Hilmi Ziya Ülken, 3 Ekim 1901’de İstanbul’da doğdu. Babası kimyager Mehmed Ziya, annesi Müşfike Hanım’dı. İlköğrenimini Tefeyyüz İptidai Rüştiyesinde, ortaöğrenimini İstanbul Sultanisinde tamamladı. 1918’de mezun olduktan sonra Mülkiye Mektebine girdi ve 1921’de öğrenimini tamamladı.
Aynı yıl Darülfünun-ı Osmanî Edebiyat Fakültesi Beşerî Coğrafya Kürsüsünde asistan olarak çalışmaya başladı. Fakültede felsefe tarihi, ahlâk ve sosyoloji derslerini takip ederek bu alanlarda sertifikalar aldı. Böylece siyasal bilimler eğitiminin yanında felsefe, sosyoloji, tarih ve coğrafya alanlarında çok yönlü bir akademik birikim geliştirdi.
Bursa ve Ankara liselerinde öğretmenlik yaptı; Maarif Vekâletinde ve Talim ve Terbiye Kurulu Tercüme Bürosunda görev aldı. Daha sonra Çapa Kız Muallim Mektebi, İstanbul Erkek Lisesi, İstanbul Erkek Öğretmen Okulu, Galatasaray Lisesi ve Kabataş Lisesinde tarih, coğrafya, psikoloji, felsefe ve sosyoloji dersleri verdi.
1933 Üniversite Reformu sırasında İstanbul Üniversitesine Türk medeniyeti doçenti olarak atandı ve araştırma yapmak üzere Berlin’e gönderildi. Türkiye’ye dönüşünün ardından Türk düşünce tarihi, mantık, değerler teorisi, ahlâk, İslâm felsefesi, sistematik felsefe ve sosyoloji dersleri verdi. 1941’de profesörlüğe yükseldi ve 1944’te kurulan Sosyoloji Kürsüsünün yönetimini üstlendi.
İstanbul Teknik Üniversitesinde sanat tarihi dersleri de veren Ülken, 1949’da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde çalışmaya başladı. Mantık ve sistematik felsefe alanlarında ders verdi; 1957’de ordinaryüs profesör unvanını aldı. Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesinde eğitim ve bilim felsefesi dersleri verdi. 1971’de yaş sınırından emekli olmasına rağmen akademik çalışmalarını 1973’e kadar sürdürdü.
Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de felsefe ve sosyolojinin akademik disiplinler olarak gelişmesine katkıda bulundu. Felsefeyi yalnızca Batı düşüncesinin aktarılması olarak görmedi; Türk ve İslâm düşüncesinin tarihsel kaynaklarını araştırarak Türkiye’de bağımsız bir düşünce geleneğinin kurulması üzerinde durdu.
Mihrab ve Anadolu Mecmuası’nın yayımlanmasına katıldı. Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası’nı çıkardı; İnsan dergisini ve İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi’ni yönetti. Dergâh, Türk Yurdu, Ülkü, Hareket, Şarkiyat Mecmuası, Türkiyat Mecmuası ve Türk Düşüncesi gibi yayınlarda felsefe, sosyoloji, kültür, sanat ve düşünce tarihi üzerine yazılar yayımladı.
Ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılara katıldı. Uluslararası Sosyoloji Derneğinin kuruluş çalışmalarında yer aldı ve derneğin başkan yardımcılığını yaptı. Türkiye’de düzenlenen uluslararası sosyoloji toplantılarının hazırlanmasına katkıda bulunarak Türk sosyolojisinin dünya akademik çevreleriyle ilişkisini güçlendirdi.
Ülken’in düşüncesinde varlık, bilgi ve değer sorunları birbirine bağlıdır. Felsefenin temel konusunu varlık olarak ele aldı; bilginin sınırlarını, insanın dünyayla ilişkisini ve değerlerin oluşumunu varlık problemi çevresinde inceledi. Karmaşık olayları tek bir nedene indirgeyen açıklamalardan kaçınarak farklı gerçeklik alanlarının kendilerine özgü yapılarını korumaya çalıştı.
