Mahir Ünsal Eriş, 1980 yılında Çanakkale’de doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarını Bandırma’da geçirdi. Marmara kıyısındaki kasaba ve şehir hayatı, mahalle ilişkileri, çocukluk hatıraları ve gündelik konuşma biçimleri daha sonra kurmaca dünyasının temel kaynakları arasında yer aldı.
Arkeoloji ve tarih eğitimi gördü. Farklı dönemlere, toplumlara ve dillere duyduğu ilgi; hem çevirmenlik çalışmalarında hem de tarihsel arka planı güçlü romanlarında belirginleşti. Yaşamını yazarak ve çeviri yaparak sürdürdü.
Çeşitli dillerden kitaplar, öyküler, çizgi romanlar ve çocuk edebiyatı eserleri çevirdi. Sylvain Chomet, Nicolas de Crécy, Bryndís Björgvinsdóttir, David Lozano, Etgar Keret, Amos Oz ve Lewis Carroll gibi yazarların eserlerinin Türkçeye kazandırılmasına katkıda bulundu.
İlk öykü kitabı Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde... 2012’de yayımlandı. Kitaptaki anlatılar çocukluk, taşra hayatı, aile, yoksulluk, yalnızlık, mahalle kültürü ve büyümenin yarattığı kayıplar çevresinde gelişti.
Eriş, ilk kitabından itibaren sıradan insanların gündelik hayatlarına yöneldi. Çay bahçeleri, yazlık sinemalar, sokaklar, küçük dükkânlar, ev içleri, popüler şarkılar ve mahalle söylentileri anlatılarında yalnızca dekor değil, karakterlerin hafızalarını ve toplumsal konumlarını belirleyen unsurlar hâline geldi.
İkinci öykü kitabı Olduğu Kadar Güzeldik 2013’te yayımlandı. Yazar, bu eseriyle 2014 yılında 60. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. Kitapta hayatın kıyısında kalmış, yenilmiş veya hayallerini gerçekleştirememiş kişiler merhametli fakat idealize etmeyen bir bakışla anlatıldı.
Eriş’in ilk romanı Dünya Bu Kadar 2015’te yayımlandı. Roman, küçük bir ikindi kahvaltısına gelemeyen Güneş’in hikâyesinden hareket ederek farklı dönemlere, ailelere ve karakterlere açılır.
Dünya Bu Kadar’da Kore Savaşı yıllarından Marmara Depremi’ne, aile geçmişlerinden gündelik tesadüflere uzanan çok sayıda anlatı hattı birbirine bağlanır. Başlangıçta bağımsız öyküler gibi görünen hayat parçaları, karakterlerin karşılaşmaları ve ortak geçmişleri aracılığıyla geniş bir roman bütünlüğü oluşturur.
Benim Adım Feridun 2016’da yayımlandı. Kitabın adını taşıyan öyküde Feridun, kendisini yanlışlıkla başka biri sanan bir düğün topluluğunun içine katılır. Kimlik, yalnızlık, kabul edilme isteği ve insanın geçici olarak başka bir hayata sığınması anlatının merkezine yerleşir.
Öbürküler 2017’de yayımlandı. Roman; eski bir köşkü, aile sırlarını, göçleri, kayıpları ve geçmişten gelen doğaüstü sesleri 1960’lı yılların toplumsal ortamıyla birleştirir. Hayalet anlatısı, bastırılan kişisel ve toplumsal geçmişin geri dönüşünü görünür kılan bir yapıya dönüşür.
Öbürküler’le bağlantılı Diğerleri 2020’de yayımlandı. Roman, 1970’li yılların siyasi çatışmaları, mahalle yaşamı, gençlik hareketleri, aile ilişkileri ve eski bir konağın çevresinde biriken sırlar üzerinden ilerler.
Kara Yarısı ve Sarıyaz 2019’da yayımlandı. Kara Yarısı’ndaki öykülerde küçük şehirlerin daralan hayatları, kıskançlık, kötülük, şiddet, kayıp ve insanların kendi içlerindeki karanlıkla karşılaşmaları öne çıktı.
Sarıyaz, aynı kıyı kentinde ve aynı olağanüstü olayın çevresinde gelişen sekiz bağlantılı öyküden oluşur. Afrika’dan gelen sarı tozların gökyüzünü kaplaması ve ardından yaşanan deprem, kasabadaki insanların hayatlarını birbirine bağlar.
