Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
5 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 28-06-1867
Doğum yeri Contrada Cao
Ölüm tarihi 10-12-1936

Luigi Pirandello, 28 Haziran 1867’de Sicilya’daki Girgenti’nin, bugünkü Agrigento’nun yakınlarında bulunan Contrada Caos’ta doğdu. Ailesi ekonomik bakımdan varlıklıydı ve özellikle kükürt madenciliğiyle bağlantılıydı. Ailenin hem anne hem baba tarafında İtalya’nın birleşme sürecine ve Risorgimento hareketine bağlı siyasal bir geçmiş bulunuyordu.

Çocukluğunda ilk eğitimini evde aldı. Babası başlangıçta onu aile işlerine daha yakın olabilecek teknik bir eğitime yönlendirmek istedi; Pirandello ise klasik dillere ve edebiyata ilgi duydu ve öğrenimini bu doğrultuda sürdürdü.

Üniversite öğrenimine Palermo’da başladı, ardından Roma’ya geçti. Roma’da özellikle filoloji ve dilbilim alanına yöneldi. Akademik çevrede yaşadığı bir anlaşmazlıktan sonra öğrenimini Almanya’da sürdürmeye karar verdi.

1889’da Bonn Üniversitesine geçti. Burada Roman filolojisi üzerinde çalıştı, Almancayı geliştirdi ve Goethe gibi Alman yazarlarla yoğun biçimde ilgilendi. 21 Mart 1891’de Girgenti lehçesinin ses yapısı üzerine hazırladığı Almanca tezle doktorasını tamamladı.

Pirandello’nun ilk edebî üretimi şiirdi. Mal giocondo 1889’da, Pasqua di Gea 1891’de yayımlandı. Daha sonra şiir yazmayı bütünüyle bırakmasa da edebî ününü roman, öykü ve özellikle tiyatro alanında kazandı.

Bonn’dan sonra İtalya’ya döndü ve 1890’ların başında Roma’ya yerleşti. Luigi Capuana başta olmak üzere dönemin edebiyat çevreleriyle ilişki kurdu. Capuana’nın etkisiyle düzyazıya daha yoğun biçimde yöneldi.

1893’te daha sonra L’esclusa adıyla yayımlanacak ilk romanını yazdı. Eser, işlemediği bir zina nedeniyle toplum tarafından suçlanan bir kadının ironik kaderini konu alır ve Pirandello’nun gerçek ile toplumsal hüküm arasındaki çatışmaya erken dönemde ilgi duyduğunu gösterir.

27 Ocak 1894’te Maria Antonietta Portulano ile evlendi. Çiftin Stefano, Rosalia —aile içindeki adıyla Lietta— ve Fausto adlı üç çocuğu oldu. Evlilik, ilerleyen yıllarda hem ekonomik sorunlar hem de Antonietta’nın ağırlaşan ruhsal rahatsızlığı nedeniyle son derece güç bir sürece dönüştü.

Pirandello 1897’den 1922’ye kadar Roma’daki Istituto superiore di Magistero’da öğretim görevi yürüttü. Dil, üslup ve edebiyat üzerine akademik çalışmalar yaptı. 1908’de yayımlanan Arte e scienza ve özellikle L’umorismo, onun yalnızca kurmaca yazarı değil edebiyat ve estetik üzerine düşünen bir kuramcı olarak da önemini artırdı.

1903’te ailesinin yatırımlarının bağlı olduğu kükürt madeninin su baskınına uğraması Pirandello ailesi için ciddi bir ekonomik çöküş yarattı. Bu olayın ardından Antonietta’nın ruhsal sorunları da ağırlaştı. Pirandello geçimini yazarlık, öğretmenlik ve özel derslerle sürdürmek zorunda kaldı.

1904’te Il fu Mattia Pascal yayımlandı. Roman, kendisinin öldüğünün sanıldığını öğrenen Mattia Pascal’ın eski kimliğini geride bırakıp başka bir insan olarak yaşamaya çalışmasını, fakat toplum dışında kimliksiz biçimde yaşamanın da mümkün olmadığını keşfetmesini anlatır.

Il fu Mattia Pascal, Pirandello’nun kimlik sorununu merkezine alan başlıca eserlerinden biri oldu. Bir insanın yalnızca kendisinin sandığı kişi olmadığı; hukuk, toplum, aile ve başkalarının bakışı tarafından tanımlanan farklı kimlikler içinde yaşadığı düşüncesi sonraki eserlerinde giderek daha kapsamlı biçimde işlendi.

1908’de yayımlanan L’umorismo, Pirandello’nun estetik düşüncesinin temel metnidir. Burada komik olan ile “umorismo” arasında ayrım yapar. Bir durumun yalnızca çelişkisini görmek ilk aşamayken, o çelişkinin ardındaki insanî nedenleri düşünmek kişiyi daha karmaşık ve acı bir anlayışa götürür.

1911’de Suo marito, 1913’te I vecchi e i giovani yayımlandı. I vecchi e i giovani, Sicilya’yı ve birleşme sonrası İtalya’nın siyasal hayal kırıklıklarını daha geniş tarihsel bir çerçevede ele aldı.

1915’te tefrika edilmeye başlayan Si gira..., daha sonra gözden geçirilerek 1925’te Quaderni di Serafino Gubbio operatore adıyla yayımlandı. Başkahraman Serafino’nun kamera operatörü olarak olaylara giderek mekanik bir gözle bakması modern insanın yabancılaşmasının simgelerinden biri hâline geldi.

1910’ların ortalarından itibaren Pirandello giderek tiyatroya ağırlık verdi. Pensaci, Giacomino!, Liolà, Il berretto a sonagli, Così è (se vi pare), Il piacere dell’onestà ve Il giuoco delle parti gibi oyunlarda aile, evlilik, namus, delilik ve toplumsal roller çevresindeki çatışmaları sahneye taşıdı.

