Geçmişte kurduğumuz ilişkiler, bugün sevdiklerimize nasıl yaklaştığımızı ne kadar belirler? Çocuklukta öğrendiğimiz yakınlık biçimleri, yetişkin olduğumuzda da bizimle birlikte yaşamaya devam eder mi?
Nilüfer Devecigil, Işığın Yolu’nda Ayşenur’un kendini ve ilişkilerini anlamaya çalıştığı bir yolculuğu anlatıyor. Michael ile kurduğu ilişki, ardından anne olması, onun geçmişine ve özellikle kendi ailesiyle kurduğu bağlara farklı bir gözle bakmasına neden oluyor. Yaşadığı güçlüklerin ardında yalnızca bugünün değil, yıllar önce oluşmuş duygusal izlerin de bulunduğunu fark etmeye başlıyor.
Roman; bağlanma, ebeveynlik ve geçmişten taşınan yaralar gibi psikolojik konuları bir hikâyenin içinde ele alırken nörobilimden felsefeye, mindfulness’tan tasavvufa uzanan farklı düşünce alanlarından da besleniyor. Devecigil, insanın geçmişini değiştiremese bile onun bugünkü ilişkileri üzerindeki etkisini fark ederek kendisiyle yeni bir ilişki kurabileceğini düşündürüyor.
Işığın Yolu, kişinin kendisini anlamasının yalnızca kendi hayatını değil, sevdiği insanlarla kurduğu bağları da nasıl dönüştürebileceğine odaklanan; psikoloji ile edebiyatı bir araya getiren bir anlatı.