Yirmi beş yıl sonra bir gece kapınız çalarsa…
Ve karşınızda sizi yıllar önce terk eden babanızı görürseniz, ne söylersiniz?
Yusuf kırk yaşında, Diyarbakır’da yaşayan bir avukattır.
Babası Heves Ali ise elinde sazıyla memleket memleket dolaşan bir halk âşığı.
Yusuf onu en son on beş yaşındayken görmüştür.
Aradan geçen yirmi beş yılda Heves Ali ne aramış ne de oğlunun hayatında yeniden görünmüştür. Yusuf babasız büyümüş; öfkesini, kırgınlığını ve cevapsız sorularını kendi içinde taşımayı öğrenmiştir.
Şimdi Heves Ali kapısındadır.
Ama zamanları çok değildir.
Heves Ali ağır hastadır ve son bir isteği vardır:
Kars’ta düzenlenen Âşıklar Bayramı’na gitmek.
Böylece yıllardır birbirlerine söylemedikleri onlarca sözle baba ve oğul aynı arabaya biner.
Diyarbakır’dan Kars’a uzanan yol, kilometreler ilerledikçe geçmişe doğru da uzamaya başlar.
Yusuf’un soruları vardır.
Neden gittin?
Neden dönmedin?
Neden bir kez olsun beni aramadın?
Heves Ali’nin ise her soruya verecek bir cevabı yoktur.
Bazen susar.
Bazen sazına sığınır.
Bazen yıllardır görmediği eski bir dostun ya da geçmişte bıraktığı bir insanın kapısında durur.
Yusuf yol boyunca yalnızca kendi babasını değil, başkalarının tanıdığı Heves Ali’yi de keşfetmeye başlar.
Bir türkü âşığını.
Bir yolcuyu.
Bir dostu.
Bir zamanlar sevmiş ve arkasında yarım kalmış hayatlar bırakmış bir adamı.
Fakat bütün bunlar Yusuf’un içindeki çocuğun sorusunu ortadan kaldırmaz:
Herkese yetişen bu adam, neden kendi oğluna yetişememiştir?
Kemal Varol, Âşıklar Bayramı’nda baba-oğul ilişkisini büyük hesaplaşmalardan çok, söylenemeyen sözlerin ve küçük suskunlukların içinden anlatıyor. Bir tarafta terk edilmiş olmanın öfkesi, diğer tarafta geç kalmış bir yakınlaşmanın ihtimali vardır.
Yol boyunca türküler, eski aşklar, yarım kalmış ilişkiler ve memleketin farklı yüzleri bu iki adamın hikâyesine karışır. Yusuf’un kendi aşk hayatındaki eksiklikler de babasından kalan yaraların insanın başka ilişkilerine nasıl taşınabildiğini düşündürür. Romanın yayıncı tanıtımı da eseri özellikle babalar ve oğullar, eski aşklar, kapanmamış yaralar ve bağışlanma üzerine kurulu üç günlük bir helalleşme yolculuğu olarak tanımlar.
Âşıklar Bayramı, babasını affedip affedemeyeceğini bilmeyen bir oğulla, söylemek istediklerini söylemek için belki de çok geç kalmış bir babanın hüzünlü yol hikâyesi.
Çünkü bazı insanlar hayatımızdan gittiklerinde gerçekten gitmezler.
Yokluklarıyla bizimle kalırlar.
Yıllar geçer.
Öfke değişir.
İnsan büyür.
Ama çocukken sorulamayan bir soru, insanın içinde aynı yaşta beklemeye devam eder.
Ve bazen bir ömürlük kırgınlığı çözmek için insana yalnızca birkaç gün kalır.
Âşıklar Bayramı, tam da o birkaç günün romanı.