İnsan anlayışında beden ile ruhu birbirinden kopuk iki unsur olarak görmedi. İnsan, bedensel, ruhsal, toplumsal ve manevi yönleriyle bütünlük taşıyan bir varlıktır. Özgürlük, sorumluluk, vicdan, inanç ve değer üretme gücü insanın kendisini aşma imkânları olarak düşüncesinde önemli yer tutar.
Ahlâk, Hilmi Ziya Ülken’in felsefesinin merkezî alanlarından biridir. Ahlâkı yalnızca uyulması gereken kurallar bütünü değil, insanın kişiliğini geliştirerek bilgisini ve inancını davranışa dönüştürmesi olarak ele aldı. Bireysel olgunlaşma ile toplumsal sorumluluk arasında güçlü bir bağ kurdu.
Aşk Ahlâkı, ilk kez 1931’de yayımlandı. Eser, romantik aşkı açıklayan bir kitap olmaktan çok insanın özgürlük, sorumluluk, irade, kişilik ve ahlâki olgunlaşma sürecini inceleyen bir felsefe çalışmasıdır. Aşk, insanın kendi sınırlarını aşmasını, benmerkezcilikten uzaklaşmasını ve insanlık idealine yönelmesini sağlayan yaratıcı bir değer olarak ele alınır.
Aşk Ahlâkı’nda kişinin ahlâki olgunluğa hazır bir durumda ulaşmadığı, çeşitli gelişim ve sınanma aşamalarından geçtiği anlatılır. Eğitim, özgürleşme ve kişilik kazanma süreçleri toplum hayatıyla birlikte ele alınır. Eser, bireysel ahlâktan toplumsal adalet ve demokrasi ahlâkına uzanan bir düşünce çizgisi kurar.
Şeytan’la Konuşmalar, 1942’de yayımlanan felsefi ve toplumsal eleştiri kitabıdır. Diyalog, deneme, hiciv ve polemik özelliklerini bir araya getiren eserde düşünce hayatı, kültürel durgunluk, aydın kimliği, toplumsal alışkanlıklar ve insan davranışları eleştirel bir bakışla incelenir.
Eserde Şeytan, yalnızca dinî bir figür olarak değil, yerleşmiş kabulleri sorgulamaya imkân veren kurmaca bir konuşma kişisi olarak kullanılır. İroni ve karşılıklı konuşma biçimi, yazarın toplumsal ve düşünsel meseleleri farklı yönleriyle tartışmasına olanak sağlar.
Türk Tefekkür Tarihi, Türk düşüncesinin Orta Asya’dan Osmanlı dönemine uzanan gelişimini ele alan kapsamlı çalışmalardandır. Din, felsefe, tasavvuf, bilim ve halk düşüncesini aynı tarihsel çerçevede inceleyen eser, Türk düşünce tarihinin bağımsız bir araştırma alanı hâline gelmesine katkıda bulundu.
Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Tanzimat döneminden Cumhuriyet’e uzanan modern Türk düşüncesini inceler. Batılılaşma, modernleşme, pozitivizm, materyalizm, İslâmcılık, milliyetçilik ve sosyalizm gibi düşünce hareketlerini temsilcileri ve tarihsel koşullarıyla birlikte ele alır.
Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, kültürel canlanma dönemlerinde çevirinin önemine odaklanır. Eski Yunan, İslâm ve Avrupa medeniyetleri arasındaki bilgi aktarımını inceleyerek büyük düşünsel dönüşümlerin farklı kültürlerden yapılan tercümelerle nasıl beslendiğini gösterir.
Yirminci Asır Filozofları, çağdaş Batı felsefesinin önemli düşünürlerini ve akımlarını tanıtır. İçtimaî Doktrinler Tarihi ise toplumsal ve siyasal düşünce sistemlerinin tarihsel gelişimini, birbirleriyle ilişkilerini ve toplum anlayışlarını inceler.
