İsmail Güzelsoy, 10 Haziran 1963'te Iğdır'da doğdu. Çocukluk yıllarının bir bölümünü Iğdır'da, bir bölümünü İstanbul'un Gaziosmanpaşa ve Karagümrük semtlerinde geçirdi.
Dokuz yaşındayken ailesiyle İstanbul'a taşındıktan sonra tek başına yeniden Iğdır'a dönerek ilkokulu burada tamamladı. Ortaokul yıllarında İstanbul'a döndü; aynı dönemde Cağaloğlu'ndaki mücellithane ve matbaalarda çalışmaya başladı.
Matbaalarda geçen yıllar onun kitap, yazı ve yayın dünyasıyla erken yaşta doğrudan ilişki kurmasını sağladı. Edebiyata ilgisi de bu dönemlerde belirginleşti.
Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde, dönemin adıyla Basın Yayın Yüksekokulunda eğitim gördü. Üçüncü yılında üniversiteden ayrılarak İsveç'e gitti.
İsveç'te bulunduğu yıllarda İsveç dili ve edebiyatı üzerine çalıştı. 1987'de İstanbul'a döndükten sonra İsveççe ve İngilizce turist rehberliği yapmaya başladı.
On yılı aşkın süre devam eden rehberlik yıllarında Anadolu'nun farklı bölgelerini dolaştı. Karşılaştığı insanlar, coğrafyalar, yerel hikâyeler ve kültürel ayrıntılar üzerine tuttuğu notlar daha sonra romanlarının önemli malzemelerinden birine dönüştü.
Aynı yıllarda çeşitli gazete ve dergilerde öykü, makale ve röportajlar yayımladı. 1999'dan itibaren uzun süredir biriktirdiği notları daha sistemli biçimde kurmacaya dönüştürmeye yöneldi.
İlk kitabı Seni Seziyorum / Kitab-ı Mukadder 2000'de İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. On bir öyküden oluşan eser, Güzelsoy'un kitap biçimindeki edebî üretiminin başlangıcıdır.
İlk romanı Ruh Hastası 2004'te yayımlandı. Bu kitapla birlikte öyküden daha geniş, iç içe geçmiş hikâyeler ve farklı anlatı katmanları kurmaya dayanan romancılığı belirginleşti.
Sincap 2005'te, Rukas / Perde Açılıyor 2006'da, İyi Yolculuklar ise 2007'de yayımlandı. Bu üç roman Güzelsoy'un Banknot Üçlemesi olarak anılan dizisini oluşturdu.
Banknot Üçlemesi'nin romanları tek bir olay örgüsünün kesintisiz devamı değildir. Bunun yerine karakterlerin ve hikâyelerin başka romanlarda yeniden belirmesi, yan karakterlerin merkezî kişilere dönüşmesi ve metinlerin birbirine göndermeler yapmasıyla ortak bir kurmaca evren kurulur.
İyi Yolculuklar'da iç içe geçmiş hikâyeler, farklı tarihsel malzemeler ve gerçeküstü unsurlar aynı roman yapısında buluşur. Güzelsoy'un sonraki kitaplarında giderek belirginleşecek anlatı içinde anlatı, kurmaca oyun ve tarihsel malzemeyi yeniden biçimlendirme yöntemleri bu dönemde güçlenir.
Rehberlik deneyimi 2009'da iki cilt hâlinde yayımlanan İstanbul'un Gezi Rehberi'ne de kaynaklık etti. Pera ve Boğaz ile Tarihi Yarımada'yı ayrı ciltlerde ele alan çalışma, Güzelsoy'un kurmaca dışı üretiminin temel örneğidir.
Değil Efendi'nin Renk ve Korku Meselleri 2010'da yayımlandı. Değil Efendi karakteri, Güzelsoy'un farklı kitaplarında birbirine bağlanan kişiler ve anlatılar kurma yönteminde anahtar figürlerden biri hâline geldi.
Çıt Yok 2011'de, Saf ise 2013'te yayımlandı. Güzelsoy bu dönem boyunca tarihsel olayları, masalı, gerçeküstü unsurları, kent hafızasını ve bireysel hikâyeleri tek bir gerçeklik düzeyine bağlı kalmadan bir araya getirmeyi sürdürdü.
