Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
17 Gösterim

Kasabaya iki ihtiyar gelir.
Nereden geldiklerini bilen yoktur.
Neden geldiklerini de.
Biri caddenin bir yanındaki meyhaneye oturur, diğeri karşısındakine.
Ve saatler boyunca birbirlerine bakarlar.

Öfkeyle.
Sessizce.
Sanki yıllardır yalnızca o ânı bekliyorlarmış gibi.

Adları Rahatsız Kâmil ve İçli Halil’dir. Onları gören herkes aynı şeyi merak etmeye başlar:
Bu iki adamın arasında ne yaşanmıştır?
Üstelik oturdukları meyhanelerin sahipleri de birbirlerine küsmüş iki kardeştir.

Böylece Arkanya’nın ortasında tuhaf bir manzara belirir.
Birbirine bakan iki meyhane.
Birbirine küsmüş iki kardeş.
Ve yıllardır içlerinde taşıdıkları kini tek kelime etmeden sürdüren iki ihtiyar.

Kasaba için bundan daha güzel bir merak konusu düşünülemez.
Herkesin bir fikri vardır.
Herkes bir şey duymuştur.
Birinin bildiğini diğeri tamamlar.
Bir başkası bütün anlatılanları yalanlar.
Derken iki ihtiyarın geçmişi hakkında hikâyeler çoğalmaya başlar.

Hangisi gerçek?
Hangisi uydurma?
Belki hiçbirisi.
Belki de hepsi.

Çünkü bir insanın hikâyesi yalnızca onun yaşadıklarından oluşmaz. Başkalarının onun hakkında anlattıkları da zamanla gerçeğin bir parçasına dönüşür.

Elektro Cemil ve Arkanya’nın diğer insanları devreye girdikçe anlatı dallanıp budaklanır. Bir hikâyenin içinden başka bir hikâye çıkar; anlatan herkes başkasından söz ederken biraz da kendisini ele verir.

Arka planda ise 12 Eylül’ün ardından sessizleşmiş bir memleket vardır.

Korkuların, küskünlüklerin, eski hesapların ve söylenemeyenlerin ağırlığı küçük kasabanın üzerine çökmüştür. Fakat hayat bütün bunlara rağmen devam eder.

İnsanlar içer.
Konuşur.
Dedikodu yapar.
Güler.
Birbirlerine kızar.
Ve geçmişten kalan yaralarını hikâyelerin arasına saklar.

Kemal Varol, Jar’da iki ihtiyarın düşmanlığından yola çıkarak yalnızca onların geçmişindeki sırrı değil, bir kasabanın hafızasını da anlatıyor. Mizahla hüzün sürekli yer değiştirirken kişisel hesaplaşmalarla memleketin yakın tarihi birbirine karışıyor. Yayıncının da vurguladığı gibi roman, tek bir doğruya ulaşmaktan çok gerçek denilen şeyin farklı anlatılar arasında nasıl kurulduğuyla ilgileniyor.

İki adam susuyor.
Kasaba onların yerine konuşuyor.

Her anlatılan hikâye gerçeğe biraz daha yaklaştırıyor gibi görünürken onu biraz daha belirsizleştiriyor.

Çünkü bazı düşmanlıkların başlangıcını yıllar sonra bulmak kolay değildir.

Öfke büyür.
Hafıza değişir.
Hikâyeler çoğalır.
Ve sonunda insan ne yaşandığını değil, kimin anlattığına göre ne yaşandığını dinlemeye başlar.

Jar, kin, kardeşlik, taşra, hafıza ve hakikat üzerine; hüzünle mizahı, geçmişle bugünü iç içe geçiren çok sesli bir roman.

Bazen iki insanın birbirine neden düşman olduğunu öğrenmek için tek bir hikâye yetmez.

Bütün kasabayı dinlemek gerekir.