Kitaptaki doğa olayı yalnızca atmosfer oluşturan bir unsur değildir. Felaket yaklaşırken gizlenen aşklar, aile çatışmaları, eski kırgınlıklar, yalnızlıklar ve kişisel hesaplaşmalar açığa çıkar. Her öykü, başka bir öyküde yan karakter olarak görülen kişilerin hayatına yeni bir açıdan yaklaşır.
Gaip 2022’de yayımlandı. Roman, geçirdiği kazanın ardından belleğini kaybeden Salih Karahisarlı’nın kimliğini ve aile geçmişini yeniden kurma çabasını anlatır. Hafıza, kişinin kendisi hakkında bildiklerinin güvenilirliği ve aile içinde korunan sırlar eserin temel konularıdır.
Acaip 2023’te yayımlandı. Ankara’da geçen romanda Samim ile Güzin’in yolları gizemli bir çeviri bürosunda kesişir. Aşk, geçmiş, dil, mitolojik varlıklar, hayalet hikâyeleri ve kişisel sırlar aynı kurgu içinde birleşir.
Babil Kulesi Kitabı: Kelime ve Kavramların Dilden Dile Yolculukları 2023’te yayımlandı. Bu kurgudışı çalışmada sözcüklerin diller, toplumlar ve tarihsel dönemler arasındaki hareketlerini ele aldı. Etimoloji, çeviri, kültürel etkileşim ve kavramların zaman içinde değişmesi, kişisel dil merakıyla birleşti.
Aynı yıl yayımlanan 30 Şahane Kelime’de kelimelerin tarihini çocuklar ve gençler için anlattı. Sözcüklerin farklı dillerde geçirdiği dönüşümleri, kültürel karşılaşmaları ve beklenmedik anlam bağlantılarını çizimlerle desteklenen erişilebilir bir anlatı içinde sundu.
Tatil Kitabı ve Bin 9 Yüz Seksen 3, 2024’te yayımlandı. Tatil Kitabı, 1980 yazında Almanya’dan Türkiye’ye gelen küçük Münevver’in gözünden gurbet, memleket, çocukluk ve mahalle hayatını anlatır. Bin 9 Yüz Seksen 3 ise genç okurlara yönelik bir zaman yolculuğu anlatısıdır.
Eriş’in 2026’da yayımlanan Mehmed Nüvid Bey’in Harikalar Lügati adlı romanı, 19. yüzyılın sonlarında geçer. Şemseddin Sami’nin sözlük çalışmalarına yardım eden Mehmed Nüvid Bey, rüyasında gördüğü bir harfin ardından “nemika” adı verilen gizemli şeyi bulmak üzere yola çıkar.
Mehmed Nüvid Bey ile yardımcısı Nikolaki Efendi’nin Anadolu ve Orta Doğu boyunca sürdürdüğü yolculukta farklı insanların anlattığı doksan dokuz hikâye bir araya gelir. Roman; tarihsel kurgu, fantastik yolculuk, sözlük, çerçeve anlatı ve aşk hikâyesi biçimlerini aynı yapıda buluşturur.
Mahir Ünsal Eriş’in eserlerinde gündelik konuşma dili, argo, yerel söyleyişler, eski kelimeler, popüler kültür ve şarkılar geniş yer tutar. Karakterlerinin toplumsal çevrelerini yalnızca olaylarla değil, kullandıkları sözcükler ve konuşma ritimleriyle de kurar.
Öykü ve romanlarında çocukluk, taşra, göç, aile sırları, belleğin güvenilmezliği, kayıp, aşk, başarısızlık ve geçmişle yüzleşme öne çıkar. Mizahla hüznü, toplumsal gözlemle kişisel hafızayı ve gerçekçi anlatımla doğaüstü unsurları birleştiren üslubu, çağdaş Türk edebiyatında kendine özgü bir anlatı alanı oluşturdu.
