Bedri Rahmi Eyüboğlu, 15 Mart 1911’de Giresun’un Görele ilçesinde doğdu. Asıl adı Ali Bedrettin’dir. Babası kaymakamlık ve milletvekilliği yapmış Mehmet Rahmi Bey, annesi Lütfiye Hanım’dır. Yazar ve çevirmen Sabahattin Eyüboğlu’nun kardeşi, Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu’nun ağabeyi, ressam Eren Eyüboğlu’nun eşidir. Babasının memuriyeti nedeniyle çocukluk yılları Anadolu’nun farklı şehirlerinde geçti.
İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli yerlerinde sürdürdü. Trabzon Lisesi’nde okurken resim öğretmeni Zeki Kocamemi’nin etkisiyle resme yöneldi. Ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun Paris’ten gönderdiği resim kitapları, onun Batı resmiyle ve modern sanatla erken yaşta tanışmasını sağladı. 1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi; burada Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu.
1931’de eğitimini tamamlamadan Fransa’ya gitti. Dijon ve Lyon’da Fransızcasını geliştirdi; Paris’te müzeleri gezdi, resim kopyaları yaptı ve André Lhote Atölyesi’nde çalıştı. Bu dönemde ileride eşi olacak Rumen asıllı ressam Ernestine Leibovici, Türkçedeki adıyla Eren Eyüboğlu ile tanıştı. 1933’te Türkiye’ye döndü. 1934’te D Grubu’na katıldı. 1935’te ilk kişisel sergisini Bükreş’te açtı. Daha sonra İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyeliğine başladı ve uzun yıllar burada çok sayıda öğrenci yetiştirdi.
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun sanat anlayışının merkezinde Anadolu kültürü yer alır. Kilim, yazma, çini, nakış, halk resmi, minyatür, Karagöz, halk şiiri, masal, türkü, destan, atasözü ve halk inançları onun hem resimlerinde hem de şiirlerinde belirleyici kaynaklardır. Batı resminin tekniklerini Anadolu’nun renk, motif ve biçim dünyasıyla birleştirmeye çalıştı. Bu nedenle modern Türk resminde yerli motifleri çağdaş bir sanat diliyle kaynaştıran en önemli sanatçılardan biri kabul edilir.
Resimlerinde köylüler, balıkçılar, han kahveleri, kadınlar, gelin alayları, horon, halay, yazmalar, kilimler, kuşlar, balıklar, narlar, karadutlar, Anadolu kasabaları ve halk yaşamı sıkça görülür. Yağlıboyanın yanında mozaik, fresk, seramik, vitray, gravür, serigrafi, litografi, yazma baskı, duvar panosu ve rölyef gibi birçok teknikle çalıştı. İstanbul’daki çeşitli yapılar için mozaik ve duvar panoları hazırladı; Vakko, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı ve Karaköy çevresindeki pano çalışmaları onun kamusal sanat alanındaki üretimini gösteren örneklerdendir.
1940’lı yıllarda kendi öğrencileri çevresinde gelişen On’lar Grubu’nun oluşumunda etkili oldu. Bu grup, Batı resminin teknik birikimiyle Anadolu halk sanatlarını bir araya getirme arayışını sürdürdü. Bedri Rahmi, yalnızca bireysel üretimiyle değil, öğretmenliği ve atölye çevresiyle de Cumhuriyet dönemi Türk resminde belirleyici bir sanat eğitimcisi oldu. Fikret Otyam, Nedim Günsür, Turan Erol, Orhan Peker ve Leyla Gamsız gibi isimler onun atölyesinden yetişen sanatçılar arasında anılır.
Edebiyatla ilişkisi lise yıllarında başladı. Şiirlerini ve yazılarını Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik, Varlık, Yeditepe ve çeşitli dergi ve gazetelerde yayımladı. İlk şiir kitabı Yaradana Mektuplar 1941’de çıktı. Ardından Karadut, Tuz, Üçü Birden, Dördü Birden, Dol Karabakır Dol, Yaşadım ve Türküler Dolusu gibi şiir kitapları geldi. Şiirleri daha sonra Dol Karabakır Dol: Bütün Şiirleri başlığı altında toplandı.
Bedri Rahmi’nin şiirinde halk edebiyatı, türkü, mani, destan, masal ve Anadolu söyleyişi güçlü biçimde yer alır. Şiirleri çoğu zaman renkli, canlı, ritmik, konuşma diline yakın ve görsel imgelerle doludur. Ressam oluşu, şiirlerinde de belirgindir; karadut, nar, yeşil, mavi, kırmızı, toprak, deniz, taş, kuş, balık ve kadın imgeleri onun şiirsel dünyasını resimsel bir yoğunlukla kurar. Karadut, hem aşk şiiri hem de renk, tat, beden ve doğa duyarlığının iç içe geçtiği bir şiir kitabı olarak öne çıkar.
Deneme, gezi yazısı, sanat yazısı ve mektup türlerinde de eser verdi. Canım Anadolu ve Delifişek, onun Anadolu’ya, halk sanatlarına, resme, sanatçıya, gündelik hayata ve kültür dünyasına ilişkin gözlemlerini içeren yazılarındandır. Gazete ve dergilerde yayımlanan yazıları daha sonra toplu eserler hâlinde yayımlandı. Bu yazılarda sanat üzerine düşüncelerini sade, canlı ve okura yakın bir dille dile getirdi.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, 21 Eylül 1975’te İstanbul’da vefat etti. Cumhuriyet dönemi Türk sanatında ressam, şair, yazar, akademisyen, sanat eğitimcisi, mozaik ve duvar resmi sanatçısı kimlikleriyle çok yönlü bir yer edinmiştir. Hem resimde hem şiirde Anadolu’yu modern sanatın merkezine taşıyan sanatçılardan biridir.
