Asıl adı Derman İskender Över olan Küçük İskender, 28 Mayıs 1964’te İstanbul’da doğdu. Ressam ve grafik sanatçısı Derman Över’in oğluydu. Kitaplarla çevrili bir aile ortamında büyüdü; çocukluk yıllarından itibaren şiir, çizgi roman ve edebiyatla ilgilendi.
Kabataş Erkek Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesine girdi. Beş yıl devam ettiği tıp eğitimini tamamlamadan bıraktı. Ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde üç yıl öğrenim gördü; bu eğitimini de tamamlamadı.
Edebiyat dışında tezgâhtarlık, kartpostal satıcılığı, düzeltmenlik, seslendirme, reklam ajansında kostümcülük, resepsiyon görevliliği, barmenlik, radyo programcılığı, şarkı sözü yazarlığı ve televizyon için skeç yazarlığı gibi farklı işlerde çalıştı. Bu deneyimler, eserlerinde görülen sokak, gece hayatı, kent yoksulluğu, farklı toplumsal çevreler ve gündelik konuşma diliyle doğrudan ilişkilidir.
İlk şiiri 1985’te İskender Över imzasıyla Milliyet Sanat dergisinde yayımlandı. Daha sonra Adam Sanat, Varlık, Gösteri, Şiir Atı, Sombahar, Deli ve Öküz gibi dergilerde şiir ve yazılarıyla yer aldı. Gösteri ve Varlık’ta “Şiirli Değnek” başlığı altında şiir, şair ve güncel edebiyat üzerine değerlendirmeler kaleme aldı.
İlk şiir kitabı Gözlerim Sığmıyor Yüzüme 1988’de yayımlandı. Kitap; gençlik, aşk, çocukluk, sokak, yalnızlık, ölüm, toplumsal huzursuzluk ve başkaldırı çevresinde gelişen şiirlerden oluşur. Şairin sonraki eserlerinde belirginleşecek yoğun imge kullanımı, beklenmedik çağrışımlar, doğrudan hitaplar ve yüksek duygusal gerilim bu ilk kitapta görünür hâle geldi.
Gözlerim Sığmıyor Yüzüme, Küçük İskender’in şiir dünyasının temel yönlerini erken dönemde ortaya koydu. Bireysel kırılmaları toplumsal sorunlardan ayırmayan şair; sevgi, yalnızlık ve ölüm duygularını çocuklar, sokaklar, hayvanlar, mektuplar ve kent yaşamından alınan görüntülerle birleştirdi.
İkinci şiir kitabı Erotika 1991’de yayımlandı. Beden, arzu, aşk, cinsellik, suçluluk, yasak ve ahlaki baskı gibi temaları açık ve sarsıcı bir dille ele alan eser, yerleşik şiir söyleminin sınırlarını zorladı. Erotik anlatımı yalnızca bedensel hazla sınırlamayan Küçük İskender, cinselliği iktidar, yalnızlık, kimlik ve toplumsal dışlanmayla ilişkilendirdi.
Yirmi5April ve Periler Ölürken Özür Diler, 1994’te yayımlandı. Yirmi5April’de şiir, kişisel hafıza, gençlik ve kent kültürünün parçalarıyla iç içe geçerken Periler Ölürken Özür Diler’de sokak hayatı, arabesk duyarlık, kırılganlık, terk edilme ve toplumun dışında bırakılmış kişilerin dünyası belirginleşti.
Güzel Annemin Hayal Gücü, Suzidilara ve Ciddiye Alındığım Kara Parçaları, şairin 1990’lı yıllardaki üretimini sürdürdü. Ciddiye Alındığım Kara Parçaları, şiirlerin biçimsel düzeni ve ölçülü kuruluşuyla şairin yalnızca taşkın ve serbest söyleyişe değil, bilinçli biçim arayışlarına da yöneldiğini gösterdi.
Papağana Silah Çekme!, Gözyaşlarım Nal Sesleri, Bir Çift Siyah Deri Eldiven, İpucu Bırakma Sanatı, Bahname, Klarnet, Kahramanlar Ölü Doğar ve Eski Kral Deposu gibi kitaplarında kent, suç, şiddet, aşk, ölüm, bedensel deneyim, iktidar ve bireyin toplumsal düzenle çatışması üzerine kurduğu şiir dünyasını genişletti.