Değmez 15 Nisan 2015'te Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Eser, daha sonra Gölge ve Hatırla ile birlikte Fennî Sihirler başlığı altında anılacak romanların ilkidir.
Değmez'in başlangıcında Aras Nehri'nin buzlarının altında kalan yazar Faruk Ferzan bulunur. Roman, Selman Dermanî gibi karakterlerle birlikte aşk, ölüm, ölümsüzlük, kader, değer ve insanın yaşamaya devam etmesini sağlayan anlam üzerine genişleyen bir anlatı kurar.
Değmez'in kurmaca dünyasında gerçek tarih de masalsı ve olağan dışı unsurlarla yan yana gelir. Tan Gazetesi baskınından esinlenen toplumsal şiddet sahnesi, romanın tarihsel belleğe açılan önemli damarlarından biridir.
Fennî Sihirler'in ikinci romanı Gölge 2016'da yayımlandı. Roman, Osmanlı döneminde anlatılan maymun katliamı ile hareketli mahya geleneği gibi birbirine karşıt tarihsel unsurları kullanarak şiddetle yaratıcılık, karanlıkla incelik arasındaki karşıtlığı sürdürdü.
Hatırla 2018'de yayımlandı ve Fennî Sihirler'in üçüncü kitabını oluşturdu. El-Cezerî'nin mekanik düzenekleri ile 6-7 Eylül olaylarını aynı geniş kurmaca dünyasında buluşturan roman, bilim, teknoloji, iktidar, toplumsal şiddet ve hatırlama meselelerini masalsı gerçeklikle birleştirdi.
Aynı yıl Süslü Hatıralar Sahnesi yayımlandı. Güzelsoy burada da kardeşlik, anlatma, hatırlama ve insanın kendi hikâyesiyle ilişkisi gibi temaları kendine özgü çok katmanlı kurgu anlayışı içinde ele aldı.
Öksüz Ağaçların Çobanı 2019'da yayımlandı. İstanbul'un altında tüneller açarak kayıp sevgilisini arayan bir adamın hikâyesi, Ferhat ile Şirin ve Orpheus ile Eurydike gibi eski anlatılarla buluşarak aşkı, kaybı, hayali ve gerçekliği birlikte işledi.
Kıpırdamıyoruz Ekim 2020'de yayımlandı. Settar'ın hikâyesi çevresinde iyilik, kötülük, aşk, toplumsal altüst oluş, çocukluk ve gerçekliğin dönüşmesi gibi konuları masalsı ve fantastik bir yapı içinde ele aldı.
Avucumda Rüzgâr Var Nisan 2022'de yayımlandı. Müzik etrafında biçimlenen roman melodramla başlayıp büyülü gerçekçiliğe ve maceraya açılan yapısıyla, nağme, aşk, suç, tutku ve insan ruhu arasında bağ kurdu.
Rölanti Çıkmazı 9 Mayıs 2024'te Everest Yayınları tarafından yayımlandı. Roman üç farklı zamanın aynı İstanbul'da kesiştiği; kabadayılar döneminden gen aktarımının tartışıldığı günlere kadar uzanan çok katmanlı bir yapı kurar.
Romanın merkezindeki Rölanti Çıkmazı yalnızca olayların geçtiği bir sokak değildir. Perizad ve Kosta gibi karakterlerin barındığı bu mekân, yazarın kendi açıklamasıyla kentin ve çağın kayıp belleğini, hatta bir tür bilinçdışını temsil eden kurmaca bir alana dönüşür.
Rölanti Çıkmazı'nda yalnızlık, çocukluk yaraları, toplumsal ve ekonomik şiddet, gözetlenme, iktidar, kültürel kayıp ve dayanışma gibi meseleler gerçeküstü olaylarla birlikte işlenir. Kosta'nın müzikle ilişkisi de romanın yapısal ritmini ve kaybolan kültürel inceliklere yönelik bakışını güçlendirir.
