açıklayıcı metinlerden yararlandı.
Muharrem Kaşıtoğlu, yayın yönetmenliği ve meslek kuruluşlarındaki çalışmalarının yanında yazı faaliyetlerini sürdürmektedir. Kent belleğini, tarihsel kişilikleri ve kültürel mirası geniş okur kitlesine aktarmaya yönelik kitaplarıyla yayıncılık ve popüler kültür tarihi alanlarında yer edinmiştir.
#MuharremKaşıtoğlu #TürkMitolojisi #İstanbulMasalları #ŞehitŞerifeBacı #BeykozMasalı #KentEdebiyatı #ÇocukEdebiyatı #TürkMitolojisi #YerelTarih #ToplumsalBellek #Yayıncılık #KültürelMiras
Muharrem Kaşıtoğlu’nun Bibliosfer profili yayıncılık, kent kültürü, yerel tarih, toplumsal bellek, çocuk edebiyatı, tarihî roman, kültürel miras ve Türk mitolojisi eksenlerinde şekillenir.
Kaşıtoğlu’nun yazarlığı, meslek hayatından bağımsız ele alınamaz. Uzun yıllar kitapçılık, dağıtım, yayın yönetimi ve meslek örgütlenmesi alanlarında çalışması, eserlerinin konu seçimlerini ve hedef okurla kurduğu ilişkiyi doğrudan etkiler.
Yayıncılık deneyimi ona farklı okur gruplarının beklentilerini gözlemleme imkânı vermiştir. Çocuklara yönelik eserlerde macera, hayvan karakterler ve kısa açıklamalar; yetişkinlere yönelik eserlerde ise nostalji, tarihsel anlatı, belge derleme ve soru-cevap yöntemi öne çıkar.
Kaşıtoğlu’nun eserleri üç temel doğrultuda incelenebilir. Birinci doğrultu kent ve yerel bellek çalışmaları, ikinci doğrultu çocuklara yönelik kültürel aktarım kitapları, üçüncü doğrultu ise tarih ve mitoloji konularını genel okura sunan popüler anlatılardır.
60’lı Yıllar Hikâye, 70’li Yıllar Terane, 80’li Yıllar Şahane yazarın toplumsal belleğe yönelen eseridir. Kitap, üç farklı dönemi büyük siyasal kırılmalar üzerinden değil, gündelik yaşamın küçük ayrıntıları üzerinden hatırlatır.
Eski oyuncaklar, sokak oyunları, kullanılan eşyalar, televizyon programları, müzik, mahalle hayatı ve tüketim alışkanlıkları, geçmişe açılan hatırlama araçlarına dönüşür.
Bu yöntemde nesne yalnızca maddi bir eşya değildir. Bir dönemin aile ilişkilerini, ekonomik şartlarını, eğlence anlayışını ve çocukluk deneyimini taşıyan kültürel bir işarettir.
Eserin temel anlatım duygusu nostaljidir. Geçmiş, kaybolan alışkanlıkların, daha güçlü mahalle ilişkilerinin ve ortak kültürel deneyimlerin bulunduğu bir dönem olarak yeniden kurulur.
Nostaljik anlatının gücü, okurun kendi hatıralarıyla metin arasında kolayca bağ kurabilmesidir. Aynı kuşağa mensup okurlar, kitapta anlatılan nesne ve davranışları kişisel geçmişlerinin parçaları olarak tanıyabilir.
Bu yaklaşımın sınırı, hatırlamanın seçici olmasıdır. Geçmişin sıcak ve dayanışmacı yönleri öne çıkarılırken dönemin yoksullukları, toplumsal eşitsizlikleri, siyasal çatışmaları ve gündelik hayatın güçlükleri ikinci planda kalabilir.
Bu nedenle eser akademik bir toplumsal tarih veya sözlü tarih araştırması olarak değil, kişisel ve kuşaksal hatırlamadan beslenen popüler kültür belleği çalışması olarak değerlendirilir.
Beykozlu Edebiyatçılarımız ve Edebiyatımızda Beykoz, Kaşıtoğlu’nun kent kültürü alanındaki en belirgin eseridir. Kitap, bir ilçenin edebiyatla kurduğu ilişkiyi yazarlar, metinler ve mekânlar üzerinden görünür hâle getirir.
