Can Yücel, 21 Ağustos 1926’da İstanbul’un Kumkapı semtinde doğdu. Eski Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in oğludur. Çocukluğu İstanbul’da başladı; ailesi daha sonra Şişli’ye taşındı. Mevlevî kültürüne bağlı bir aile çevresinde büyüdü. İlköğrenimine ikiz kardeşi Canan ile birlikte Boğaziçi İlkokulu’nda başladı. Babasının milletvekilliği nedeniyle aile Ankara’ya taşınınca ortaöğrenimini Ankara’da sürdürdü. Ankara Erkek Lisesi’nde klasik şubede okudu; burada Latince öğrendi, dünya edebiyatıyla ve Nâzım Hikmet’in şiiriyle tanıştı.
Liseden sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü’ne girdi; bir süre Alman Filolojisi’nde de okudu. Daha sonra İngiltere’ye giderek Cambridge Üniversitesi’nde eğitimini sürdürdü. Cambridge yıllarında klasik filoloji, modern tarih, İngiliz edebiyatı ve çeviriyle ilgilendi; Bertrand Russell’ın derslerini izledi. Ancak yükseköğrenimi kesin bir diplomayla sonuçlanmadı. Bu dönem, onun dil, çeviri ve dünya şiiriyle kuracağı ilişkinin temelini oluşturdu.
Askerliğini 1953’te Kore’de yaptı. Askerlik dönüşünde bir süre Türkiye’de yaşadı; 1956’da Devlet Su İşleri’nin Bornova merkezinde görev aldı. Aynı yıl Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten Yeni Hasan, Güzel ve Su adlarında üç çocuğu oldu. Daha sonra eşiyle birlikte yeniden yurt dışına çıktı. Londra’da BBC Türkçe Yayınlar Bölümü’nde spiker olarak çalıştı. Nâzım Hikmet’in ölüm haberini aldıktan sonra duyduğu sarsıntı nedeniyle yayına çıkamadı ve bu görevinden ayrıldı. 1963’te Türkiye’ye döndü; bir süre Marmaris ve Bodrum’da turist temsilcisi olarak çalıştı, ardından İstanbul’a yerleşerek geçimini çevirmenlik ve yazarlıkla sürdürdü.
Can Yücel’in ilk şiir kitabı Yazma 1950’de yayımlandı. Bu kitap dönemin edebiyat ortamında geniş yankı uyandırmadı. 1950’ler ve 1960’larda daha çok çeviriyle ilgilendi; dünya şiirinden yaptığı serbest ve yaratıcı çevirileri Her Boydan / Dünya Şiirinden Seçmeler başlığıyla yayımladı. Shakespeare, Lorca, Brecht, Wilde ve başka birçok yazardan yaptığı çeviriler, onun yalnızca şair değil, Türkçenin imkânlarını genişleten özgün bir çevirmen olarak da tanınmasını sağladı. Shakespeare çevirileri, bire bir sadakatten çok, metni Türkçenin canlı konuşma gücüyle yeniden kuran yaratıcı çeviriler olarak dikkat çekti.
1940’lardan itibaren Yenilikler, Beraber, Seçilmiş Hikâyeler, Dost, Sosyal Adalet, Şiir Sanatı, Dönem, Yön, Ant, İmece, Papirüs, Yeni Dergi, Birikim, Sanat Emeği, Yazko Edebiyat, Yeni Düşün, Adam Sanat, Sombahar, Leman ve Öküz gibi dergi ve yayınlarda şiirleri, yazıları ve çevirileri yayımlandı. 1960’lardan sonra şiirinde siyasal tavır, günlük hayat, mizah, ironi, argo, sokak dili ve doğrudan konuşma belirginleşti.
1970’li yıllar Can Yücel’in şiirinde kırılma dönemidir. 12 Mart döneminde yaptığı çeviriler nedeniyle yargılandı ve hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevi yılları, onun şiirinde muhalif, politik ve gündelik hayatla iç içe geçen yeni bir sesi güçlendirdi. Sevgi Duvarı, Bir Siyasinin Şiirleri ve Ölüm ve Oğlum, bu dönemin temel kitaplarıdır. Bir Siyasinin Şiirleri, cezaevi deneyiminin, politik tavrın, mizahın, öfkenin ve yaşam direncinin birleştiği önemli bir kitap olarak geniş okur kitlesine ulaştı.