1921’de Sei personaggi in cerca d’autore, yani Altı Kişi Yazarını Arıyor ilk kez Roma’da sahnelendi. İlk temsil büyük tartışma ve protesto yarattı; buna rağmen oyun kısa süre içinde Avrupa’da ve daha sonra dünya sahnelerinde büyük başarı kazandı.

Altı Kişi Yazarını Arıyor’da bir tiyatro topluluğunun provasına yarım kalmış bir hikâyenin altı karakteri gelir ve kendi dramlarının sahnelenmesini ister. Böylece oyuncu ile karakter, gerçek ile temsil, yazar ile yaratılan kişi arasındaki sınırlar oyunun doğrudan konusu hâline gelir.

Bu eser, Ciascuno a suo modo ve Questa sera si recita a soggetto ile birlikte Pirandello’nun “tiyatro içinde tiyatro” üçlemesini oluşturdu.

1922’de Enrico IV sahnelendi. Oyun, tarihsel bir canlandırma sırasında yaşadığı kazadan sonra kendisini Kutsal Roma İmparatoru IV. Heinrich sanan bir adamın çevresinde gelişir. Delilik, rol yapma ve bilinçli biçimde bir kimliğin içine sığınma arasındaki sınırlar giderek belirsizleşir.

Pirandello aynı yıllarda öykülerini Novelle per un anno başlığı altında yeniden düzenlemeye başladı. 1922’den itibaren yayımlanan bu kapsamlı proje, yaşamı boyunca yazdığı çok sayıdaki öyküyü ortak bir külliyat içinde toplama girişimiydi.

1925’te Teatro d’Arte di Roma’yı kurdu ve 1928’e kadar yönetti. Bu dönemde yalnızca oyun yazarı değil, eserlerinin sahne dili üzerinde doğrudan çalışan tiyatro uygulayıcısı olarak da etkinlik gösterdi.

Teatro d’Arte döneminde oyuncu Marta Abba ile tanıştı. Abba, Pirandello’nun sonraki oyunlarının önemli yorumcularından biri ve yaratıcı yaşamının merkezindeki kişilerden biri oldu.

Pirandello’nun son romanı Uno, nessuno e centomila, yani Biri, Hiçbiri, Binlercesi, 1925-1926 yıllarında tefrika edildi ve 1926’da kitap olarak yayımlandı. Yaklaşık on beş yıllık bir oluşum sürecinden geçen roman, onun kimlik düşüncesinin en radikal anlatılarından biridir.

Roman, Vitangelo Moscarda’nın karısından burnunun hafifçe eğri olduğunu öğrenmesiyle başlar. Kendisinin yıllardır fark etmediği bu küçük ayrıntı, başkalarının onu kendisinin gördüğünden tamamen farklı görebileceği düşüncesini tetikler.

Moscarda giderek tek bir “ben” olmadığını fark eder. Kendi zihnindeki Moscarda yalnızca biridir; karısı, arkadaşları ve toplumdaki her insan onun hakkında başka bir Moscarda oluşturur. Böylece kişi kendisi için bir, sabit bir öz aradığında hiç ve başkalarının bakışlarında binlerce kişiye dönüşür.

Biri, Hiçbiri, Binlercesi bu nedenle yalnızca kişilik bölünmesi üzerine psikolojik bir roman değildir. Pirandello toplumsal kimliğin nasıl üretildiğini, kişinin kendi hakkında sahip olduğu bilginin sınırlarını ve başkalarının bakışından tamamen bağımsız bir benliğin mümkün olup olmadığını sorgular.

1924’te Pirandello kamuya açık biçimde Ulusal Faşist Parti’ye üyelik başvurusunda bulundu. 1929’da Accademia d’Italia’ya kabul edildi. Faşizmle ilişkisi tarih yazımında uzun süredir tartışılan bir konudur ve sanatsal üretimiyle siyasal tutumu arasında basit, tek yönlü bir eşitlik kurmak mümkün değildir.

1934’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Nobel Komitesi ödülü onun dramatik ve sahne sanatını cesur ve yaratıcı biçimde yenilemesine bağladı.

Pirandello son yıllarında tiyatro ve yeni oyun projeleri üzerinde çalışmayı sürdürdü. La nuova colonia, Lazzaro ve tamamlanamayan I giganti della montagna gibi eserlerde tiyatrosu giderek alegorik ve mitik bir doğrultuya yöneldi.

Luigi Pirandello 10 Aralık 1936’da Roma’da öldü. Ardında romanlar, yüzü aşkın öykü, yaklaşık kırk tiyatro eseri, şiirler ve edebiyat-estetik üzerine denemeler bıraktı.

Roman ve oyunlarının merkezindeki soru büyük ölçüde aynıdır: İnsan gerçekten kimdir? Kendisinin olduğunu düşündüğü kişi mi, başkalarının gördüğü kişi mi, toplumun ona verdiği rol mü, yoksa bunların hiçbirine sabitlenemeyen sürekli değişen bir yaşam mı?

Biri, Hiçbiri, Binlercesi bu soruyu Pirandello’nun anlatı dünyasında en uç noktaya taşır. Vitangelo Moscarda’nın kimlik arayışı bir benliğin bulunmasıyla değil, sabit bir benlik düşüncesinden vazgeçilmesiyle sonuçlanır.

#LuigiPirandello #BiriHiçbiriBinlercesi #UnoNessunoECentomila #MattiaPascal #AltıKişiYazarınıArıyor #EnricoIV #İtalyanEdebiyatı #Modernizm #Tiyatro #Kimlik #Maske #NobelEdebiyatÖdülü