#edebiyat #okuma #yazar
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu okurken ve eserlerine bakarken ilk dikkat edilmesi gereken şey, onun tek bir sanat alanına sığmamasıdır. O hem ressam hem şair hem yazar hem akademisyen hem de sanat eğitimcisidir. Bu nedenle yalnızca “şair” ya da yalnızca “ressam” olarak sınıflandırılması eksik olur. Onun kaydı, edebiyat ile görsel sanatların kesiştiği özel bir alanda değerlendirilmelidir.
Bedri Rahmi’nin şiiri, resimlerinden ayrı düşünülemez. Yaradana Mektuplar, Karadut, Tuz ve Dol Karabakır Dol gibi kitaplarda renkler, tatlar, dokular, meyveler, taşlar, toprak, deniz, kadın yüzleri, halk söyleyişleri ve Anadolu’nun canlı malzemesi şiire dönüşür. Onun şiirinde görüntü neredeyse boya gibi kullanılır; sözcükler bir tablo kurar. Bu nedenle “ressam-şair” etiketi onun için yalnızca yardımcı bir tanım değil, ana sınıflandırma olmalıdır.
Karadut, Bedri Rahmi’nin şiir dünyasında özel bir yere sahiptir. Bu kitapta aşk, beden, doğa, renk ve duyusal yoğunluk iç içe geçer. Karadut imgesi yalnızca bir meyve değildir; tat, renk, arzu, sevgi, dokunma ve görme duyularını birleştiren güçlü bir şiirsel merkezdir. Bedri Rahmi’nin şiiri, bu yönüyle soyut düşünceden çok duyusal dünyaya, halk diline ve resimsel canlılığa yaslanır.
Onun sanatının ikinci büyük ekseni Anadolu’dur. Bedri Rahmi için Anadolu yalnızca konu ya da dekor değildir; biçim, renk, ritim ve düşünce kaynağıdır. Kilimler, yazmalar, halk nakışları, türküler, maniler, masallar, köy kahveleri, balıkçılar, kadınlar, kuşlar, balıklar ve narlar onun sanatında sürekli geri döner. Bu yüzden Bibliosfer’de “Anadolu”, “halk kültürü”, “halk edebiyatı”, “türkü”, “kilim motifi”, “yazma baskı” ve “yerli-modern sanat” etiketleri birlikte kullanılmalıdır.
Bedri Rahmi’nin resim anlayışı da Bibliosfer kaydında görünür olmalıdır. Han Kahvesi, Anadolu insanını, mekânını ve renk dünyasını modern bir kompozisyonla kuran önemli örneklerden biridir. Sanatçı yağlıboya, mozaik, fresk, seramik, vitray, gravür, serigrafi, litografi ve yazma baskı gibi çok farklı tekniklerde üretim yapmıştır. Bu çeşitlilik, onu yalnızca tablo ressamı değil, kamusal alan için çalışan bir duvar resmi, mozaik ve dekoratif sanat sanatçısı olarak da değerlendirmeyi gerektirir.
D Grubu ve On’lar Grubu bağlantısı, Bedri Rahmi’nin sanat tarihindeki yerini anlamak için önemlidir. D Grubu içinde modern resim arayışlarıyla ilişki kurmuş; On’lar Grubu çevresinde ise öğrencilerini Anadolu halk sanatlarını çağdaş resim diliyle yeniden yorumlamaya yönlendirmiştir. Böylece yalnızca kendi eserlerini üretmekle kalmamış, Cumhuriyet dönemi Türk resminde kuşak yetiştiren bir hoca kimliği kazanmıştır.
Deneme ve gezi yazıları, onun sanat anlayışının yazıya döküldüğü alanlardır. Canım Anadolu, Delifişek ve toplu yazıları, Bedri Rahmi’nin Anadolu’ya, halk sanatlarına, resme, zanaata, sanatçıya ve gündelik hayata nasıl baktığını gösterir. Bu metinler akademik bir sanat tarihi dilinden çok, gözlemci, sıcak, konuşur gibi ilerleyen ve sanatla hayatı birleştiren bir üslup taşır. Bu nedenle Bibliosfer’de “deneme”, “gezi yazısı” ve “sanat yazıları” kategorileri de eklenmelidir.
Üslup bakımından Bedri Rahmi; renkli, coşkulu, halk diline yakın, türkü ritmine açık, görsel ve duyusal bir şiir dili kurar. Şiirlerinde hem Yunus Emre, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal gibi halk ve tekke şiiri damarlarının; hem de modern Türk şiirinin konuşma diline yönelen çizgisinin izleri hissedilir. Ancak o bu etkileri doğrudan taklit etmez; ressam duyarlığıyla yeniden yoğurur.
Bedri Rahmi’yi yalnızca “Anadolu ressamı” olarak sınıflandırmak da yetersizdir. Anadolu onun ana kaynağıdır; fakat bu kaynak Batı resmi, modern kompozisyon, akademi eğitimi, Paris deneyimi, mozaik ve duvar resmi teknikleriyle birleşir. Aynı şekilde onu yalnızca “halk şiirinden beslenen şair” diye görmek de eksik olur; çünkü onun şiirinde resim, renk, modern sanat, aşk ve bireysel duyarlık da güçlüdür.
Bu Anadolu Var Ya
Delifişek
Dol Karabakır Dol
Kardeş Mektupları
Körolası
Sabır İle Koruk Toplu Eserleri Yazılar 1952-1953
Pembe Vinç