Daha sonraki yıllarda Rengâhenk, Gökyokuş, Canfeda, Çok Bi Çocuk, Kısa Devre, Kuzgunun Yavrusu, Gece Vardiyası, Güle Güle / Seslerin Sessizliği, Gezintiler, Maaile, Seke Seke, Mekânım Datça Olsun ve Alavara gibi kitapları yayımlandı. Bu eserlerde politik taşlama, aile sevgisi, doğa, Datça, yaşlılık, hastalık, ölüm, çocukluk, dostluk, gündelik hayat ve toplumsal olaylar iç içe geçti. Maaile, ailesine ve yakın çevresine duyduğu sevgiyle; Mekânım Datça Olsun ise Datça ile kurduğu özel bağla öne çıkar.
Can Yücel’in şiiri konuşma diline, İstanbul ağzına, argoya, küfre, deyimlere, halk söyleyişine, mizaha ve ani dil buluşlarına dayanır. Küfür ve argo kullanımı dönem dönem tartışma yaratsa da, onun şiirinde bu unsurlar yalnızca şok etkisi yaratmak için değil; sokağın dilini, politik öfkeyi, halkın nabzını ve iktidara karşı alaycı direnci şiire taşımak için kullanılır. Şiirlerinde Nâzım Hikmet, Garip şiiri, İkinci Yeni çevresi, İngiliz şiiri ve dünya şiirinden gelen etkiler kendi özgün Türkçesi içinde yeniden biçimlenir.
Düzyazıları da yazarlığının bir parçasıdır. Çeşitli dergilerde yayımlanan yazıları Düzünden adıyla kitaplaştırıldı. Son yıllarında Eski Datça’ya yerleşti; burada hem şiirini hem de kamusal görünürlüğünü sürdürdü. 1990’larda Leman ve Öküz gibi dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlandı. Politik tavrını yaşamının son dönemine kadar korudu; Emek Partisi çevresinde yer aldı, 1999 seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nden milletvekili adayı oldu.
Can Yücel, 12 Ağustos 1999’da vefat etti ve Datça’ya defnedildi. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde konuşma dilini, argoyu, mizahı, politik taşlamayı, çeviriyi, aile sevgisini, doğa duyarlığını ve yaşam coşkusunu bir araya getiren en özgün şairlerden biridir.
#edebiyat #okuma #yazar
Can Yücel’i okurken ilk dikkat çeken şey, onun şiirinin “yüksek” ve mesafeli bir edebiyat dili kurmaktan özellikle kaçınmasıdır. O, şiiri sokağın, meyhanenin, evin, hapishanenin, meydanın, ailenin ve günlük konuşmanın içine indirir. Bu yüzden Can Yücel’i yalnızca “şair” diye sınıflandırmak eksik olur. Şair, çevirmen, denemeci, politik taşlama yazarı, mizahî dil ustası ve kamusal aydın kimlikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Yazma, Can Yücel’in şiir dünyasına giriş kitabıdır; fakat onun asıl özgün sesi bu ilk kitapta henüz tam belirgin değildir. Bu dönemde Mevlevî aile çevresi, klasik şiir kültürü, Garip şiiri ve dünya edebiyatı etkileri görülür. 1950’ler ve 1960’larda çeviriye yönelmesi, onun kendi şiir dilini kurmasında belirleyici olmuştur. Her Boydan / Dünya Şiirinden Seçmeler, yalnızca çeviri kitabı değil, Can Yücel’in Türkçeyle ne kadar serbest, yaratıcı ve canlı ilişki kurabildiğini gösteren temel metinlerden biridir.
Sevgi Duvarı, Can Yücel’in geniş okur çevresince tanınmasını sağlayan ana kitaplardandır. Bu kitapla birlikte şiirinde sevgi, insan, doğa, gündelik hayat, siyasal duyarlık, ironi ve konuşma dili daha belirgin hâle gelir. Kitabın adı, onun şiirindeki temel gerilimlerden birini taşır: dünya sert, politik ve baskıcıdır; fakat insan sevgisi, dostluk, doğa ve mizah bu sertliğe karşı bir direnç alanı açar.