Güzelsoy 2025'te Saf – Suya Anlat ile 2013 tarihli Saf'a yeniden döndü. İthaki Yayınları tarafından yayımlanan eser basit bir yeniden basım değil, daha önceki romanın temel hikâyesini yeniden ele alan ve genişleten bir “yeniden” çalışma olarak sunuldu.
Saf – Suya Anlat'ta Şaman Subala'nın yüzyıllara ve farklı hayatlara uzanan yolculuğu üzerinden saflık, bilgelik, aşk, yalnızlık, hatırlama ve insanın kendisini bulma arayışı anlatılır. Böylece Güzelsoy'un 1990'ların başından beri üzerinde düşündüğünü belirttiği masal-roman fikri yeni biçimiyle yeniden kurulmuş olur.
İsmail Güzelsoy'un romanlarında eserler arasında görünür veya gizli bağlantılar kurmak belirgin bir özelliktir. Bir romanda yan karakter olarak görülen kişiler başka bir eserde öne çıkabilir; anlatıcılar, kitaplar, söylenceler ve tarihsel olaylar farklı metinlerde tekrar belirebilir.
Tarih onun eserlerinde akademik tarih anlatısı olarak kullanılmaz. Tan Baskını, 6-7 Eylül olayları, Osmanlı dönemi anlatıları veya El-Cezerî gibi tarihsel malzemeler kurmacanın içinde yeniden biçimlendirilerek toplumsal hafıza, şiddet, iktidar ve insanın yaratıcı yönü üzerine düşünmenin araçlarına dönüşür.
Gerçek ile gerçek dışı arasındaki sınır da Güzelsoy'un romancılığında bilinçli biçimde geçirgendir. Masal, rüya, mucize, bilim, eski teknolojiler, söylence ve gündelik gerçeklik aynı anlatı içinde birbirlerinin karşıtı olmaktan çok aynı dünyanın farklı katmanları olarak kullanılabilir.
İstanbul, özellikle sonraki romanlarında güçlü bir anlatı mekânıdır. Rehberlik yıllarında edindiği tarihsel ve mekânsal bilgi, sokakların, semtlerin, yapıların ve kaybolmuş kent kültürlerinin kurmacanın doğrudan parçasına dönüşmesini sağlar.
Seni Seziyorum / Kitab-ı Mukadder'den Saf – Suya Anlat'a uzanan üretiminde Güzelsoy öykü, roman ve gezi yazısı türlerinde eserler vermiştir. Romancılığının temel özellikleri çok katmanlı kurgu, birbirine bağlanan hikâyeler, üstkurmaca, tarihsel malzeme, masalsı ve büyülü gerçeklik, güçlü mekân duygusu ve şiddetin karşısına iyilik, aşk, dostluk, sanat ve yaratıcılığı çıkaran anlatı anlayışıdır.
#İsmailGüzelsoy #RölantiÇıkmazı #Değmez #FennîSihirler #Hatırla #Gölge #Sincap #SafSuyaAnlat #Roman #BüyülüGerçeklik #İstanbul #Hafıza
İsmail Güzelsoy'un Bibliosfer profili çağdaş Türkçe roman, öykü, büyülü ve masalsı gerçeklik, üstkurmaca, tarihsel kurgu, kent edebiyatı, İstanbul, toplumsal bellek, aşk, ölüm, şiddet, iyilik, iktidar, bilim, müzik ve hikâye anlatıcılığı eksenlerinde şekillenir. Yazarlığının ayırt edici yönlerinden biri, ayrı ayrı okunabilen romanlarının arasında karakterler, anlatıcılar, nesneler ve hikâyeler aracılığıyla geniş bir kurmaca evren kurmasıdır.
Güzelsoy'un ilk kitabı Seni Seziyorum / Kitab-ı Mukadder öykü türündedir. Buna rağmen sonraki romancılığının temelinde bulunan kısa hikâyeleri yan yana getirme ve küçük olaylardan daha büyük anlatı yapıları oluşturma eğilimi bu başlangıçta görülür.
Ruh Hastası'yla romancılığa geçtikten sonra anlatı mimarisi giderek karmaşıklaşır. Tek bir ana kahramanın doğrusal hikâyesi yerine farklı kişilerin, zamanların ve anlatı katmanlarının birbirini tamamladığı yapılar öne çıkar.