Bir Çift Siyah Deri Eldiven ile 2000 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü kazandı. Kitap, şairin karanlık kent atmosferini, aşkın yıkıcı yönünü, bedenin kırılganlığını ve toplumun sınırlarında yaşayan insanların deneyimlerini bir araya getiren eserlerinden biri oldu.
Dicle ile Fırat, Küçük İskender’in şiirinde farklı bir yönelimi temsil eder. Şair bu kitapta halk şiiri, destan, türkü ve sözlü kültürün anlatım imkânlarından yararlandı. Doğu ile Batı, tarih ile güncel hayat ve yerel söyleyiş ile modern kent dili arasında bağlantılar kurdu.
İskender’i Ben Öldürmedim, şairin kendi edebî kimliğiyle, geçmişiyle ve toplum tarafından kendisine verilen rollerle hesaplaştığı eserlerinden biridir. Kitap, 2006 Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’ne değer görüldü. Şairin kendi adını kitabın merkezine yerleştirmesi, benlik ile yaratılan şair kimliği arasındaki gerilimi görünür kıldı.
Karanlıkta Herkes Biraz Zencidir, Teklifsiz Serseri, Lezzetli Tümörler Lokantası, Hasta Hayat Depoları, Ağır Abiler Orkestrası, The God Jr., Ölü Evinde Seks Partisi ve Underground Otopark, şairin 2000’li yıllardaki yoğun üretiminin parçalarıdır. Bu eserlerde hastalık, ölüm, gece hayatı, kent şiddeti, dışlanma, cinsellik, popüler kültür ve yeraltı dünyası birlikte işlenir.
Sarı Şey, Bu Defa Çok Fena, Ali ve Elli Belirsiz, şairin olgunluk dönemindeki bireysel ve toplumsal şiir anlayışını sürdürdü. Küçük İskender bu kitaplarda sokak diliyle şiirsel yoğunluğu, kişisel tanıklıkla toplumsal eleştiriyi ve gündelik hayatla karanlık imgeleri bir araya getirdi.
Mayıs Giremez, 2016’da yayımlandı ve 2017 Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı. Kitap, şairin otuz yılı aşan şiir birikimini aşk, kayıp, zaman, ölüm, kent ve hafıza eksenlerinde yoğunlaştırdı. Şairin ilk eserlerinden itibaren kullandığı sert ve huzursuz söyleyiş, bu kitapta daha dingin fakat etkisini koruyan bir yapıya dönüştü.
Ölen Sevgilimin Şiir Defteri, 2017’de yayımlandı. Aşkın ardından kalan boşluk, yas, hatıra, bedensel kayıp ve sevilen kişinin yokluğuyla sürdürülen ilişki kitabın temel konularıdır. Şair, ölümü sona ermiş bir bağdan çok hafızada ve dilde devam eden bir yakınlık biçimi olarak ele aldı.
Küçük İskender’in üretimi şiir kitaplarıyla sınırlı kalmadı. Dedem Beni Korkuttu Hikâyeleri, İkizler Burcu Hikâyeleri, 666, Belden Aşağı Aşk Hikâyeleri, The Kırmızı Başlıklı İstasyon Şefi, Pop H’art, Balık Burcu Hikâyeleri, Insectisid, Necronomicon: Ölüm Kitabı ve Bir Delinin Ot Defteri gibi kitaplarında anlatı, hikâye, deneme, günlük ve şiir arasındaki sınırları belirsizleştirdi.
Yazar bu tür metinlerini çoğu zaman “özgür metin” anlayışıyla kurdu. Olay örgüsünden çok çağrışım, ritim, parçalanmış anlatıcı sesi, iç konuşma, kültürel gönderme ve dilsel deney öne çıktı. Böylece şiirsel söyleyişini düzyazıda da sürdürdü.