Çalışmanın bir yönü Beykoz’da yaşamış veya Beykoz’la kişisel ilişki kurmuş edebiyatçıların belirlenmesine dayanır. Diğer yönü ise şiir, roman, hikâye, gezi yazısı ve hatıralarda Beykoz’un nasıl temsil edildiğinin araştırılmasıdır.
Bu iki yön, yazarı merkeze alan geleneksel biyografi anlayışıyla mekânı merkeze alan edebiyat incelemesini bir araya getirir.
Beykoz kitapta yalnızca yazarların yaşadığı bir ilçe değildir. Yalıları, koruları, köyleri, sahilleri ve Boğaziçi kültürüyle edebî anlatıların anlamını belirleyen etkin bir mekândır.
Ahmet Mithat Efendi’nin Beykoz’la kurduğu yaşam ilişkisiyle Orhan Veli’nin Boğaziçi duyarlılığı aynı yerel bellek içinde değerlendirilir. Farklı dönemlerden yazarlar, ortak bir coğrafya çevresinde buluşturulur.
Eserin önemli yönü, ulusal edebiyat tarihinin çoğu zaman arka planda bıraktığı ilçe ölçeğini görünür kılmasıdır. Büyük şehir anlatısı, semtler ve ilçeler üzerinden daha ayrıntılı bir kültürel haritaya dönüştürülür.
Çalışmanın yöntemi ağırlıklı olarak derleme, biyografik bilgi toplama ve edebî metinlerden örnek belirleme üzerine kuruludur. Sistemli bir edebiyat kuramı veya tek bir eleştirel yöntem izlemekten çok, dağınık malzemeyi bir araya getirerek yerel bir kaynak oluşturmayı amaçlar.
Bu nedenle eser akademik bir mekân kuramı incelemesinden çok yerel edebiyat tarihi, kültür envanteri ve kaynak derlemesi niteliği taşır.
Yazmış Bulunduk, Kaşıtoğlu’nun Kader Gür ve Sinan Kavrak’la birlikte hazırladığı düşünce yazıları derlemesidir. Kitap, gazete veya internet ortamında belirli güncel olaylar üzerine yazılmış metinlerin kitap bütünlüğü içinde korunmasını amaçlar.
Eserde güncel olaylar yazıldıkları dönemin siyasal ve toplumsal şartları içinden yorumlanır. Bu durum metinlere dönem tanıklığı niteliği kazandırırken değerlendirmelerin yazarların bakış açılarıyla sınırlı olduğunu da gösterir.
Köşe yazılarının kitaplaştırılması, günlük basında kısa süre görünür kalan metinleri kalıcılaştırır. Ancak farklı tarihlerde ve farklı gündemler üzerine yazılmış yazıların bir araya getirilmesi, kitapta tek bir araştırma sorusuna dayanan bütünlüklü inceleme yapısı oluşturmayabilir.
Kaşıtoğlu’nun çocuk edebiyatındaki temel üretimi İstanbul’u Okuyorum veya İstanbul Masalları dizisidir. Altı kitaplık dizi, İstanbul’un Beykoz, Üsküdar, Fatih, Eyüpsultan, Beyoğlu ve Beşiktaş ilçelerini çocuk okura tanıtır.
Dizinin temel yöntemi, kent bilgisini fantastik yolculuk içine yerleştirmektir. Tarihî yapılar ve kültürel kişilikler, bağımsız bilgi maddeleri olarak sıralanmak yerine kahramanların izlediği güzergâh üzerinde karşılarına çıkar.
Hayvan karakterlerin anlatıcı veya yol gösterici olarak kullanılması, şehir tarihinin çocukların hayal dünyasına yaklaştırılmasını sağlar.
Hayvanlar aynı zamanda hareket serbestliği sağlar. Bir martı, kuş veya başka bir hayvan kahraman, şehir içinde insan karakterlerin ulaşamayacağı yüksekliklere, kıyılara ve tarihî yapılara kolaylıkla gidebilir.
Beykoz Masalı bu yöntemin açık örneğidir. Ailesini kaybeden yavru martının yaşlı bir martıyla çıktığı yolculuk, kayıp bir yuvayı arama hikâyesiyle Beykoz’u tanıma sürecini birleştirir.
Yavru martının ailesini araması anlatıya duygusal bir amaç kazandırır. İlçe hakkında verilen bilgiler yalnızca öğretici duraklar olmaktan çıkar ve karakterin yolculuğunun parçaları hâline gelir.