Banknot Üçlemesi bu yöntemin ilk sistemli örneklerinden biridir. Sincap, Rukas ve İyi Yolculuklar birbirinin basit devamı değildir; karakterlerin ve olayların başka açılardan yeniden görünmesiyle ortak bir dünya oluştururlar.
Bu yöntem okura aynı karakteri farklı konumlarda görme imkânı verir. Bir romanda çevrede kalan kişi başka bir romanda merkezî hâle geldiğinde önceki anlatının anlamı da geriye dönük olarak değişebilir.
Güzelsoy'un eserlerinde hikâye anlatıcısının kendisi de sık sık görünürdür. Anlatının nereden geldiği, kimin anlattığı, bir defterin veya ses kaydının nasıl bulunduğu gibi sorular olay örgüsünün parçasına dönüşür.
Bu nedenle üstkurmaca onun romancılığında yalnızca teknik bir oyun değildir. Hikâyenin güvenilirliği, aktarılması ve değişmesi üzerine düşünmenin bir yoludur.
Değil Efendi bu anlatı anlayışının temel figürlerinden biridir. Farklı kitaplara açılan karakter, anlatıcı ve meddah kimlikleri arasındaki geçişi temsil eder; Güzelsoy'un roman evreninin birbirine bağlanan damarlarından birini oluşturur.
Fennî Sihirler bu yöntemin başka bir aşamasıdır. Değmez, Gölge ve Hatırla olay örgüsü bakımından bağımsızdır; fakat tarihsel şiddet ile insanın yaratıcı, şefkatli ve incelikli yönünü karşı karşıya getirmeleri bakımından ortak bir düşünsel yapı taşırlar.
Değmez'de aşk ile ölüm romanın temel karşıtlığıdır. Selman Dermanî'nin ölümsüzlük düşüncesi ve Faruk Ferzan'ın ölümle yaşam arasındaki konumu, hayatın ancak sonlu olduğu için mi yoksa bir anlam taşıdığı için mi yaşanmaya değer olduğu sorusunu açar.
Romanın başlığındaki “değmez” sözcüğü bu nedenle yalnızca karamsar bir hüküm değildir. Bir hayatın, aşkın veya insan çabasının değerini neyin belirlediği sürekli yeniden sınanır.
Aşk Güzelsoy'da romantik ilişkinin sınırlarını aşan bir kavramdır. Dostluk, fedakârlık, diğerkâmlık, sadakat ve başka bir insan için eyleme geçebilme gibi değerler de aşkın geniş çevresine girer.
Bunun karşısında ölüm sık sık bulunur. Değmez'den Öksüz Ağaçların Çobanı'na, Kıpırdamıyoruz'dan Saf – Suya Anlat'a kadar kayıp ve ölüm, sevginin değerini ve insanın dünyayla ilişkisini sınayan temel unsurlardır.
Tarihsel şiddet Güzelsoy'un romancılığında ikinci önemli eksendir. Tan Gazetesi baskını, 6-7 Eylül olayları ve Osmanlı dönemindeki maymun katliamı gibi olaylar, toplumların kendi geçmişlerindeki şiddetle nasıl ilişki kurduğunu sorgulamak için kullanılır.
Ancak yazar tarihi tek yönlü bir karanlık katalog olarak kurmaz. Aynı toplumun mahya mühendisliği, El-Cezerî'nin makineleri, müzik, hikâye anlatıcılığı ve dayanışma gibi yaratıcı üretimlerini de aynı tarihsel belleğe yerleştirir.
Bu karşıtlık Fennî Sihirler'in temel düşünsel gerilimlerinden biridir. Bir toplumun kimliği yalnızca işlediği vahşetle veya yalnızca ürettiği güzellikle açıklanamaz; geçmişte hangi yönün bugüne taşınacağı geleceğe ilişkin bir tercih hâline gelir.
Güzelsoy'un “fennî” olanla “sihirli” olanı birlikte kullanması da bu noktada önemlidir. Eski makineler, bilimsel merak, teknik buluşlar ve hayal gücü birbirinden ayrılmak yerine aynı kurmaca alanda birleşir.