Flu’es ve Zatülcenp, Küçük İskender’in roman türündeki eserleridir. Bu romanlarda metropol hayatı, bohem çevreler, iletişimsizlik, arzu, hastalık, şiddet ve modern bireyin parçalanmış kimliği işlenir. Roman yapısını doğrusal olay örgüsünden çok farklı sesler, iç konuşmalar ve şiirsel parçalar üzerine kurdu.
Cangüncem, Waliz Bir ve İkinci Waliz, günlük ile edebî anlatı arasında gelişen metinlerdir. Gündelik gözlemler, kişisel hatıralar, edebiyat çevresi, hastalık, ölüm, kent hayatı ve yazma deneyimi bu kitaplarda parçalı bir yapı içinde bir araya gelir.
Şiirli Değnek, Eflatun Sufleler, Rimbaud’ya Akıl Notları, Cin Kontrol Noktası ve Türkçe Sözlü Hafif Mavi gibi kitaplarında şiir, şairlik, edebiyat, sanat, toplum ve dil üzerine düşüncelerini ele aldı. Rimbaud’dan çağdaş Türk şiirine uzanan geniş bir kültürel alanda, şairin toplumsal konumu ve şiirin yerleşik değerlere karşı taşıdığı dönüştürücü imkân üzerinde durdu.
Her Şey Ayrı Yazılır, deneme ve şiirsel düzyazı arasında gelişen son dönem kitaplarından biridir. Dil, aşk, yalnızlık, ölüm, toplumsal ilişkiler ve gündelik hayatın küçük ayrıntıları, bağımsız fakat birbirleriyle çağrışımsal bağlar kuran metinler içinde yer alır.
Küçük İskender, şiiri yalnızca kitap sayfasına bağlı bir tür olarak görmedi. Türkiye’de ve yurt dışında şiir okumaları, tek kişilik gösteriler, paneller ve performanslar gerçekleştirdi. Ses, beden, vurgu, müzik ve sahne hareketini şiirin anlatım imkânlarıyla birleştirdi.
Sinema alanında Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, Ağır Roman ve O Şimdi Asker gibi filmlerde rol aldı. Sinema, müzik ve görsel kültür; hem şiirlerinin imge dünyasında hem de düzyazı eserlerinin hızlı, kesintili ve sahneye yakın anlatımında etkili oldu.
Şiirlerinde argo, küfür, tıp terimleri, sokak dili, popüler kültür, mitoloji, müzik, sinema ve farklı toplumsal gruplara ait söyleyişleri bir arada kullandı. Yeni kelimeler türetti, sözcüklerin yazılışını değiştirdi ve farklı dil katmanlarını çarpıştırarak kendine özgü bir şiir dili geliştirdi.
Küçük İskender’in eserlerinde beden, cinsellik ve cinsel kimlik temel anlatı alanları arasındadır. Toplumun normal, ahlaklı ya da kabul edilebilir saydığı kimlikleri sorguladı; dışlanan, bastırılan ve görünmez kılınan deneyimleri şiirin merkezine taşıdı. Bu yönüyle eserleri kuir edebiyat, beden politikaları ve toplumsal cinsiyet tartışmalarıyla kesişen güçlü bir alan oluşturdu.
Aşk, şiirlerinde huzurlu ve tamamlanmış bir birliktelikten çok arzu, yara, bağımlılık, şiddet, ayrılık ve kayıp üzerinden anlatılır. Sevilen kişi hem hayata bağlayan hem de benliği parçalayan bir kuvvete dönüşebilir. Ölüm ise aşkın karşıtı olmaktan çok onun içinde sürekli bulunan bir ihtimaldir.
2014’te Erdal Öz Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Ödül, yalnızca belirli bir kitabına değil, şiire getirdiği farklı söyleyişe ve uzun yıllara yayılan edebî üretimine verildi. Şiirlerinin ve kitaplarının bir bölümü Almanca ve Kürtçe yayımlandı; farklı ülkelerdeki antolojilerde yer aldı.
Küçük İskender, yaklaşık bir yıl süren kanser tedavisinin ardından 3 Temmuz 2019’da Bodrum’da öldü. Ardında şiir, roman, deneme, günlük ve türler arasında dolaşan çok sayıda eser bıraktı.