Millet ve Tarih Şuuru, millet kavramı, tarih bilinci, kültür ve ortak toplumsal hafıza üzerinde durur. Ülken, milleti değişmez bir biyolojik yapı olarak değil, tarihsel tecrübe, kültür, dil ve ortak değerler çevresinde oluşan toplumsal bir bütünlük olarak ele alır.
Tarihî Maddeciliğe Reddiye, tarihsel ve toplumsal olayları yalnızca ekonomik ve maddi nedenlerle açıklayan yaklaşımları eleştirir. İnsan davranışında düşüncenin, inancın, ahlâkın ve manevi değerlerin etkisini öne çıkararak tek yönlü toplum açıklamalarına karşı çıkar.
Felsefeye Giriş adlı iki ciltlik çalışmasında bilgi, varlık, değer, ahlâk, sanat ve din gibi temel felsefe problemlerini sistemli biçimde ele aldı. Bilgi ve Değer’de bilgi teorisi ile değerler felsefesi arasındaki ilişkiyi; Varlık ve Oluş’ta varlığın yapısını, değişimi ve insanın aşkın gerçeklikle ilişkisini inceledi.
İslâm Düşüncesi ve İslâm Felsefesi: Kaynakları ve Tesirleri, İslâm düşüncesinin gelişimini kelâm, tasavvuf, felsefe ve bilim gelenekleriyle birlikte ele alır. Eski Yunan düşüncesinin İslâm dünyasına aktarılması ve İslâm filozoflarının Avrupa düşüncesi üzerindeki etkileri bu çalışmaların temel konuları arasındadır.
Sosyoloji Problemleri, Veraset ve Cemiyet ile Dünyada ve Türkiye’de Sosyoloji Öğretimi ve Araştırmaları, toplum yapısı, kalıtım, çevre, sosyal ilişkiler ve sosyolojinin akademik gelişimi üzerinde durur. Ülken, bireyle toplumu birbirine karşıt yapılar olarak değil, karşılıklı ilişkiler içinde oluşan gerçeklikler olarak değerlendirdi.
Eğitim Felsefesi, eğitimin amacı, insanın bütünlüklü gelişimi, kişilik, özgürlük ve toplumsal değerler arasındaki ilişkiyi inceler. Yalnızca mesleki beceri kazandırmaya yönelen eğitimin insanı eksik bıraktığını; zihinsel, ahlâki, estetik ve bedensel gelişimin birlikte yürütülmesi gerektiğini savunur.
Değerler, Kültür ve Sanat adlı çalışmasında estetik değerleri, sanatın toplumla ilişkisini ve kültürel üretimi ele aldı. Resim ve Cemiyet ise sanat eserini yalnızca bireysel yeteneğin sonucu olarak değil, belirli bir toplumsal ve tarihsel çevre içinde oluşan kültürel bir ürün olarak inceler.
Ülken, akademik eserlerinin yanında romanlar da yazdı. Yarım Adam ve Posta Yolu, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden Millî Mücadele’ye uzanan toplumsal dönüşümü kişilerin düşünsel ve psikolojik çatışmaları üzerinden anlatır. Bu romanlarda tarihsel olaylarla sosyolojik gözlem bir araya gelir.
Fârâbî’nin bazı risalelerini Kıvâmüddin Burslan ile birlikte Türkçeye çevirdi. Çeviri çalışmalarının yanında resim ve hat sanatıyla ilgilendi; karakalem, yağlı boya ve kompozisyon çalışmalarını sergiledi. Felsefe, sosyoloji, tarih, eğitim, sanat ve edebiyat arasında geniş bir çalışma alanı oluşturdu.
Hilmi Ziya Ülken, 5 Haziran 1974’te İstanbul’da öldü. Türk düşünce tarihi, sosyoloji, İslâm felsefesi, ahlâk ve kültür araştırmalarında bıraktığı geniş külliyat, Türkiye’de sosyal bilimler ile felsefenin gelişiminde kalıcı bir yer edinmesini sağladı.