Bu nedenle eserleri klasik bilimkurgu olarak sınıflandırmak yeterli değildir. Yazarın kendi açıklamalarındaki “büyülü” veya “masalsı gerçeklik” tanımı, bilim ve eski teknoloji unsurlarının hangi anlatı dünyasında kullanıldığını daha iyi açıklar.
Gerçeküstü unsurların varlığı romanlardaki toplumsal gerçekliği ortadan kaldırmaz. Aksine olağan dışı olaylar çoğu zaman şiddet, yoksulluk, iktidar, yalnızlık veya tarihsel travma gibi son derece gerçek sorunları farklı bir açıdan görünür kılar.
Rölanti Çıkmazı bu yöntemin geç dönem örneklerinden biridir. Üç farklı zamanın aynı sokakta birleşmesi, İstanbul'un bugünkü görünümünün altında geçmişe ait başka kentlerin de yaşamaya devam ettiği düşüncesini kurar.
Rölanti Çıkmazı Sokağı, bu nedenle fiziksel bir mekândan daha fazlasıdır. Kentin bastırılan belleği, kaybedilen kültürel incelikleri ve görünmez bırakılan insanları için kurmaca bir sığınak işlevi görür.
Perizad ve Kosta'nın yalnızlığı bireysel psikolojiyle sınırlı kalmaz. Aile, ekonomik eşitsizlik, şiddet, gözetim ve toplumsal yapı onların kendi benlikleriyle ilişkisini biçimlendiren koşullar hâline gelir.
Romanın müzik ekseni de önemlidir. Kosta'nın sokağa yayılan müziği, kaybedilmiş inceliklerle yeniden ilişki kurmanın ve birbirinden kopmuş insanları aynı mekânda buluşturmanın araçlarından biridir.
Müzik, Avucumda Rüzgâr Var'da daha da merkezi bir konumdadır. Romanın biçiminin bir saz eserini çağrıştırması, melodramdan büyülü gerçekçiliğe ve maceraya doğru yaptığı tür geçişlerini müzikal yapıyla ilişkilendirir.
Güzelsoy'un romanlarında tür sınırları genel olarak geçirgendir. Polisiye merak, macera, tarihsel roman, masal, fantastik anlatı, aşk hikâyesi, mizah ve felsefi sorgulama aynı kitap içinde birbirine yaklaşabilir.
Bu geçirgenlik anlatının öngörülebilirliğini azaltır. Başlangıçta belirli bir türe aitmiş gibi görünen hikâye ilerledikçe başka bir anlatı biçimine dönüşebilir.
Öksüz Ağaçların Çobanı'nda eski aşk söylencelerinin çağdaş İstanbul'a taşınması, Güzelsoy'un gelenekle kurduğu ilişkinin başka bir örneğidir. Ferhat ile Şirin veya Orpheus ile Eurydike doğrudan yeniden anlatılmak yerine yeni karakterlerin deneyimini derinleştiren kültürel hafıza parçalarına dönüşür.
Saf ve 2025'te yeniden kurulan Saf – Suya Anlat ise masal anlatısının Güzelsoy romancılığındaki en belirgin örnekleri arasındadır. Yolculuk, bilgelik, saflık, aşk ve hikâye birbirinden ayrılmayan kavramlara dönüşür.
Saf – Suya Anlat'ın eski bir metne geri dönülerek yeniden yazılması da Güzelsoy'un kurmaca anlayışıyla uyumludur. Onun dünyasında hikâye tamamlandıktan sonra bütünüyle kapanmak zorunda değildir; başka bir kitapta, başka bir karakterde veya yıllar sonra yeni biçimde tekrar ortaya çıkabilir.
Hafıza bu nedenle yalnızca roman kişilerinin hatırlaması değildir. Yazarın kendi eski romanlarına dönmesi, karakterleri başka kitaplarda yeniden kullanması ve tarihsel olayları bugünün anlatısına taşıması da bütün külliyatı bir hafıza ağı hâline getirir.