1980 sonrası Türk şiirinin özgün ve ayrıksı isimlerinden biri olan Küçük İskender, kent hayatını, bedeni, cinselliği, şiddeti, aşkı ve ölümü yüksek gerilimli bir şiir diliyle ele aldı. Yerleşik ahlak, edebî tür ve şiir dili anlayışlarını sorgulayan eserleri, çağdaş Türk şiirinde geniş ve etkili bir edebî dünya oluşturdu.
#Küçükİskender #DermanİskenderÖver #TürkŞiiri #GözlerimSığmıyorYüzüme #Erotika #MayısGiremez #YeraltıEdebiyatı #KentŞiiri #KuirEdebiyat #ŞiirPerformansı #Deneme #ÇağdaşTürkEdebiyatı
Küçük İskender’in Bibliosfer profili çağdaş Türk şiiri, 1980 sonrası şiir, kent şiiri, yeraltı edebiyatı, kuir edebiyatla kesişen anlatılar, roman, deneme, günlük, serbest metin, edebiyat eleştirisi, sinema ve şiir performansı eksenlerinde şekillenir. Edebî kimliğinin merkezinde kent, beden, cinsellik, aşk, ölüm, şiddet, yalnızlık, toplumsal dışlanma ve yerleşik ahlaka başkaldırı bulunur.
Şiirini yalnızca belirli bir edebî kuşağın ortak özellikleriyle açıklamak yeterli değildir. Küçük İskender, 1980 sonrası şiirde bireysel deneyime yönelirken bu deneyimi toplumdan koparmadı. Beden, cinsellik, hastalık ve yalnızlık gibi kişisel görünen konuları iktidar, ahlak, sınıf, kent ve dışlanmayla birlikte ele aldı.
Gözlerim Sığmıyor Yüzüme, şairin temel şiir dünyasını kurduğu ilk eserdir. Kitaptaki genç anlatıcı sesi, sevgi ve ortak yaşam arzusuyla kent hayatının sertliği arasında hareket eder. Çocuklar, sokaklar, kediler, mektuplar ve ölüme ilişkin imgeler aynı şiir alanı içinde buluşur.
Kitabın adı, benlik ile beden arasındaki uyumsuzluğu çağrıştırır. Gözlerin yüze sığmaması, insanın gördüğü, hissettiği ve taşımak zorunda kaldığı dünyanın fiziksel sınırlarını aşması anlamına gelir. Şairin sonraki kitaplarında da beden, iç dünyayı barındırmaya yetmeyen kırılgan bir yapı olarak ele alınır.
Gözlerim Sığmıyor Yüzüme’de görülen doğrudan hitap ve konuşma dili, şairle okur arasında mesafesiz bir ilişki kurar. Şiir, yüksek kültüre ait kapalı bir yapı olmaktan çıkarak sokakta, mektupta, aşkta ve gündelik konuşmada dolaşan bir sese dönüşür.
Erotika, beden ve cinsellik alanını şiirin merkezine yerleştirir. Erotik dil, yalnızca haz ve tensel yakınlıkla ilgili değildir. Cinselliğin toplum tarafından nasıl denetlendiği, hangi arzuların meşru kabul edildiği ve farklı kimliklerin nasıl dışlandığı kitapta sürekli sorgulanır.
Küçük İskender’in şiirlerinde beden hem arzu hem de şiddet alanıdır. Hastalık, yara, kan, organ, deri, tümör ve ölüm imgeleri sık görülür. Tıp eğitiminin kazandırdığı terminoloji, bedeni romantikleştirmeden somut ve maddi yönleriyle anlatmasına katkıda bulunur.
Yirmi5April, Periler Ölürken Özür Diler ve Güzel Annemin Hayal Gücü, çocukluk, gençlik, sokak kültürü ve kırılganlık çevresinde gelişir. Masal ve peri gibi çocukluk unsurları, güvenli ve temiz bir dünyayı temsil etmez; yetişkinliğin şiddetiyle yaralanmış hatıralara dönüşür.