#HilmiZiyaÜlken #TürkFelsefesi #Sosyoloji #DüşünceTarihi #AşkAhlâkı #ŞeytanlaKonuşmalar #AhlâkFelsefesi #İslâmFelsefesi #EğitimFelsefesi #KültürTarihi #TürkDüşüncesi #CumhuriyetDönemi
Hilmi Ziya Ülken’in Bibliosfer’deki ana sınıflandırma eksenleri felsefe, sosyoloji ve düşünce tarihidir. Ahlâk felsefesi, varlık felsefesi, bilgi felsefesi, değerler felsefesi, eğitim felsefesi, bilim felsefesi, İslâm felsefesi, kültür tarihi ve sanat sosyolojisi düşünsel üretiminin temel alanlarını oluşturur.
Ülken’in çalışmaları felsefeyi, sosyolojiyi ve tarihi birbirinden yalıtılmış disiplinler olarak ele almaz. Felsefi kavramları toplum ve kültür tarihiyle; sosyolojik olayları insanın ruhsal, ahlâki ve düşünsel yapısıyla birlikte inceler. Çok yönlü yaklaşımı, eserlerinin tek bir akademik sınıflandırmaya indirgenmesini engeller.
Felsefesinin merkezinde varlık problemi bulunur. Bilgi, değer, özgürlük, sorumluluk ve inanç sorunlarını insanın varlıkla ilişkisi üzerinden değerlendirir. Bilimin ve kavramsal düşüncenin önemini kabul etmekle birlikte insanın bütün gerçekliğini yalnızca ölçülebilen olaylarla açıklayan yaklaşımları yetersiz bulur.
Bilgi felsefesinde insan bilgisinin sınırları üzerinde durur. Bilme eylemi gerçekliğin belirli yönlerini açıklasa da varlığın bütünü yalnızca bilimsel yöntemle kavranamaz. Düşünme, inanç ve değer alanları insanın bilginin sınırlarını aşma çabasının farklı biçimleridir.
Ahlâk felsefesi, Ülken’in düşünce sisteminin belirleyici alanıdır. Ahlâk, dışarıdan dayatılan kurallara uyumdan çok insanın özgürleşmesi, kişilik kazanması ve değerlerini davranışa dönüştürmesiyle ilgilidir. Bireyin gelişimi, toplumsal adalet ve insanlık idealiyle tamamlanır.
Aşk Ahlâkı; ahlâk felsefesi, felsefi antropoloji, kişilik, özgürlük, sorumluluk, eğitim ve toplumsal değerler başlıklarında yer alır. Eserdeki aşk kavramı romantik bir duyguya indirgenmez; insanın kendisini aşmasına ve daha yüksek değerlere yönelmesine imkân veren ahlâki bir güç olarak kullanılır.
Aşk Ahlâkı’nda insanın gelişimi aşamalı bir süreçtir. Birey, içgüdüsel ve benmerkezci davranışlardan toplumsal sorumluluğa, özgür kişiliğe ve insanlık bilincine doğru ilerler. Bu yapı, eseri kişisel ahlâkla siyaset ve eğitim felsefesini birleştiren bir çalışma hâline getirir.
Şeytan’la Konuşmalar; felsefi deneme, diyalog, eleştiri, hiciv, polemik ve toplumsal düşünce başlıklarında sınıflandırılır. Kitabın kurmaca konuşma biçimi, yazarın yerleşmiş görüşleri sorgulamasına ve düşünce hayatındaki sorunları ironik bir dille görünür kılmasına imkân verir.
Şeytan figürü eserde kötülüğün doğrudan temsilinden çok sorgulayıcı ve kışkırtıcı bir düşünce sesi işlevi görür. Diyalog yapısı farklı görüşlerin çatışmasına alan açarken hiciv, toplumsal eleştirinin sertliğini edebî bir anlatım içinde taşır.
Türk Tefekkür Tarihi ile Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, Türk düşünce tarihi alanının temel eserleri arasındadır. İlk eser Türk düşüncesinin İslâmiyet öncesinden Osmanlı dönemine uzanan kaynaklarına; ikincisi modernleşme dönemindeki fikir hareketlerine yönelir.