Yaşlı martı, geleneksel masallardaki bilge rehber işlevini üstlenir. Tarihî bilgileri aktarır, genç karakterin karşılaştığı yerleri anlamlandırır ve geçmişle bugün arasında bağlantı kurar.
Anadolu Feneri, Anadolu Kavağı, Paşabahçe, Kanlıca, Göksu ve Polonezköy gibi bölgelerin anlatıya dâhil edilmesi, kitabı tek merkezli bir Beykoz tasvirinden çıkararak ilçe içinde düzenlenen kültürel bir yolculuğa dönüştürür.
İstanbul Masalları dizisinde her ilçe ayrı bir kimlik taşır. Fatih, Bizans ve Osmanlı yönetim merkezleriyle; Beyoğlu kültür, sanat ve çok kültürlü şehir hayatıyla; Üsküdar Boğaziçi, tarihî yapılar ve manevî merkezlerle ilişkilendirilir.
Bu kimlikler çocuk okura ilçelerin birbirinden farklı tarihsel ve kültürel yapılara sahip olduğunu gösterir. İstanbul, tek biçimli bir metropol olarak değil, birbirinden farklı yerel dünyaların birleşimi olarak sunulur.
Dizinin güçlü yönü, şehir bilgisini kuru bir ezber alanından çıkararak keşif ve macera duygusuyla aktarmasıdır. Çocuk, tarihî yapının yalnızca adını öğrenmekle kalmaz; karakterlerin o yapıya ulaşmasını ve orada bir olay yaşamasını takip eder.
Bu yöntemin sınırlılığı, yoğun tarihsel bilginin zaman zaman kurmaca olay örgüsünü yavaşlatabilmesidir. Karakterlerin konuşmaları, doğal bir diyalogdan çok bilgi aktarma görevine yaklaşabilir.
Dizideki tarihsel kişilerin ve yapıların çocuk okura uygun biçimde sadeleştirilmesi zorunlu bir seçimdir. Ancak bu sadeleştirme, farklı dönemler arasındaki siyasal, toplumsal ve mimari ayrımların sınırlı biçimde açıklanmasına yol açabilir.
İstanbul Masalları bu nedenle ayrıntılı bir İstanbul tarihi değildir. Çocuklarda şehir merakı, tarihî çevre farkındalığı ve kültürel aidiyet oluşturmayı amaçlayan edebî bir başlangıç kitabıdır.
Kaşıtoğlu’nun çocuk edebiyatında fantastik unsuru bütünüyle bağımsız bir hayal dünyası kurmak için kullanmadığı görülür. Fantastik karakterler çoğunlukla gerçek coğrafyayı ve tarihî bilgiyi taşıyan araçlardır.
Bu yönüyle eserleri salt fantastik çocuk romanından çok eğitsel masal, kent rehberi ve kültürel miras anlatısı arasında konumlanır.
Şehit Şerife Bacı: İstiklal Yolunda Kahraman Bir Türk Kadını yazarın çocuklara yönelik kent kitaplarından tarihî romana geçişini temsil eder.
Romanın merkezinde tarihsel olarak sınırlı bilgi bulunan, fakat Millî Mücadele belleğinde simgesel bir konuma sahip olan Şerife Bacı vardır.
Şerife Bacı’ya ilişkin tarihsel kayıtlar onun bütün konuşmalarını, günlük yaşamını ve iç dünyasını ayrıntılı biçimde vermez. Roman yazarı bu boşlukları kurmaca diyaloglar, aile ilişkileri ve sahnelerle doldurur.
Bu nedenle romandaki her olay ve konuşma tarihsel belge olarak okunmaz. Tarihsel çekirdek ile yazarın kurmaca yeniden kuruluşu birbirinden ayrılır.
Kaşıtoğlu, Şerife Bacı’yı yalnızca ölüm anıyla tanımlamaz. Onu köy yaşamı, ailesi, anneliği, çalışma hayatı ve vatan savunmasına katılma kararı içinde canlandırmaya çalışır.
Eserin temel çatışması bireysel yaşamın korunmasıyla toplumsal sorumluluğun üstlenilmesi arasındadır. Şerife Bacı, ailesine karşı sorumlulukları bulunmasına rağmen cephane taşıma görevine katılır.