Periler Ölürken Özür Diler’de arabesk kültür, sokak dili ve toplumsal kenarda kalmış kişilerin duygusal dünyası şiire taşınır. Arabesk, yalnızca müzik türü olarak değil; kayıp, kader, terk edilme, isyan ve görünür olma isteğinin dili olarak kullanılır.
Ciddiye Alındığım Kara Parçaları, şairin biçimsel arayışını gösterir. Küçük İskender’in şiiri yalnızca kontrolsüz çağrışım ve taşkınlıktan oluşmaz. Belirli sayı ve düzenlere dayanan şiir kuruluşları, dilsel enerjinin bilinçli bir biçim anlayışıyla yönetilebildiğini ortaya koyar.
Papağana Silah Çekme! ve İpucu Bırakma Sanatı gibi eserlerde gerçeküstü çağrışımlar, suç dili ve kent imgeleri yoğunlaşır. Şair, anlamı tek bir açıklamaya bağlamak yerine kelimelerin sesleri, kültürel çağrışımları ve beklenmedik birliktelikleri üzerinden çoğaltır.
Bir Çift Siyah Deri Eldiven’de karanlık kent, aşk, beden ve suç imgeleri birleşir. Eldiven hem temasın hem de temasın engellenmesinin simgesidir. Aşkın yakınlık isteğiyle kendisini koruma ve iz bırakmama arzusu aynı imge içinde yer alır.
Dicle ile Fırat, şairin yalnızca metropol ve yeraltı kültürüyle sınırlandırılamayacağını gösterir. Halk şiiri, destan, türkü ve Anadolu’nun tarihsel söz varlığı, çağdaş ve kişisel bir şiir dili içinde yeniden kurulur.
Dicle ile Fırat’taki yönelim, şairin Batılı şehir kültürüyle yerli sözlü gelenek arasında kesin bir ayrım kurmadığını gösterir. Popüler müzik, sinema, mitoloji ve yabancı edebiyat kadar halk şiiri ve yerel anlatılar da onun şiir malzemesine dâhildir.
İskender’i Ben Öldürmedim, şairin kendi adı ve edebî kişiliği çevresinde kurduğu bir hesaplaşmadır. “İskender”, biyografik kişiden bağımsızlaşarak toplumun, basının ve edebiyat çevresinin ürettiği bir kimliğe dönüşür. Kitap, insan ile kullandığı ad, şair ile kamusal imgesi arasındaki çatışmayı işler.
Şairin kendisini “öldürmemesi”, edebî kimliğinin sona ermediğini savunmanın yanında benliğin tek bir kişiye veya sabit kimliğe indirgenemeyeceğini de ifade eder. Küçük İskender’in eserlerinde kimlik sürekli kurulan, parçalanan ve yeniden yazılan bir yapıdadır.
Karanlıkta Herkes Biraz Zencidir, Lezzetli Tümörler Lokantası, Hasta Hayat Depoları, Ölü Evinde Seks Partisi ve Underground Otopark gibi kitapların adları bile şairin çarpıştırma yöntemini gösterir. Hastalıkla eğlence, ölümle cinsellik, yeraltıyla gündelik hayat ve bedenle tüketim kültürü aynı başlıkta karşı karşıya getirilir.
Şair, rahatsız edici imgeleri yalnızca şaşırtmak amacıyla kullanmaz. Toplumun hastalık, ölüm, cinsellik, yoksulluk ve farklı kimlikler karşısındaki ikiyüzlü tutumunu görünür kılmak için şiirin konforlu sınırlarını bozar.
Sarı Şey’de metropol hayatı, gece, bohem çevreler ve sokak dili yeniden öne çıkar. Sarı renk; hastalık, ışık, uyarı, çürüme ve yapaylık gibi farklı anlamları taşıyarak kentin değişken atmosferini bir araya getirir.
Ali, tek bir ismin sıradanlığı üzerinden farklı hayatların, erkeklik biçimlerinin ve toplumsal rollerin izini sürer. Küçük İskender’in şiiri özel ve tekil deneyimlerden hareket ederken bu deneyimleri ortak bir toplumsal hafızaya açar.
