Cezaevinde herkesin bir hikâyesi vardır.
Kimi anlatır.
Kimi değiştirir.
Kimi yıllar geçtikçe kendi anlattığı hikâyeye inanmaya başlar.
Bazılarıysa susar.
Barana susanlardan biridir.
Müebbet hapis cezasına çarptırılmış genç adam, Taşkale Cezaevi’nin C-6 koğuşuna getirildiğinde yanındaki mahkûmlar onun hakkında neredeyse hiçbir şey bilmez.
Neden buradadır?
Ne yapmıştır?
Neden başına gelenlere rağmen konuşmamaktadır?
Sorular çoğalır ama Barana’nın dudakları kapalı kalır. Üstelik cezaevinde gördüğü şiddet ve baskı bile bu sessizliği bozmaya yetmez.
Koğuşta onu izleyenlerden biri Mesut Hoca’dır.
Bir zamanlar öğretmen olan, şimdi diğer mahkûmlar gibi demir kapıların ardında kendi geçmişiyle yaşayan Mesut, Barana’nın sessizliğinin içinde saklanan hikâyeyi anlamaya çalışırken diğer mahkûmların hayatları da yavaş yavaş açılır.
Çünkü cezaevinde zaman farklı akar.
Dışarıda hayat devam ederken içeride insanlar aynı duvarların arasında geçmişlerini tekrar tekrar yaşarlar.
Bir hatıra…
Bir mektup…
Bir insanın geride bıraktığı küçük bir eşya…
Bazen bütün bir ömrü ayakta tutmaya yeter.
Barana için de geçmişten kalan küçücük bir iz, dışarıdaki hayata açılan incecik bir bağ hâline gelir. Bir saç teli bile insanın unutmamak için tutunduğu son şey olabilir.
Kemal Varol, Kara Sis’te yalnızca mahkûmların işlediği suçları anlatmıyor. Onların suçtan önce kim olduklarına, kimi sevdiklerine, neleri kaybettiklerine ve demir kapıların ardında geçmişlerini nasıl taşımaya devam ettiklerine bakıyor. Romanın dünyasında mahkûmlar birbirlerine hikâyelerini anlatarak varlıklarını sürdürür; Barana’nın suskunluğu ise bütün bu anlatıların ortasında giderek daha büyük bir sır hâline gelir.
Burada herkes bir şey bekler.
Tahliyeyi…
Bir mektubu…
Bir ziyaretçiyi…
Affedilmeyi…
Ya da artık mümkün olmadığını bildiği bir hayatın geri dönmesini.
Fakat bazı cezalar mahkeme kararıyla başlamaz.
İnsan onları çok daha önce kendi içinde taşımaya başlamıştır.
Kara Sis, hapishane duvarlarının arasından insanın suçla, vicdanla, şiddetle, yalnızlıkla ve umutla kurduğu ilişkiye bakan karanlık ve hüzünlü bir roman. Varol, en ağır hikâyelerin bile anlatıldıkça başka bir biçime büründüğü; insanların birbirlerini çoğu zaman acılarından tanıdığı kapalı bir dünya kuruyor.
Çünkü cezaevinde insanı hayatta tutan şey bazen özgürlüğe kavuşma ihtimali değildir.
Bazen bir hatıradır.
Bazen anlatılmayı bekleyen bir hikâye.
Bazen de kopmasın diye yıllarca saklanan küçücük bir bağ.
Kara Sis, karanlığın içinde bile insanın tutunacak bir şey aramaktan vazgeçmediği bir roman.