İstanbul bu ağın en önemli mekânsal merkezidir. Rehberlik geçmişinin sağladığı tarih, mimari ve sokak bilgisi, şehri yalnızca dekor olmaktan çıkararak anlatının etkin unsurlarından birine dönüştürür.
Rölanti Çıkmazı'ndaki sokağın mimarisi, Çıt Yok'taki tarihsel İstanbul veya Öksüz Ağaçların Çobanı'ndaki yeraltı İstanbul'u aynı kentin görünür olmayan farklı yüzlerini araştırır.
Bunun yanında Iğdır, Anadolu coğrafyası ve rehberlik yıllarında biriktirdiği kültürel malzeme de yazarın anlatı dünyasını İstanbul'la sınırlı bırakmaz. Değmez'in Aras Nehri gibi mekânları bu daha geniş coğrafi belleğin örnekleridir.
Güzelsoy'un karakterleri sıklıkla toplumun güçlü merkezinde bulunan kişiler değildir. Çocuklar, yoksullar, yalnızlar, sıra dışı insanlar, hikâye anlatıcıları, sanatçılar ve toplumun kenarında kalan kişiler anlatının merkezine yaklaşır.
İyilik ile kötülük de eserlerinde basit karakter özellikleri biçiminde kurulmaz. İyilik çoğu zaman başka biri için somut bir şey yapabilme, dayanışma gösterebilme ve iktidarın dayattığı davranış biçimine direnebilme kapasitesiyle ilişkilidir.
Bu nedenle sanat ve güzellik Güzelsoy'un eserlerinde estetik süs olmaktan daha fazlasıdır. Müzik, hikâye, mimari, eski teknoloji veya sokakta oyun oynama gibi yaratıcı faaliyetler şiddete ve tekbiçimliliğe karşı başka türlü bir hayat ihtimalini temsil edebilir.
İktidar eleştirisi de bu çerçevede yalnızca doğrudan siyasal kurumlarla sınırlı değildir. İnsanların davranışlarını, hafızasını ve yaşam biçimini tek biçime sokan ekonomik, kültürel ve toplumsal güçler de romanların eleştirel alanına girer.
Güzelsoy'un güçlü yönlerinden biri çok sayıda hikâye ve karakteri sonunda aynı kurmaca yapıda birbirine bağlayabilmesidir. Başlangıçta önemsiz görünen ayrıntıların ilerleyen bölümlerde merkezi işleve kavuşması romanlarının mimarisinde sık görülen bir yöntemdir.
Bu yöntem aynı zamanda okurdan dikkat talep eder. Çok sayıda karakter, zaman sıçraması, başka metinlere gönderme ve kurmaca katmanı nedeniyle bazı romanları doğrusal olay örgüsüne dayanan eserlerden daha yoğun bir okuma gerektirebilir.
Yazarın tarihsel malzemeyi kullanışı da akademik tarihçilikten ayrılmalıdır. Gerçek olay ve kişiler üzerine araştırma yapmasına rağmen roman, belgelenmiş olayları kurmacanın, masalın ve hayal gücünün ihtiyaçları doğrultusunda yeniden düzenler.
Benzer biçimde gen aktarımı, eski makineler veya başka bilimsel unsurlar romanlarda görünse de eserler akademik bilim veya teknik inceleme değildir. Bilimsel fikirler çoğu zaman insan, kader, hafıza ve yaratıcılık meselelerini genişleten kurmaca araçlardır.
İsmail Güzelsoy'un Bibliosfer'deki temel sınıflandırma alanları çağdaş Türkçe roman, öykü, büyülü ve masalsı gerçeklik, üstkurmaca, tarihsel kurgu, İstanbul ve kent edebiyatı, aşk, ölüm, hafıza, toplumsal şiddet, iktidar, iyilik, bilim, müzik ve metinler arası anlatıdır. Eserlerini ayırt eden temel özellik, tarihsel gerçeklikle masalı, bilimi ve mucizeyi; bireysel hikâyelerle toplumsal belleği aynı çok katmanlı kurmaca mimarisi içinde buluşturması ve şiddetle iktidarın karşısına aşkı, iyiliği, yaratıcılığı ve hikâye anlatma gücünü yerleştirmesidir.