Mayıs Giremez, şairin geç dönem şiirinin temel eserlerinden biridir. Gençlik dönemindeki yüksek ses ve saldırgan enerji bütünüyle kaybolmaz; ancak zaman, yaşlanma, hastalık, kayıp ve ölüm düşüncesi daha ölçülü bir söyleyiş içinde belirginleşir.
Kitabın adı, bahar ve yenilenmeyle ilişkilendirilen mayıs ayının belirli bir alana girememesini ifade eder. Umut, gençlik ve yeniden başlama imkânı; kişisel kayıp, tarihsel şiddet ya da ölüm tarafından engellenir.
Ölen Sevgilimin Şiir Defteri, yas şiiri ve aşk şiiri alanlarında değerlendirilir. Sevilen kişinin ölümü, ilişkinin bütünüyle sona ermesi anlamına gelmez. Hatıralar, kelimeler ve şiir, kaybedilen kişiyle sürdürülen bağın yeni biçimleri hâline gelir.
Küçük İskender’in “özgür metin”leri, kesin tür sınıflandırmalarına direnç gösterir. Dedem Beni Korkuttu Hikâyeleri, 666, Belden Aşağı Aşk Hikâyeleri, Pop H’art ve Necronomicon: Ölüm Kitabı gibi eserler; hikâye, şiirsel düzyazı, deneme, günlük, kültürel eleştiri ve kurmaca arasında hareket eder.
Bu metinlerde türlerin karışması, yalnızca biçimsel bir oyun değildir. Şair, toplumun kimlikleri ve davranışları sınıflandırmasına karşı çıktığı gibi edebiyatın da metinleri kesin kategorilere ayırmasına karşı çıkar.
Flu’es ve Zatülcenp, şiirsel roman ve kent romanı alanlarında yer alır. Doğrusal olay örgüsü yerine parçalı bilinç, farklı anlatıcı sesleri, kısa sahneler ve yoğun imgeler kullanılır. Roman kişileri çoğu zaman kent içinde yönünü, kimliğini ve başkalarıyla gerçek temas kurma imkânını kaybetmiş kişilerdir.
Roman adlarında hastalık ve bedensel bozulma çağrışımlarının bulunması, Küçük İskender’in toplumu yaşayan fakat hasta bir organizma gibi ele alma eğilimiyle bağlantılıdır. Bireyin ruhsal ve bedensel sorunları, toplumsal düzenin hastalıklarından bağımsız değildir.
Cangüncem, Waliz Bir ve İkinci Waliz, günlük türünü edebî bir deney alanına dönüştürür. Günlük tarih sırasıyla kaydedilen olaylardan ibaret değildir; hatıra, rüya, deneme, şiir, gözlem ve kültürel değerlendirmeler aynı anlatı içinde yer alır.
“Waliz” sözcüğündeki alışılmadık yazım, şairin dil anlayışını yansıtır. Kelimenin bilinen biçimini değiştirmek, hem yeni bir ses yaratır hem de dilin değişmez kurallardan oluşmadığını gösterir. Valiz, taşınan kişisel yüklerin, hatıraların ve yolculukların simgesidir.
Şiirli Değnek ve diğer eleştiri-deneme kitapları, Küçük İskender’in yalnızca şiir yazan değil, çağdaş şiiri takip eden ve değerlendiren bir yazar olduğunu gösterir. Eleştirisinde akademik ve nesnel bir dil yerine kişisel, şiirsel ve polemikçi bir söyleyiş kullanır.
Rimbaud’ya Akıl Notları, modern şairin toplumla, ahlakla ve kendi yıkıcı enerjisiyle ilişkisini tartışır. Rimbaud, Küçük İskender için taklit edilecek bir modelden çok gençlik, başkaldırı, şiir ve kendi kendini tüketme meselelerini düşünmeye yarayan bir karşılaşma alanıdır.
Cin Kontrol Noktası ve Türkçe Sözlü Hafif Mavi, şiir, dil, kültür ve güncel hayat üzerine parçalı düşünceleri bir araya getirir. Şair, sistemli bir poetika kurmaktan çok yazma eylemi sırasında ortaya çıkan düşünsel gerilimleri kaydeder.