Bir Siyasinin Şiirleri, Can Yücel’in politik şiirinin ve cezaevi deneyiminin merkez kitabıdır. Bu eser, yalnızca bir mahpusluk günlüğü gibi değil; iktidar, baskı, özgürlük, beden, dil, mizah ve öfke arasındaki ilişkinin şiire dönüşmüş biçimi olarak okunmalıdır. Can Yücel burada politik olana doğrudan girer; ancak bunu kuru bir sloganla değil, alay, sözcük oyunu, argo, sert çıkış ve yaşam enerjisiyle kurar.
Ölüm ve Oğlum, mahpusluktan çıkışın, ölümle yüzleşmenin ve yeniden yaşama tutunmanın kitabı olarak değerlendirilebilir. Sonraki kitapları Rengâhenk, Gökyokuş, Canfeda, Çok Bi Çocuk, Kısa Devre, Gece Vardiyası, Maaile, Seke Seke ve Alavara, onun şiirinin farklı damarlarını gösterir: aile sevgisi, çocukluk, Datça, yaşlılık, hastalık, siyasal taşlama, gündelik hayat, cinsellik, mizah, küfür, doğa ve ölüm bilinci.
Can Yücel’in şiirinde çeviri özel bir yere sahiptir. Shakespeare, Lorca, Brecht, Wilde ve dünya şiirinden yaptığı çeviriler, klasik anlamda “sadık çeviri” anlayışından çok yaratıcı yeniden söyleyişe yaklaşır. O, çevirdiği metni Türkçenin canlı damarına, konuşma diline ve yerel mizahına taşır.
Üslup bakımından Can Yücel; argo, küfür, İstanbul Türkçesi, sokak dili, deyimler, halk deyişleri, beklenmedik ses oyunları, politik taşlama ve canlı ritimle tanımlanabilir. Küfür ve argo onun şiirinde yalnızca kaba bir çıkış değil, çoğu zaman iktidara, yapay nezakete, sahte ahlaka ve toplumsal ikiyüzlülüğe karşı kullanılan bir şiir aracıdır. Bu yönüyle okur, Can Yücel’de dilin sadece güzelleştiren değil, saldıran, güldüren, yaralayan ve özgürleştiren bir güç olduğunu görür.
Can Yücel’i yalnızca “küfürlü şiir yazan şair” diye sınıflandırmak ciddi bir eksiltme olur. Bu etiket onun popüler imajını anlatır; fakat şiirindeki asıl mesele Türkçeyi özgürleştirme, konuşma dilini şiire taşıma, politik taşlamayı lirizmle birleştirme ve yaşama sevincini ölümle yan yana kurma becerisidir. Onun şiirinde aile, çocuklar, baba, dostlar, doğa ve Datça da politik şiir kadar güçlüdür.
Son yıllarında Eski Datça’ya yerleşmesi, Mekânım Datça Olsun kitabı ve mezarının Datça’da bulunması, onun şiirsel imgesiyle bu yer arasında güçlü bir bağ kurmuştur. Datça, onun şiirinde yalnızca coğrafi bir mekân değil; yaşlılık, doğa, özgürlük, ölüm ve son sığınak duygusuyla birleşen bir kültürel işarettir.
Can Yücel’in şiirinde Nâzım Hikmet etkisi belirgindir; fakat onun dili Nâzım’ın epik açıklığından çok, sokak ağzı, alay, sözcük oyunu ve bireysel yaşantı üzerinden kurulur. Garip şiiriyle konuşma dili bakımından, İkinci Yeni ile dil ve imge özgürlüğü bakımından, dünya şiiriyle de çeviri ve biçim denemeleri bakımından ilişkilendirilebilir. Buna rağmen nihai olarak kendi başına duran, kolay taklit edilemeyen bir şiir dili kurmuştur.
Alavara
Ben ve Bizimkiler
Benim Öfkem Gecelerin Beyidir
Bir Siyasinin Şiirleri