Kağnı, romanın önemli simgesidir. Gündelik tarımsal yaşamda kullanılan araç, savaş şartlarında cepheyi besleyen lojistik sistemin parçasına dönüşür.
Mermi ile bebek arasındaki ilişki de anlatının sembolik merkezini oluşturur. Şerife Bacı hem geleceği temsil eden çocuğunu hem de vatanın savunulmasını sağlayacak cephaneyi korumaya çalışır.
Romanın dili destansı ve duygusal bir anlatıma yönelir. Kahramanlık, fedakârlık, vatan sevgisi ve annelik kavramları güçlü karşıtlıklarla sunulur.
Bu anlatım tarihsel kişiliğin hatırlanmasını ve okurun duygusal katılımını kolaylaştırır. Bununla birlikte karakterin insanî çelişkilerinden çok örnek kahraman niteliği öne çıkabilir.
Şerife Bacı’nın simgesel bir millî kahraman olarak kurulması, romanı psikolojik çözümleme ağırlıklı modern tarihî romandan çok öğretici ve değer aktarıcı tarihsel anlatıya yaklaştırır.
Eserin toplumsal katkısı, Millî Mücadele’nin yalnızca cephede savaşan erkeklerin tarihi olmadığını hatırlatmasıdır. Kadınların ulaşım, üretim, sağlık, beslenme ve aile düzeninin korunması alanlarındaki emeği anlatının merkezine alınır.
Türk Mitolojisi, Kaşıtoğlu’nun yerel kent belleğinden Türk dünyasının geniş kültürel belleğine yöneldiği eserdir.
Kitabın temel amacı Türk mitolojisine ait kavramları genel okur için anlaşılır bir düzende bir araya getirmektir. Soru-cevap biçimi, okurun kitabı baştan sona tek bir anlatı olarak okumadan belirli kavramlara ulaşmasını sağlar.
Ülgen, Erlik ve Umay Ana gibi varlıklar, gök, yer altı, yaratılış, ölüm ve koruyuculuk kavramları çevresinde açıklanır.
Bozkurt, yalnızca bir hayvan olarak değil; soyun devamı, rehberlik, kurtuluş ve toplumsal kimlik simgesi olarak ele alınır.
Yaratılış Destanı ve Oğuz Kağan anlatısı, Türk topluluklarının dünyanın kuruluşunu, iktidarın kaynağını, soyun başlangıcını ve toplumsal düzeni nasıl anlamlandırdığını gösteren anlatılar olarak değerlendirilir.
Kitapta doğayla kurulan ilişki önemli bir yer tutar. Dağlar, ağaçlar, sular, gökyüzü ve hayvanlar yalnızca fiziksel çevrenin parçaları değil, kutsallık taşıyan varlıklar olarak sunulur.
Şamanik uygulamalar, insanlarla ruhlar dünyası arasındaki iletişim biçimleri çevresinde açıklanır. Şaman veya kam, yalnızca büyü yapan kişi değil; tören, tedavi, müzik, sözlü anlatı ve toplumsal hafıza işlevlerini birleştiren kültürel kişi olarak ele alınır.
Kaşıtoğlu, Türk mitolojisini değişmeden günümüze ulaşmış kapalı bir inanç sistemi gibi sunmak yerine İslamiyet öncesinden sonraki dönemlere uzanan dönüşümler içinde değerlendirmeye çalışır.
Bununla birlikte “Türk mitolojisi” tek bir dönemde ve tek bir merkezde kurulmuş bütünlüklü bir sistem değildir. Sibirya, Orta Asya, Altay, Yakut, Kırgız, Kazak, Uygur, Oğuz ve Anadolu gelenekleri arasında ortaklıkların yanında önemli farklılıklar bulunur.
Farklı yüzyıllarda derlenmiş destanlar ve inanç kayıtları tek bir mitolojik evren içinde birleştirildiğinde tarihsel ve bölgesel farklılıkların silinmesi riski ortaya çıkar.
Ülgen veya Erlik hakkındaki bilgiler bütün Türk topluluklarında aynı biçimde bulunmaz. Bu varlıkların özellikleri özellikle Altay ve Sibirya çevresinden derlenen anlatılarda belirginleşir.