#MahirÜnsalEriş #TürkEdebiyatı #Öykü #Roman #Sarıyaz #DünyaBuKadar #OlduğuKadarGüzeldik #TaşraEdebiyatı #Bellek #Çeviri #Dil #ÇağdaşEdebiyat
Mahir Ünsal Eriş’in Bibliosfer profili öykü, roman, bağlantılı öykü, aile anlatısı, taşra edebiyatı, toplumsal gerçekçilik, fantastik kurgu, tarihsel kurgu, gençlik edebiyatı, dil incelemesi ve çeviri eksenlerinde şekillenir. Edebî dünyasının merkezinde çocukluk, bellek, mahalle, aile sırları, göç, kayıp, aşk ve geçmişle yüzleşme bulunur.
Eriş’in anlatılarındaki taşra, büyük şehrin karşısında değişmeyen ve kapalı bir dünya değildir. Kasabalar; göç, siyasal değişim, ekonomik sıkıntılar, popüler kültür ve kuşak çatışmaları tarafından sürekli dönüşen hareketli toplumsal alanlardır.
Bandırma ve Marmara kıyılarını çağrıştıran sokaklar, sahiller, parklar, çay bahçeleri ve evler anlatının hafıza mekânlarına dönüşür. Karakterlerin kimlikleri, yaşadıkları yerlerden ve bu yerlerde biriken ortak hatıralardan ayrı kurulmaz.
İlk öykülerde çocukluk, bütünüyle mutlu ve kayıpsız bir dönem olarak sunulmaz. Yoksulluk, aile içi suskunluklar, korkular ve erken karşılaşılan ölümler; oyunlar, mahalle arkadaşlıkları ve popüler şarkılarla birlikte yer alır.
Bu nedenle nostalji, geçmişe kusursuz bir dünya olarak dönme isteği değildir. Geçmişin güzelliğiyle acısı, güven duygusuyla kayıpları aynı anlatı içinde korunur.
Eriş’in karakterleri çoğunlukla toplumun merkezinde yer almayan insanlardır. İşsizler, küçük memurlar, ev kadınları, başarısız âşıklar, yaşlılar, çocuklar ve hayatlarının önemli fırsatlarını kaçırmış kişiler anlatının odağına yerleşir.
Yazar bu kişileri yalnızca mağdur veya yenilmiş tipler olarak göstermez. Kıskançlıkları, hataları, küçük kötülükleri, komik davranışları ve başkalarına zarar verebilen yönleriyle birlikte anlatır.
Merhamet, Eriş’in öykücülüğündeki temel tavırlardan biridir. Bu merhamet karakterleri aklamak yerine onların neden belirli davranışlara yöneldiğini, hangi korkularla ve eksikliklerle yaşadığını anlamaya çalışır.
Mizah ile hüzün aynı sahne içinde bulunabilir. Bir cenaze, ayrılık veya aile kavgası sırasında kullanılan gündelik bir söz, anlatının duygusal ağırlığını azaltmadan komik bir etki yaratabilir.
Konuşma dili eserlerin temel kurucu unsurudur. Argo, deyimler, yerel söyleyişler, yanlış anlaşılmalar ve kişiye özgü konuşma ritimleri karakterlerin yaşını, sınıfını, yetiştiği çevreyi ve duygusal durumunu gösterir.
Popüler şarkılar, futbol, eski televizyon programları, sokak oyunları ve dönemin tüketim nesneleri yalnızca nostaljik ayrıntılar değildir. Belirli kuşakların dünyayı nasıl algıladığını ve ortak hafızalarını nasıl oluşturduğunu gösterir.
Dünya Bu Kadar, Eriş’in öykücülük deneyimini roman biçimine taşıdığı temel eserdir. Romanın çok sayıdaki karakteri ve zaman sıçramaları, tek bir kahramanın çevresinde gelişen doğrusal anlatı yerine toplumsal bir hayat mozaiği kurar.
Romandaki tesadüfler, yalnızca olay örgüsünü ilerleten kolaylıklar değildir. İnsanların birbirlerinin hayatlarında farkında olmadan bıraktıkları izleri ve kişisel hikâyelerin daha geniş tarihsel olaylarla kesişmesini gösterir.
Sarıyaz, bağlantılı öykü biçiminin belirgin örneğidir. Aynı zaman dilimi ve felaket çevresinde ilerleyen öyküler, tek bir olayın farklı kişiler tarafından nasıl başka biçimlerde yaşandığını ortaya koyar.
Bir öyküde arka planda kalan kişinin başka bir öyküde merkeze yerleşmesi, kasabanın ortak hayatını genişletir. Hiçbir karakter bütün gerçeği bilmez; anlatının bütünü farklı bakış açılarının birleşmesiyle oluşur.
