Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
24 Gösterim

Lanzarote’nin sakinliği, dünyanın gürültüsünü susturmaya yetmez.

José Saramago, **Lanzarote Defterleri III. Kitap**’ta 1995 yılı boyunca yaşadıklarını, karşılaşmalarını ve zihninden geçenleri gün gün kayda geçiriyor. Bir yanda Kanarya Adaları’nın uzak ve dingin yaşamı, diğer yanda seyahatler, konferanslar, ödül törenleri, edebiyat toplantıları ve durmadan değişen bir dünyanın tartışmaları vardır.

Saramago artık kitapları birçok ülkede okunan, ödüllerle ve unvanlarla karşılanan tanınmış bir yazardır. Ancak bu görünür başarının ardında kendisinden, yazdıklarından ve edebiyatın dünyadaki yerinden kuşku duymayı sürdüren bir insan bulunur. Alkışların arasından geçerken yaşlanmayı, zamanı ve ardında bırakacağı eserleri düşünür; yazmanın verdiği güven kadar yarattığı huzursuzlukla da yüzleşir.

Dostlarla yapılan konuşmalar, okurlardan gelen mektuplar, başka yazarlarla kurulan bağlar ve edebiyat dünyasının perde arkasındaki ilişkiler bu defterlerin kişisel yönünü oluşturur. Fakat Saramago yalnızca kendi hayatını anlatmakla yetinmez. Gördüğü her olay, onu daha büyük sorulara götürür.

Siyasetin insan hayatından uzaklaşmasına, ekonomik çıkarların her şeyin önüne geçmesine, dinî ve siyasal baskıların düşünceyi sınırlamasına sert biçimde karşı çıkar. Dünyanın ortak değerlerinin birer birer piyasaya teslim edilmesini, adaletin güçlünün çıkarına göre biçimlenmesini ve insanın giderek yalnızlaştırılmasını kendine özgü açıklığı ve ironisiyle sorgular.

Onun günlüğünde özel hayatla kamusal hayat arasında kesin bir sınır yoktur. Bir dostun sözü dünya siyasetine, küçük bir yolculuk insanlığın geleceğine, gündelik bir olay ise edebiyatın sorumluluğuna açılabilir. Saramago için yazmak, yalnızca gördüklerini kaydetmek değil; çağının karşısında nerede durduğunu açıklamaktır.

**Lanzarote Defterleri III. Kitap**, büyük bir yazarın çalışma masasının ardına bakma fırsatı sunarken 1995 dünyasının düşünsel ve siyasal portresini de çiziyor. Sakinliğin içindeki öfkeyi, başarıların ardındaki kuşkuyu ve yaş ilerledikçe azalmayan mücadele isteğini görünür kılıyor.

Çünkü Saramago için bir yazarın günlüğü, yalnızca kendisine tuttuğu bir ayna değildir.

Aynı zamanda yaşadığı çağın vicdanına yönelttiği uzun ve ısrarlı bir sorudur.