Küçük İskender’in dili farklı toplumsal ve kültürel kaynakların karşılaşmasına dayanır. Tıp terimleri, argo, küfür, mitoloji, klasik şiir, popüler şarkılar, sinema, reklam dili, yabancı kelimeler ve sokak konuşmaları aynı şiirde kullanılabilir.
Bu çok katmanlı dil, kent hayatının ses çeşitliliğini yansıtır. Şair, edebî kabul edilen kelimelerle şiirin dışında bırakılan kelimeler arasında hiyerarşi kurmaz. Argo ve küfür, şiir dilini kabalaştıran unsurlar değil, belirli toplumsal deneyimlerin gerçek ifade araçlarıdır.
Yeni sözcükler üretmesi, kelimeleri birleştirmesi ve yazım kurallarını bilinçli biçimde bozması, dil üzerindeki iktidarı sorgulamasının parçasıdır. Yerleşik dil kuralları ile toplumsal ahlak kuralları, eserlerinde benzer biçimde sınanır.
Şairin cinselliğe yaklaşımı erotik anlatımla sınırlı değildir. Cinsel kimliklerin görünürlüğü, heteronormatif ahlak, toplumsal baskı, erkeklik ve bedenin denetlenmesi eserlerinde sürekli olarak tartışılır. Bu nedenle şiiri kuir edebiyat ve toplumsal cinsiyet çalışmalarıyla güçlü bağlar kurar.
Küçük İskender’i yalnızca “marjinal” ya da “aykırı” sıfatlarıyla tanımlamak şiirinin toplumsal ve estetik kapsamını daraltır. Şair, kendisine verilen bu tür etiketleri farklı dönemlerde sorguladı. Eserlerinin önemi yalnızca kabul edilen sınırların dışında durmasından değil, yeni bir şiir dili ve okur ilişkisi kurmasından kaynaklanır.
Şiir performansları, kitapla sınırlı şiir anlayışını genişletti. Ses tonu, vurgu, beden hareketi, müzik ve sahne atmosferi, şiirin anlamını yeniden kuran unsurlara dönüştü. Şair ile dinleyici arasındaki doğrudan ilişki, metindeki yüksek gerilimi canlı bir deneyime taşıdı.
Sinema oyunculuğu ve görsel kültür ilgisi, şiirlerinin sahneye benzer yapısında görülür. Hızlı kesmeler, çarpıcı görüntüler, yakın plan bedensel ayrıntılar ve müziksel geçişler, şiirlerinde sinemaya yakın bir hareket oluşturur.
Küçük İskender’in eserlerinde aşk ile şiddet, haz ile acı, yaşam ile ölüm, masumiyet ile suç ve yakınlık ile yalnızlık sürekli yan yana gelir. Karşıtlıklar uzlaştırılmaz; şiirin gerilimini oluşturan açık çatışmalar olarak korunur.
Ölüm, eserlerinde yalnızca hayatın sonunda gerçekleşen bir olay değildir. Aşkın, bedenin, hastalığın ve kent yaşamının içinde sürekli hissedilen bir varlıktır. Buna rağmen şiir bütünüyle karamsar değildir; sevgi, dayanışma ve başkasının yalnızlığını fark etme imkânı direnme alanları oluşturur.
Küçük İskender’in Bibliosfer’deki temel sınıflandırma alanları şiir, çağdaş Türk şiiri, 1980 sonrası edebiyat, kent şiiri, yeraltı edebiyatı, kuir edebiyat, beden politikaları, toplumsal cinsiyet, roman, deneme, günlük, serbest metin, edebiyat eleştirisi, şiir performansı, sinema, argo, aşk, cinsellik, ölüm, hastalık, şiddet, yalnızlık ve toplumsal dışlanmadır. Eserlerini ayırt eden temel özellik, kentin ve bedenin bastırılmış deneyimlerini farklı dil katmanlarını çarpıştıran, yüksek gerilimli ve sınır tanımayan bir şiir söyleyişine dönüştürmesidir.