Bu çalışmalar düşünce tarihini yalnızca filozofların eserlerinden oluşan bir kronoloji olarak kurmaz. Din, tasavvuf, bilim, siyaset, edebiyat, halk kültürü ve toplumsal değişim düşünsel hayatın parçaları olarak birlikte ele alınır.
Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi; modernleşme, Batılılaşma, pozitivizm, materyalizm, İslâmcılık, milliyetçilik, sosyalizm ve Cumhuriyet düşüncesi eksenlerinde yer alır. Düşünürlerin görüşleri içinde yaşadıkları tarihsel ve toplumsal koşullarla ilişkilendirilir.
İslâm Düşüncesi ve İslâm Felsefesi: Kaynakları ve Tesirleri, İslâm düşünce tarihi, kelâm, tasavvuf, bilim tarihi ve kültürler arası etkileşim alanlarında sınıflandırılır. Bu eserler Yunan felsefesinden İslâm dünyasına, İslâm düşüncesinden Avrupa’ya uzanan bilgi aktarımını görünür kılar.
Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, çeviri tarihi, kültürel aktarım ve medeniyetler arası ilişki alanlarında yer alır. Çeviri, Ülken’in yaklaşımında yalnızca diller arasında metin aktarmak değil, toplumların yeni fikirlerle karşılaşmasını ve düşünsel dönüşüm yaşamasını sağlayan yaratıcı bir faaliyettir.
Sosyoloji çalışmaları toplum yapısı, sosyal sınıflar, kültür, kalıtım, çevre, eğitim ve birey-toplum ilişkisi üzerinde yoğunlaşır. Ülken, toplumsal olayları yalnızca ekonomik çatışmaya veya biyolojik kalıtıma indirgeyen açıklamalardan uzak durur.
Birey ile toplum, düşüncesinde birbirini dışlayan iki gerçeklik değildir. Kişilik toplumsal ilişkiler içinde oluşur; toplum da insanların değerleri, inançları ve karşılıklı davranışlarıyla şekillenir. Bu yaklaşım sosyoloji ile psikoloji ve ahlâk arasında bağlantı kurar.
Felsefeye Giriş, Bilgi ve Değer ve Varlık ve Oluş; sistematik felsefe, ontoloji, epistemoloji ve aksiyoloji alanlarını oluşturur. Bu eserler Ülken’in düşünce tarihi araştırmalarının yanında bağımsız bir felsefi sistem kurmaya yöneldiğini gösterir.
Eğitim Felsefesi; eğitim, kişilik gelişimi, özgürlük, değerler ve toplumsal sorumluluk başlıklarında yer alır. Ülken’in eğitim anlayışı insanı yalnızca belirli bir mesleğe hazırlamayı değil, bedensel, zihinsel, estetik ve ahlâki yönleriyle geliştirmeyi esas alır.
Sanat üzerine çalışmaları estetik, sanat sosyolojisi ve kültür tarihi alanlarındadır. Resim, mimari ve diğer sanat biçimleri bireysel yaratıcılıkla toplumsal çevrenin karşılıklı ilişkisi içinde incelenir. Kendi resim çalışmaları, sanat hakkındaki kuramsal ilgisini uygulamayla birleştirdiğini gösterir.
Yarım Adam ve Posta Yolu, tarihî roman, düşünce romanı, toplumsal roman ve psikolojik anlatı başlıklarında yer alır. Romanlarda Mütareke dönemi ve Millî Mücadele çevresindeki toplumsal değişim, siyasal görüşler ve bireysel bunalımlar birlikte işlenir.
Hilmi Ziya Ülken’in Bibliosfer profili; felsefe, sosyoloji, düşünce tarihi, ahlâk, varlık, bilgi, değer, eğitim, İslâm düşüncesi, kültür tarihi, sanat, çeviri, deneme, polemik ve roman alanlarının kesişiminde yer alır. Onun düşünce dünyasını ayırt eden temel özellik, insanı bedensel, ruhsal, toplumsal ve manevi yönleriyle bütün olarak ele alması ve Türkiye’nin düşünsel birikimini evrensel felsefe tarihi içinde konumlandırmasıdır.