Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
17 Gösterim

İnsanlar savaşır.
Sınırlar çizer.
Taraflar seçer.
Birbirlerine düşman olur.
Ama savaş başladığında, nedenini hiç bilmeyenlerin hayatı da değişir.

Mikasa bir köpektir.
Sokakları bilir.
Dağların kokusunu, gecenin sesini, yaklaşan tehlikeyi hisseder.
İnsanların söylediği her şeyi anlayamaz belki ama korkuyu tanır.
Silah sesini tanır.
Ölümü tanır.
Ve en çok da Melsa’yı tanır.
Çünkü Mikasa âşıktır.

Melsa onun için bütün kokuların arasından seçebildiği, bütün yolların sonunda bulmak istediği tek varlıktır. Fakat yaşadıkları coğrafyada artık hiçbir yol güvenli değildir.

Güneylilerle Kuzeyliler savaşmaktadır.

İnsanların neden birbirlerini öldürdüklerini Mikasa bütünüyle anlayamaz. Kimin haklı, kimin haksız olduğunu da bilmez.
Onun gördüğü daha basit ve belki de daha ağırdır:

Bir gün birlikte yaşayan insanlar ertesi gün birbirlerinden korkmaya başlar.
Evler boşalır.
Köyler sessizleşir.
Silahlar konuşur.
Ve insanların savaşı, kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan bütün canlıların hayatına yayılır.

Mikasa bütün bunları bir insanın diliyle açıklamaya çalışmaz.
O kokularla hatırlar.
Seslerle.
Yollarla.
Kaybettiği dostlarla.
Ve Melsa’nın iziyle.

Romanın başka bir zamanında ise Mikasa’nın torunu onun hikâyesini taşır. Geçmiş böylece yalnız insanların değil, hayvanların da hafızasına dönüşür; bir kuşağın yaşadığı acı başka bir kuşağın anlattığı hikâyede yaşamaya devam eder.

Kemal Varol, Haw’da savaşın tarihini kazananların ya da kaybedenlerin gözünden anlatmak yerine, bütün tarafların dışında kalan bir canlıya söz veriyor.

Bu tercih romanın sorusunu da değiştiriyor.
Kim kazandı?
Kim kaybetti?
sorularından önce başka bir soru beliriyor:

Bütün bunların bedelini kimler ödedi?

İnsanlar kadar köpekler…
Kuşlar…
Dereler…
Dağlar…
Terk edilmiş evler ve sessizleşen sokaklar da savaşın içinde kalıyor.

Fakat Haw yalnızca yıkımın romanı değil.
Mikasa’nın Melsa’ya bağlılığı, bütün karanlığın ortasında hayatın başka bir yüzünü de taşıyor.

Sevmeyi.
Beklemeyi.
Sadakati.
Ve kaybedilen birini aramaktan vazgeçmemeyi.

Haw, bir köpeğin gözünden savaşın anlamsızlığını, aşkı, hafızayı ve hayatta kalmayı anlatan; insanın kendi yarattığı şiddete başka bir canlının gözlerinden bakmasını sağlayan sıra dışı bir roman. Yayıncının ifadesiyle de eser, hakikat, aşk ve barış etrafında kurulmuş çağdaş bir ağıt niteliği taşır.

İnsanlar savaşın nedenlerini anlatabilir.
Tarihler yazabilir.
Kendilerini haklı çıkarabilir.
Ama bütün açıklamalar bittikten sonra geriye aynı şey kalır:

Kaybolanlar.
Bekleyenler.
Ve bir daha geri dönmeyenler.

Mikasa’nın bilmediği çok şey vardır.
Ama belki insanlardan daha iyi bildiği bir şey de vardır:

Sevdiğinin hangi tarafta olduğunu sormadan sevmek.