Sarı toz ve deprem, toplumsal hayatın alışılmış düzenini bozan ortak krizlerdir. Felaket, kişilerin sakladığı duyguları ve sırları açığa çıkarırken sınıfsal ve ailevi ilişkilerin kırılganlığını görünür kılar.
Kara Yarısı, insanın içindeki yıkıcı eğilimlere yönelir. Haset, çekememezlik, korku ve şiddet yalnızca olağanüstü kötü kişilere ait özellikler değil, gündelik ilişkiler içinde büyüyebilen davranışlardır.
Öbürküler ve Diğerleri’nde fantastik ve doğaüstü unsurlar toplumsal hafızayla birleşir. Hayaletler, geçmişin silinmiş kişilerinin ve anlatılmamış acılarının geri dönüş biçimine dönüşür.
Eski köşk ve konaklar, farklı kuşakların yaşadığı olayları aynı mekânda biriktirir. Binalar, yalnızca fiziksel yapılar değil; göçlerin, siyasal çatışmaların, aile sırlarının ve kayıpların arşividir.
Gaip’te bellek kaybı, kimlik sorununu görünür kılan temel anlatı aracıdır. Salih’in geçmişini bilmemesi, benliğin yalnızca bireysel hatıralardan mı yoksa başkalarının kişi hakkında anlattığı hikâyelerden mi oluştuğu sorusunu doğurur.
Acaip, dil ve çeviri merakını fantastik roman yapısıyla birleştirir. Çeviri bürosu, farklı dillerin yanında farklı zamanların, anlatıların ve mitolojik dünyaların karşılaşma alanıdır.
Babil Kulesi Kitabı’nda kurmacadaki dil duyarlılığı doğrudan inceleme konusuna dönüşür. Sözcükler, tek bir millete veya döneme ait değişmez nesneler değil; göç eden, biçim değiştiren ve karşılaştıkları kültürlerden yeni anlamlar alan canlı yapılar olarak ele alınır.
30 Şahane Kelime, aynı dil yaklaşımını genç okurlara taşır. Kelimelerin kökenlerini araştırmak, yalnızca sözlük bilgisi edinmek değil, farklı toplumlar arasındaki tarihsel ve kültürel ilişkileri görmek anlamına gelir.
Tatil Kitabı ve Bin 9 Yüz Seksen 3, çocukluk ve geçmiş zaman ilgisini genç okur anlatılarıyla birleştirir. Çocuğun bakışı, yetişkinlerin normal kabul ettiği toplumsal davranışların tuhaflığını ve çelişkilerini görünür kılar.
Mehmed Nüvid Bey’in Harikalar Lügati, yazarın tarih, dil, yolculuk ve iç içe anlatılan hikâyelere duyduğu ilgiyi geniş ölçekli bir romanda birleştirir. Sözlük hazırlama düşüncesi, farklı insanların hayatlarını ve hakikat anlayışlarını kaydetmenin anlatısal yöntemine dönüşür.
Romanın doksan dokuz hikâyelik yapısı, sözlük maddeleriyle halk hikâyeleri ve çerçeve anlatı arasında ilişki kurar. Aranan kelime veya kavram, yalnızca tanımlanarak değil, farklı insanların yaşadığı deneyimler aracılığıyla anlam kazanır.
Eriş’in çevirmenliği, kurmaca dilindeki çeşitliliği destekleyen temel alanlardan biridir. Farklı dillerin cümle yapıları, anlatı gelenekleri ve kavramlarıyla kurduğu ilişki, Türkçenin ses ve anlam imkânlarını geniş biçimde kullanmasını sağlar.
Mahir Ünsal Eriş’in Bibliosfer’deki temel sınıflandırma alanları öykü, bağlantılı öykü, roman, taşra edebiyatı, aile anlatısı, toplumsal gerçekçilik, fantastik kurgu, tarihsel kurgu, bellek, çocukluk, göç, mahalle kültürü, sözlü anlatım, etimoloji, gençlik edebiyatı ve çeviridir. Eserlerini ayırt eden temel özellik, gündelik hayatın küçük ayrıntılarını güçlü bir konuşma dili, çoğul karakter yapısı, merhametli gözlem ve kişisel hafızayla birleştirmesidir.