Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
15 Gösterim

Babasıyla geçiremediği yirmi beş yılın ardından Yusuf’a yalnızca birkaç gün kalmıştı.
O birkaç gün boyunca aynı arabada oturdular.
Sustular.
Konuştular.
Geçmişin yaralarını açtılar.

Ve Yusuf, yıllardır içinde taşıdığı soruların bazılarını sormaya ancak babasını kaybetmek üzereyken cesaret edebildi.

Şimdi yolculuk bitmemiştir.
Yalnızca yolculardan biri eksilmiştir.
Heves Ali artık Yusuf’un yanında değil, tabutundadır.

Yusuf, babasının vasiyetini yerine getirmek için yeniden yola çıkar. Arabasında Heves Ali’den geriye kalan birkaç eşya vardır:

Eski bir bavul.
Üç telli bir bağlama.
Ve taşınması bunların hepsinden ağır bir geçmiş.
Yol bu kez Kars’tan Arguvan’a uzanır.

Fakat Yusuf yalnızca babasını toprağa götürmemektedir.
Çocukluğunu da yanında taşır.
Babası tarafından terk edilmenin öfkesini…
Annesinin hatırasını…
Yıllarca cevapsız kalmış soruları…
Ve insan ne kadar büyürse büyüsün içinde yaşamaya devam eden o eski çocuğu.

Heves Ali artık cevap veremeyecektir.
Belki de bu yüzden Yusuf ilk kez onu gerçekten dinlemeye başlar.
Bağlama, yolculuğun sessiz yol arkadaşına dönüşür.

Heves Ali zor zamanlarında sazına sarılırken Yusuf başka bir çağın insanıdır; telefonların, ekranların ve sürekli görünür olma arzusunun dünyasında yaşar. Kemal Varol da romanı kurarken baba ile oğul arasındaki bu kuşaksal karşıtlığı özellikle vurgular: Heves Ali geçmişe, Yusuf bugüne aittir.

Ama insan ne kadar bugünde yaşarsa yaşasın geçmiş bazen yolunu keser.
Yusuf’un karşısına bu kez yalnızca babası çıkmaz.
Aylın da vardır.
Yıllar önce yarım kalmış bir aşk…
Söylenememiş sözler…
Başka türlü yaşanabilecekken yaşanamamış bir hayat ihtimali…

Yusuf babasının geçmişini anlamaya çalışırken kendi geçmişinin de hâlâ kapanmadığını fark eder. Romanın ikinci büyük hattını Yusuf ile Aylın arasındaki bu yarım kalmış ilişki oluşturur.

Kemal Varol, Babamın Bağlaması’nda Âşıklar Bayramı’nda başlayan baba-oğul hesaplaşmasını ölümün ötesine taşıyor.

Çünkü bazı hesaplaşmalar insan hayattayken tamamlanmaz.
Bazı soruların cevabı hiç gelmez.
Ve bağışlamak, her zaman karşımızdaki kişinin özür dilemesiyle başlamaz.
Bazen insan öfkesini taşıyamayacak kadar yorulduğunda başlar.

Babamın Bağlaması, babalık ve oğulluk, yas, terk edilme, aşk, memleket ve geçmişle barışma üzerine hüzünlü bir yol romanı; aynı zamanda Âşıklar Bayramı’nın ikinci perdesidir.

Yusuf bu kez babasını bir yere yetiştirmeye çalışmıyor.
Onu son yolculuğuna götürüyor.
Ama yol uzadıkça anlıyor ki gömülmesi gereken yalnızca bir beden değildir.
Yıllardır içinde taşıdığı kırgınlıkların da bir yere bırakılması gerekir.
Çünkü bazen babadan oğula kalan en ağır miras bir ev, bir toprak ya da para değildir.

Bazen yalnızca bir bağlama ve tamamlanmamış bir cümledir.