Tengricilik kavramı da tek bir kutsal kitap, değişmez inanç ilkeleri ve merkezî kurumları bulunan bir din modeli gibi değerlendirilmez. Farklı Türk ve bozkır toplumlarının gök, atalar, doğa, iktidar ve ölüm hakkındaki inançlarının ortak bir başlık altında incelenmesidir.
Türk Mitolojisi bu karmaşık alanı genel okura tanıtmak amacıyla sadeleştirir. Kitabın değeri, temel kavramlara ulaşmayı kolaylaştırmasında ve okurda daha ayrıntılı araştırma isteği uyandırmasındadır.
Eser, eski Türkçe, Çince, Farsça, Arapça veya Rusça kaynaklardan yeni çeviriler sunan akademik bir kaynak yayını değildir. Mitolojik malzemeyi seçen, sınıflandıran ve açıklayan popüler kültür tarihi kitabıdır.
Bu ayrım eserin değerini azaltmaz; kitabın amacını ve değerlendirme ölçütünü belirler. Eserin başarısı yeni filolojik sonuçlar üretmesinden çok geniş ve dağınık bir konuyu anlaşılır başlıklara dönüştürmesiyle ölçülür.
Kaşıtoğlu’nun İstanbul Masalları ile Türk Mitolojisi arasında yöntem bakımından benzerlik bulunur. Her iki çalışmada da geniş kültürel bilgi, okurun kolay izleyebileceği bir anlatım düzenine dönüştürülür.
İstanbul Masalları’nda bu düzen yolculuk ve hayvan karakterler aracılığıyla; Türk Mitolojisi’nde ise kısa sorular ve doğrudan cevaplarla kurulur.
Şehit Şerife Bacı’da tarih, kahramanın yaşam öyküsüne; 60’lar Hikâye 70’ler Terane 80’ler Şahane’de ise nesnelere ve kişisel hatırlamaya bağlanır.
Kaşıtoğlu’nun eserlerinde bilgi çoğunlukla soyut kavramlar hâlinde bırakılmaz. Bir mekâna, kişiye, nesneye veya hikâyeye bağlanarak somutlaştırılır.
Yazarın dili açıklayıcı, doğrudan ve öğreticidir. Uzun kuramsal tartışmalar yerine örnek, olay, karakter ve soru-cevap yapısından yararlanır.
Bu dil, çocuklar ve konuya yeni başlayan yetişkinler için erişilebilirlik sağlar. Aynı özellik, karmaşık tarihsel tartışmaların veya kaynaklar arasındaki görüş ayrılıklarının sınırlı biçimde ele alınmasına neden olabilir.
Kaşıtoğlu’nun temel yazarlık amacı edebî biçim denemelerinden çok kültürel aktarım olarak görünür. Kentlerin, tarihsel kişiliklerin, yakın geçmişin ve mitolojik anlatıların unutulmaması için bunları geniş okur kitlesine ulaştırmaya çalışır.
Yayıncı kimliği bu noktada belirleyicidir. Eserlerin biçimi, hedef yaş grubu, baskı düzeni, seri hâline getirilmesi ve farklı baskılarla yeniden sunulması, yazarın yayıncılık alanındaki deneyimiyle bağlantılıdır.
İstanbul Masalları’nın önce ayrı kitaplar, daha sonra altı kitaplık set ve son olarak ciltli toplu baskı hâlinde yayımlanması, aynı içeriğin farklı okuma ve satın alma biçimlerine göre yeniden düzenlenmesinin örneğidir.
Muharrem Kaşıtoğlu’nun Bibliosfer’deki temel sınıflandırma alanları yayıncılık, çocuk edebiyatı, eğitsel masal, kent edebiyatı, İstanbul tarihi, Beykoz, yerel tarih, kültürel miras, toplumsal bellek, nostalji, tarihî roman, Millî Mücadele, kadın kahramanlar, Türk mitolojisi, Tengricilik, destanlar, şamanlık ve popüler kültür tarihidir.
Eserlerini birbirine bağlayan temel özellik, tarihsel ve kültürel bilgiyi akademik uzmanlara değil geniş okur kitlesine ulaştırma çabasıdır. Bunu kimi zaman bir martının şehir yolculuğu, kimi zaman bir Anadolu kadınının tarihsel mücadelesi, kimi zaman geçmişten kalan gündelik eşyalar, kimi zaman da mitolojik kavramlara verilen kısa cevaplar aracılığıyla gerçekleştirir.